7 Mayıs 1942’de Litvanya’daki Kovno Gettosu’nda, Gestapo’nun “Yahudi İşleri” sorumlusu Ernst Shtiz, Kovno’daki tüm hamile Yahudi kadınların hamileliklerini Eylül ayı ortasına kadar sonlandırmadıkları takdirde idam edileceklerini açıkladı. Doğuma yardımcı olan doktorlar da ölüm cezasına çarptırılacaktı. Ama her türlü baskıda olduğu gibi, bu karara karşı da hatırı sayılır bir direniş, hatta bir direniş ağı vardı. Kadınlar güvenli yollarla kürtaj olabilmek için de, bir soykırım yöntemi olarak uygulanan zorunlu kürtaja razı gelmemek için de uğraştılar.

Üstelik bu, yalnızca Kovno’da uygulamaya konan bir karar değildi. Benzer şekilde, 1942 yılında, yine Litvanya’da Vilna ve Shavli gettolarında da işgalci Nazi yetkilileri çocuk doğurmayı yasaklayan kararnameler çıkarmıştı. Bu emirler, üçüncü Einsatzkommando birliğinin komutanı ve Litvanya’daki yerel SD’nin (Nazi SS’inin Güvenlik Birimi) başına getirilen Karl Jäger’in 1941 Aralık ayında sarf ettiği birtakım ifadeleriyle uyumluydu. Jäger, “Kanımca, önümüzdeki süreçte artışlarını önlemek için Yahudi işçilerin arasından erkek Yahudileri kısırlaştırarak işe başlamalıyız. Buna rağmen Yahudi bir kadın yine de hamile kalırsa, ortadan kaldırılmalı,” yazmıştı.

Naziler açısından Yahudi kadınların hamileliği, imha edilmek istenen bir insan grubunun devamlılığını sağladığı için tehlike arz ediyordu. Örneğin, toplama kamplarında da tüm hamile ve çocuklu kadınlar, anında “imha edilmek” üzere özellikle seçilenler arasında yer alırdı. Auschwitz’in girişinde, kimin zorla çalıştırılmaya kimin gaz odalarına gönderileceği kararı kişilerin çalışabilecek güçte görünüp görünmediğine dayanarak verilirken, bu kuralın bir istisnası çocuklu kadınlardı. Bu kadınlar sağlıklı ve çalışabilecek durumda olsalar bile otomatik olarak gaz odasına gönderiliyordu (Bu giriş noktasında çalışan Yahudilerden bazıları, annelerin başına gelecekleri bildiklerinden engel olmak için şöyle bir yol bulmuşlardı: Orada hızla çocuklarını “anneannelerine vermelerini” tembihliyorlardı. Yaşlı kadınların gaz odalarına gönderilmesi zaten kesin olduğundan, bu yolla çocukları kurtaramasalar da en azından anneleri hayatta tutmayı hedefliyorlardı).

Yahudilerin çocuk doğurmasının Nazilerce yasaklandığı Kovno Gettosu, İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Litvanya’nın başkentiydi. 35.000-40.000 arasındaki Yahudi nüfusu, kent nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturuyordu. Burası aynı zamanda Yahudiler açısından bir yüksek eğitim merkeziydi. 1940’ta önce Sovyet, sonra 1941 yılında Nazi işgaline uğradı. Yahudiler, ilk önce Sovyetlerin Litvanya’daki varlığından kendilerini sorumlu tutan komünist-karşıtı sağcı gruplar tarafından katledilmeye başladı. Sonra Alman Einsatzgruppe (SS) birlikleri ve yerel işbirlikçileri Kovno çevresinde daha sistematik katliamlara girişti. 1941’in Temmuz ve Ağustos ayları arasında Naziler burada kendileri altında sivil bir idare kurarak kalan Yahudileri—sayıları 29.000’e inmişti—gettoya kapattı. Gettoda bir kişiye bir metrekarenin altında yaşam alanı düşüyordu. İki kısımdan oluşan gettoda şebeke suyu dahi yoktu. Daha sonra gettonun küçük kısmını yok edildi; burada yaşayanlar katledildi. Naziler 29 Ekim 1941 günü bir günde 9200 Yahudi’yi tarayarak öldürdü. Tüm bunların neticesinde Yahudi nüfus iyice azaldı.

Burada gündelik meseleler, Dr. Elchanan Elkes başkanlığındaki Yahudi Konseyi (Aeltestenrat – İhtiyar Heyeti) tarafından idare ediliyordu. Hayatta kalan Yahudiler, Alman ordusunda (özel olarak da askeri üs inşaatlarında) zorunlu işçi—yani köle—olarak çalıştırılıyordu. Yahudi Konseyi, bu işçi tugaylarında yer alamayan kadın, çocuk ve yaşlıların çalışması için atölyeler açarak ordu için üretim yapmalarını sağladı. Söz konusu atölyeler bir noktada 6500 işçi çalıştırıyordu. Konsey, Almanların ordu için üretim yapan Yahudileri öldürmeyeceğini ummuştu. Sonuç pek öyle olmadı; Kovno Gettosu 1943’te bir toplama kampına dönüştürüldü ve Yahudi Konseyi’nin yetkileri kısıtlandı. 1944’te Naziler kampı boşaltarak buradaki Yahudileri Almanya’daki Dachau başta olmak üzere başka toplama kamplarına gönderdiler. Sovyet ordusu Kovno’ya ulaşmadan üç hafta önce Naziler kampı bombaladı; alanı kampta kalmış olan 2000 kişiyle beraber yaktı. Kovno’nun Yahudilerinden geriye, başka Nazi toplama kamplarında bulunan 2500 kişi haricinde, buradaki 500 kişi kalmış oldu.

Doğu Avrupa’nın Yahudi gettolarında hastalık, gıdasızlık, kötü yaşam koşulları, ağır çalışma koşulları ve katliamlar altında hayatta kalabilenler arasında kadınlar daha yüksek orandaydı. Ancak buralardaki Yahudi doktorların tespitlerine göre, kadınların çoğu içinde bulundukları koşullardan dolayı artık regl olmuyordu. Ya birçoğu böyle acımasız bir dünyaya çocuk getirmek istemediğinden ya da ilan edilen çocuk doğurma yasaklarından ötürü, buralardaki jinekologların temel işi hamilelikleri sonlandırmak haline gelmişti.

Mesela Vilna gettosunda, hamileliği ilerlemiş kadınlar getto polisi tarafından zor kullanılarak hastaneye getiriliyordu. 1942’de hastaneye yatışı yapılan 429 kadından %60’tan fazlası orada kürtaj için bulunuyordu. Buradaki doktorlardan biri, “Gettoda doğuran kadınlar ölüm cezasına çarptırıldığından, çalıştığım hastanenin kadın hastalıkları bölümü kürtaj vakalarıyla dolup taşıyordu,” diye açıklıyor. Başta kayıtlarda sahtecilik yaparak kadınları kararın uygulanmasından korumayı başaran doktorlar, zamanla hamilelikleri olmadan önlemek amacıyla doğum kontrol danışma merkezleri açarak bilgilendirici kampanyalar yapmaya koyuldu. Kovno’da da durum benzerdi. Buradaki Dr. Aharon Peretz kadınların regl olmadıklarından hamile kalamayacaklarını sanmaları ve doğum kontrol yöntemlerine erişimsizlik nedeniyle hamileliklere yaygın rastlandığını söylerken, kürtaj vakalarının fazla olması ve hastane ile tedavi malzemelerinin yetersizliğinden kadınların epey korkunç koşullarda kürtaj olduğunu aktarıyordu. Shavli gettosunda, Dr. Josef Luntz kararın yarattığı endişe sonucu birtakım oldukça ilkel mekanik yöntemler ve özel ilaçlarla hamilelik sürelerini kısaltmaya ve doğumları hızlandırmaya çalıştı. Luntz yöntemlerinin sorunsuz işlediğini söylese de, başka bir doktor kadınların ciddi komplikasyonlarla getto mahkemesine şikayette bulunduğunu aktarıyordu. Shavli gettosundaki kadınlardan bazıları daha sonra kişisel tanıklıklarında bu yasak nedeniyle kürtaj olurken veya çocuk doğururken maruz kaldıkları insanlık dışı koşulları açığa vuracaktı. Zamanla Kovno ve Shavli gettolarında bu yasak öyle bir hal aldı ki hamileliği ilerlemiş kadınlar erken doğum yapmaya zorlandılar. Gettolardaki doktorlar, aralarında yaşayan bir bebek bulunursa doğuran kadının ve topluluğun tamamının maruz bırakılacağı cezalandırmadan çekinerek, sıklıkla yeni doğmuş bebeklerin yaşamına son vermek zorunda kaldı.

Ama Kovno Gettosu’nda “çocuk doğurma yasağı” ilan edildikten sonra bu karara uymayı reddeden, bunun için kaçak yaşamayı göze alan kadınlar ve kadınların bu reddine imkan sağlamak için yollar arayan Yahudi idareci ve hekimler de hatırı sayılır sayıdaydı.

Kovno gettosu direnişinden partizanlar

Haham Efraim Oshry, o vakte kadar yalnızca tıbbi gereklilik durumunda izinli sayılan kürtajı, hamile kadınların hayatlarını kurtarmak adına, kadının hayatının öncelikli olduğuna hükmederek serbest kıldı. Bir yandan da gettoda bir yeraltı direniş hareketi örgütleniyordu. Kovno gettosunu idare eden Yahudi Konseyi ve hatta polisleri bu yeraltı direnişini destekliyordu. Bu hareket içerisinde, görevi gizli şekilde doğurulan çocukları getto dışına kaçırmak ve bunun için gerekli belgeleri sağlamak olan bir kadınlar şebekesi oluşturulmuştu. Gettodaki kadınlar, doğum yasağını delmek ve zorunlu kürtajı kabul etmemek için bir dönem kaçak yaşıyor, gettonun çalışma ofisi yakınındaki tıbbi komisyonun yardımıyla çocuklarını gizlice doğurana kadar çalışma yükümlülüklerinden bir şekilde muaf tutulmayı beceriyordu. Bu gizli doğumlar özel eğitimli ebeler tarafından gerçekleştiriliyor, ancak çok ciddi komplikasyonlar olursa doktor çağrılıyordu. Ernst Shtiz’in yasağı açıkladığı günün tanıklarından biri şöyle anlatıyor: “1942’nin bir bahar akşamında, getto sakinlerine o andan itibaren her yeni doğum yapmış Yahudi kadının bebeğiyle birlikte ‘alınıp götürüleceğini’, hamile kadınlarınsa idam edileceğini ilan etti.(…) Kuruluşundan itibaren getto örgütü (ya da ‘getto direnişi’) tüm üyelerine ve üyeleri vasıtasıyla nüfusun geri kalanına çocukların tehlikede olduğunu ve çocukları Yahudi olmayan yakınlarının yanına saklamak için ellerinden geleni yapmaları gerektiğini anlatıyordu. Örgüt içinde, çocuklara getto dışında kalacak yer bulmaktan, Litvanca öğretmekten ve gerekli belgeleri tedarik etmekten sorumlu bir kadın ağı kurulmuştu. Çocukları getto dışına çıkarmak ciddi kahramanlık gerektiriyordu.”

Kaynaklar:

https://jewishcurrents.org/may-7-pregnancy-as-a-death-sentence/

https://www.un.org/en/holocaustremembrance/docs/pdf/chapter5.pdf

https://encyclopedia.ushmm.org/content/en/article/kovno

https://jwa.org/encyclopedia/article/womens-health-in-ghettos-of-eastern-europe

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.