“Cinsel şiddet stratejik bir silah olarak Ezidi kadınlara da kullanıldı” / Feminist psikiyatristler ile söyleşi

0
1828

Şahika Yüksel, Suzan Saner, Ayşe Devrim Başterzi, Zerrin Oğlağu, İsrafil Bülbül’den oluşan çalışma ekibi, savaş mağduru Ezidi kadınlar üzerine yazdıkları makale ile Association for Women in Psychology (AWP) tarafından verilen yayın ödülüne layık görüldü. Ödül, 1977’den bu yana her yıl, kadın psikolojisi ve toplumsal cinsiyet temelli en seçkin ve kayda değer yayınlara veriliyor.  

Bu güzel habere çok sevindik. Öncelikle, çatlak zemin ekibi olarak çabanızdan ve çalışmanızdan ötürü tebrik eder, başarılarınızın devamını dileriz. AWP ve ödül bahsine daha sonra dönmek üzere, makaleye konu olan araştırmanızdan başlamak istiyorum sorularıma… Saha çalışması nerede ve ne zaman gerçekleşti? Hangi kurumlar tarafından desteklendi?

Zerrin: 3 Ağustos 2014 tarihinde Şengal’deki IŞİD saldırılarından kaçan Ezidiler, Türkiye sınırını geçerek, başta Diyarbakır ve Şırnak olmak üzere bölge illerine sığınmışlardı. Özellikle Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde oluşturulan Fidanlık kampında yaklaşık 5.000 Ezidi yaşamaktaydı. 2014 yılı sonunda Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın oluşturduğu ve BM Türkiye Temsilciliğinin de desteklediği psikososyal destek programı ile başlangıçta haftanın her günü, daha sonra haftanın 2-3 günü olmak üzere bireysel ruh sağlığı hizmetleri ve çeşitli eğitim etkinliklerini de içeren psikososyal programlar uygulanmaya başlanmıştı. Ek olarak tüm bu hizmetlerin sunumu için gereken eğitim ve süpervizyon çalışmaları da projenin kapsamında yer almaktaydı.

Yazarlarımızdan Dr. İsrafil Bülbül’ün de içinde olduğu iki gönüllü psikiyatrist tarafından bireysel psikiyatrik görüşmeler yapılmakta, psikoterapi seansları gönüllü psikologlar tarafından yürütülmekte, ayrıca sosyal hizmet uzmanları, okul öncesi öğretmenleri ve psikolojik danışmanlardan oluşan gönüllü ekiplerce de psikososyal grup çalışmaları sürdürülmekteydi.

Proje; Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri, Psikolojik Danışmanlık Derneği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Diyarbakır Tabip Odası, Diyarbakır Barosu, Yeryüzü Doktorları, Ekin-Ceren Kadın Derneği ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından yürütüldü.

Fidanlık kampındaki çalışmalar Aralık 2016’da, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne atanan kayyumun kampı kapatması nedeniyle sonlandırıldı.

Savaş mağduru Ezidi kadınlarda ne tür travmalar gözlemlediniz?

Ayşe: Erkekler savaştan kahramanlık ve zafer hikayeleri yaratabilir, fakat kadınlar savaşın tecavüz ve kölelik demek olduğunu, insanlığı yıkıp yok ettiğini bilir. 1980’lerden bu yana, kadın ve toplumsal cinsiyet çalışmaları savaşın gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Yaklaşık on yıldır süren Suriye savaşının da tüm savaşlar gibi, kadınların ve kız çocuklarının yaşamları üzerinde korkunç ve yıkıcı sonuçları oldu. Savaş eril, vahşi bir alan ve düşmanına boyun eğdirmenin, düşmanını aşağılamanın küçük düşürmenin yollarından birisi de cinsel şiddet özellikle ataerkil düzen içinde o erkeğin ‘korumakla bakmakla mesul olduğu’ iddia edilen, kadınlara çocuklara zarar vermek savaşın vahşi saldırı araçlarından biri. Ayrıca savaş olmayan zamanlarda hiç meşru olmayacak birçok davranış savaş sırasında suç olarak nitelendirilmekten çıkıyor.

Ezidiler tarih boyunca birçok defa kırımla, kıyımla karşılaşmış bir topluluk. Travmatik olaylara dair hikayelerin kuşaktan kuşağa aktarıldığını biliyoruz. Ancak burada Ezidilerin varoluşuna yönelik bitmeyen yok edici bir tehdidin kültürü nasıl etkilediğini, şekillendirdiğini, daha önceki kırımların kadınların üzerindeki etkilerinin nasıl topluluk içinde, ailelerde tahakkümü mümkün kılan bir yapı kazandığını görüyoruz.

Ezidi kadınlar Diyarbakır’a ulaşan sürgün, kaçış, göç sürecinin her aşamasında zorlayıcı olaylar yaşamışlardı. Saldırıdan önce başlayan korku, endişe içinde bazıları erkenden yola düşmüşler, aç susuz günlerce yol alırken bebeklerini, çocuklarını yitiren kadınlar olduğunu biliyoruz. Saldırılar, çatışma başladığı dönemde de IŞİD militanları birçok kadını, küçücük kız çocuklarını köle olarak kaçırdı, kaybetti, öldürdü; kaçırılanların yaşadıkları dehşeti Nadia Murad’dan tüm dünya dinledi ama o kaçırılanlardan birinin yakını, arkadaşı, ebeveyni olmak da çok yaralayıcı.

Göç ise başlı başına birçok zorluk içeriyor; dilini kültürünü hayat alışkanlıklarını bilmediğiniz bir ülkede, üstelik saldırganınızla benzer dini paylaşan bir ülkede ‘yeniden güvende hissetme’ anının yakalanması çok zor. Travmatik olaylardan sonra ruhsal açıdan toparlanma yeniden güvende hissetmenin tesisinden sonra ortaya çıkabiliyor ve mülteci kamplarının koşullarını düşünürseniz bu çok zor.

Ayrıca burada travmanın erotizasyonundan da söz etmeden geçmek istemeyiz. Ezidi kadınlar deyince tüm dünyanın aklına seks köleliği kavramı geliyor ama bunun nasıl bir kötücüllük olduğunu gerçekten anlayabiliyor muyuz? Travma alanında çalışan ruh sağlığı uzmanları olarak cinsel şiddetin erotize terimlerle ifadesine karşı koymak için çabalıyoruz. ‘Seks kölesi’ gibi terimlerle yaşanılan korkunç, dehşetli saldırganlığı pornografik, erotize bir şekilde popülerleştiren dilden uzak durmak gerektiğinin altını çizmek isteriz. Feminist mücadele de bildiğimiz gibi ve tüm politik mücadeleler gibi dilde başlıyor. Cinsel şiddetin erotizasyonu zulmü meşrulaştırıyor.

Makaleniz, “Kadınlara yönelik soykırımcı cinsel saldırı ve rehabilitasyon sürecinde kültürün rolü: Türkiye’de Ezidi kadınlarla çalışma deneyimleri” başlığını taşıyor. Cinsel saldırıları neden “soykırımcı” olarak tanımlıyorsunuz?

Zerrin: Nüfusu 1,5 milyonu geçmeyen ve asıl olarak Şengal dağı eteklerinde yaşayan Ezidiler, bölgedeki en kırılgan etnik ve dini azınlıklardan biri. Zerdüştlük ile üç büyük dinden de özellikler barındıran antik bir dini uyguluyorlar. 16. ve 17. yüzyıllarda Müslümanlar tarafından şeytana tapmakla suçlandıkları için kendi içine kapalı, giderek fakirleşmiş ve kırılgan bir topluluk haline gelmişler. Daha önce yaşadıkları soykırım girişimleri dini inanışlarını trajik bir biçimde etkilemiş; tarihleri boyunca 72 kez soykırıma ya da yok edilme girişimine maruz kaldıklarını dile getiriyorlar ve zarar görme hafızası kimliklerinin en önemli parçasını oluşturuyor. 2014’te IŞİD’in topraklarına saldırısını “73. Ferman” olarak nitelendiriyorlar. Soykırım amacı güden bu saldırılarda Ezidi kadınlara ve kız çocuklarına karşı cinsel şiddet stratejik bir silah olarak kullanıldı. Biyolojik ve kültürel kimliğini yok ederek bir topluluğun sosyal dokusunu bozmak ve sonuç olarak topluluğun kendisi ve üyelerinin birbirleriyle ilişki kurma biçiminin derinden zarar görmesi hedeflendi. Biz de tarihsel travmaların daha yakın zamanlı olanlarla kombinasyonunun, tedaviyi zorlaştıran etkenlerden biri olduğunu işaret etme gereğini duyduk.

Kadınların maruz kaldığı “gündelik” cinsel şiddet ile sıcak savaş esnasında yaşananlar arasında ortak olan ve olmayan nedir? Feminist bir yaklaşım bunu anlamamıza yardımcı oluyor mu?

Suzan: Kadın cinselliği, kültürel ve dini bir “utanç söylemi” ile bedenselleşerek kurulmakta. Bu da cinsel travmanın suskunluk ve sır olarak yaşanmasına yol açıyor. Savaş esnasında yaşanabilen yakınlarının ölümü ya da kaybı, açlık ve susuzluk, sakatlanma, köle olarak satılma, zorla yerinden edilme gibi travmatik olaylar cinsel travmaları daha da karmaşık hale getiriyor.

Cinsel saldırıyı açığa çıkarmak birçok durumda zor. Savaş sonucu yabancı bir ülkede, kamp koşullarında yaşarken daha da zor. Cinsel saldırının gerçekleştiği çevrenin toplumsal yapısını anlamak, cinsel şiddetin anlamını açığa çıkarırken kritik öneme sahip. Cinsiyetçi dil ve mağduru suçlama ile başlayıp “namus” adına işlenen, intihar süsü verilen cinayetlere dek uzanan şiddet sarmalı maalesef sağlık çalışanlarını da içine çekebiliyor.

Zerrin: Çalışmamız soykırımdan ve cinsel kölelikten kaçan Ezidi kadınlarla çalışma konusunda her birimizin farklı deneyim ve gözlemlerimize dayanıyor. Savaşta yaşanan cinsel travmalara bilimsel olarak etkili, doğru ve etik müdahale yollarını tartışmak için tek bir teori yeterli değil. Feminist teori, kültürel patoloji teorisi ya da stratejik tecavüz teorisi vd. içeren çok boyutlu bir yaklaşımın gerekli olduğunu savunuyoruz.

Şahika: Ezidi kadınları güçlendirmek için yetersiz olsa da farklı çalışmalar var. İngiltere kökenli bir grup birkaç yıldır bölgede kadınlarla çalışıp onları eğitici olarak eğitiyor. Travmalar yıkıcı, sağlığı her boyutu ile etkiliyor. Ama güçlenenler de oluyor. Umut veriyor. Bu yıl Irak’ta üniversite sınavında bir Ezidi genç kadın birinci olmuş.

Savaşta tecavüze uğrayan kadınların başına gelen acı verici deneyimlerden biri, kendi toplumlarından da dışlanmaları… Ezidi kadınlar, gözlemleyebildiğiniz kadarıyla bu süreci nasıl yaşadı?

Zerrin: Ezidi toplumu, Ortadoğu’da sık görüldüğü üzere geniş aile modelinin hakim olduğu ataerkil bir kast sistemine sahip. Topluluk ve kast içi evlilik (endogami) çok katı kurallarla uygulanıyor. Ezidi olmayan biriyle evlilik ya da cinsel ilişkiler aforoz edilme nedeni ve evlilik öncesi cinsel ilişki kadınlara yasak iken zina iki taraf için de topluluktan dışlanmaya hatta öldürülmeye yol açabiliyor. Çalışmamızda iki intihar vakası belirlendi, ikisi de kadındı.

Suzan: IŞİD’in cinsel saldırılarından hayatta kalan Ezidi kadınlara ve ailelerine bir istisna uygulandı; dini liderleri tarafından kutsandılar. Tecavüzler sonucu doğan çocukların topluluğa kabul edilmesi ise halen bir tabu. Bu çocuklar, kadınların onayı olmadan yetimhanelere gönderiliyor ve sonuçta çocuğuyla tekrar bir araya gelmek isteyen kadınlar topluluktan çıkarılıyor.

Yine makaleden anladığım kadarıyla, rehabilitasyon sürecinde kültürel farklılıklardan kaynaklanan zorluklar yaşadınız. Nasıl deneyimlediniz ve aştınız bu zorlukları?

Şahika: Kast sistemi ve erkek egemen yapının zorluklarını aştık demek zor, araladık desek? Ama yaklaştık, zamanla güven kazanıldı. Bu yazı yazarları İsrafil hariç Kürtçe bilmiyoruz. İsrafil ve diğer Kürtçe bilen gönüllülerin düzenli olarak kampları ziyaret edip güven kazanması zaman aldı. Bizim psikososyal destek projesi Diyarbakır Belediyesi’nin genel altyapı desteği ve güven sağladığı bir ortam üzerine inşa edilebildi.

Farklı kadınlarla çalışma deneyimlerimiz, cinsel saldırıların bazı ortak özellikleri olduğu gerçeğini doğruladı. Psikososyal müdahale süreçlerinde kültürel farklılıkları göz önünde bulundurmanın önemini gösterdi. Cinsel saldırıya karşı mücadele ancak birlikte güçlü modeller yaratarak ve sürdürerek mümkün olabilir. Mülteci kadınların travmalarını çalışmanın getirdiği zorluklar, ulusal sınırları aşan işbirliğini ve dayanışmayı gerektiriyor. İlk ortak yayınımız için esin veren bu ekip çalışmasında da cesur hak savunucusu kuruluşların, gönüllülerin, arkadaşların ve Ezidi kadınların kolektif emeği var, hepsine teşekkür ederiz.

Ayşe: Ruh sağlığı alanında kadınların anlatılarına dayalı toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları, savaşın patriyarkal hegemonyasını altüst edebilir mi? Emin değiliz, ama savaşlarda kadın hakikatlerini yazmanın önemini biliyoruz. Bütün farklılıklarıyla insanları barış yolunda sadece hakikat birleştirebilir. Soykırım ve fiziksel/cinsel şiddetin korkunç ruhsal etkilerini değiştirebilir miyiz? Emin değiliz, fakat biz sadece Ezidi kadınların acılarına tanık olmadık, direngenliklerine ve dayanıklılıklarına da tanığız ve bunu desteklemeye çalıştık. İnanıyoruz ki kadınlar birlikte güçlü.

Aldığınız ödüle dönecek olursak; makaleniz nerede yayınlanmıştı, ödüle nasıl aday oldunuz? Ödülü veren dernek (AWP) hakkında, meslekten olmayan okurlarımız için kısaca bilgi verebilir misiniz?

Şahika: Çalışmamız işkenceyle ilgili ruhsal travmalara odaklanan Torture dergisinde* 2018’de yayınlandı, 2019’da AWP yayın ödülüne layık görüldü. 8 Mart 2020’de Austin’de yapılan ödül törenine pandemi nedeniyle sadece teşekkür mektubumuzla katıldık.

Association for Women in Psychology (AWP), 1969 yılında kurulan bir feminist psikoloji örgütlenmesi. Kişisel, mesleki ve politik güçlerini sosyal adalete hizmet etmek üzere birleştiren gönüllü üyelerle çalışıyor. Kendileriyle feminist seksolog Leonore Tiefer aracılığı ile tanıştık. “Kadınların Cinsel Sorunlarına Yeni bir Bakış” kampanyasını tanıttığı bir söyleşinin çevirisi, Aralık 1999’da Pazartesi dergisinde yayınlanmıştı. 2004 yılında ise İstanbul’da Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin (CETAD) düzenlediği 5. Kongre’de “Tıbbileştirme; cinsel yaşam ve cinsel sorunlar için bir çözüm mü, bir tehdit mi?” başlıklı sunuşunu yapmıştı. Bu sunumla ilgili bilgiye bianet’ten ulaşabilirsiniz. Cinselliği biyolojik boyutlara yerleştirmeye çalışan ana akımla 40 yıldır mücadele eden, sesini duyuran güçlü bir feminist kadın, doksanlı yıllardan beri arkadaşlığımız var. Sex Is Not A Natural Act ve A New View of Women’s Sexual Problems adlı kitapları var.

Suzan: Tiefer ve arkadaşları, 2019’da AWP’nin kuruluşunun 50. yılı nedeniyle çok hoş kısa bir video hazırlamış. Kadın ruh sağlığı alanında çalışan feministlerin AWP ile ilişkilenme hikayelerini derlemişler. Gösterişli APA (American Psychological Association) kongrelerinde kadın ruh sağlığını yakından ilgilendiren ev içi şiddet, tecavüz gibi konuların doğru düzgün yer bulamamasına isyan eden bir grup feminist psikolog, bağımsız örgütlenmeyi seçmiş. 1960’ların kadın özgürlük hareketinin kadın sağlığını olumlu etkilemesine alan açmayı hedeflemişler. Bir yandan da APA toplantılarında cinsiyetçiliğe karşı ses yükseltmeye devam etmişler. İkili-cinsiyet sistemi dışındaki cinsellikler ve toplumsal cinsiyet farklılıkları, sosyal sınıf, beden farklılığı, annelik, öğrencilik, genç uzmanlar, araştırmacılar, aktivizm, yaşlı kadınlar, vb. çalışma grupları var. Hiyerarşik olmayan yapısı, katılan her yeni üyenin kutlanması, projeleri ile aktivizminin, makale ya da kitabının desteklenmesi, yıllık toplantılarında yaşlı genç her renkten feministin birlikte dans edip eğlenebilmesi… ve ayrılırken geriye kalan enerji ve tazelenme hissine “Vitamin F” ismini verdiklerini öğrenip gülüyoruz, bu bizim de ülkemizdeki feminist hareketle olan bağlarımız nedeniyle çok tanıdık bir his.

1977’den itibaren verilmeye başlanan kayda değer yayın ödülünü alanların listesini gördüğümüzde ise çok heyecanlandık: Yazılarından tanıdığımız Lenore Walker, Evelyn Fox Keller, Patricia Hill Collins, Ellen Kaschak, Lynne Segal, Jennifer Freyd, Susie Orbach… 50. Yıl videosunda, ilk katıldığı AWP konferansı deneyimini anlatırken “Carol Gilligan ile aynı asansörden inmenin heyecanı”ndan söz eden bir meslektaşımız, bazılarımızın duygularına tercüman oldu.. Son olarak “Doing Anti-racism Work and Addressing Intergenerational Trauma” temalı AWP 2021 Kongresinin duyurusunu paylaşmak isteriz.

 

* Yüksel, S., Saner, S., Basterzi, A., Oglagu, Z., & Bülbül, I. (2018). Genocidal sexual assault on women and the role of culture in the rehabilitation process: Experiences from working with Yazidi women in Turkey. Torture Journal28(3), 123-132.

 

Yorum yazın

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.