Seviyorum kadın olmayı. Bunca yıl sonra kendim olabilmek bana kelimelere dökülemez bir mutluluk veriyor. Nefret ediyorum kadın olmaktan. Hormonlarımın reçetesini yazdıramıyorum, devlet yasakladı.

(Not: Kesinlikle misandrist değilim, trans erkek veya transmaskülen olan yoldaşlarımı çok seviyorum. Bu metinde sadece içselleştirdiğim ve duygusal olarak beni önceden çok zorlayan bir takım düşünceden bahsediyorum.)

Çocukken komik bir korkum vardı.

Doğurmaktan, doğumdan korkuyordum. Her akşam beynime saplanırdı tuhaf düşünceler, doğururken ölme korkusu. Doğururken çığlık çığlığa olma, sakatlanma korkusu. Doğururken yalnız olma, doktorlar tarafından istismara uğrama korkusu. Diyeceksin ki bunun neresi komik, oldukça anlaşılabilir ve birçok kadının da yaşadığı bir durum bu. Doğru, bende komik olmasının sebebi ise trans kadın olmam. Rahmim falan yok, hiç de olmadı. Hatta tuhaf bir oyun oynuyordum kendimle korkularımla yüzleşmeye çalışırken, kendi yerime bir cis kız koyardım düşüncelerimde. Acım onun gibi davranırdım. Bu kadın olduğumu fark etmeden önceki zamanlar, bir kadınla evlenme ve çocuk yapma beklentisinin beni iyice ezip küçülttüğü zamanlar. Kadın olmak istediğim, ama mutluluğa layık hissetmediğim zamanlar. Tuhaf fantezilerim vardı. Eşim doğururken onun yanında olma, acısına tanıklık etme, her durumda yanında olup onun acısını ve endişelerini paylaşma. Her derdine derman olma. Kendimi rahatlatıyordum. Kendimi rahatlatıyordum çünkü doğurmak istemenin yanında sürecin korkunçluğunu biliyordum. Kendimi rahatlatıyordum çünkü asla yaşayamayacağım bir şeyi bir başka kadının gözlerinden yaşıyordum.

Kız olarak yaşamak benim için bu oldu, genellikle. Kadınlığın zorluğuna tanık olmak, kadınlığı yaşamak, yakın hissetmek, ama hiç bir olamamak. Kız kardeşlerime bakıp eksik hissetmek, bitimsiz bu cinsiyet yolculuğunda ağlamak, savaşmak. Seviyorum kadın olmayı. Bunca yıl sonra kendim olabilmek bana kelimelere dökülemez bir mutluluk veriyor. Nefret ediyorum kadın olmaktan. Hormonlarımın reçetesini yazdıramıyorum, devlet yasakladı. Geceleri eve ürkerek yürüyorum. Sosyal medyadan on beş, yirmi yaş büyük herifler yazıyor bana. Altmış yaşındaki bir herif sabahın körü tavlamaya çalışmıştı beni. Gülüyorum, korkuyorum. Cidden komik bir korku. Yirmi bir yaşındayım yahu.

Çocukken erkeklikten hep kopuk hissettim, neden bilmeden. Lisede dalga geçilmekten korktuğum için yarenlik edemediğim kızlara hep tuhaf bir yakınlık hissederdim. Kız kıza muhabbetlerine tanıklık edince melankolim tavan yapardı. Neden bilmeden. Kadın olmayı hak etmiyordum. Hoşlandığım bir kız vardı sınıfımda, bir keresinde konuşurken büyüyünce kendimi kısırlaştırmak istediğimi söyledim ona.

Erkektim çünkü. Lanet olası bir erkektim. Erkek olmaktan her şeyden çok nefret ediyordum.

Vücudumdan, sapık ve sapkın düşüncelerimden, ait olduğum cinsiyet grubundan, kadınlardan hoşlanmaktan. Kadınlardan çok hoşlanıyordum. Hem kıskanıyordum hem de birlikte olmak istiyorum. Oje sürmek birlikte, erkeklerden bahsetmek birlikte, elbise giymek birlikte. Ama kadın olmak erkeklerden hoşlanmak demekti, aklım bana ihanet ediyordu. Erkeklerden veya kadın olmayan insanlardan hoşlanabiliyordum elbette, ama kadınları çok seviyordum. Nasıl açıklarım bilmiyorum. Bir hayranlık oluşuyor içinde, her açıdan istediğin bir şeye karşı. Geceleri kadın olmayı düşününce bir gül yeşerirdi bağrımda, içimi istekle parçaladığı gibi güzelliğine hayran kalırdım. Sonra erkek olduğumu hatırlardım. Kadınlardan hoşlanan bir kadın olma fırsatının benden doğmadan önce alındığını. Ya ölmek ya da kısır olmak istiyordum. Kadınlardan hoşlanmanın benden alınmasını. Erkek olmamayı.

Erkek olacağıma gübre olaydım. Öyle daha iyiydi.

Sonra trans olmak diye bir şeyle karşılaştım. Hem de üstüne üstlük trans kadın olup da kadınlardan hoşlanmanın mümkün ve hatta doğal bir şey olduğunu duydum. İçimdeki nefret yatıştı biraz. Ağladım. Mutluluktan ağladım. Kederden ağladım. Ailem bir ara trans olduğumu reddetti, ben de onlardan korktuğum için geçiş sürecimi geciktirdim. Kaybettiğim onca yıla, mutsuz ve arkadaşsız geçirdiğim yıllara ağladım. Tek çocuğum, kızlarla kardeş olmak istiyordum. Toplumsal beklentiler beni kardeşlerimden ayırdı yıllar boyunca. Hiç ait hissedemedim. Erkeklerle hiç arkadaş olamadım, olmak istemedim. O kadar iğrençtik ki benim gözümde. Sürekli zorbalık yapan, iğrenç, anlayışsız, aptal angutlardık hepimiz. Nefretim çok derindi. Kadınlara sevgim de derinleşti. Boşuna. Kızlarla yakınlaşmaktan korktum. Akrabalarım benimle kız gibi olduğum için dalga geçmeye başlamadan önce yakınlaşabiliyordum halbuki. Sonra büyüdüm. Yalnız. Hiç arkadaşım olmadı.

Büyüdükçe de erkeğin tacizci cinsiyet olduğunu öğrendim. Feministliğe kaydım ergenliğimde, bana işlenen o ataerkil kültürün cidden ne kadar iğrenç ve sevgiden bihaber bir yapı olduğunu. Erkekliğimden o kadar iğrendim ki. Sınıfımdaki erkeklerin cinsiyetçi konuşmalarından. Babamın annem yokken bana söylediği mide bulandırıcı şeylerden.

Ve ben işte bunun bir parçasıydım. Bir erkektim. Ölmek istedim.

Komik bir durum daha, çünkü feminist olan erkekler genellikle böyle hissetmez. Ataerkilliğin içinde sahip oldukları rolün sorumluluğunu alırlar, değişirler, daha iyi insanlar olurlar. Erkek olduğu için kendinden nefret eden erkek hiç görmedim. Ben nefret ediyordum işte. Erkeklik iğrençti benim zihnimde zaten, kadınları taciz etme rolü de toplum tarafından erkeklere atfediliyordu.

Özellikle ergenken, vücudum her gün geçtikçe bir orangutanınkine daha çok benzerken, nefretim sonsuzdu kendime. Sürekli özür diliyordum insanlardan. Var olduğum için. Nefes aldığım için.

Öyle bir nefret insanı sağ salim bırakmaz.

Bir daha aynı olmazsın. Kadın olursun, hormonunu alırsın, memen olur, mutlu olursun, ama seni bırakmaz. Geceleri kâbus görürsün. Tuhaf bir insan olursun, durduk yere ağlarsın. Olmadığın bir cinsiyet olarak büyümenin travması zihninin en derin yarıklarına yerleşir, en kötü günlerinde mahşerin olur. Değişirsin. Seversin, kadınlığı seversin hem de. Her şeyinle tutunursun toplumun seni ezmesine, erkeklerin sana obje gibi yaklaşmasına, bütün ailenin önünde rezil olmaya. Ruhunda bir kıvılcım çakar, seni böyle süründüren düzene karşı koymaya iten bir alev.

Ey sevgili kız kardeşlerim, ben acımdan usandım. Sizin acılarınızı gördüm, onlardan da usandım. Yetmez mi bu kadar süründüğümüz, patriyarka tarafından köleleştirildiğimiz, vücutlarımızın ve hayatlarımızın bizden bu kadar çalındığı?

Ey sevgili kız kardeşlerim, hep yanınızda olacağım. Çektiğim acılar beni size bağlıyor, sizin yoldaşınız kılıyor. Bu yolu birlikte yürüyelim, acılarımızı paylaşıp yaralarımızı saralım.

Sizi seviyorum kardeşlerim, canlarım. Sizi seviyorum.

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.