Sırbistanlı lezbiyen feminist ve Siyah Giyen Kadınlar üyesi Lepa Mladjenovic’e göre; Adrienne Rich’in eserlerini, Audre Lorde’un Hayatta Kalma Duası’nı ve Joan Nestle’nin Dokunma Hediyemiz gibi denemelerini okumak savaş zamanında kadınların ruh ışığını canlı tutuyor.
Joan Nestle
Bu yazı, A Fragile Union (1998) adlı kitapta yer alan yazının giriş bölümü. Kanada’nın Ontario eyaletindeki Kingston kadın hapishanesinde tutuklu kadınlara kadın tarihi hakkında konuşmam istendiğinde, lezbiyen mahpuslara bir hediye getirmek istedim, bu yüzden dağıtılabilecek bir bildiri şeklinde bu yazıyı yazdım. Hapishanede lezbiyen cinselliğini onurlandırmak, birbirlerini arzulayan kadınları onurlandırmak istedim; bunu erkek yokluğundan değil lezbiyen oldukları için istediler. Ne yazık ki, beni hapishaneye davet eden grup temsilcisi, toplanan kadınlara ve öğretmenlerine lezbiyen tarihi hakkında konuşacağımı duyurduktan sonra, müdür olan öğretmen 200 kadın için uygunsuz bir konuşmacı olduğuma karar verdi ve herkesi dışarı çıkardı. 10 kadın kalmayı başardı, onlar da isteyen mahpus kadınlara bildiriyi dağıttılar.
1 Haziran 2000, Ev Ziyaretçileri için yeni bir giriş yazısı:
Bu yazı 1990 yılında yazıldığından beri, İsrail’in lezbiyen dergisi Bega’ava (Onur) için Haya Sholom ve Daphne Amit tarafından İbraniceye ve Hinde Burstin tarafından da Yidiş diline (Bridges dergisinin 2000 İlkbahar sayısı için) çevrildi. Bu yeterince sevindiriciydi, ancak birkaç ay önce Belgrad, Sırbistan’dan antifaşist lezbiyen feminist ve Siyah Giyen Kadınlar üyesi Lepa Mladjenovic’ten bir e-posta aldım. E-postada, yazının (hem İngilizce hem de Sırpçaya çevrilmiş) kopyalarını bölgedeki diğer feminist aktivistlere dağıttığını söyledi. Şöyle yazdı:
“Savaş karşıtı kısa yazılardan birinde, Adrienne Rich’in eserlerini, Audre Lorde’un Hayatta Kalma Duası’nı ve Joan Nestle’nin denemelerini okumanın savaş zamanında ruh ışığımı canlı tuttuğunu belirtmiştim. Ve biliyorsunuz o zamanlar Dokunma Hediyemiz’i lezbiyen grubumuzda defalarca okuduk, çevirdik, tekrar okuduk, fotokopisini çektik ve 1000 kopyasını feminist defterlerimize koyduk; bu defterler eski Yugoslavya’nın tüm eyaletlerinde kadın gruplarına ücretsiz dağıtılıyor.”
Bu sözleri burada tekrarlamanın ne kadar bencilce göründüğünün farkındayım, ancak bunu, milli vahşetlerin yerine medeni, şefkatli toplulukların umudunu koymak için mücadele eden Lepa gibi kadınların cesaretine duyduğum hayranlıkla, kelimelerin ihtiyaç duyulan yere nasıl ulaşabildiğine duyduğum hayranlıkla ve son olarak, kadınların arzuları hakkında yazmanın ucuz, önemsiz bir şey olduğunu düşündüğüm her an, savaşın ortasında onun dokunmaya duyduğu ihtiyacı hatırlamak için tüm alçakgönüllülüğümle yapıyorum.
…
Hayatım bana dokunuşun asla hafife alınmaması gerektiğini, bir kadının göğüslerime uzanmasının veya bacaklarımı aralamasının sıradan bir şey olmadığını, parmaklarının beni bulmasının veya dilinin beni ele geçirmesinin saklanacak gizemli eylemler olmadığını, aksine tüm bunların, kucaklaşmaların, sarılmaların, inlemelerin, arzu sözlerinin, gün ışığı eylemleri olduğunu öğretti. Hâlâ hayretle bacaklarımın arasından başını, uzunluğunu, tüm yıllarını, hazzıma uzanmanı izliyorum. Silahların ve hükümetlerin her gün şefkati ezdiği böyle bir dünyada, o küçük, gizli kadınlık yerini nasıl bulabiliyorsun? Ama buluyorsun, kararlı ve bilinçli bir şekilde; o büyük ihtiyacı karşılıyorsun.
Yanağının göğsüme değmesinin güzelliğine ya da beni çevirirken gösterdiğin koruyucu güce nasıl alışabilirim ki? Daha hassas noktalarımı okşama, beni sakinleştirmek için zaman ayırma ve sonra göremediğim şeyi arzulamama yardım etme isteğini nasıl sıradan bulabilirim ki? Ya da sana zevk verdikten sonra uzanıp beni vücudunun üzerinde yukarı çekmeni, parmaklarının dudaklarımı nazikçe temizlemesini, dudaklarımın senin tadınla parıldamasını. Ya da boşaldıktan sonra beni rahatlatmak için omzunu yastık gibi yapmanı.
Bu dünyada senin keşif konusundaki cömertliğini, bedenimi dinleyip neler yapabileceğini bulmanı ve yatağa gelince sana uzanıp, belindeki deri kayışları hissettiğimde beni şaşırtmanı asla hafife almayacağım. Hiçbir zaman önceden haber vermiyorsun, sadece gülümsüyorsun ve yapıyorsun.
Bana teselli verme arzunun mucizesini, gecenin geç saatlerinde bana varmak için yaptığın yolculukları, kot pantolonun ve tişörtünle kapımda belirip sabah gibi görünmeni asla hafife almayacağım. Ya da yanımda göğsün açık, sadece deri ceketin ve beyaz çoraplarınla, küçük karnın öne doğru çıkık, gözlerin tepkimin derinliğine bakarken parıldadığında. O anda her şeyin nasıl durduğunu, zamanın nasıl kaybolduğunu ve gecenin tüm korkularının nasıl ayaklarının dibine çöktüğünü. Ya da beni kalbine yaslayıp, her şey için ağlamamın sorun olmadığını söylediğin anları.
Yıllarca kadınların dokunuşunu hissettikten sonra, hissettiğim tek utanç, yeterince teşekkür edememiş olmam.
Hayatım bana dokunmanın asla hafife alınmaması gerektiğini, bir kadının göğsüme uzanmasının veya bacaklarımı aralamasının asla sıradan bir şey olmadığını öğretti.
Çeviren: Suzan Saner
* Bu yazının orijinali için bakınız: http://www.joannestle.com/livingrm/touch.html








