Dilovası’nda katledilen kadın işçilerin davası 24 Mart 2026’da Kandıra Cezaevi Kampüsü’nde görülmeye başlandı. Feministler olarak duruşma öncesinde ve sonrasında yapılan açıklamaları Çatlak Zemin okurlarıyla paylaşıyoruz.

Feministler olarak, bugün Dilovası’nda yaşanan iş cinayetinin görülecek davasının takipçisi olduğumuzu söylemek için dayanışmamızla geldik. Çünkü bu iş cinayeti, tam da kapitalizm ile patriyarkanın kesişiminde duruyor. Çünkü bu iş cinayeti, derinleşen ücretli ücretsiz emek kıskacının hayatlarımıza nasıl kastettiğinin en somut örneği. Bu iş cinayeti kadınlara reva görülen istihdam biçiminin de en somut örneği.
8 Kasım 2025’te Dilovası’nda, hem çevreyi hem işçi sağlığı iş güvenliğini hiçe saydığı için defalarca şikayet edilmesine rağmen kapatılmamış olan Ravive Kozmetik’te gerçekleşen yangında üç kız çocuğu ve üç kadın işçi hayatını kaybetti; günler sonra da yaralı olan vardiya amiri öldü.
Yangından hemen sonra cumhurbaşkanı, bakanlar açıklamalar paylaştı, herkes yaşananları kınadı. Yani bu katliamla ilgili esas sorumlular, denetleme yapmayanlar, çalışma ortamını, işçilerin koşullarını bilip, hatta şikayetleri alıp burayla ilgili işlem yapmayanlar, bu iş cinayetini kınamakla yetindi. Peki kınama hangi hayatı geri getirebilir? Adına iş yeri denen insanlık dışı çalışma koşullarında kadınların ve kız çocuklarının emeğinin bu denli sömürülmesinin tek sorumlusu iş yeri sahibi midir? Hiçbir önlem alınmamasına rağmen çalışan bir iş yerindeki cinayetin sorumlusu iş güvenliği uzmanı mıdır? Öyle bir iş yeri neden ve nasıl var olabilir?
Ölen kadın ve kız çocuklarının yaşlarına baktığımızda istihdamın en güvencesiz kesimlerini görüyoruz. Türkiye’de kadın istihdamı %31 iken, bu oran tam zamanlı ve kayıtlı olarak daraltıldığında %19’lara iniyor. İstihdam edilebilen kadınlar ise ancak asgari ücret ve civarına razı olmak zorunda kalıyorlar. Çoğu asgari ücrete bile erişemiyor. Bu, patriyarkal kapitalist sistemin oluşturduğu çalışma rejiminin sonucu. Çünkü bu sistem, emeğimizle hayatımızı kurmamızın değil, sermayeye ucuz iş gücü olarak ev içerisindeki emek sömürüsünü sürdürmenin peşinde. Çünkü biz evi geçindiren değil “bütçeye katkı” olarak görülen emeğiz. Çünkü biz 2026 senesinde bile cinsiyetlendirilmiş iş ve iş yerlerinde çalıştırılırken öldürüldüğümüzde sadece vah denilip yedek işçi ordusundan bir başkamızla ucuza istihdama davet edilenleriz.
İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliği’ne göre “çok tehlikeli” sınıfta yer alan bu iş yerinde çocuk işçilik var ama sigorta yok, işçilere herhangi bir işçi sağlığı iş güvenliği eğitimi, kişisel koruyucu donanım, iş yeri güvenliğine dair bir risk analizi, denetim yok; havalandırma yok, yangın önleme sistemi yok. 2021 yılında kaçak olduğu tespit edilip yıkım kararı verilmiş olmasına rağmen yıkım yok. Ama hemen yanında İŞKUR var. 2023 seçimlerinde de bu bina önünde, işverenlerin AKP’li belediye başkanı ve vekillerle birlikte fotoğrafları var; kadınların ve çocukların emekleri sömürülürken. Yangın sonrası hızla kamuoyuna duyuru ile açığa alınan SGK ve İŞKUR Kocaeli müdürleri de aradan birkaç ay geçtikten sonra görevlerinin başına döndü. Kamu görevlileri hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Bu iş cinayetinde yakınlarını kaybedenler, geçtiğimiz hafta kamu görevlisi olup sorumluluğu olanların da dahil edilmesini talep etti. Biz de bu iş cinayetinde sorumluluğu olan kamu görevlilerinin yargılanması gerektiğini söylüyoruz.
Ravive Kozmetik’te sabah 8’den akşam 12’ye kadar, 70 lira yemek ücreti ile günlük 600-800 liraya çalıştırıldı bu kadınlar ve kız çocukları. Mahalleliler, yangın sömestrda olsaydı daha çok çocuğun ölebileceğini söyledi. Çünkü çocuklar cep harçlığı çıkarmak istiyorlardı. Çünkü bu ülkede çocukların yoksulluğu ile ilgilenen bir yönetim yok. Çocuklar bilimsellikten uzaklaştırılmış eğitim sisteminde geleceksizlik görüyor, beslenme çantası boş okula gidiyor, MESEM’lerde sermayeye bedava işçi oluyor. Çocuklar iş cinayetlerinde ölüyor.
Bu kader de fıtrat da değil. Sermaye kârına kâr katarken kadınların, çocukların emeği onlar için herhangi bir üretim malzemesinden farksız. Sadece Ravive Kozmetik mi bu sömürünün sahibi? Birçok raporda belirtilmesine rağmen burada fason üretim yaptıran Zara, Koton gibi firmalar iddianameye dahil edilmedi. Yer yer “kadınları desteklediklerine dair” reklamlarla ortaya çıkan bu büyük firmalar, iş fason üreticiye geldiğinde şirket sorumluluklarını rafa kaldırıyor. Feministler olarak bilirkişi raporlarında da buraya fason üretim yaptırdığı kesinleşen firmalara, denetim sorumluluklarını hatırlatan mektuplar gönderdik, ancak alışageldiğimiz şekilde firmaların tamamı sessizliği seçti.
Ravive Kozmetik cinayeti ne yazık ki ne ilk ne son. Patriyarka ve sermaye el ele vererek bir cinayet işledi ve yaşananlarla ilgili utanç duyan bir kamu yetkilisi bile yok! Yok, çünkü bu sistemin devamını istiyorlar. Daha birçok kayıt dışı, örgütsüz sendikasız işyerinde kadınların ve çocukların emeği en ucuza sömürülüyor. Bu kayıtsız alanda erkek patronların keyfi uygulamaları ile ne emeklilik hayal edebiliyoruz ne de rahatça kurabileceğimiz bir hayatı. Bizim bu sistemle derdimiz var!
Bu bir kaza değil cinayet; patriyarka, sermaye ve devlet iş birliğiyle işlenen bir cinayet. Ve bizim hayatını kaybeden, göz göre göre öldürülen tüm kadınlara ve kız çocuklarına mücadele borcumuz var. Bu sistemin daha fazlamızı yok etmesine izin vermemek için bir kişi daha eksilmemek için yaşasın feminist mücadelemiz.
Kadınların canı pahasına sermaye büyüyor. Kimse sorumluluk almıyor!
Biz feministler, Dilovası’nda Ravive Kozmetik’te yaşanan iş cinayetini ilk günden beri takip ediyoruz. Çünkü bu katliam, yüzyıllardır karşısında durduğumuz kadın emeği sömürüsünün en güncel ve en somut örneklerinden biri. Patriyarka ve kapitalizmin suç ortaklığıyla işlenen bu cinayetin merkezinde, defalarca şikayet edilmesine rağmen yıkılmayan kaçak bir yapı ve o yapıda hayatta kalabilmek için bu sömürü koşullarını kabul etmek zorunda kalan kadınlar ve kız çocukları vardı.
Davanın ikinci günüydü ve henüz dört sanık dinlendi. Sanıklardan Kurtuluş Oransal cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Süleyman Soylu, Recep Tayyip Erdoğan ile fotoğrafları olan Ali Osman Akat ‘emniyette tanıdıklarım var suçu baba üstlenecek’ gibi ifadeleri yazılı olarak dökülmesine rağmen kendinden emin, mahkeme salonunda yakınını kaybeden aileleri kışkırtacak rahatlıkta. Kamu görevlileri ise henüz yargı önüne dahi çıkarılmadı!
Duruşmada sanık savunmaları, tam bir pişkinlik ve organize bir inkâr örneğiydi. Ali Osman Akat’ın yeğenleri, Kurtuluş Oransal’ın oğulları ve Ravive Kozmetik’in asıl sahipleri olan İsmail Oransal ile Altay Ali Oransal’ın “Biz sadece kâğıt üstünde sahibiz.” çerçevesinde kurdukları savunma üzerinden ilerlemelerini izledik.
Üretimden, denetimden ve o fabrikadaki koşulların hiçbirinden haberleri olmadığını iddia eden sanıklar, tüm sorumluluğun hayatını kaybeden Kurtuluş Oransal’a ait olduğunu iddia etti. Her kritik soruyu “Bilmiyorum” yanıtıyla geçiştirip sorumluluktan sıyrılmaya çalıştılar.
İş yerine giden mühendis Altay Ali Oransal da, fason dolum yaptıran aile dostu da “uzman değiliz, tehlikeyi nasıl anlayalım” diyor. Şirketin üretim süreciyle ilgileri olmadığını iddia etseler de yalnızca şirket hesaplarında değil kişisel hesaplarda da uçuşan milyonlarca lirada, satış kanallarının şirket adına olmasında, faturaların Ravive adına kesilmesinde, şirket sayesinde alınan vizelerde şirketle bağ çok açık görülüyor. Bu kadar para ve şirket içinde sorumlu, yönetimde, yetkili olan ve bu şirketlerden kâr sağlayan bu patronlar kadınların ve kız çocuklarının bir günde sadece 800 liraya çalışması ile ilgilenmemiş. Sanık oğullardan birisi “Onca iş kazası oluyor kaç patron yargılanıyor, ne sorumluluğum var ki” diyebiliyor.
Ravive Kozmetik’te kadınlar ve kız çocukları yanarak öldü. Biz ise bugün bir şirketin üzerimize basa basa nasıl zenginleştiğini, hesap vermezliklerini, güvendikleri dayıları, dünyanın dört bir yanına yapılan satışları dinledik.
Ortada yedi cenaze var; ancak banka hesapları dolup taşan sanıkların hiçbirinin olan bitenle ilgisi yok! Hatta sanık oğullardan biri, dünkü duruşmada pişkinlikle hâlâ beş yıl sonraki ticari planlarından bahsedebiliyor.
Utanç yok! Mahkeme salonunda kadınların hayatı, fabrikaya gelen “bozuk kapaklar” kadar gündem edilmedi. Bizim hayatlarımızın bu denli harcanabilir görülmesiyle derdimiz var! Mücadelemiz, başka Ravive’ler yaşanmasın diye.
Bu davanın takipçisiyiz. Fason üretici büyük firmalar ve ihmali olan kamu görevlileri dahil tüm sorumlular yargılanmadıkça; gerçek adalet tesis edilmedikçe bu sistem sürecek.
Dilovası davası hepimizin.








