Luci Cavallero, Veronica Gago, Paula Verela, Camila Baron, Gabriela Mitidieri ile söyleşenler: Cinzia Arruzza – Tithi Bhattacharya

Arjantinli feministler 10 Nisan 2018’de Buenos Aires’te tartışıyorlar

8 Ağustos’ta Arjantin Senatosu, ülkede kürtajı yasallaştıracak İstemli Gebelik Sonlandırma (İGS) Yasası’nı az bir oy farkıyla yasallaştırmama kararı aldı. Güvenli ve yasal kürtaja karşı acımasız bir kampanya yürüten Katolik Kilisesi’nin istediği oldu. Bu yoğun kürtaj karşıtı söylemin yolunu, burjuva politikacılardan sendika liderlerine bazı politik aktörler döşemişti. İki nedenle: Birincisi, hem neoliberal güçlerin hem Kilise’nin tutunduğu “aile değerleri” ideolojisinden parsa topladıkları için. İkincisi, neoliberal yırtıcılığa tepki olarak yükselen ve politik zemini şekillendirme kapasitesine sahip olan yeni sosyal güçten korktukları için: yani feminist hareketten.

Arjantin feminist dalgası, 2015’te 14 yaşındaki Chiara Páez’in öldürülmesini takip eden protesto hareketi Ni Una Menos (“bir kişi daha eksilmeyeceğiz”) etrafında yoğunlaştı. Hareket, kadın cinayetlerine karşı bir mücadele olarak başladı; bir analitik kategori olarak “şiddet” kavramını, kapitalizmin yoksul ve çalışan kadınların ve “uygunsuz” cinsiyetlerden insanların hayatlarına yönelik saldırılarını kapsayacak şekilde genişletmek suretiyle hızla radikalleşti. Polonya’daki feminist hareketle beraber, Ni Una Menos’un açtığı politik alan ve eylemlilik, Uluslararası Kadın Grevi’ne de esin kaynağı oldu.

Burada Ni Una Menos’u ve Uluslararası Kadın Grevi’ni şekillendirmede öncü rol oynayan Arjantinli feministleri bir araya getiriyoruz. Bunu, ABD’deki feminist örgütlenmeler için tehlikeli bir anda yapıyoruz: Kürtaj karşıtları ABD’de de yürüyüşe geçmiş vaziyette; hem de burada emek ve sosyal hizmet karşıtı yasalar, göçmenlere ve Müslümanlara karşı öngörülemeyen düzeylerde şiddet tarafından da destekleniyorlar.

Bu politik konjonktürde feminizm, kadın düşmanlığına ve kadın düşmanlarına karşın bir kez daha ciddi bir tehdit olacaksa, kendisini liberal siyasetin “kadın meselesi” diye sınıflandırdığı şeyle sınırlayamaz. Feminizm, kapitalist şiddete bir alternatif sunacaksa, antikapitalist bir feminizm olmak zorunda. Bu bağlamda bizler de, Arjantinli feministlerin geçtiğimiz yıllardaki somut mücadelelerinde ortaya koyduğu isyankar, antikapitalist feminizmden çok şey öğrenebilir ve—umarız—benzer yöntemleri uygulayabiliriz.

CA: Arjantin’de kürtajın yasallaşmasının az bir oy farkıyla önüne geçen Senato oylamasına tepkiniz nedir? Feministler için sonraki adımlar neler?

LC, VG: Tepkimiz öfke ve neşe. Öfke, çünkü Senato’nun verdiği ret kararı, kadınların gücünü yadsıma kararı demek. Bu tanıdık bir sahne: Can çekişen politik elit, çabalarımızı görünmezleştiriyor, yok sayıyor. Bu tavırda, yaptığımız işleri, değer üretme biçimlerimizi, toplumsallaşma şekillerimizin geçersizleştirmelerinin izlerini görüyoruz. Senato’nun reddi, bizi aşağılamalarının dramatik bir ifadesi, aynı zamanda da bizi disipline etme adına attıkları bir adım.

Fakat buradaki en önemli aktör Senato değil, (Arjantinli) Papa’nın liderlik ettiği Katolik Kilisesi. Arjantin’de kadınların bedensel özerkliği için mücadele etmek çok önemli çünkü kürtaj tartışması, radikal, kitlesel bir feminist hareketin parçası; bugün güvenli kürtaja erişim, imkanlar doğrultusunda farklılaşmış olduğu için de sınıf hakkında bir tartışma. Parlamento’nun aşağı kanadındaki oylamadan önce de belirttiğimiz gibi, Kilise için karar verme hakkı, avam mahallelerden uzak tutulması gereken bir şey.

Senato’nun reddinde ifade edilen şey, Katolik Kilisesi’nin öncülük ve diğer köktendincilerin yardakçılık ettiği muhafazakar politik güçlerin, feminist hareketi düşmanları olarak algıladığı gerçeği. Ve bu sırf Arjantin’de değil, bölgesel düzeyde gördüğümüz bir durum.

Bunu söylerken aynı zamanda, bu tartışmanın yürütülüşün ve hala sürüyor olmasının, Ni Una Menos olarak inşa ettiğimiz gücün, radikalliğin ve kesişimselliğin de dışavurumu olduğunu söylemek istiyoruz. Tam da bu yüzden Ni Una Menos bir slogan olmanın çok ötesine geçip bir kitle hareketi haline geldi.

İlk adım: ni olvido, ni perdón” (ne unut, ne affet). Senatörlere karşı escraches (kamusal alanda utandırmak) yapacağız. Kürtaj hizmeti sağlayıcılarının ağlarını güçlendirmek için mücadele edeceğiz, kamu hastanelerini işgal edeceğiz, misoprostol[i]’ün kamusal üretimini ve serbest—hastane dışı—kullanımını talep edeceğiz, güvensiz kürtaj sonucu olan her ölüm için devleti suçlayacağız ve buna “devlet eliyle kadın cinayeti” diyeceğiz. Kürtaj konusunun iş, yoksulluk ve ırkçılık gibi diğer sosyal sorunlarla nasıl kesiştiğini ifşa etmeye devam edeceğiz. Kürtajı diğer politik konular ağının içine örmek, hareketimizin müstesna özelliklerinden biri.

Bu politik söz, ne kolay ne de kendiliğinden oldu. Kürtajın bir parçası olduğu şiddet ağını ortaya koyan kolektif tartışmalar, karşılaşmalar ve ittifaklarla inşa ettiğimiz yoğun politik çalışmanın sonucu olarak ortaya çıktı. Bizce beden üzerinde egemenlik sorunu bireysel bir sorun değil; varoluşumuzun iç içe geçmişliği ve kırılganlığının kesişiminde yatıyor. Dahası, bu konu, Santiago del Estero Campesino Hareketi’nden campesina (kırsal) yoldaşlarımızın (MOCASE- Via Campesina) bize söylediğine göre daha önce tabu olduğu alanlarda da tartışılmaya başladı.

PV: Oylamadan ne öğrendik? Birincisi, Arjantin’deki politik rejimin doğası hakkında yeni bir ders aldık. Senato, Adaletçi Parti (Justicialist Party), Cambiemos ve yerel siyasi partilerin yöneticilerinin feodal lordlar gibi iş gördüğü, en muhafazakar kurumlardan biri. Senato aynı zamanda “gerçek güçler”in nüfuzunun daha saydam biçimde gözler önüne serildiği yer: bu örnekte bu, Katolik Kilisesi (başka durumlarda örneğin ekonomik şirketlerin baskısını görebilirsiniz). Senato’nun oylaması, bu politik rejim hakkında yanılsamaları olanlara, “gerçek güçler”in çıkarları tehdit edildiğinde nasıl işlediğini ve Peronizm gibi geleneksel partilerin nasıl bu çıkarlara alet olduğunu gösterdi.

O yüzden, bu oylamadan çıkardığımız ilk sonuç “gerçek güçler”e saldırmak zorunda olduğumuz. Artık iyice kanıksanmış olan “kiliseyi devletten ayırma” talebi, kuşkusuz kadın hareketinin ana hedefi. Birçok kız ve erkek çocuğa açık mavi eşarplar (kürtaj karşıtı militanların sembolü) giymeleri için baskı uygulayan, 16 yaşındaki bir kıza kürtaj olduğu için cani diyen bu gerici kurum, piskopos maaşlarını ödeyen ve dini okullara (ki bu okullar cinsel eğitim talebini reddediyor) mali destek sağlayan devlet tarafından ekonomik olarak destekleniyor.

İkinci sonuç, bizim “gerçek güç”lerin aracı olanlara, yani burjuva politikacılara karşı da mücadele etmek zorunda olduğumuz. İGS yasası oylamasında karşı oy kullananlar, tek bir politik eğilimi temsil etmiyor; aralarında Peronistler, Cambiemoslar ve hatta Kirchneristler var.

Arjantin’de yasal temsilcisi olup da kürtajın yasallaşmasını savunan tek politik akım, milletvekilleri İGS Yasası lehine oy kullanan ve hareketin parçası olan antikapitalist sol Workers’ Left Front–FIT. Diğer politik akımlar kürtaj tartışması etrafında bölündüler.

Fakat ikinci sorunuzla doğrudan ilişkili bir sonuç daha var. 8 Ağustos, kürtajı yasallaştırmak için daha fazla güce ihtiyaç duyduğumuzun kanıtıydı. “Senatodaki oylamayı kaybetsek bile mücadeleyi kazandık” fikrine katılmıyorum. Mücadele bitmedi. Evet; okullarda, iş yerlerinde, sokaklarda ve evlerde olan şey bir devrimdi ve bu devrim halihazırda olmaya devam ediyor. Kadınların olduğu her yerde—ve biz her yerdeyiz—bu konuşuldu. Bu kendi içinde bir zafer değil mi? Evet, öyle. Fakat biz kazanmadık. Çünkü daha fazla ateşleyici güce ihtiyacımız var.

Arjantin’de kürtajın yasallaşması için bir genel grev yapmayı başarabilseydik ne olurdu? 8 Ağustos’ta Arjantin’de “yeşil dalga” sendikaları işgal etseydi ve toplu taşıma, okullar, hastaneler, fabrikalar, devlet daireleri ülkeyi felç etseydi ne olurdu? Her bölgesel işçi örgütü kendi mahallesini felç etse ve ülkenin yollarını kesse ne olurdu? Neler olmuş olacağını bilemeyiz, fakat diyebiliriz ki bunlar olsaydı, mücadeleye katılan milyonları görmezden gelinmenin maliyeti hükümet için çok daha yüksek olurdu.

Daha tehditkar olmamız gerektiğini düşünüyorum. Ve bunun için yeşilimizi muhafazakar grinin, rutin grisinin, sendikaların bürokratik grisinin içine enjekte etmeliyiz. Çünkü kürtaja erişim bir bütün olarak işçi sınıfının sorunu. Karar kadınların, ama bu kararı onurlandırmak için mücadele etmesi gereken bir bütün olarak işçi sınıfı.

Kadın hareketinin hedefi bu: Çalışan (halihazırda işçi örgütlerinin parçası olan) kadınlar arasında köprüler kurmak ve bu örgütlerin nasıl feminist gündemi kendi gündemleri olarak benimseyeceklerini kolektif olarak tartışmak. Dışarıdan bir gündem olarak değil, kendilerinin gündemi olarak çünkü kadınların sorunları bir bütün olarak işçi sınıfının sorunları.

Kadınlar olarak işçi sınıfının yarısıyız, öğretmen ve hemşirelerin çoğuyuz, güvencesiz işlerde çoğunluktayız ve evdeki yeniden üretim işinin çoğunu biz yapıyoruz. Bu nedenle, kişinin kendi bedeni hakkında karar verme, anneliğe karar verme özgürlüğü gibi temel bir hak, bütün işçi sınıfının uğruna mücadele etmesi gereken bir hak. Benzer biçimde, iş güvencesizliği, sağlık ve eğitim alanında (geçen hafta iki öğretmenin canını alan) ödenek yokluğu, iş saatlerinin (ev işi ve ücretli işin çifte yükünü çekilmez hale getirerek) uzatılması, işçi sınıfına yönelik bütün bu saldırılar feminist hareketin talepleri olmak zorunda.

CB, GM: Oylama, yaşama hakkı konusunda soyut terimlerle konuşmaya devam eden ve kadınları sadece kuluçka olarak gören, kadın düşmanı ve mide bulandırıcı laflar eden çekirdek sağ kanadın varlığını açığa çıkardı. Örneğin Salta Bölgesi’nden Senatör Urtubey, Arjantin’de kürtajın yasal olduğu vakalar—mesela gebelik tecavüz sonucu oluşmuşsa—hakkında konuşurken, her tecavüzün kadına karşı şiddet eylemi olmayabileceğini söyledi.

Fakat Senato’nun dışında tamamen farklı bir hava vardı. Sokaklarda binlerce ve binlerce yoldaştık. Sosyal ve politik örgütlenmeler, feminist kolektifler, sivil toplum kuruluşları ülkenin her yerinden başkente yolculuk edip oylama günü boyunca 12 saat yağmur altında ve soğukta direndi.

Oylama sonucuna tepkimiz, örgütlenme çabalarımızı ikiye katlamak olacak. Güvenli ve Ücretsiz Kürtaj Hakkı Ulusal Kampanyası’nı güçlendireceğiz. Kamu sağlık sistemi içinde kampanya yapan Karar Hakkı İçin Sağlık Profesyonelleri Ağı gibi diğer feminist alanları pekiştireceğiz. Güvenli kürtajın nasıl yapıldığına ilişkin ülke çapında bilgilendirme çalışmaları yapmış olan Pink Relief gibi feminist kolektifleri genişletmek istiyoruz. Cinsellik, toplumsal cinsiyet rolleri, feminizm ve erkek egemenliğinden arınma (de-patriarchalization) yöntemleri eğitiminde düşünme ve tartışmalara olanak veren Kapsamlı Cinsel Eğitim Yasası’nın etkin uygulanmasını talep etmeye devam edeceğiz. Tabii ki bir sonraki kürtaj yasa tasarısı için mücadele edeceğiz. Bu, bunu sekizinci yapışımız olacak. Bu bir hayal kırıklığı anı olsa da, bizi yenemediklerini biliyoruz. Kürtaj yasal olacak. Bu son aylarda müthiş adımlar attık: Tartışmayı toplumsallaştırdık, kürtajı politikleştirdik, özel alandan çıkardık, bu uygulamanın ekonomik, sosyal ve kültürel boyutlarını vurguladık.

Bizim için bu mücadeleyi kazanmasak da bu baskıyı oluşturmak önemli, kendimizi o kadar da mağlup hissetmiyoruz. Bizi buralara taşıyan aynı feminist ağlar, mücadeleye devam etmemizi mümkün kılacak. Antikapitalizmi feminizm hakkında konuşmaksızın düşünemeyen yeni bir popüler sola ait olduğumuzu söylemekten mutluyuz. Ve tersi de doğru, tabii ki. Buradan çıkarılması gereken şöyle bir ders var: Politik partiler ve genel olarak politik yapılar bu vesileyle feminizmin sadece son moda bir slogan olmadığını anlamalı. Feminizm, her şeyi hayal etmenin ve tartışmanın bir yolu.

CA: Arjantin’de sendikalar kürtaj hakkı mücadelesinde hangi rolü oynadı? İşçi hakları ve üreme adaleti konularını bağlantılı görüyor musunuz? Eğer öyleyse, nasıl?

LC, VG: Sendikalarda bu konuda canlı bir tartışma yürüyor. Gerçek şu ki, feminist hareket kürtaj hakkını sendikaların gündemine soktu. Birçok sendikalaşmış işçi pañuelazos’a katıldı ve bu mücadele yöntemi geçen birkaç ayda birçok emek örgütü tarafından benimsendi.

Bu pañuelazos’ların bir tanesi 25 Haziran Genel Grevinde, Genel İşçi Konfederasyonu’nun (CGT) kapısında yapıldı. Kürtaj mücadelesi, yöntemleri ve politikası, grevi etkiledi. Bu, sendika liderlerinin kürtaj hareketinin tüm taleplerini kabul ettiği anlamına gelmiyor. Fakat işçi hakları ve üreme adaleti konularının arasında bağ açığa çıkarıldı. Biz bu bağı ilk önce feminist grevde, çalışma fikrini feminist bir bakış açısından yeniden kavramsallaştırırken kurmuştuk.

Bu “kesişimsellik”, politik bir süreç olarak feminist grevin doğurduğu bir etki. Bu daha önce sözünü ettiğim kürtajın sınıf boyutuyla ilgili. Farklı sendikalardan kadın liderlerin de kürtajın yasallaşmasını destekleyen kamusal açıklamalar yaptığını da belirtmek gerek. Fakat yine de, sendikalar üzerinde Kilise’nin baskısı çok büyüktü.

Kadın işçilerin sendika liderlerine nasıl meydan okuduğunu vurgulamak da önemli. Mesela, (CGT’de sendikalaşmış) uçuş görevlileri bütün uçaklarda hem kürtaja destek için 8 Ağustos’ta hem de 8 Mart’ta havaalanlarında grev yaptı ve çeşitli eylemlilikler sahneledi. Feminist hareket, yeni sendikal formların parçası olan ve meslekleri geleneksel “iş” kavramlarını zorlayan “popüler ekonomi” işçilerinden de (çöp toplayıcılardan mahallenin çorba mutfaklarında çalışan ya da dikiş diken işçilere ve bakım emekçilerine kadar) destek aldı.

Başlattığımız feminist grevden sonra “işçi” kavramı genişledi, “sınıf mücadelesi”nden anladığımız şeyin sınırları, sol partilerin dogmatik tanımlamalarını aşacak şekilde yeniden çizildi. Sendika liderlerini grev çağrısı yapmaya ikna edecek baskıyı aşağıdan uygulayabilecek, ve grev denilen şeyi dönüştürebilecek bir güç geliştiriyoruz. Sınırların bu yeniden çizilişi, bu yeniden tanımlamalar, sadece birtakım soyut, teorik müdahaleler değil. Bu fikirler, sayısız halk meclisinde tartışılarak geliştirildi, meclislerin kendisi bu tartışmalar sonucunda yeni bir örgütlenme aracına dönüştürüldü.

Örneğin, uluslararası Pepsico şirketinde işten çıkarılan işçiler ve ulus çapında cinsiyete bağlı şiddete karşı ses çıkarma çağrılarına cevap veren Line 144 işçileri gibi, medya işçileri (Télam Ajansı geçtiğimiz ay 357 işçiyi işten çıkardı) ve Benetton gibi toprak sahipleri tarafından kriminalize edilen Mapuche halkından kadınlar da #NiUnaMenos meclisleri düzenledi. #NiUnaMenos hareketi, #NiUnaMigranteMenos (Bir göçmen kadın daha eksilmeyeceğiz) gibi yeni politik alanların oluşmasına önayak oldu; #NiUnaTrabajadoraMenos (Bir işçi kadın daha eksilmeyeceğiz) ve #NiUnaMenosPorAbortoClandestine (Gizli kürtajlarda bir kadın daha eksilmeyeceğiz) gibi sloganlar ortaya attı.

PV: CGT patronlarının grev sürecindeki hali çok zavallıydı. 7 Temmuz’da kürtajın yasallaşmasının sendikalar tarafından karşılanan sağlık planları üzerinde yaratacağı ekonomik yükten “endişe” duyduklarına ilişkin bir bildiri yayınladılar.

Ama işçi hareketi Peronist sendika patronlarından ibaret değil. Patronların bildirisine cevaben sendikaların kadın liderleri mobilize oldu ve pek çok pañuelazos sahnelendi: okullarda, hastanelerde, devlet dairelerinde, üniversitelerde vs. Ayrıca son yıllarda sendika üyelerinin kendi başlarına örgütlediği, bir kısmı militan sol tarafından düzenlenen bir sürü kampanya da yapıldı.

Mesela Buenos Aires’te bir gıda fabrikasında cinsel tacize karşı bir grev düzenlendi. 2011’de, kadın sendika liderlerinden birinin yönetimden bir adam tarafından taciz edilmesinden sonra bütün fabrika greve gitti. Bildiğimiz kadarıyla Arjantin’de şimdiye kadar böyle başka bir grev yapılmadı.

Bu bir kadın grevi mi sayılır yoksa işçi grevi mi? Bu soru çok önemli. Tacize uğrayan kişi kadındı, grevi örgütleyenler International Commission’ın kadın delegeleriydi (ve bazıları sosyalist kadın örgütü Pan y Rosas’ın militanlarıydı) ve grevin talepleri, “kadın talepleri” olarak adlandırabileceğimiz türdendi, ama işçilerin seçtiği kolektif eylem biçimi (grev) işçi hareketinin klasik eylem biçimiydi. Erkek işçiler de greve katıldı—elbette onlar katılmasa grev de olmazdı.

Bu örnek, bize işçi sınıfını yalnızca maaş konusunda talep üreten bir aktör olarak değil, sosyal koşulların tamamına karşı, genel anlamıyla haysiyet için mücadele edecek güce sahip bir aktör olarak düşünmemiz gerektiğini söylüyor. Bu noktadan bakınca, pek çok talep, işçi sınıfı açısından temel talepler olarak düşünülebilir: Eğer cinsel taciz, kadın işçileri aşağılıyor ve onarı bedenleri üzerinden disipline ediyorsa, tüm işçi örgütlerinin cinsel tacize karşı mücadele etmesi gerekmez mi? Eğer çocuk ve yaşlı bakımı, yemek pişirmek gibi işler işçi kadınların belini büküyorsa, tüm işçilerin kreş, yemekhane, ve yaşlı bakım hizmetleri için mücadele etmesi gerekmez mi?

Bir önceki soruya dönecek olursak; devleti kiliseden ayırmanın ötesinde, bugün Yeşil Dalga’nın birincil stratejik misyonu, sokakta, okulda, evlerde, fabrikalarda dolaşan bu alt üst edici gücü, işçi hareketi içerisinde hala hakim olan muhafazakarlığa karşı kullanmak. İşçi sınıfından  kadınlar, sendikaların şirketleşmesine karşı duracak ve işçi mücadelesinin maaş mücadelesi değil, hayat kalitesi mücadelesi olduğunu, iş yerinin içinde ve dışında gerçekleşmesi gerektiğini herkese hatırlatacak aktör olabilir.

Böyle baktığımızda, kadınların neden bugünkü sınıf mücadelelerinin itici gücü olduğunu daha rahat anlayabiliyoruz. Hayat kalitesi saldırıya uğradığında—ister üretim alanında (kırılganlaşma, düşük maaşlar, işsizlik) ister yeniden üretim alanında (eğitim, sağlık, tüm bakım işleri)—ilk etkilenen kadınlar oluyor. Bugün, iki büyük gücü birbirine eklemlemek için bir fırsatımız var: işçi hareketlerinin muazzam toplumsal gücü (ki bunun Arjantin’de önemli bir örgütlenme ve mücadele geleneği var) ve yeni feminist hareketin muazzam dönüştürücü gücü.

CB, GM: Başka pek çok yerde olduğu gibi bizim ülkemizde de sendikalar, eğitim gibi kadınların ağırlıklı olarak çalıştığı alanlarda dahi, son derece eril. Son birkaç ayın mücadeleleri sırasındaki enteresan olaylardan biri, CGT liderlerinin, tüm işçilere sağlık hizmeti sunan sendikanın yasallaşması söz konusu olan kürtajlara ayıracak bütçesi olmadığını söylemesiydi. Feminist hareketin ve sendika içindeki feministlerin cevabı hemen geldi. Hemen ertesi gün, yeşil mendillerimizle CGT merkez binasının önünde bir eylem düzenledik.

Öte yandan, yoldaşlarımız devlet memuru sendikalarında bir dizi talep için örgütleniyor; örneğin cinsel haklarımız ve üreme(me) haklarımız için mücadele, annelik-babalık izinlerinde eşitlik talebimizle ve ev içi ücretsiz, kadınsılaşmış emeğin paylaşımını tartışmaya açmamızla el ele gidiyor.

TB: Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz hareketinin tarihsel arka planı nedir? Bunun insan hayatına karşı neoliberal saldırıya verilen bir cevap olduğunu düşünebilir miyiz?

LC, VG: Hareketi tam olarak neoliberal saldırıya karşı bir cevap olarak kuruyoruz. Bu sıçramayı grev formuyla yapıyoruz: İlkin 2016 Ekim’i, sonra 2017 ve 2018 Mart’ı. Burada kilit nokta, feminist grevin kadın cinayetleri ve diğer şiddet biçimleriyle bağını kurmaktı. Grev silahı, feminist hareket tarafından kadına yönelik şiddeti politize etmek ve şiddetin daha geniş sosyal, ekonomik ve politik unsurlarla ilişkisini kurmak için yeniden icat edildi. Grevin beklenmedik, geniş çaplı ittifak ve koalisyonları mümkün kıldığını, bu ittifakların da grevin gücünü ve anlamını katladığını gördük. Bu politik süreç, kırılganlığın ortak paydayı oluşturduğu yeni bir enternasyonalizmi kurma çabasını da içeriyor.

Bir dizi grevle başlayan bu “süreçte”, çok önemli tartışmalar ve eylemlilikler yer aldı. Örneğin geçtiğimiz yıl 2 Haziran’da Merkez Bankası’nın önünde finans kapitalin ulusal ekonomiler, bilhassa kadınların birincil gelir sahibi olduğu haneler üzerindeki kontrolünü ifşa eden bir eylem yaptık. Bu eylem #DesendeudadasNonQueremos (Borçtan Kurtulmak İstiyoruz)’du. Bir yıl sonra, bu yılki 4 Haziran protestosunda, ülkenin dış borçlarının, kişisel borçlarla bağlantısını kuran sloganımız “Yaşamak, Özgür Olmak, Borçtan Kurtulmak İstiyoruz” pek çok sendika tarafından benimsenmişti. Kadınlara ve muhaliflere yönelik şiddet ağını finansal şiddeti de içerecek şekilde genişletmek, çağımızın neoliberal sömürüsünün temel dinamiği.

Biz, sömürü ve artı değer üretiminin değişik formlarının sınırlarını yeniden belirlediğimiz bu süreçte, yalnızca maaşlı işler üzerinden düşünmüyoruz. Bunun anlamı, sınıf mücadelesine dışsal bir feminist hareketin olamayacağı. Feminist hareket, fabrikanın dar sınırlarına sığamayacak, aynı zamanda işçi mücadelesi olan toplumsal bir mücadele yürütür diyoruz. Burada temel olan, bugün popüler feminizmin farklı mücadeleleri birleştirebilecek ve bu mücadelelerin seslerini taşıyarak kitlesel bir neoliberalizm karşıtlığına dönüştürebilecek bir noktada olması.

PV: Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz hareketi, ancak işçi sınıfının hayatına yönelik neoliberal politikalar ve bu politikaların körüklediği toplumsal kriz bağlamında anlaşılabilir. Kadın cinayetleri, bu saldırının bir tezahürü. 2017’de Pepsico fabrikasındaki lokavtları ve kadın işçilerin maruz kaldığı, taban örgütlenmesine yönelik saldırıları düşünün. Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz Pepsico işçileriyle dayanıştı ve pek çok destek eylemi örgütledi.

Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz henüz açıktan neoliberalizm karşıtı bir pozisyon belirlemiş değil; söylemi antikapitalist değil. Ama hareketin 2015’te tek meselesi kadın cinayetleri olarak bir kampanya olarak başlayıp, üç yıl sonra kürtajın yasallaşması için mücadele ediyor olması, kadın hareketinin dönüştüğünü ve büyüdüğünü gösteriyor. Yeşil mendil, artık kitlesel bir sembol.

CB, GM: Haklarımıza yönelik esastan bir saldırıyla yüz yüzeyiz, devletin baskı aracı dışında hiçbir fonksiyonunun kalmadığını görüyoruz. Feminist hareketin, kadınların ve LGBTQ bireylerin şu anki coşkulu örgütlenmesi, (ilki 1986 yılında düzenlenen) Ulusal Kadın Buluşmaları’nda bunca yıldır biriken deneyimin, bugün üniversite sınıflarında ve sokaklarda yükselen genç bir feminizmle birleşmesinden geliyor. Bu coşku sosyal ağlar üzerinden yayılıyor ve cinsiyetçi şiddetin her biçimine karşı çıkıyor.

Neoliberal saldırılar, hayatı döndüren emeğin kadınların emeği olduğunu gözler önüne seriyor. Sosyal devletin erimesine koşut olarak mahallelerde kadın yoldaşlar, hep beraber hayatta kalabilmek için kendi aralarında örgütlenmeye başladı. Keza neoliberalizmin baştan aşağı muhafazakar zihniyeti LGBTQ işçilerin hayatlarını kırılganlaştırıyor, onurlu yaşama koşulları sadece bunu parasal olarak karşılayabilenlere tanınıyor.

Yoksulluğun kadınsılaşmasına, trans bireylerin kriminalize edilmesine ve göçmenlere yönelik artan ırkçılığa şahit oluyoruz. Bütün bu unsurlar Arjantinli işçi sınıfını etkiliyor; tam da bu yüzden işçi mücadelesini yalnızca erkek, beyaz, heteroseksüel ve/ya milli bir mücadele olarak düşünmekten vazgeçmemiz gerekiyor.

TB: Enternasyonalizm, Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz hareketi için ne ifade ediyor?

LC, VG: Hareket için çok merkezi bir noktada. Hatta hareketin en önemli özelliklerinden biri diyebiliriz. Bizim de parçası olduğumuz, yeni bir enternasyonalizm çeşidine: #LaInternacionalFeminista (Feminist Enternasyonal), mücadeleler arasında farklı bir yakınlık kuruyor ve bizler bunu somut biçimlerde deneyimliyoruz.

Daha önemlisi, bu hareket yeni bir uluslararası mücadele sahası oluşturuyor; on beş yıl öncesine kadar yerel ve global olanın arasındaki ayrıştırmadan farklı bir şey bu. Bu, benzerliklerimiz temelinde ağlar örmek anlamına geliyor, politik jargonlarımızı ve örgütlenme deneyimlerimizi paylaşmayı getiriyor, ki bu da önemli bir çeviri ve üretim faaliyetine denk düşüyor.

Soyut antikapitalist açıklamalar artık ilgimizi çekmiyor. Bizi ilgilendiren, somut mücadeleler arasındaki bağlantılar. Bizim için toprak ve yeni-sömürücü mega projeler (ki bunlar bizim ülkemizin ekonomisinin %40’ını ve bu kıtadaki ekonominin büyük kısmını oluşturuyor) etrafındaki çatışmalar, iş yerleri ve ulusal ekonomiler etrafındaki çatışmalar kadar, bunlar da farklı cinselliklerin ve kürtajın kriminalize edilmesine karşı verilen mücadele kadar önemli. Burada kilit nokta ördüğümüz ağ; aşağıdan teori ve eylemlilik üretebilen, gündelik mücadelelerin parçası olan bir enternasyonalizm.

PV: Enternasyonalizm çok önemli çünkü bu yeni feminist mücadele yerel değil uluslararası bir fenomen. Farklı ulusal bağlamlardaki feminist hareketlerin ortak noktası nedir diye baktığınızda, neoliberal politikaların kadınları, özellikle işçi sınıfından kadınları açıkça hedef alması temel ortak paydayı oluşturuyor.

İşçi sınıfından kadınların bedenlerini parçalayan neoliberal kapitalizm ile eşitlikçi liberal feminist söylem arasındaki çelişki muazzam. Arjantin’de iş yerinde cinsel tacize karşı grev yapan kadınlar için West Virginia’da grev yapan öğretmenlerle buluşmak inanılmaz bir politik deneyim olurdu. Keza o öğretmenler de kürtajın yasallaşması mücadelesinin ön saflarındaki Las Pibas’tan çok şey öğrenirdi. Çünkü bu kadınlar, muhtemelen kendilerinin bile farkında olduğundan daha çok ortak noktaya sahip.

CB, GM: Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz şiarı etrafında toplanan kadın hareketi ve feminist hareket, dünyanın her yerinde benzer mücadeleler veren gruplar arasındaki ortaklıktan besleniyor ve köprüler kuruyor. Bizim gibi kendine antikapitalist feminist diyenler için enternasyonalizm politik kimliğimizin temel bir parçası. Yasal kürtaj hakkı için mücadele bağlamında, kürtajın yasal olduğu ülkelerdeki mücadelelerin hangi biçimlerde sürdüğünü öğrenmek açısından uluslararası bağlantılar çok önemli bir araçtı. Sadece başka ülkelerdeki yasalara bakmadık, ayrıca başka ülkelerde başarıya ulaşan politik eylem biçimlerini de—mesela İtalyan Pink Relief ya da Chicago’daki Jane kolektifi gibi—bizler burada uyguladık.

CA: Hareket hangi örgütlenme yöntemlerini kullandı? Las Pibas’ın okul işgallerini duyduk. Başka ne gibi eylemler yapıldı ve bunlar ne kadar etkili oldu?

LC, VG: İşgaller kesinlikle belirleyici oldu. Buradaki feminist hareketin genç ve radikal müthiş kanadı Las Pibas, buralarda kolektif tartışma ve karşı-pedagoji alanları kurdu. Ama her yerde ortaya çıkan, tüm çatışmalara feminist teşhisler koyan işçi meclislerinden de bahsetmek gerekiyor. Ekonomik olarak darboğazdayız, hem kamusal hem özel sektörde insanlar işlerini kaybediyor. Burada da grevin hem soyağacını hem izlerini görebilirsiniz: İşçi meclisleri içerisinde oluşan ittifaklar ve pratikler, tam da grevin yarattığı eyleme tarzının tezahürüydü.

PV: Las Pibas’ın okullarda yaptığı şey gerçekten etkileyiciydi. Çoğu insan bunun sadece başkentte ya da özellikle politize olmuş okullarda gerçekleştiğini zannediyor ama bu doğru değil. Buenos Aires’in kentsel çeperini ve ülkenin başka pek çok bölgesini de kapsayan, yeni bir kadın aktivist ve militan kuşağını şekillendiren yoğun bir politizasyondan bahsediyoruz. Geçen gün öğrenci merkezinin lideri, 16 yaşındaki Piba, 13 yaşındaki kızlara ve oğlanlara konuşmalar yaptığı söyledi, dedi ki “Çok mutluyum çünkü bu çocuklar bizden çok daha iyiler, geleceğimiz onlar…” Geleceğin 13 yaşındaki çocuklar olduğunu söyleyen 16 yaşında bir çocuk! Böyle bir politizasyon ancak yüksek mücadele anlarında ortaya çıkabilir.

İşçi hareketinden de, daha az görünür olsalar da, önemli örnekler ortaya çıkıyor. Mesela işçilerin yönettiği Madygraf fabrikasında kadın komisyonu ve Pan y Rosas 22 Temmuz’da kadın işçilerin haklarını ve 8 Ağustos’a katılımın nasıl örgütleneceğini tartışmak üzere bir “açık kadın meclisi” çağrısı yaptı. Meclise Pepsico, Kraft, Hospital Posadas, havacılık sektörü gibi farklı iş yerlerinden 700’den fazla kadın katıldı.

Benim dikkatimi çeken Rio Santiago Tersanesi’nde yaşananlar oldu, ki orada da büyük bir mücadele sürüyor çünkü hükümet tersaneyi kapatmak istiyor. 8 Ağustos’ta Juana Azurduy adlı geminin direğinden devasa bir yeşil mendil sallanıyordu! Bu beni en çok heyecanlandıran şeylerden biri oldu çünkü tersane geleneksel olarak “erkek alanı” diye düşünülür.

Bunlar ve iş yerlerindeki düzinelerce başka örnek birleşmeli ki bu kadın ve erkek işçiler kendi toplumsal güçlerini artırabilsin. Eğer önümüzdeki yıl, kürtaj yasası yeniden Senato’nun önüne geldiğinde, tüm bu tepkiler koordine olursa neler olabileceğini hayal edebiliyor musunuz? Eğer tüm işçiler güçlerini yasayı desteklemek için birleştirirse olabilecekleri?

CB, GM: Geçtiğimiz aylarda kürtaj için verilen mücadele öyle bir raddeye erişti ki tüm ülkede olan biten bütün eylemlerin takibini yapmaya imkan yok. Yeşil mendilli gösteriler ve Kongre binası önündeki haftalık eylemler, çok geniş bir yelpazedeki sosyal ve politik örgütler, feminist kolektifler ve sanatçılar için bir birleşme alanı oldu.

Yasa Temsilciler Meclisi’nde tartışılırken “Yeşil Salılar” vardı; tartışma Senato’ya intikal ettiğinde “Yeşil Perşembeler” başladı. Bu eylemlerde oyuncuların, bilim kadınlarının, yazarların, şairlerin ve müzisyenlerin yazdığı mektupları yüksek sesle okuduk. Tartışma panellerinin yanı sıra müzik ve dans da ayarladık ki gösterileri partiye dönüştürebilelim. Yasal, Ücretsiz, Güvenli Kürtaj için Ulusal Kampanya’nın çağrıcısı olduğu bu sokak eylemliliklerinden puentazos gibi yeni politik örgütlenmeler doğdu.

“Operasyon Örümcek”, birden çoğalan bu ağların uyguladığı pratiklere başka bir örnek. Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz Kolektifi ve metro işçileri sendikası (AGTSyP), Ulusal Kürtaj Kampanyası ve 70’ten fazla örgütün katılımıyla tüm metro hatlarında aynı anda eylem yaptı. Her hattaki eylemin kendi sloganı ve kendi görselleri vardı.

Okullarda ergenler tartışma organize etmek ve okulları işgal etmek için kendi aralarında örgütlendiler—yasal kürtaj hakkı, cinsellik eğitimi  ve eğitim kurumlarındaki şiddete karşı önlemler talep ettiler. Bugünün öğrenci hareketlerinde liderlerin hep kadın olması tesadüf değil. Öğrenciler, Kongre’nin önündeki eylemlere koşut ülkenin her yerinde ortaokul, lise ve üniversitelerde eylemlilik organize ettiler. Buradaki geniş örgütlülük, ülke çapındaki en büyük iki mobilizasyona—13 Temmuz ve 8 Ağustos’ta—büyük katkıda bulundu.

TB: ABD’de sınıf mücadelesi feminizminden, ya da çoğu kadının hayatındaki gerçekliği dillendirebilmek için tanımı gereği antikapitalist olmak zorunda olan feminizmden bahsetmek için “yüzde 99 için feminizm” kavramını kullanıyoruz. Arjantinli feministler sınıf mücadelesi feminizmini, bu feminizmin sınırlarını ve hedeflerini nasıl algılıyor?

LC, VG: Bu nokta çok önemli çünkü bu bizim de her gün tartıştığımız bir mesele. Ki tartışmadan kastımız yalnızca akademik değil, son derece genel bir tartışma. Her ne kadar feminizm her zaman sınıf mücadelesi terimleriyle konuşulmasa da, bu sınıf yaklaşımının var olan hareketler içerisindeki sınıf kavramını güncelleştirmek ve somutlaştırmak açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.

Bugün sınıf siyasetinin en önemli mücadeleleri, sendikal ve işçi hareketlerini dönüştürmeye yönelik, hareketin içerisindeki ezme-ezilme pratiklerine karşı olan mücadeleler. Bu mücadeleler, hayat ve emek, beden ve alan, hukuk ve şiddet arasındaki sınırları sorguluyor. Bu tamamen feminist hareket sayesinde olan bir şey. Biz bugün dünyanın her yerinde isyankar bir tahayyülü besleyen bir hareket kuruyoruz ve bizim hareketimiz de tüm bu mücadelelerden besleniyor.

PV: Daha önce de dediğim gibi, Arjantin’deki feminist hareket ve işçi sınıfının hayatı için verilen mücadele arasındaki bağ, şu anda kurmakta olduğumuz bir şey. Bu bağlantıyı üstüne kurabileceğimiz üç sağlam ayak var: hareketin “alt tarafı orta sınıf mobilizasyonu” denip geçilmesine izin vermeyen devasa boyutu, politik pratiklerinde “sınıf meselesi” ve “kadın meselesi” arasındaki sınırları bulanıklaştıran yeni bir feminist kadın jenerasyonu, ve kadınların hem üretim hem de yeniden üretim alanında kadınların “sömürgeleştirilen bedenler” olduğu gerçeği. O yüzden, bir sosyalist olarak soruyorum: Bizi yıkan sömürüyü yıkmayı amaçlamayan bir feminizmi nasıl düşünebiliriz ki?

CB, GM:  Kadın cinayetlerine karşı düzenlenen ilk Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz eylemlerinin devasa kitleleri sokağa dökmesinden bugüne, Arjantin’deki feminist hareket farklı mücadeleleri birbirine konuşturan tamamen kesişimsel bir harekete dönüştü. Her 3 Haziran’da ortaya çıkan sloganların kapsama alanı genişliyor. Bedenlerimize yönelik şiddet sadece fiziksel bir şiddet değil. Şiddet, ücret farklarına, bizim üstümüze kalan ücretsiz emeğe, borca, cinselliklerimizin disipline edilmesine, zorunlu annelik iznine, işsizliğe, en temel hizmetlere erişimimizin kısıtlanmasına sirayet ediyor.

Bütün bu şiddet ağının ve bunu mümkün kılan mekanizmaların farkına varmak, feminizm sayesinde bize hayatımızın her alanını sorgulama şansı veriyor. IMF’nin borç yapılandırmasına karşı ortaya çıkmış olan “Yaşamak, Özgür Olmak, Borçtan Kurtulmak İstiyoruz” sloganı, Arjantin’de feminizmin taleplerini sadece cinsiyete ilişkin başlıklarla sınırlı tutmadığını gösteren bir örnek. Bugün feminist hareket, belki de radikal boyutları olan tek kitlesel hareket.

Çeviri: Ayşe Toksöz, Suzan Saner

Bu yazının orijinali Jacobin sitesinde yayınlanmıştır.

[i]                 Ç.N. Kürtaj ilacı.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.