Sorun kadın bedeninin tıbbın konusu olması değil, patriyarkadan kaynaklanan cinsiyetçi normların kadınlara özgü hastalıklara yansıtılması dışında, gerçekte tıbbın konusu olmamasıdır.

Nicky Cornwell, Mother’s Egg Poacher

Bu yazıda esas olarak tıbbın tarihsel gelişiminin patriyarkal kapitalizmin doğuşuyla nasıl bağlantılandığını, bu nedenle tıbbın patriyarkal yargılardan azade olamayacağı gibi, bir ideoloji ve rıza aygıtı olarak patriyarkadan beslenip patriyarkal yargıları da nasıl yeniden ürettiğini göstermeye çalışacağım.

Şüphesiz ki estetik, güzellik endüstrisi ve beslenme konuları da tıp endüstrisi, medya ve patriyarka ile bağları dolayısıyla kadın sağlığı konusu olmayı hak ediyor. Tıp kendisi gibi bir rıza aygıtı olan medyadan da beslenir ve medyadaki cinsiyetçi yargıları besler. Ancak bu makalede kadın sağlığının ve görünmezliğinin patriyarkal kapitalizmin tarihsel kökleri ile bağlantısını incelemeyi amaçladığım için bu konular yazının kapsamı dışında kaldılar.

Cadı avları ve kadınların bedenine yabancılaştırılmasının tarihi ve tıbbın doğuşu

1300’lerden itibaren doğayı gözleyerek bitkilerden ilaçlar elde eden şifacı kadınlar yaraların iyileştirilmesi, ağrıların giderilmesi, kanamaların durdurulması, doğum sancısını, vulva apselerini tedavi etme, sarkmış rahimleri yerine yerleştirme, gebelik reçeteleri, kısırlık tedavisi, mikrop öldürücü losyonlar ile ilgili bilgilere sahiptiler. Hastaları tedavi ediyor, doğum ve ölümlere tanıklık ediyorlardı. Orta çağda ebelik sadece kadınlar tarafından yapılıyordu.

14. ve 17. yüzyıllar şifacı kadın katliamlarına tanıklık eder. Cadı Avı, 14. yy – 17. yy arası döneme rastlayan Rönesans’ı içerir. Cadı avları 1775’e kadar sürdü. Sadece Almanya’da 100.000 “cadı” yakılmıştır. Bütün Avrupa’da ise 200.000’den fazla kadının öldürüldüğü belgelenmiştir.

1486 yılında, iki engizisyoncu tarafından kadınları suçlamak ve işkence yollarını anlatmak üzere “Malleus Malefikarum” (Cadıların Çekici) kitabı yayınlandı ve 30 baskısı yapıldı. Kitap, “Kadınların cadı olması daha olasıdır.” diyordu. “Çünkü onlar erkeklerden daha aptal, zayıf, boş inançlı ve dönektir. Bedensel keyiflerden hoşlanır ve doymaz biçimde şehvetlidirler.”

Cadı avlarıyla bedenlerinin bilgisinden uzaklaştırılan kadınlar, bu bilginin ilk sahipleri olarak tıbbi eğitimden de 1850 yılına kadar uzak tutuldular. Kadınların çok iyi hemşire ve ebeler oldukları ancak hekimlik yapamayacakları söyleniyordu (Achterberg, 2009). Rönesans boyunca devam eden ve çoğu şifacı olan yüzbinlerce kadının katledilmesiyle son bulan cadı avları, kadınların bedenleri ve gebelik üzerindeki kontrolünü zayıflatmış, emek gücünün yeniden üretimi için gerekli olan kadın bedeni üzerindeki devlet kontrolünü kurumsallaştırmıştır.

Cadılığın kapitalizme karşı bir tehdit olarak kodlanması ve kriminalize edilmesi sürecinde cadılıkla doğum kontrolü ve kürtaj arasında bir bağlantı kurulması da kaçınılmaz hâle gelecekti. Devlete ve kiliseye göre cadılar, insanların ve hayvanların üreme gücünü ellerinden almaya çalışıyor, kürtaj yapıyor ve çocukları şeytana kurban ediyorlardı. Dönem, iktisatçıların ve istatistikçilerin Avrupa nüfusuna ve kapitalizme sunulacak emek gücüne dair son derece endişeli oldukları bir dönemdi ve bu endişe cadı avlarının teşvikine doğrudan etkide bulundu (Mies, 2008). Cadı Avı, bütün bir Avrupa’ya yayılırken zinanın ölümle cezalandırılmasına hükmeden yasalar yürürlüğe sokuldu ve evlilik dışı doğum yasadışı ilan edilerek kürtaj idamlık suçlar kategorisine dâhil edildi. Böylelikle kapitalist rasyonaliteye uygun olmayan, yani üreme amacı taşımayan her türlü cinsellik toplum düşmanı ve şeytani birer faaliyet olarak damgalanıyor ve yasaklanmış oluyordu.

Kadının görevinin üreme yani annelik olarak belirlenmesi aynı zamanda kadınların üretim sürecinden dışlanmaları, ev işlerine mahkûm edilmeleri ve cinsiyete dayalı bir işbölümünün ortaya çıkışı anlamına geliyordu. Böylelikle kadınların hem sermayeye hem de erkeklere bağımlığını sağlayan kapitalist bir patriyarka inşa edilmiş oluyordu.

  1. yüzyılda bu tarihsel geçişin bir ayağını da Aydınlanma’nın ve Fransız Devrimi’nin eşitlikçi ideolojisi oluşturmaktaydı. Toplumsal hiyerarşilerin yıkılmasıyla birlikte, artık erkek egemenliği bir toplumsal statü eşitsizliği olarak savunulamazdı. Modern/kapitalist patriyarka çerçevesinde, erkek egemenliği varlığını eşit haklara dayalı bir hukuksal düzenleme çerçevesinde sürdürmeliydi. Eşitlik söylemi çerçevesi içinde toplumsal cinsiyet hiyerarşisini meşrulaştırmanın yolu doğal farklılık tezinin geliştirilmesiydi. Her iki cinsiyet de katı, doğal kategoriler olarak kuruldu (Acar Savran, 2009).

Tıp, söylemini kuran çeşitli bilim dalları aracılığı ile kendi ideolojisini oluşturur. Bir ölçüde kısmi ve çarpıtılmış olan ve bazı özel toplumsal çıkarlara hizmet eden inançlar bütünü olarak ideoloji; iktidar ilişkilerini yeniden üretir (Bourdieu, 2007:101). Bu yeniden üretimi sağlamak için, fiziksel şiddet içermeyen ve toplumsal eyleyici üzerinde kendi suç ortaklığı ile kurulan bir baskı unsuru kullanır. Bourdieu, buna “simgesel şiddet” adını vermiştir. “Simgesel şiddet, belli koşullarda ve belli bir bedelle, siyasal-polisiye şiddetten çok daha etkin bir işlev görebilir.” (Bourdieu, 2007: 166, 171).

Toplumsal cinsiyet ve tüm eşitsizlik ilişkileri hiyerarşik toplumun zihninde, bedenlere kazınan anlam ve algılar yoluyla içselleştirilir ve doğal kabul edilir.

Tıbbın eril iktidarı, toplumsal ve ekonomik ilişkilerden bağımsız olarak algılandığında, tüm bu bağlantılardan azade, kendinden menkul soyut bir iktidarla karşı karşıya kalırız. Varılan noktanın kendisi tıbba, siyasi iktidardan bağımsız bir erk rolü biçmektir ki, bizi tarih dışı bir noktaya sürüklemesi kaçınılmazdır. Modern tıbbı oluşturan bilimlerin hiçbiri ideolojilerden, sınıfsal ve toplumsal cinsiyet ilişkilerinden bağımsız değildir. Bireylerin itaat etmelerini sağlayan algı ve değerlendirmeler ise, devletin ideolojik aygıtları[1] yoluyla yeniden ve yeniden üretilir (Althusser, 2003).[1]

Toplumsal cinsiyet, hiyerarşik ilişkileri kurar, kapitalist yapılar olarak aile, eğitim, din ve bilim kurumları tarafından yeniden yeniden üretilir (Acar-Savran, 2004: 233).

Kadınlara yönelik kalıp toplumsal cinsiyet algıları olan “edilgen, doğuran, bekleyen” tanımlamaları, biyoloji dolayımıyla yeniden oluşturulur. Birçok bilimsel saptamalarda bile, kadın olan edilgen, erkek olan etkin ögelerle anlatılmıştır. Örneğin, yumurta döllenmesinin bilimsel tasvirinde yumurta edilgin biçimde bekleyen dişi; spermler ise etkin, maceracı, yumurtayı dölleyen eril özne olarak olarak tasvir edilir (Mutlu, 2018).

Oysa yeni bulgular, yumurta hücresinin protein ve moleküller üretip sperm hücrelerinin kendine yapışması ve içine nüfuz etmesi için, adeta emir verdiğini göstermektedir. Ataerkil sosyal düzenin hayvan davranışlarına yansıtılması ve bu şekilde tanımlanan doğanın yeniden kadın erkek rollerine aktarılmasıyla da rollerin doğallaştırılması sağlanır (Kılınç, 2007: 48).

Kadın bedeninin tıbbileştirilmesi mi? Görünmezleştirilmesi mi?

Tıbbileştirme, tıbbi olmayan veya sosyal bir konunun tıbbi bir problem, hastalık ve tedavi edilmesi gereken bir durum olarak tanımlanmasıdır. Bir başka deyişle tıbbileştirme, bir konu, problem ya da durumun, tıbbi terimler ve tıbbi dil ile tıbbi çerçeve içinde, tıbbi müdahale ile tedavi edilecek bir durum olarak ifade edilmesidir (Sezgin, 2022).

Tıbbileştirme; otoriter ve eril kurulmuş olan tıp kurumunu bağımsız ve kendinden menkul bir iktidar olarak tanımlar. Böylece tıbbın ideolojik olarak etkilendiği hem patriyarka hem de kapitalizm görünmezleşir. Özne sadece tıp kurumu hâline gelir. Oysa tıp kurumu, eğitim, medya, aile ve din gibi kurumlardan farksız olarak, yukarıda tarihsel gelişiminden bahsedildiği gibi patriyarka ve kapitalizm koşullarında kurulmuş ve gelişmiş bir rıza aygıtıdır. Tıbbileştirme tanımı gereği, “tıbbın konusu değilken tıbbın konusu haline gelen” ezeli ve ebedi bir “doğal” farz eder. Birçok “doğal” eskiden tıbbın konusu değilken bilimsel gelişmeler sonucu tıbbın konusu hâline gelmiştir.

Örneğin antibiyotik öncesi dönemde insanların enfeksiyondan ölmeleri “doğal” iken enfeksiyon hastalıkları tıbbın konusu olmuştur. Kadınlar zor doğumlarda veya çeşitli gebelik patolojileriyle kaybedilirken şimdi bunlar önlenebilir hâle gelmiştir. Tıbbileştirmek kavramında problem bunların yanında kadın sağlığının görünmez olduğunu görmemesidir. Zira sorun kadın bedeninin tıbbın konusu olması değil, patriyarkadan kaynaklanan cinsiyetçi normların kadınlara özgü hastalıklara yansıtılması dışında, gerçekte tıbbın konusu olmamasıdır.

İtiraz etmemiz gereken; daha önce kadınlar açısından “doğal” kabul edilen durumların tıbbın konusu olması değil, bu durumların cinsiyetçi yargılardan arınmış olarak kadınların refahı ve sağlıkları açısından çözümlenebilmesidir. Özetle sorun; bir konunun ya da kadın bedeninin tıbbın konusu olmasından çok hangi toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini barındırdığı, hangi ekonomik sistemde kurulup ne tür sınıfsal eşitsizliklere neden olduğudur.

Bronwyn Oldham, Draining

Bikini tıbbı

Doktorlar yıllardır kadın sağlığına “bikini tıbbı” diyorlar çünkü önemli olan bikini kısımları yani üreme ve “üreme hormonları”. Bu cinsiyet ve insan bedeni anlayışından hareketle “kadın sağlığı” fikri sadece üreme sağlığı olarak anlaşılmıştır (Atlı, 2022).

Tıbbın kadın sağlığı ile ilgili alanı üreme ile sınırlandırılmış olup ergenlik ve menopoz problemleri, çalışma ve yaşama koşullarından kaynaklı, kadına özgü durumlar görünmez kılınmıştır. Ev içi emeğin gerektirdiği ağır ve tekrarlayan çalışma koşulları, çocuk, hasta ve yaşlı bakımı, bel ağrılarını; beslenme yetersizlikleri ve adet kanamaları ise kansızlığı kadınların en sık uğradığı hastalık durumları olmakla birlikte, cinsiyetle ilgili sınıflandırmalarda ancak son yıllarda öğretim programına alınmıştır.

Adet döneminde çoğu kadının sancılı adetler ve çeşitli ruhsal dalgalanmalar yaşamalarının “doğal” kabul edilmesi, kadınlarda sık görülebilen endometriozis teşhisini 8,5 yıl geciktiriyor. Ballard’a göre bunun nedeni hekimlerin bunu “normalleştirmiş” olması. Çoğu kez kadınlar da bunu normalleştirmek zorunda kalıyorlar. Kadınların ağrıyı abartıp uydurdukları düşünülebiliyor. Bulguları Ballard’la oldukça örtüşen 2007 tarihli bir başka akademik çalışma ise endometriozis teşhisi konulmuş 4334 kadının yüzde 63’ünün, bir noktada doktorlarından “hiçbir şeylerinin olmadığını” duyduğunu belirtiyor. Dünyada şu an 176 milyon endometriozis hastası kadın olduğu düşünülüyor. Yani her 10 kadından biri…

Kadınların ağrıyı abartıp uydurdukları düşünülebiliyor. Kadın hastaların ciddiye alınmaması ve kendilerinin de bu tavrı içselleştirmeleri rahim gibi kadına özgü olmayan organları da kapsıyor. Kalp krizi geçirerek hastaneye kaldırılan kadınlar, kalp krizi geçirseler de hastalık hastası gibi görünmemek için bundan bahsetmemeyi tercih ettiklerini söylüyorlar. Avustralya Kalp Vakfı, her yıl kalp krizi geçiren erkek sayısının iki kat fazla olmasına karşın ölen kadın ve erkek sayısının eşit olduğunu söylüyor ve bunu kadınlarda kalp krizinin önceden teşhis edilemediğine bağlıyor (Willow, 2015).

New England Journal of Medicine’de yayınlanan bir araştırma kadınların kalp krizinin ortasında yanlış teşhis ve taburcu edilme olasılığının erkeklerden yedi kat fazla olduğunu buldu.

Kadınların migren ve kronik yorgunluğa sahip olma olasılıkları dört kat, otoimmün bozukluklara yakalanma olasılıkları üç kat, alzheimer, depresyon ve romatoid artrite sahip olma olasılıkları iki kat daha fazladır. Boston’daki Brigham Kadın Hastanesinin “Kadın Sağlığı Bekleyemez” adlı kapsamlı 2014 raporuna göre sigara içmeyen kadınların akciğer kanserine yakalanma olasılığı, içmeyen erkeklere göre üç kat daha fazladır. Şubat 2017’de yapılan bir araştırma, önümüzdeki 20 yıl içinde kanser oranlarının kadınlarda erkeklerden yaklaşık altı kat daha hızlı artacağını tahmin ediyor.

Genel olarak kadınların ilaç yan etkileri yaşama olasılığı erkeklerden 1,5 ila 1,7 kat daha fazladır. Araştırmalar, kadınların ilaçları erkeklerden farklı şekilde metabolize ettiğini ve bu nedenle farklı dozlar gerektirebileceğini ancak dozajların nadiren cinsiyete göre ayrıldığını söylüyor (Adler, 2017).

Eski Yunanlılar kadın bedenini sakatlanmış erkek bedeni olarak gördüler. Tarih boyunca beyaz erkek norm kabul edildiği için kadınlar bugün de anatomi kitaplarında yer almazlar. Tarihsel olarak “varsayılan beden” erkek bedenidir. Kadınlar araştırmalarda da bulunmazlar. Buna gerekçe olarak östrojen döngüsünün bir engel olarak yorumlanması, kadın bedenlerinin test edilemeyecek kadar karmaşık ve külfetli oluşu gösterilir (Liu AK, 2016; Atlı G, 2022).

Erkek egemenliğinde gelişen tıp ve psikiyatri, “ikincil” bir cinsiyet olarak kadını “sorunun kaynağı” olarak görmüş, kadın beyni ve zihni patolojize edilmiş, kadınlardan hastalıklarını kabullenerek, “hayat tarzlarını” değiştirerek yani toplumsal olarak cinsiyetlendirilmiş eş ve anne rollerini benimseyerek bedenlerindeki hastalıkları zihinleriyle kontrol etmelerini beklemiş. Buna karşı çıkanlar ahlaki söylemlerle baskı altına alınmaya çalışılmış, irrasyonel, sorumsuz olarak gösterilmiş, “makbul kadınlık” sınırları dışına çıkarılmış (Jackson G, 2020), toplumun standartlarına “uyumsuz” olan bu kadınlar “deli” olarak etiketlendirilmiştir (Baysak, 2021).

Daha önce ruhsal tanı sisteminde (DSM) adet öncesi disforik bozukluk olarak adlandırılan ve kadınların yüzde 5,5’i için ciddi ruhsal sıkıntılar, depresyon, iş gücü kaybına neden olabilen adet öncesi dönem, ancak 2013’te PMS (premenstrüel sendrom) olarak adlandırıldı (Miller,2021).

Kadın hormonlarının her daim denge hâlini gereksinen yapısı patolojik olduğu için değil, kompleksitesi nedeniyle erkeklerden ayrılıyordu. Ancak eril tıp bunu anlamaya çalışmak yerine mevcut rahatsızlıkları kadınların “hassas” kişiliğine, “zayıflıklarına” bağlamayı tercih etti.

PMS gibi dönemsel rahatsızlıkların hastalık biçiminde sendromlaştırılması, zaman zaman kadınları ikileme sürüklemekte. Bu hastalıkların cinsiyetçi tasvirleri ile hastalığın kadın sağlığını sınırlayan boyutuna maruz kalmak arasında kalan kadınlar sıklıkla toptancı biçimde hastalığın cinsiyete atfedilmesini reddedebiliyor. Oysa bu reddin kendisi de kadın sağlığının görünmezleşmesine katkıda bulunuyor (Üstel, 2021; Mutfak Cadıları, 2010).

Kadınlarda sık rastlandığı için patolojikleştirilerek kadın duygusallığı ve zayıflığı ile bağlantılandırılan diğer yaygın bir hastalık fibromiyalji’dir. Fibromiyalji hastalığının fizyolojik nedeni çok yakın zamanlara kadar hiç anlaşılamamıştı. Bu yüzden net bir tedavisi yoktu. Bilinmediği için “stres kaynaklı” deniyor, hatta “hassas karakterli”, “titiz kadınları” çok daha fazla etkilediğine inanılıyor, tedavide sıklıkla antidepresanlar kullanılıyordu (Üzeltüzenci, 2020).

Eğer söz konusu kadınları etkileyen bir hastalıksa nedenlerin strese, karaktere, kafayı bir şeylere takmaya, yani kadın olmakla birlikte gelen sözümona zayıflığa bağlanması sıradan bir şey, kadınları kamusal gündelik hayatta çocuklaştırmanın binlerce yolundan birisi oldu. Bu cinsiyetçi bakış nedeniyle kadınların hem ev hem iş yaşamında yaşadığı sorunlar, çocukluk travmaları, adaletsizlikler ve susturulmuşluklar görünmez kalıyor hem de hastalık basit bir fıtrat ve doğa meselesine indirgenmiş oluyor.

Kadınların doğurganlığı da, onlara karşı bir kontrol yöntemi olarak kullanılıyor. The Independent, Birleşik Krallık’ta her yedi kadından birisi ya hamile kaldığı için ya da kürtaj yaptırdığı için zorbalığa uğradığını açıklamış. Geniş çaplı bir araştırma, kadınların yüzde 14’ünün üreme baskısı yaşadığını, ya gebe kalmaya ya kürtaja zorlandığını saptamış. Bir kamuoyu araştırması, kadınların yüzde sekizinin hamile kalma baskısı yaşarken yüzde yedisinin kürtaja zorlanmış olduğunu duyurdu (Oppenheim, 2019).

Yumurtalıkların ya da rahmin alınmasının kadınlarda demans riskini arttırdığını 10-15 yıldır biliyoruz (Jamshed N, Ozair FF et al.; 2014). Kadınlarda erken menopoz ve alzheimer riskinin artması arasında güçlü bir bağlantı var. Bu aslında hormonların sadece üreme işlevi görmeyip beyinden kalbe, damarlara, kemiklere kadar büyük bir koruyucu etkisi olmasından ve bu etkinin menopozla ortadan kalkmasından kaynaklanıyor. Yumurtalıkların cerrahi olarak alınması işlemi sonucunda da alzheimer riski yüzde 70’e yükseliyor.

Sadece rahmin alındığı durumlarda da riskin arttığını gösteren araştırmalar var. Rahim alındığında yumurtalıklara giden kan akışı zayıflıyor, beslenmesi bozuluyor. Kadınların sağlık alanındaki görünmezliklerinden belki de en önemlilerinden birisi, yıllarca hoyrat bir biçimde rahimlerinin ve yumurtalıklarının aynı anda cerrahi olarak çıkarılma operasyonlarına maruz kalmalarıdır. Menopoza girmemiş olsalar bile, eğer çocuk doğurmuşlarsa rahim veya yumurtalıklardan birinde problem varsa diğer organı da “olası hastalık gelişimine karşı riske atmamak” adına cerrahi olarak almak gayet olağan kabul edildi / ediliyor. Kadın organları ve hormonlarına sadece üreme aracıları olarak bakıldığı için, rahim veya yumurtalık kaybı, organ kaybı olarak görülmedi ve rahim alındığında yumurtalık beslenmesinin de azalacağı ve erken menopoza kapı açılacağı hiç düşünülmedi (Rocca AW, Grossardt RB et al.; 2012).

Erkek egemenliğinin sonucu olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle menopoza yüklenen anlamlar kadınlar için güzellik ve çekiciliğin kaybı, cinselliğin bitişi, cinsiyetsizleşmedir. Kadınların büyük kesimi tarafından da bu “oyun dışı” kalma rolü içselleştirilir. Değersizlik hisleri yaşanabilir (Atasoy, 2019). Erekte olamayan bir erkek için geliştirilen onca çözüm varken kadınların sağlıklarının sadece üremeye sabitlenmesi ve kadınların beyinlerinden damarlarına kadar tüm vücutlarını etkileyen ve aslında bir miktar erkeklerde de bulunan hormonların “üreme hormonu” olarak adlandırılması belki de tıbbın kadın sağlığını nasıl önemsemediğinin bir göstergesi.

Tıpkı PMS gibi menopozun da tıp eliyle tıbbileştirildiğini söylemek hem erkek egemenliğini örtüyor hem de gerçek dışı bir “doğal” varsayarak kadınların menopoz nedeniyle gereksindikleri yardımı almalarını engellemiş ve kadın sağlığının tıptaki görünmezliğini pekiştirmiş oluyor (Üstel, 2021).

Tiroid hormonu eksikliğinde tiroid hormonu, insülin eksikliğinde insülin vermek, tansiyon yüksekliğini, kolesterolü ilaçla tedavi etmek sorgulanmadığı, olağan kabul edildiği hâlde, kadınların uzamış ömürlerinin büyük çoğunu hormonsuz geçirmeleri “doğal” bulunabiliyor.

Hormon replasman tedavisi kadın yaşamlarını üremeye endeksli varsaymıyor, tam tersine üreme dışında ve üreme sonlandığında da bir bedenleri, zihin, kalp, damar ve ruh sağlıkları olduğunu vurgulama iddiasını taşıyor.

“Cinsiyet hormonları” adı altında dar bir kavrama sıkıştırılan bu hormonlar kadın ve erkek vücudunda beyinden kemiğe, kemikten psikolojiye, kanserden kanseri önlemeye kadar her konuda ve hücrede hayati fonksiyonlar üstlenirler. Oysa hakim tıp anlayışında bu denli yaşamsal bir konuya yüzeyel ve ezberlenmiş bilgilerle yaklaşılıyor (Atasoy, 2019; Henderson EB, Paganini A et al., 1991; Bayer U, Hausman M, 2011; Rasgon LR, Geist LC et al., 2014).

Bu “vurdumduymazlığa” zemin oluşturan hatalarla dolu WHİ araştırmasında insan bedeninde başka hiçbir alanda sentetik hormon kullanılmadığı hâlde, kadınlar için sentetik hormonumsular (östrojen yerine at östrojeni, progesteron yerine progestinler) kullanıldı. Bu hormonumsular hem ağızdan kullanıldıkları, hem her yaşta kadına rastgele verildikleri hem de aslında vücuda yabancı moleküller oldukları için bazı yan etkilere neden oldular. Bugün bile kullanılırken tiroid hormonu veya insülin ek olarak verildiğinde kanda ölçülebilirken bu hormonların kanda neden ölçülemediğini sormak kimsenin aklına gelmiyor. O zaman araştırmanın başındaki bilim insanının yıllar sonra araştırmaya dair yaptığı özeleştiri bile araştırmanın medyada yarattığı infiali ve sonrasında yıllarca hatta hâlâ kadınların etkin tedaviden mahrum kalmış olmaları gerçeğini değiştiremedi (Atasoy, 2018).

Sonuç olarak…

Bilimsel bilginin evrenselliği, her kadının biricik kişisel deneyimlerini yok saymaz. Önemli olan tıbbın içindeki cinsiyetçi yargıları fark etmek, ayıklamak ve içselleştirmekten kaçınmak. Bilimsel tıbbî bilgiden, kadınların yararına, sağlık ve esenliklerini geliştirecek biçimde yararlanmak gerekiyor. Her kadının bedeni, sağlığı kendine ait ve kişisel deneyimi değerli. Şüphesiz sağlıkları ve bedenleri ile ilgili en doğru kararı verecek olanlar da yine kadınlar. Cinsiyetçi yargıları fark etmek, kadınların öznel deneyimlerinden daha çok bahsetmeleri ve bunları ortaklaştırmaları ile mümkün. Bu biricik kişisel deneyimler olmasa, bilimsel bilginin nasıl, ne biçimde kadınların lehine olabileceğini fark etmem ve bu makaleyi yazabilmem de mümkün olmayacaktı. Deneyimlerini feminist medyada (Çatlak Zemin ve 5Harfliler) ve sosyal medyada paylaşan bütün kadınlara müteşekkirim.

Kaynaklar

Achterberg, Jeanne (2009) Kadın Şifacılar, Çev. Bilgi Altınok, Everest Yayınları, İstanbul, s. 214-215.

Adler Webley, K (2017) Women Are Dying Because Doctors Treat Us Like Men.

https://www.marieclaire.com/health-fitness/a26741/doctors-treat-women-like-men/

Althusser, Louis (2003) İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, Çev. Alp Tümertekin, İthaki Yayınları, İstanbul.

Atasoy, M (2019) Hormon

Atasoy, M (2018) Hormon Replasman Tedavisine İlişkin Bildiklerinizi Unutun. Bölüm 2-3 https://www.fonksiyoneltip.com/hormon-replasman-tedavisine-iliskin-bildiklerinizi-unutun-2-bolum/

https://www.fonksiyoneltip.com/hormon-replasman-tedavisine-iliskin-bildiklerinizi-unutun-3-bolum-son/

Atlı Gizem çev. (2022) Yentl Sendromu: Tıpta Toplumsal Cinsiyetle İlgili Veri Eksiklikleri ve Bu Durumun Kadın Sağlığına Etkileri. https://www.5harfliler.com/yentl-sendromu-tipta-toplumsal-cinsiyetle-ilgili-veri-eksiklikleri-ve-bu-durumun-kadin-sagligina-etkileri/

Bayer U, Hausman M (2011) Menopause Int .Estrogen treatment affects brain functioning after menopause. DOI: 10.1258/mi.2011.011105

Baysak, Erensu (2021) “Kadın Deliliğinin” Tarihsel İnşası https://catlakzemin.com/kadin-deliliginin-tarihsel-insasi/

Bourdieu P, Wacquant D.J.Loic (2007) Düşünümsel Bir Antropoloji için Cevaplar, Çev. Nazlı Ökten, İletişim Yayınları, İstanbul.

Henderson VW, Paganini-Hill A, Ross R K, et al. (1991) Arch İntern Med. Decreased mortality in users of estrogen replacement therapy. PMID 1985611

Jackson, Gabrielle (2019) Çev. Deniz İnal (2020) Kadın Meselesi: Tıp Deneylerindeki Erkek Odaklılık Kadın sağlığını Nasıl Mahvetti https://catlakzemin.com/kadin-meselesi-tip-deneylerindeki-erkek-odaklilik-kadin-sagligini-nasil-mahvetti/

Jamshed N, Ozair FF et al. (2014) Journal of Midlife Health. Alzheimer disease in post-menopausal women: Intervene in the critical window period. DOI: 10.4103/0976-7800.127791

Kılınç, Berna (2007) “Aklın Cinsiyeti Var mı?’’ içinde Cinsiyetli Olmak – Sosyal Bilimlere Feminist Bakışlar, Der. Zeynep Direk, Yapı ve Kredi Yayınları, İstanbul: s.35-50.

Liu A; Mager D,A,N (2016) Pharm Pract Women’s involvement in clinical trials: historical perspective and future implications

Mies, Maria; Bennholdt-Thomsen,Veronika; Werlhof,Von Claudia (2008) Son Sömürge Kadınlar, Çev. Yıldız Temurtürkan, İletişim Yayınları, İstanbul.

Miller, Lisa (2021) https://dunyadanceviri.wordpress.com/2021/03/09/ostrojen-hipotezi-hormonlara-kulak-vermek-lisa-miller/

Mutfak Cadıları (2010) Regl İzni Tartışması: Kadınlar Yine Kırk Katır mı, Kırk Satır mı İkileminde http://www.sosyalistfeministkolektif.org/feminist-politika/buelten-mutfak-cad-lar/regl-izni-tartismasi/

Mutlu, Burcu (2018) Sperm 2.0: Tüp Bebek Çağında Sperm Temsilleri https://www.5harfliler.com/sperm-2-0-tup-bebek-caginda-sperm-temsilleri/

Oppenheim, Maya (2019) Çev. Aliefendioğlu Hanife. Araştırmaya Göre Her Yedi Kadından Biri Bebek Sahibi Olmaya Ya da Kürtaja Zorlanıyor. https://catlakzemin.com/arastirmaya-gore-her-yedi-kadindan-biri-bebek-sahibi-olmaya-ya-da-kurtaja-zorlaniyor/

Rasgon, LR; Geist LC, Heather AK et al. (2014) Randomized Controlled Trial. Prospective randomized trial to assess effects of continuing hormone therapy on cerebral function in postmenopausal women at risk for dementia. PMCID: PMC3951184

Rocca AW, Grossardt RB et al. (2012) Neurodegener Dis. Hysterectomy, Oophorectomy, Estrogen, and the Risk of Dementia. PMID: 22269187

Savran, Gülnur Acar (2004) Beden Emek Tarih, Kanat Yayınları, İstanbul.

Savran, Gülnur Acar (2009) “Heteroseksizm: Patriyarkanın En Güçlü Dayanağı’’, Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma içinde, Kaos GL, Ayrıntı basımevi, Ankara: 151-155.

Sezgin, Deniz E (2022) Toplumsal Cinsiyet Perspektifinde Sağlık ve Tıbbileştirme İçinde; Hasta Toplum: Cinsiyetçilik Tıbbileştirme ve Tüketime Dair Sağlık Çözümleri. Ed.: Duygu Alptekin, s.151-175.

Üstel, İlayda (2021) Menopoz ya da Kadınların Medikalize Edilen Bedenleri.   https://www.5harfliler.com/menopoz-ya-da-kadinlar-ve-medikalize-edilen-bedenleri/

Üzeltüzenci Pınar (2020) Strestendir: Feminist Bir Mesele Olarak Fibromiyalji.

https://www.5harfliler.com/fibromiyalji/

Willow (2015) Kadınlar İçin Abartmadan Hasta Olma rehberi: Endometriozis.  https://www.5harfliler.com/kadinlar-icin-abartmadan-hasta-olma-rehberi-endometriyozis/

Yetener M (2010) “Medyada Şiddet Kültürü: Bu Öyküde Sen Anlatılıyorsun”, Bir İdeoloji ve İktidar Olarak Tıp ve Şiddet içinde, Ed.: Dr. Özer Ömer, s. 547-570.

[1] Louis Althusser, (Althusser, 2003). Devlet iktidarı varoluşunu sadece baskı ve zor yoluyla değil, iktidarını özneler için meşrulaştırarak da sürdürür. Bu anlamda ideoloji bireylerin anlam atfettikleri, doğruluklarına kısmen veya tümüyle inandıkları simgeler bütünüdür. Din kurumları, aile, okul, hukuk, medya, sendikalar devletin ideolojik aygıtı görevini görürler.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.