Peki neydi bizi bu kadar çok kimyasal kullanmaya iten? Neden “en temiz” noktaya ulaşmalıydık? Dahası temizlik algımız neye göre şekilleniyordu? Ve hatta neden ki bu biz kadınların işiydi? Neden bizim gönüllüce, severek yaptığımıza inanılıyordu

Ne kadar temizlersek temizleyelim bir türlü ikna olmuyorduk. “Mis” gibi kokmalıydı ev, “bal dök yala” olmalıydı (nasıl bir fanteziymiş gerçekten), sonra misafirler geldiğinde “pırıl pırıl” görünmeliydi, sonra aslan yattığı yerden belli olurdu. Acaba yeterince temizlenmiş miydi, muhakkak biraz da çamaşır suyu dökmeliydik, hatta belki biraz daha, sanki hala mı kirliydi, belki biraz da tuz ruhu biraz daaa…

Şimdi haberler: “Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde evin penceresini silen 17 yaşındaki İ.A., dengesini kaybederek altıncı kattan yere düştü. Ağır yaralanan genç kız, kaldırıldığı hastanede yapılan bütün müdahalelere rağmen kurtarılamadı.”, “Gaziantep’te Ayşegül Ağaç, evini temizlerken pencerede dengesini kaybedip üçüncü kattan beton zemine düştü.”, “Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı Side’de banyoda temizlik yaparken tuz ruhu ve çamaşır suyunu karıştıran 34 yaşındaki Meryem Kasap, havasız ortamda zehirlenerek yaşamını yitirdi.”, “Düzce’nin Akçakoca ilçesinde, Violica Boaca Bener kezzapla çamaşır suyunu karıştırarak temizlik yaparken zehirlenerek hayatını kaybetti.”, “Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde yaşayan bir aile, dört ay önce evlerinde temizlik yaptıkları sırada çamaşır suyu ile yağ çözücüyü karıştırdı. Aile üyelerinden bir kişi hayatını kaybetti, bir kişi hala yaşam mücadelesi veriyor.”, “Bolu’da, eşinin tıkanan lavaboyu açmak için kullandığı toz lavabo açıcının üzerine daha sonra sıvı lavabo açıcı dökmesiyle birlikte etrafa sıçrayan kimyasal maddeler 43 yaşındaki Gülseren Dinlemez’in vücudunu yaktı.”…

Evimizdeki Tehlikeli Kimyasallar

 Ve biz de kolları sıvayıp “Evimizdeki Tehlikeli Kimyasal” broşürü hazırladık, tam da buradaki Düzce haberini okuyup bir kadının daha hayatını kaybettiğini öğrenmemizle. Aslında kadim bir bilgi gibi yayılan “çamaşır suyu ile tuz ruhunu asla karıştırma” bilgisi ne yazık ki kötü deneyimlerden kaynaklanıyordu. Buna rağmen “daha temiz” olması için gerek ev işçisi kadınlar gerek kendi evlerimizi temizleyen bizler hayatımızı kaybetmeye, yaralanmaya, kazalar geçirmeye devam ediyorduk. Temennimiz bu broşürün olabildiğince dağılmasıydı, anlatmaktı. Yüksekten düşme ile gerek yaralanma gerek hayatını kaybetme vakalarını şimdilik akılda tutarak, meslek alanımız olan evimizdeki tehlikeli kimyasalların tehlikelerini anlatmaya çalıştık. TMMOB KMO İstanbul Şubesi olarak hazırladığımız bu broşürün tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz (1). Sıkıcı olmadan hemen birkaç noktaya değinirsem:

  • Ulusal Zehir Danışma Merkezi (114), zehirlenme durumunda arayıp danışabileceğiniz telefon numarasıdır.
  • Kimyasal madde içeren ürünleri, kesinlikle diğer ürünler ile karıştırmayın!
  • Gereğinden fazla ürün kullanmayın. Bol miktarda ürün kullanmak belki daha çok bakteri öldürebilir ama aynı zamanda zararlı maddelere çok daha fazla maruz kalmamıza sebep olur.
  • Ürünleri iyi havalandırılmayan odalarda kullanmayın, buharlarını doğrudan solumayın!
  • Ürünleri orijinal kaplarından başka kaplara aktararak kullanmayın, muhafaza etmeyin!
  • Farklı tehlike sembollerine sahip olan veya birbiri ile tehlikeli reaksiyonlara girme riski taşıyan ürünler, aynı alanda saklanmamalıdır.
  • Ürünlerin boş şişeleri saklanmamalı, içerisine başka bir şey konulmamalıdır.
  • Aldığınız ürünün etiketini inceleyin ve kullanma talimatlarını mutlaka okuyun!
  • Ürünleri, sadece etiketinde belirtilen kullanım amacına uygun kullanın!
  • Üretici tarafından önerilmişse mutlaka koruyucu eldiven ve gözlük kullanın!
  • Ürünleri yiyeceklerden uzakta, çocukların ve hayvanların erişemeyeceği yerlerde muhafaza edin!

Hayatımıza sinsice girmiş, en çok kullanılan tehlikeli temizlik ürünlerine şöyle bir bakarsak: Yüzey temizleyicilerde amonyak, sodyum hipoklorit ve etilen glikol monobütil asetat bulunabilir. Amonyak dumanı göz ve deride yanmaya, akciğerde tahrişe sebep olabilir. Sodyum hipoklorit deri ve göze temasta şiddetli yanmaya sebep olur; etilen glikol monobütil asetat yutulması durumunda zehirlidir.

Yüzey temizleyicilerini, çamaşır suyu ile ASLA TEMAS ETTİRMEYİNİZ. Çünkü yüzey temizleyicideki “amonyak” ile çamaşır suyundaki “klor” birleşince, ciddi solunum problemlerine ve hatta ölüme sebep olabilecek kloramin gazı ortama yayılır. Bu iki kimyasalı içeren hiçbir ürünü birbiri ile karıştırmayınız!

  • Çamaşır suyunun içeriği sodyum hipoklorittir. Çamaşır suyunu ASLA diğer temizleyiciler ile karıştırmayınız. Kireç sökücü ile çamaşır suyunun veya tuz ruhu ile çamaşır suyunun karıştırılmasından dolayı birçok insan hayatını kaybetmiştir.
  • Bulaşık deterjanlarında; makinalar için olanlar katyonik, anyonik ya da non iyonik çözeltiler içerebilir ve bunlar cilt tahrişine sebep olabilir; elde yıkama ürünleri daha seyreltiktir, yutulması durumunda ağız boğaz ve sindirim sisteminde tahrişe sebep olabilir.
  • Fırın temizleyicilerde alkali çözelti/sudkostik çözeltileri (sodyum hidroksit ya da potasyum hidroksit) bulunabilir. Bunlar oldukça aşındırıcıdır, deri ve gözleri yakar. Yutulduğunda ölümcüldür.
  • Pas ve kireç çözücüler asidik çözeltilerdir. Ürün ısıtılırsa veya alüminyum, bakır gibi aside karşı dayanıksız metal yüzeylere uygulanırsa NO (Azot oksit) ve NO2 (Azot dioksit) gazları açığa çıkar. Azot oksit; doğrudan doku zehirlenmesine veya septik şok denilen, sepsis (kan zehirlenmesi) ile tetiklenen dolaşım sistemi çöküşüne neden olabilir. Azot dioksit ise çok zehirli bir gazdır, solunumu sonucunda baş ağrısı ve baş dönmesi gibi belirtileri ortaya çıkmaktadır. Gözlerde ve solunum yollarında tahribata, ilerleyen durumda solunum yetmezliğine neden olur.

Hassasiyetlerimiz sermaye için yeni alanlar

Aslına bakılırsa her şey kimya. Hangi koşullarda, neyi, nasıl kullandığımız önemli olan. Bu ürünleri kullanırken dikkat edilmesi gereken hususlar bunlarken, alternatif temizlik ürünleri, metotları üzerine de bilgiyi kamusallaştırmak hem kendimiz hem çevre için önümüzde bir görev olarak duruyor. Birtakım basit yöntemleri kullanmaya başlayanlarımız halihazırda var, peki bu ürünlerin etkilerini tam olarak biliyor muyuz? Şu an için, evimizdeki tehlikeli kimyasalları kullanırken dikkatle yaklaşmak, ikame edilebildiği ölçüde basit doğal ürünlerle yapacağımız alternatifleri kullanmak anlamlı olacaktır.

Ve sermaye bu hassasiyetimizden de faydalanacak çözümler düşündü. Öncelikle cilde temas eden, solumayla maruz kalınan ürünlerde hammadde, üretim süreçlerinin denetimi oldukça önemli olduğundan merdivenaltı üretim dediğimiz ürünlerin kullanımından kaçınmak gerekmektedir. “Doğal” denerek satılan, “Hiçbir zararı yoktur” denerek pazarlanan birçok ürünün etiket ya da web sayfalarındaki bilgileri incelediğinizde sayısız kimyasal maddeden meydana geldiğini görebilirsiniz. Çok sayıda kimyasal içermesi ‘kesinlikle tehlikelidir’ anlamına gelmemekte, bu, içeriğin tek tek incelenmesi ile belirlenebilir; ancak pazarlama taktiği olarak “kimyasal içermeyen” şeklinde ifadelerle piyasaya verilen ürünlerin de aslında kimyasal bileşimler olduğunu unutmayalım.

Peki neden?

Peki neydi bizi bu kadar çok kimyasal kullanmaya iten? Neden “en temiz” noktaya ulaşmalıydık? Dahası temizlik algımız neye göre şekilleniyordu? Ve hatta neden ki bu biz kadınların işiydi? Neden bizim gönüllüce, severek yaptığımıza inanılıyordu ve kadın-işi olarak görüldüğünden ücretlendirildiğinde de oldukça düşük ücretli bir iş oluyordu?

Oyuncak dükkanında geziyorum; muhakkak ki ütü, mutfak, temizlik oyuncak setlerinde gülümseyen kız çocuğu var. “Kızım kalk annene yardım et” (daha oradan oyun diye mi algılamalı?). Sonra masallar anlatıyorlar daha çocukluktan itibaren: Pamuk Prenses yedi tane erkek cücenin tüm ev işlerini yaparken ne kadar da mutlu, Külkedisi ev işlerini yaparken nasıl da gülümsüyor ve şarkılar söylüyor.“Elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam”… Ha yani yine o sıcak su içinde temizliğe devamdı…

Büyük hizmet! Uzun yaşamın sırrını açıklıyoruz…

Dünyanın en yaşlı insanları diye ara ara çıkan kafa dağıtıcı haberlerde kadınların önerileri özellikle ilgimi çekiyor: 102 yaşında Emma Morano “Kimsenin boyunduruğu altına girmek istemedim”, 127 yaşında Leanra Becerra “Uzun yaşamın sırrı bol çikolata, bol uyku ve asla evlenmemek”, 109 yaşında Jesse Gallan “Hiç evlenmedim, erkeklerden uzak durun”…

Toplumu ayakta tutan yine bizim görünmeyen emeğimiz. Yıksak ya!

Özellikle erkeğin evde olmadığı zamanlarda (adeta sihir, eve geliyorsun voila ‘tertemiz’), mesai saatleri olmadan, sevgi ilişkisi içerisinde gerçekleştirilen temizlik işleri hayatımızı çalıyor. Ev temizliğinden payımıza düşen; yaralanma, hayatını kaybetme, vücutta ağrılar, yani adeta meslek hastalığı.

Sistem yine kadınları karşı karşıya getiriyor

Ev işleri için özellikle son zamanlarda yaygın olarak işgücü piyasasına katılan kadınlar, ev işlerini ev işçisi kadınlara aktarabiliyor. Bu noktada da yine erkekler bu konuda herhangi bir sorumluluk hissetmezken, organizasyonu üstlenen kadın oluyor ve işçi-işveren konumunda iki kadın karşı karşıya gelmiş oluyor. Yeni bir eşitsizlik doğuruyor.

Çoğunlukla sigortasız, güvencesiz çalışan ev işçileri örgütleniyorlar. 4857 sayılı İş Kanunu ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu kapsamına alınmak, sosyal güvenlik şemsiyesine alınmak, göçmen ev işçilerinin iş koşullarının iyileştirilmesi öncelikli talepleri arasında.

Patriyarkanın bize dayattığı bu ağır işçiliğe karşı isyan etmek ve kadın dayanışmamızı büyütmek panzehir olacaktır.

“Ay ev pis olunca içim rahat etmiyor”… Eder canısım

Ve tüm bu tartışma içerisinde aslında algımızı şekillendiren ana etken sistemin ta kendisi. “Temizlik” algısı yıllar içerisinde değişebiliyor, satılacak yeni ürünlerle farklılaştırılabiliyor, reklamlarla daha iyi temizlik için X, makinanızın bozulmaması için Y ürünleri öneriliyor.  Geldiğimiz nokta, bize dayatılan temizlik algısına karşı da dikkatle yaklaşmamız.

Uzun lafın kısası

Dünyanın pisliğini temizleyecek güçte kimyasal henüz yok. Ama “kötü” birer kadın olursak şirinleri görebilir, kişisel koruyucu donanımlarımızı takıp kocaman bir kadın mücadelesi ile bol çamaşır suyu ve ovma teli ile patriyarkayı kirlenmiş tabaklardan kazıyabiliriz. Biraz dağınık bir yazı oldu. “Dağınığım ama pis değilim” klişesine karşı, bir dostumun “Nedir yani ‘pis’ olan nedir ve neden dağınıklık meşrudur ama pis olmak değildir” isyanı geldi.

Yani bırak evi bok götürsün. Huzur isyanda…

* Tartışmaların bir kısmı sevgili Yoğurtçu Kadın Forumu’ndaki sunumda dostların harika katkılarıyla derinleşmiş, gelişmiştir.

 

2 Yorumlar

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here