Feministler olarak, emek sömürüsünden bahsederken fabrikanın öncesine, kapitalizmin de patriyarkanın da çekirdek hücresi hane içerisine ve oradaki yapısal eşitsizliğe ve emek sömürüsüne bakmadan bütünlüklü bir analiz olamayacağının mücadelesini veriyoruz.

2023’te Bask’ta feminist grevin temel konusu bakım emeğiydi; grev metninde ev içindeki cinsiyetçi işbölümünü dönüştürme hedefi tanımlanırken erkeklere tek bir madde ile sesleniyordu, o da “umursamama ayrıcalığından vazgeçmeleri ve bakım işinin sorumluluğunu alabilmeleri”ne yönelikti. Neden vazgeçsinler? Bu ayrıcalıktan belli ki kendi kendilerine vazgeçmeye niyetleri yok.
Cynthia Enloe, son kitabının girişinde “(…) patriyarka bir projektördür. Başka türlü gözden kaçırabileceğimiz şeyleri görmemizi sağlayabilecek bir kavram” diyor. Çünkü öylesine “doğal” ki, öylesine tüm detaylarda ki; sistemi kurduğu yetmemiş, bir sıvı gibi gördüğü tüm boşluklara yerleşmiş. Burada “hane içerisinde patriyarkanın bir tahakküm biçimi olarak erkek şiddeti”ne girmeyeceğim ya da ev içindeki görünmeyen emeğin detaylarına ya da çok sıkıcı bulduğum “ama bizim ilişkimiz farklı” klişesine. Daha çok bu “sıradan” olan emek sömürüsüne karşı toplumsallaştırılması, kamusallaştırılması, hane içerisinde cinsiyetçi dağılımının dönüştürülmesi tartışmalarına yakın dönem örnekleri ile bakmak istiyorum ve mümkünse bundan sonrasını birlikte düşünebilmek.
Çok değil bir ay önce Dilovası’nda yaşanan iş cinayetinde üç kadın ve üç kız çocuğunun ölümü ile yeniden bizlere 1800’lerin iş koşullarının nasıl dayatıldığı ile yüzleştik, yaşadık, yaşıyoruz. Feministler bu cinayetten sonra eylemlerinde “kadın emeği evde bedava, işte ucuz” dedi. Çünkü feministler olarak, emek sömürüsünden bahsederken fabrikanın öncesine, kapitalizmin de patriyarkanın da çekirdek hücresi hane içerisine ve oradaki yapısal eşitsizliğe ve emek sömürüsüne bakmadan bütünlüklü bir analiz olamayacağının mücadelesini veriyoruz yüzyıllardır. Ev içindeki emek sömürüsünü görmeden yapılmaya çalışılacak tüm emek mücadeleleri eksiktir, bunun adını koymamız lazım. Buradaki emek sömürüsü de bizi sermayenin dönüşen farklı emek sömürüsü alanlarında istihdamda daha da vahşi koşullara açık hale getiriyor; yani “back to basics” kavram patriyarkal kapitalizm. Evde erkek (“not all men but always a man” mi), işyerinde patron sömürüyor diyerek failin adını koyuyoruz.
ILO’nun araştırmasına göre, dünya genelinde 2023 yılında bakım sorumlulukları nedeniyle ücretli işgücüne katılmayan kişi sayısı 748 milyonken, bunun 708 milyonu kadınlar. Erkeklerin işgücüne katılamama gerekçeleri ise daha çok eğitim ve sağlık sorunları olarak tanımlanmış. Bunu Türkiye’ye çekersek, TÜİK 2023 verilerine göre 9 milyon 93 kadın “ev işleri” nedeniyle istihdama katılamadığını belirtirken bu rakam erkeklerde “sıfır”.
Peki ev içi işlerin tamamen kamusallaştırılması mümkün mü? Yükümüzü biraz hafifletir mi? İhtimalleri, sınırları neler? Yakın zamanda konuşulan örneklerden birisi Bogota modeli. İnsan okurken heyecanlanmıyor değil.
2010 yılında ilk kez bir ülkede, Kolombiya’da yasal bir gereklilik olarak ne kadar ev içi iş yapıldığı ve kim tarafından yapıldığının ölçülmesi yönünde bir karar alındı. Bu doğrultuda yapılan anketler sonucunda da 2012 senesinde bakım verenlerin her sene 35 milyar saat emek harcadığı ve bunun ülkenin gayrisafi yurt içi hasıla değerinin beşte birine denk geldiği görüldü ki bunun da %80’ini kadınlar oluşturuyor. Bu veriler üzerine kadın hareketinin temel gündemlerinden birisi bu olmuş. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde Bogota modeli, 2019’da Bogota’nın ilk açık kimlikli lezbiyen kadın belediye başkanı Claudia Lopez’in seçim vaadi olarak ortaya çıkıyor. Bu modelde bakım blokları, kırsal bölgelere giden mobil otobüsler ve evde bakım programları var. Temel hedefi de kadınların zaman yoksulluğunu azaltabilmek, kendilerine zaman ayırabilmelerini sağlamak, bakım yükünü azaltmak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayabilmek. Bu bakım bloklarında; bedava çamaşır, hukuki destek, mesleki eğitim, psikolojik destek, çocuk ve yaşlı bakımı sağlanıyor (“erkekler için bakım okulu” da tanımlanmış). Bu modelde yenilikçi olarak sadece bakım alanlarının çeşitliliği değil, politikasının merkezine “bakım verenleri” koyması da tanımlanıyor.
Eksikleri yok mu, tabii ki var. Lopez sonrası gelen belediye başkanı, politik görüş olarak farklı bir çizgide olsa da, oy kaybetmeme ve halkın desteğini sürdürmesi için bakım bloklarını devam ettiriyor ancak bazı fonların zamanla kesilmesi sebebiyle evde bakım hizmetleri için örneğin süre kısıtı getirilmiş (bunu aşmaya çalıştıkları söyleniyor). Süreli evde bakım da bittikten sonra bir süre yükü üzerinden alınmış kadınlar yeniden bu emek yüküyle baş başa kalıyor. Bazı vatandaşların bu sistemden haberi yok, bu yüzden faydalanamıyor. Bu kadar bakım hizmetinin kamusallaşması, bunca çalışma arasında en cılız kalan ise yine “erkeklerin katılımı”. Ev içindeki işlerin paylaşılması. Evde bakım desteği kaç ay sürse patriyarka zayıflar? Ya da geçtiğimiz ay Documentarist’in Bakım Emeği seçkisinde “görünmeyeni görünür kılmak” panelinde konuştuğumuz gibi: bakım emeği için kamusal devlet politikaları aslında erkeklerin zaten yapmak istemedikleri ev işleri için yine yükü onlara kalmasın diye mi var?
Bakım Manifestosu’nda bakım odaklı yerel yönetimlerden bahsediliyor. Ya da daha yakına gelelim Kürt belediyelerinde daha kadın odaklı politikalar hayata geçirilmeye çalışılıyor, kadınların kamusal alana ulaşımı için, kadınların üretip örgütlenebileceği kadın merkezleri için politikalar üretiliyor. Şimdi barış ve demokratik toplum çerçevesinde komünler tartışılırken bakım emeğinin de daha kolektifleşmesi, çocuğun bireyci çekirdek ailede kadın değil bir topluluk tarafından büyütülmesi tartışmaları da sürüyor (yeni de değil bu içerik). Ya da “aile dışında hayat var” diyenlerimiz için aile kurumunun kendisi kadın emeği, beden sömürüsüne dayandığı için geniş, çekirdek fark etmeden bir dayanışma birimi olarak görülemese de, “geniş aile”lerde çocuk bakımının daha kolektif olduğunu ifade edenler var.
Peki bu “kolektif”, “komün”, “geniş aile”lerde tamam doğrudan biyolojik anne bakmasın, ama yine ağırlıklı olarak kadınların bakıyor olduğu gerçeği ne olacak? Erkekler hakkıyla bu bakım işine dahil olacak mı? Sadece bakım değil temizlik, yemek, duygusal emek, vs. hepsinde eşitlik nasıl sağlanacak?
İşten Sonra – Evin Tarihi ve Özgür Zaman Mücadelesi kitabında da çeşitli kolektif yaşam örnekleri hem geçmişten hem bugünden örneklerle anlatılıyor göz atmak isteyen olursa. Ya da hepimiz aslında hem kendimiz hem etrafımızda duyup görüp yaşamıyor muyuz, kreşin olmadığı durumlarda anneanne/babaanneye bırakılan çocuklar, belki küçük yaşta kardeşimize bizim baktığımız ya da annelerimizin/belki kendimizin dayanışma ile dönüşümlü çocuk bakımına destek olduğunu deneyimliyoruz. Londra’da Hackney’deki bir kadın kolektifinin nöbet listesi tutarak “kadınların” birbirlerinin çocuklarına baktıklarını anlatıyor bir arkadaşım. Geçtiğimiz aylarda Çatlak Zemin’de Birtek-Sen ile yapılan röportajda da çocuk bakımı için yine kadın dayanışmasının hayatiliğinden bahsediliyordu. Sendika temsilcisi Halime’nin deneyiminde çocuğunu kreşe vermek istediğinde alım için gerekli “altı ay”ın dolmasına 10-15 gün kaldığı için işyeri kreşi çocuğu kabul etmiyor; buna kadın işçilerin çözümü “o zaman 10 kişi hepimiz bir gün izin alıp çocuğa bakalım” oluyor. Çözümü yine birbirimizde buluyoruz.

Ailenin İlgası kitabında Sophie Lewis ufak bir örnekten bahsediyor; 1980’ler öncesi Men’s Childcare Collective ile kadınların feminist mücadeleye dahil olabilmesi için ev işlerinden kurtulması, çocuklarını bırakabilmesi için gay erkeklerin örgütlenip çocuk bakımı yaptığı çalışmadan bahsediyor. Ne yazık ki sonrasında AIDS krizi ile başka bir soruna karşı mücadele edilirken bu çalışmalar sürdürülemiyor.
Ev içindeki işler bakım emeğinden ibaret değil. Örneğin herhangi bir “bakım ihtiyacı” olmayan erkeklere harcanan emek bu kamusallaştırma politikalarında boşa düşüyor. Zaten tamamen kamusallaştırılmasının mümkün olmadığını söylüyoruz, bazı işler robotlaşsa bile bir duygusal emek ihtiyacı açığı var; peki bu neden sadece kadınların üzerinde olsun? Görüyoruz ki bakım hizmetleri, sosyal politikalara transfer edilince sorun çözülmüyor.
ILO’nun raporuna göre dünya genelinde (rapor diline göre aktarıyorum) “ücretlendirilmeyen bakım işi”nin %75’ten fazlasını kadınlar yapıyor. OECD raporuna göre kadın-erkek arasında ev işlerine ayrılan süre farkına baktığımızda Türkiye, Meksika, Portekiz için saat kullanım farkı 200dk/gün. Daha kuzey ülkelerine, sosyal devlet iddiası olan ülkelere bakınca da bu fark 60 dk/gün’e düşüyor, ancak fark hâlâ var. 2024 İsviçre verilerine baktığımızda da ilgili senede 10 milyar saat ücretsiz ev işi yapılmış ve bunun 6 milyar saati kadınlar tarafından yapılmış.
Burada feminist arkadaşım sevgili Semiha ile sohbet ederken ifade ettiği gibi, “Patriyarkanın nereye gidersek gidelim karşılaştığımız direncini sorgulamamız” gerekiyor. Sosyal devlet olarak görülen devletlerde de bakım emeğinin (ev içi görünmeyen emek değil de spesifik bir kısmı) kamusal bir hizmet olarak sunulduğu durumlarda bu işin yine cinsiyetlendirilmiş bir iş olması, kadın işi olarak görülen bu emek biçiminin düşük ücretli ve güvencesiz olarak sürdüğünü görüyoruz. Hatta isimlendirirken de profesyonel olmaktan uzaklaştırılıyor adeta: “A day without care” makalesinde çocuk bakımına (child care) bebek bakıcılığı (babysitter) ve yaşlı bakımına da “refakatçi” (companion) denmesinden bahsediyor. Aşçılık gibi, bu alanda da erkeklerin evde ücretsizken yapmaktan imtina ettikleri işlere ‘ücretli’ olduğunda dahil olduğunu görsek de, dünya genelinde bakım işçilerinin %67’si kadın. WHO ve ILO’nun 2022’de yaptığı bir araştırmaya göre, sağlık ve bakım sektöründe çalışan kadınlar erkeklerden %24 daha düşük ücret alıyor. Ücretli bakım emeğinin olduğu ülkelerde de bu alanda grev yapmanın yolları konuşulabiliyor.
Yukarıda bakım emeğinin ücretlendirildiği durumda da yine cinsiyetlendirilmiş bir iş olarak görülmesi ile düşük ücretli ve güvencesiz olduğundan bahsetmiştik. İngiltere’ye baktığımızda özellikle COVID-19 pandemisi ile yetişkin sosyal bakım sektöründe işgücünde ciddi bir kriz olduğunu görüyoruz. Bunun sebebi de emek yoğun bir alan olması ve düşük ücretler. Bu yüzden de İngilizler bu işi yapmak istemiyor. 2023-2024 verileri bu alandaki işgücünün yaklaşık dörtte bir oranında göçmen olduğunu ve bu oranın arttığını söylüyor. Hatta bu yazıya bakarken vize başvurularında “health and care worker visa” kategorisini gördüm. Ağırlıklı olarak göçmenlerin çalıştığı, ücretlerin düşük tutulduğu bu alanda yakın dönemin bir başka tartışması da çalışmak için göçmen olarak gelenlere beş yıl sonra oturum verilirken, parlamentoya gelen öneri bunu 10 yıla çıkarmak. Burada bir istisna belirleyip yıllık bir gelir belirtiyorlar, bu yıllık X miktarda kazancın üzerinde kazanan göçmenler hariç diyerek; doğrudan bakım alanında çalışan göçmen işçilere bu düşük ücretlerle 10 sene çalışmaya devam edersen oturum vereceğim diyor özetle. Yine İsviçre’de örneğin, göçmen olarak gelen kişilere iş bulma ofisinin ilk önerisi bakım alanındaki işler, eğitimler olabiliyor (Bu ülke örnekleri için de Burçin, Hande ve Tuğçe’ye teşekkürler).
Peki ne yapmalı? Nasıl yapmalı? 1974’te Mariarosa Dalla Costa “Evde iş yürürken genel grev olamaz” diyordu. 2017’de başlayan feminist grev dalgasında da artık ev içini görmeyen bir greve “genel grev” denemeyeceği dillendiriliyordu. Bakım emeği çokça dile getirilse de doğrudan odağına alan 2023’te Bask’taki grev oldu. Bu grevde öne çıkan talepler: “Kısa vadede herkes için ulaşılabilir, ücretsiz, kamusal bakım hakkının evrensel bir hak olarak tanınması ve garanti altına alınması talep edilirken, kamu bakım ve evde bakım sisteminin güçlendirilmesi ve geliştirilmesi, bakım hizmetlerinin özelleştirilmesine son verilmesi, kayıt dışı çalışmaya son verilmesi, ev işçilerinin genel çalışma rejimine dahil edilmesi, ILO 189’un onaylanması, ev işçilerine asgari ücret üstü maaş verilmesi, çalışma saatlerinin azaltılması, herkes için makul emekli maaşı verilmesi, bakım izninin çekirdek ailenin ötesine genişletilmesi taleplerine öncelik verilmesi istendi. Uzun vadeli öncelikler arasında ise cinsiyete dayalı ve ırkçı iş bölümüne son verilmesi ve feminist bir kamu örgütlenmesi geliştirilmesi vardı. Feminist kamu örgütlenmesi derken mekânların tasarımını, zaman kullanımını ve kentsel planlamayı (toplu konut) dönüştürmeyi, gıda bağımsızlığını teşvik etmeyi ve böylece şehirler ile kırsal alan arasındaki ilişkiyi dönüştürmeyi kastettiklerini de metinlerinde not düştüler.” Türkiye’de de İMECE Ev İşçileri Sendikası uzun yıllardır “ev işi iş, ev işçisi işçidir” diyor ve ILO 189 imzalansın diye mücadele ediyor.
İsviçre de 2025 Haziran’ında “2027 bakım grevi”ne hazırlıklara başladı. Bunda da ana söz “Do You Care” olarak seçildi, care=bakım üzerinden bir söz oyunu ile (care hem bakım hem önemsemek anlamına geliyor). Talepleri de “ücretli ve ücretsiz bakım işleri için adil ücret, bakım sektöründe daha fazla zaman ve daha iyi çalışma koşulları, tüm bakım çalışanları için sosyal güvenlik, çoğunlukla görünmez olan bakım çalışmalarını görünür kılmak”. Bunun için de şimdiden şehir şehir örgütlenmeler başladı ve kadınlar için “Nasıl grev yapabilirsiniz” listesi bile paylaştılar (grev alanları, yöntemleri, yasal bilgilendirme, vb içerikler var, aşağıda linkini bırakıyorum). Ağırlıklı olarak ücretli alana dönük bir çağrı olsa da ev içindeki görünmeyen emeği bırakmanın birtakım yollarını da öneriyorlar. Müjde, cis erkeklerin de grev için yapabilecekleri var: bakım işlerini üstlenmek, çocuk bakımını organize etmek, yemek-temizlik-alışveriş gibi ev işlerini yapma, grev fonuna maddi destek sağlama, diğer cis erkekleri örgütleme, işyerinde grev yapan kadınlarla dayanışma, vb.
Ne kadar kamusallaştırılma ihtimali olsa da (ha bu kadarı olsa o da bir ara geçiş, kadınların sırtından bir nebze yük alan her türlü politikaya zaten ‘hayır’ demiyoruz, sadece kırıntıları değil hayatın tamamını istiyoruz), erkeklerin ev içerisindeki iş yüküne dahil olması sağlanmadan ihtimal dahilindeki tüm devrimler, tüm kolektif yaşamlar, hadi daha mütevazı olsun eşitlikçi olabilecek yerel yönetimler eksik. SFK’nın 2010’da başlattığı “Erkeklerden Alacaklıyız” kampanyasının sözleri ile bitireyim ve erkeklerden, devletten, sermayeden alacaklı olduğumuzu söylediğimiz, emeğimizi sömürenin adını koyduğumuz nice mücadelelerimize diyeyim (yakın dönemde de Yoksulluğa Feminist İsyan ile devletten de ne kadar alacaklı olduğumuzu belirtmiştik, onun da linkini aşağıda bırakıyorum):
Evet, alacaklıyız! Erkeklerin bize borcu var! Karşılığı ödenmemiş emeklerimiz için alacaklıyız. İster ev dışında çalışalım, ister tam zamanlı ev kadını olalım, bütün ev işlerini ve bakım yükünü üstümüze yıkan erkeklerden alacaklıyız.
Erkeklerden alacaklarımızı alana kadar ev işi yapmayalım! Ev işleri erkeklerin işi olsun. Yemeği, ütüyü onlar yapsın; çamaşırı, bulaşığı onlar yıkasın. Çocuklara babaları baksın. Sabahları onları okula hazırlasın, akşam yemeklerini hazır etsin, derslerinde yardımcı olsun. Hastalandıklarında işi bırakıp, eve babaları koştursun. Yaşlı anne babaların bakımını, hastalandıklarında ilaçlarını hatırlamayı, banyolarını yaptırmayı, oğulları, damatları üstlensinler. Erkekler, dert ortaklığı etmeyi, kendi çocuklarıyla, babalarıyla ilişkilerini düzenlemeyi öğrensinler.
Erkekler kadınların iş yerinde, arkadaşlarıyla yaşadıkları sorunları dinlesin, kadınların gündelik hayat stresini üzerlerinden alsın. Erkekler ‘sevgi’ uğruna, kadınların egosunu tamir etmek, beslemek için bedenlerini ve ruhlarını paspas etsin.
Kaynaklar
https://catlakzemin.com/30-kasimda-baskta-bakim-icin-feminist-grev/
Cynthia Enloe, “Büyük Hamle Savaş ve Patriyarka: Teşhir ve Meydan Okuma”, Güldünya Yayınları, 2025.
https://www.vox.com/policy/469634/care-blocks-child-care-women-caregiving-elder-care-families (Eda’ya teşekkürler)
https://www.marmara.gov.tr/tr/bir-sehir-kadinlar-etrafinda-yeniden-duzenlenebilir-mi
https://cinsiyetesitligipolitikalari.org/wp-content/uploads/2025/12/destekleyici_adimlar_son.pdf
https://feministischerstreikzuerich.ch/2025/06/14/medienmitteilung-care-streik/
https://feministischerstreikzuerich.ch/wie-streiken/ (Tuğçe’ye teşekkürler)








