Femihat yanıtlıyor: Sokak bizim, küfür kimin?

0
611

Merhaba Femihat. Sana sormak istediğim şey aslında hep ikilemde kaldığım bir şey. Kullandığımız dilin ne kadar önemli olduğunu biliyorum ve cinsiyetçi söylemlerde bulunmamak adına konuşurken bazı kelimelerime de dikkat etmeye çalışıyorum. Ancak ağzımdan çıkan küfürlerde ve günlük hayatta da sıkça kullandığım şu üç harfli kısaltmada bir sorun görmüyorum. Ağız alışkanlığı ile kullandığım bu argolar ve o malum kısaltılmış küfür gerçekten bir problem mi? Çünkü kullandığım an kadın düşmanı ve cinsiyetçi ilan edildiğim de olmuştu. Kullanmayı bırakırsam bir değişim yaratmış olur muyum? Tam olarak neden kullanmamalıyız? Fikirlerini merak ediyorum.

Rumuz: Cappucino

Sevgili Cappuccino,

Ne kadar doğru bir konuyu gündeme getirdin ağzına sağlık öncelikle 🙂

Küfür mevzuu biraz karışık bir konu aslına bakacak olursan. Bir yanıyla “kadınların ağzına küfür hiç yakışmıyor cınım” diyenlere inat hanfendi kadın tabusunu alaşağı eden, kadınları gerçek hayattan koparıp salonların vitrinlerine dizen düzene dil çıkaran, kadınların da sokağa çıktıklarını, sokağın kadınların da hayatı ve dili olduğunu gösterdiğini düşünüyor ve kadınların dolu dolu küfrettiği bazı durumları seviyorum açıkçası. Hele ki karşısında şoka girmiş yüzler görmenin mutluluğu tadından yenmiyor doğrusu!

Ama tabii ki burada iş dönüp dolaşıp o dille ne dediğimize geliyor tabii ki. Tüm isyan bayraklarımızı kapıp sokağa çıksak ve ağzımıza geleni söylesek de ne talihsizliktir ki dilimizden dökülenler de sokakta hakim zihniyetin dilinin tuhaf bir karması olabiliyor sadece, başka türlüsünü duyamamış ki kulaklarımız. Böyle olunca küfür diye bildiklerimiz de çoğu zaman şiddetle neler yapılabileceğinin kaba saba bir tasviri olmanın ötesine gidemiyor. İçinde şiddet tehdidi olmasa da küfürde diğer baskın ekol, sana benzemeyen zaten aşağılıktır mottosuyla mükemmel tanımına uymayan herkese niye birinci sınıf olmadığı hatırlatılacak şekilde sıfatlar yapıştırmak. Eh mükemmel olanın da cishet/Türk/Sünni/insan/erkek olduğu düşünülünce kalan %99’un vay haline…

E peki çok küfredesimiz, dolu dolu küfredesimiz var ve fakat elimizdeki malzeme bu, ne yapacağız? Bir olası metod küfrü aşağılamadan çıkarmak, değiştirip dönüştürmek. Söylenene yüklenen negatif anlamı oradan söküp atmak, sahiplenmek, kendinleştirmek, böylece aşağılama yetisini yok etmek. Bu metod mesela demin bahsettiğim sıfat yapıştırmalarda çok işe yarayabiliyor zaman zaman. “Velev ki ibneyiz…” dediğin an ibneliği o hetero ağızlardan söküp kendininleştirdiğin an, hem dilini hem kendini özgürleştiridiğin an o kelime artık senin, karşında bıraktığın ise ağzı bomboş kalmış bir egemen artığı 🙂

Ama bazı durumlarda bu metodu kullanmak çok zor olabiliyor. Örneğin senin kullanmayı sevdiğinden bahsettiğin üç harfli kısaltma, aslında ciddi bir şiddet failliği içeriyor, üstelik cinsiyet üzerinden egemenlik kuran bir şiddetin failliğini. Ve bu tip tümceleri ne kadar uğraşırsan uğraş dönüştürmek çok zor, çünkü içerdiği eylem sabitlenmiş orada bir kere. Ve maalesef ne kadar istemeden de olsa her ağzımıza aldığımızda o eylemi biz de yeniden üretiyoruz, ne yazık ki bir söz (hele ki böylesi sözler) sadece bir söz olamıyor hiçbir zaman, söylendiği an bir eyleme işaret ediyor, hatta kimi zaman kendisi bir eylem yerine geçiyor. Bu nedenle her ne kadar yasakçı zihniyetten alabildiğine kaçmak istesek de ağzımızdan çıktığı an o cümlenin sorumlusu artık biziz, bu yüzden bazen kendimizle de bazı münakaşalara oturmamız, yaptığımızı haklı çıkarmaya çalışmak yerine neyi niye yaptığımızı düşünmemiz gerekir ve bu iyi de olabilir, hatta bunun feminist politikanın önemli ve ayrıksı bir parçası ve çok değerli bir özelliği olduğunu da düşünüyorum: Dönüşmeye kendinden başlamak. Hiçbirimiz “the feminist” değiliz, öyle doğmadık, öyle büyümedik. Çarpa çarpa, yanlış yapa yapa yürüdük, muhtemelen de öyle devam edeceğiz, yeter ki yaptıklarımızın kendimizi dönüştürme kudreti olsun.

“Sonuçta Femihatçığım hani küfür güzeldi peki ben ne diyeyim bu üç harfli yerine?” dediğini duyar gibiyim. Bunun pek çok yolu olabilir, biraz düşünmek biraz da eskilerle sohbet etmek çok zihin açıcı olabilir. Bekar ama sevgili olan bir kadın olarak karı koca kavgasını gevşek gevşek dinlediğim bir gün ailenin büyük kadını bu gevşekliğime gıcık olup bana dönüp “kur evinin damını, gör ananın iki harflisini” demişti ve bu küçücük söz beni yerimden zıplatmış, tüm evlilik kurumunun eleştirisi bu cümleciğe nasıl sığar diye hayran bırakmıştı. Böyle böyle çoktandır uzak kaldığımız anne-nine dillerinden eskiler, kendi ürettiğimiz yenilerle, yepyeni bir kadın dili kurulabilir neden olmasın? Aşağıya bıraktığım iki yazıya ve Kadın Argosu Sözlüğüne göz gezdirmek güzel bir çıkış noktası olabilir belki.

Hep beraber düşünmeye ve başka bir dünyayı hayal etmeye devam edelim, el ele yürüyeceğimiz bu yolda dilimiz de beraber bakıp büyüteceğimiz bahar bahçelerinden biri olur belki ne dersin?

https://bianet.org/biamag/toplumsal-cinsiyet/121389-feminist-argo-ve-kufur-atolyesi-uzerine

http://www.sosyalistfeministkolektif.org/kampanyalar/istanbul-feminist-kolektif/gezi/ana-akim-kufurler-karsisinda-cinsiyetci-olmayan-alternatifler-istiyoruz/

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.