Eğer bakım sorumlulukları, ev işleri ve zihinsel yük aynı biçimde kadınların üzerinde kalmaya devam ederse, yapay zekâ kadınlara serbest zaman kazandırmaktan çok onlardan daha fazla planlama, daha fazla koordinasyon ve daha yüksek performans beklenen yeni bir dönemin aracı haline gelebilir.

Yapay zekâ teknolojileri hayatımıza büyük bir vaatle giriyor: zaman kazandırmak.
Artık e-postalarımızı yapay zekâya yazdırabiliyor, toplantı notlarını birkaç saniyede özetletebiliyor, alışveriş listeleri hazırlatabiliyor, çocuklar için etkinlik önerileri alabiliyor, haftalık yemek planları oluşturabiliyoruz. Teknoloji şirketlerinin reklamlarında ve medyadaki tartışmalarda sık sık aynı fikirle karşılaşıyoruz: Yapay zekâ gündelik hayatı kolaylaştıracak, üzerimizdeki yükü hafifletecek ve bize daha fazla serbest zaman kazandıracak.
Bu vaat özellikle kadınlar açısından hayli cazip görünüyor. Çünkü ev içi işlerin, bakım sorumluluklarının ve gündelik yaşamın organizasyonunun büyük bölümü hâlâ kadınların omuzlarında. Eğer teknoloji bu işleri daha hızlı yapmayı sağlayacaksa, kadınlar da nihayet kendilerine daha fazla zaman ayırabilecekler gibi görünüyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Bu soruyu düşünmeye Rize’de çay üreticileriyle yaptığımız görüşmeler sırasında başladık. Son yıllarda çay hasadında motorlu makinelerin hızla yaygınlaştığını gözlemliyorduk. İlk bakışta bu gelişme son derece olumlu görünüyordu, zira makineler çay toplama süresini önemli ölçüde azaltıyordu. Ancak kadın üreticilerle yaptığımız görüşmelerde ilginç bir durumla karşılaştık. Hasat daha hızlı yapılıyor olmasına rağmen kadınların iş yükünün aynı oranda azalmadığını, hatta bazı durumlarda arttığını anlatıyorlardı.
Makine çayı daha hızlı topluyordu ama hazırlık işleri, organizasyon, taşıma, ayıklama, koordinasyon ve bakım faaliyetleri ortadan kalkmıyordu. Bazı görevler biçim değiştiriyor, bazıları görünmezleşiyor, bazılarıysa yoğunlaşıyordu. Teknoloji belirli bir işi kolaylaştırırken emeğin tamamını ortadan kaldırmıyordu.
Çay motoru bu nedenle bizim için çay hasadına dair dar bir mesele olmaktan çıktı; teknolojiye dair daha genel bir sorunun kapısını açtı. Bir makine hayatımıza girdiğinde yalnızca işi mi değiştirir? Yoksa işin değerini, sorumluluğun kimde olduğunu ve kimin “asıl işi yapan” sayıldığını da mı yeniden belirler? Bir işi yapmak için gereken süre azalınca, emek de gerçekten azalır mı?
Feminist teknoloji çalışmaları uzun zamandır bu soruların peşinden gidiyor. Bu çalışmalar teknolojinin yalnızca teknik bir araç olmadığını, toplumsal ilişkiler içinde şekillendiğini ve yine bu ilişkiler aracılığıyla etkide bulunduğunu gösteriyor. Başka bir deyişle, teknolojiler hayatımıza boşlukta girmez. Kimlerin hangi işleri yaptığı, ev içindeki iş bölümünün nasıl örgütlendiği, karar alma süreçlerinin kimlerin elinde olduğu ve bakım sorumluluklarının nasıl paylaşıldığı teknolojinin ortaya çıkaracağı sonuçları belirler.
Bu nedenle teknolojiyi kendi başına özgürleştirici ya da baskıcı ilan etmek kolay değil. Aynı teknoloji farklı toplumsal koşullarda farklı sonuçlar doğurabilir.
Öte yandan, yapay zekânın kadınlar açısından taşıdığı özgürleştirici potansiyeli de küçümsememek gerekir. Tarih boyunca kadınların omuzlarına yüklenen pek çok rutin ve tekrarlayan iş bugün teknolojik araçlarla kolaylaştırılabiliyor. Yapay zekâ bazı bürokratik görevleri üstlenebilir, bilgiye erişimi hızlandırabilir, planlama süreçlerini basitleştirebilir ve belirli bakım faaliyetlerini destekleyebilir. Özellikle zaman baskısı altında yaşayan kadınlar açısından bu tür araçlar önemli kolaylıklar sağlayabilir.
Sorun, teknolojinin zaman kazandırma kapasitesinde değil. Sorun, ortaya çıkan zamanın nasıl kullanıldığı ve bu teknolojilerin hangi toplumsal ilişkiler içinde işlediğinde yatıyor.
Aslında benzer bir tartışma daha önce ev teknolojileri etrafında da yaşanmıştı. Çamaşır makineleri, bulaşık makineleri, elektrik süpürgeleri ve daha sonra robot süpürgeler ev işlerini azaltacak teknolojiler olarak sunuldu. Ancak feminist araştırmalar ev içi emek yükünün beklendiği kadar azalmadığını gösterdi. Çünkü teknoloji yalnızca iş yapma biçimlerini değiştirmedi; aynı zamanda beklentileri de değiştirdi: Evler daha temiz olmak zorundaydı. Çocuklar daha yakından takip edilmeliydi. Daha “hijyenik”, daha düzenli ve daha organize bir yaşam standardı ortaya çıktı. Kazanılan zaman çoğu durumda serbest zamana dönüşmedi; yeni sorumluluklar tarafından dolduruldu.
Yapay zekâ çağında benzer bir süreçle karşı karşıya olabiliriz.
Bu kez teknolojinin müdahale ettiği alan yalnızca fiziksel emek değil. Yapay zekâ giderek daha fazla zihinsel emeğe, yani feministlerin uzun süredir görünmez emek olarak tartıştıkları “zihinsel yük” -mental yük- alanına giriyor. Bu işler çoğu zaman “görünmez emek” olarak tanımlanıyor. Oysa belki de daha doğru ifade “görülmeyen emek”. Çünkü mesele zihinsel emeğin görünmez olması değil; aksine, hayatın devamını sağlayan bu emeğin çoğu zaman fark edilmemesi, doğal kabul edilmesi, emek olarak tanınmaması ve görmezden gelinmesidir- bu durumun kadınların hane içindeki tüm emek faaliyetleri için geçerli olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Çocukların okul takvimini takip etmek, doktor randevularını ayarlamak, eksilen ihtiyaçları fark etmek, yaşlı ebeveynlerin durumunu kontrol etmek, doğum günlerini hatırlamak, evdeki işlerin koordinasyonunu sağlamak ve gündelik yaşamın kesintisiz biçimde işlemesini güvence altına almak zihinsel yükün parçalarıdır.
Yapay zekâ bu işlerin pek çoğunu kolaylaştırabilir. Hatırlatmalar yapabilir, listeler oluşturabilir, planlar hazırlayabilir, seçenekler önerebilir. Ancak yapay zekâ genel toplumsal bilginin birikimi üzerine kurulsa da insanlar onunla toplumsal olarak konumlandıkları yerden ilişki kurarlar. Çocuk bakımı, yaşlı bakımı, ev organizasyonu ya da yemek planlamasıyla ilgili soruları yapay zekâya kimler soruyor? Yatırım, yazılım ya da kariyer planlamasıyla ilgili soruları kimler soruyor? Elimizde bu konuda yeterli veri yok. Ancak yapay zekâya yöneltilen soruların kendisinin toplumsal işbölümünün izlerini taşıdığını düşünmek için güçlü nedenler var.
Tabii burada kritik bir soru daha ortaya çıkıyor: Yapay zekâ bu işleri yapmayı kolaylaştırırken, bu işlerin sorumluluğunu da paylaşmış oluyor mu?
En azından bugün için buna olumlu yanıt vermek zor.
Çünkü yapay zekâ alışveriş listesini hazırlayabilir. Ama alışveriş listesinin hazırlanması gerektiğini fark eden kişi yine aynı kişi olabilir. Yapay zekâ çocukların etkinliklerini planlayabilir. Ama planlama işini üstlenen kişi yine aynı kişi olabilir. Teknoloji organizasyonu kolaylaştırabilir; fakat organizasyonun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Yapay zekânın özgün tarafı, önceki ev teknolojilerinden farklı olarak zihinsel ve örgütsel emeğe doğrudan temas etmesi. Bu nedenle yalnızca bazı işleri hızlandırma değil, planlama, takip etme ve organize etme süreçlerini yeniden şekillendirme potansiyeline de sahip. Eğer bu sorumluluklar hâlâ ağırlıklı olarak kadınların üzerinde kalıyorsa, daha kolay organizasyon yeni beklentiler de yaratabilir. Kusursuz ebeveynlik ya da eksiksiz planlama standartları yükselebilir. Yapay zekâ kadınları özgürleştirebildiği gibi, kadınlardan beklenen performansı da artırabilir.
Bu nedenle mesele yalnızca teknoloji meselesi değil; aynı zamanda bir toplumsal iş bölümü meselesi de.
Bir başka önemli boyut ise sınıfsal eşitsizlikler. Robot süpürgeler, akıllı ev sistemleri, ücretli yapay zekâ uygulamaları, bakım teknolojileri ve hızlı dijital erişim herkes için eşit ölçüde ulaşılabilir değil. Bugün yapay zekâ ve bakım teknolojileri sermaye açısından yeni bir değerlenme alanına dönüşürken, bu araçlara erişim de gelir ve sınıf konumuna göre farklılaşıyor. Dolayısıyla teknolojinin sağladığı kolaylıklar ve zaman tasarrufu kadınlar arasında eşit dağılmıyor.
Bazı kadınlar belirli işleri teknoloji aracılığıyla devredebilirken, başka kadınlar ücretli ya da ücretsiz emekleriyle bu açığı kapatmaya devam ediyor. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de teknolojik kolaylıklar çoğu zaman sınıfsal eşitsizliklerin üzerine inşa ediliyor.
Bu nedenle yapay zekâ üzerine düşünürken şu iki karşıt hatadan kaçınmakta yarar var: Birincisi, teknolojiyi bütün sorunlarımızı çözecek sihirli bir araç olarak görmek; ikincisi ise teknolojinin sunduğu imkânları tamamen reddetmek.
Asıl soru şudur: Kazanılan zaman kime ait olacak?
Eğer bakım sorumlulukları, ev işleri ve zihinsel yük aynı biçimde kadınların üzerinde kalmaya devam ederse, yapay zekâ kadınlara serbest zaman kazandırmaktan çok onlardan daha fazla planlama, daha fazla koordinasyon ve daha yüksek performans beklenen yeni bir dönemin aracı haline gelebilir.
Tarihsel deneyim bize teknolojinin tek başına emeği azaltmadığını gösteriyor. Emek yükünün nasıl dağıldığını belirleyen şey çoğu zaman teknolojinin kendisinden çok, o teknolojinin içine yerleştiği toplumsal ilişkiler oluyor.
Teknolojinin geleceği yalnızca algoritmalar tarafından değil, toplumsal ilişkiler tarafından da belirlenecek.







