Ayşe Tokyaz 13 Temmuz’da ölü halde bulundu. Ardından “kadına karşı tasarlayarak ve canavarca hisle eziyet çektirerek öldürme” suçundan toplu dava açıldı. Ayşe Tokyaz davasının ilk celsesi 29, 30 ve 31 Aralık’ta Küçükçekmece 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Ayşe’yi öldürmekten yargılanan esas sanık Cemil Koç, 2024’te meslekten ihraç edilmiş bir polis memuru. Daha önce bir kadını daha öldürdüğü, ama bunun kayda “şüpheli ölüm” diye geçtiği iddiası var. Sicilinde üçü kasten yaralamadan olmak üzere toplam sekiz suç kaydı var. Tüm bunlara rağmen bir türlü engellenmemiş Cemil Koç, iddianameye göre uzun süredir fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bıraktığı Ayşe Tokyaz’ı öldürdü ve bir valizin içinde yol kenarına bıraktı ve delilleri gizlemek için ikisi polis sekiz ayrı erkekle işbirliği yaptı. Şimdi dokuz erkek “kadına karşı tasarlayarak ve canavarca hisle eziyet çektirerek öldürme” suçundan yargılanıyor.

Tüm bu süreç boyunca Ayşe’nin kardeşi Esra Tokyaz, kardeşini bulma ve sistematik erkek şiddetini ortaya çıkarma çabalarının nasıl engellendiğini; polisin onu duymadığını, dinlemediğini, Esra’nın şikayetindeki ifadeleri Cemil Koç’a bildirdiğini ve hiçbir önlem almadığını bir kez daha detaylı bir şekilde anlattı. Esra kardeşini şiddetten kurtarma mücadelesinde yalnız bırakılmış ama hiçbir aşamada yılmamış bir kadın.

Kadın Cinayetlerine Karşı Feministler kampanya grubu üç gün boyunca davayı takip etti. İlk gün ve son güne dair yayınladıkları metinleri paylaşıyoruz.

Ayşe Tokyaz Davası İlk Günün Ardından

Bugün Ayşe Tokyaz davasının ilk celsesinin birinci gününde, Küçükçekmece Adliyesi’ndeydik. Duruşmanın bu ilk gününde sanıklardan Cemal Arslan dinlendi ve esas sanık Cemil Koç’un dinlenmesine başlandı. Bir kadını öldürdükten sonra bedenini soğukkanlılıkla bavula koyan ve ortadan kaldırmaya kalkan, bunu yaparken türlü ilişki ağlarından faydalanan, ardından meyhaneye giden, Ayşe Tokyaz’ın kardeşi Esra Tokyaz’ın verdiği ifadenin ekran görüntüsüne anında ulaşan, her aşamada örgütlü ve planlı hareket eden eski polis Cemil Koç bugün saatler boyunca mahkemeyi yönetmeye, manipüle etmeye kalktı. Bütün bir gün boyunca gülerek dik dik Ayşe’nin kardeşi Esra Tokyaz’ın gözlerine baktı, laf attı, provoke etti, hatta öldürdüğü kadının kızkardeşine mahkeme huzurunda küfretti. Bir an geldi jandarmaya tehditvari emirler verdi, hakime “bu sorunuzun konuyla ne alakası var” diye çıkıştı. “Ben gerektiğinde konuşurum” gibi imalı sözlerin ardından, sıra savunmasına geldiğinde Cemil Koç avukatı olmadığını, dosyanın eline ulaşmadığını, olaya ilişkin savunma yapamayacağını söyledi. Halbuki avukatı olmadığını söyleyen bu adam, gün boyunca bize ne kadar zengin olduğunu, ne kadar çok parası olduğunu anlatıp durmuştu. Bir yandan dosyayı bilmediğini savunma yapmayacağını söylerken bir yandan Ayşe hakkında “herkes hak ettiğini yaşar” demekten geri durmadı. Kadın cinayeti dosyalarında artık ezberlediğimiz bir biçimde kadınların hayatlarını tartışmaya açtı. Biz ne duyduk hep katil erkeklerden? “Başkasıyla mesajlaştı”, “aldattı”, “sevgilisi vardı”, “erkeklerle görüştü”, “para istedi”. Cemil Koç da farksızdı. “Olayı” yani cinayeti konuşmayacağım deyip, esas meselesi bir bavulda bir kadının ölü bedeninin nasıl bulunduğunu sorgulamak olan bir mahkemeyi Ayşe’yi yargılama sahnesine çevirmeye kalktı. Bir kadının itibarına saldırmayı kendine kalkan yapabileceğini sandı. Konu kendi geçmişindeki bir “şüpheli kadın ölümü”, ayrıca onun ikamet adresinde bir kadının kokain ve fuhuş sırasında darp edildiğini ihbar etmesi olunca ise “bunun yargılamayla ne alakası var” diyebildi. Yani erkek şiddeti konuyla ilgisiz, kadınların hayatlarını yargılamak ise konuya dair! Sonuç olarak bugün bir cinayet yargılamasında cinayetten başka her şey konuşuldu.

Biz bu taktikleri iyi tanıyoruz. Ama artık kadınların hayatlarını şiddete, cinayete bahane edebilme, sayfa sayfa kadınların hayatlarını tartıştırabilme devrinin bittiğini hatırlatıyoruz. Bugün Cemil Koç öldürdüğü Ayşe Tokyaz’ın anısına, yakınlarına, mahkeme heyetine, avukatlarına ve bir mahkeme dolusu kadına, hepimize adeta şiddet uyguladı. Bunu hep birlikte yaşadık. Bunu yaparken son derece profesyoneldi. Ne zaman hakaret edeceğini ne zaman susacağını, neyi bilmezden geleceğini, neyi hatırlayıp neyi hatırlamayacağını çok iyi biliyordu. Ayşe’yi koyduğu bavulu ortadan kaldırmak için, kendi ifadesiyle, “geçmişte hatalı işler yaptığı için” yardım edeceğini düşündüğü erkekleri arayabiliyordu. Neydi bu hatalı işler, bunlar nasıl yeni bir suç işletmenin zemini oldu, bilmiyoruz. Bu adamın bugün değilse de bir noktada polis olduğunu, örneğin kadınların şiddete uğradığında yardım istemesi beklenen bir kamu görevlisi olduğunu düşünmek ise tüyler ürpertici. Tam da bu nedenle mi hala mahkeme heyeti dururken duruşmayı yönetebileceğini zannediyor? Esra Tokyaz’ın karakol ifadesinin ekran görüntüsüne ulaşabiliyor? Ölmüş bir kadının bedenini taşıdığı arabayı almaya bir polis memuruyla gidebiliyor? Giderken “belki ben oraya gidene kadar yakalama kararı çıkmıştır, yolda sıkıntı olmasın diye yanımda polis olsun istedim” diyebiliyor? Bizim her hakkımızı aradığımız an karşımıza dikilen emniyet, öldürdüğü kadınların yakınlarına küfreden bu adama nasıl bir müsamaha gösteriyor?

Biz bugün mahkemede, araştırıldıkça Ayşe Tokyaz cinayeti dışında başka suçların da ortaya çıkabileceği bir ilişkiler ağı gördük. Bu ağın içinde eski bir polis tarafından işlenen organize cinayette, kimi polislerin de rolleri var. Bu yargılama boyunca konuşulması gereken tam da budur. Kadın Cinayetlerine Karşı Feministler Kampanya Grubu olarak yarın ve sonraki gün de duruşmayı takip etmeye devam edeceğiz. Tüm kadınları dayanışmaya, Ayşe Tokyaz davasını takip etmeye çağırıyoruz.

Ayşe Tokyaz Davası Üçüncü Günün Ardından

Biz bugün içeride ne dinledik. Erkek şiddetine maruz kalmış kız kardeşini bulmaya çalışan ve görevi tam da şiddeti önleme ve acil müdahale etme olan kurumlara başvuran bir kadının, kendisinin nasıl saatler boyu erkek şiddetine maruz bırakıldığını dinledik. Koskoca karakolların, bu mahallede bir emniyet teşkilatının, 22 yaşında Hatay’dan gelmiş gencecik bir kadını, kız kardeşinin canı için çırpınırken nasıl oyaladığını, saatler boyu duvara toslattığını, mesai arkadaşları Cemil Koç’a nasıl zaman kazandırdığını, hatta bir tanesinin Instagram’dan yazıp taciz ettiğini, kardeşini ararken kalacak yerin yoksa bende kalabilirsin deyip evine davet ettiğini dinledik. Karakolda Esra’nın telefonuna el konularak başka polisler tarafından telefondaki delillerin nasıl silindiğini, bu polislerin masaya yumruk vurarak “ağlaman da duygu sömürüsü kardeşini araman da” dediklerini, annesini aramasına ancak hoparlörde konuşması ve karakolda olduğunu söylememesi şartıyla izin verdiklerini, polisler arasındaki erkek dayanışmasını dinledik. Katil Cemil Koç’un Esra’nın karakoldaki ifadesini okuyabildiğini, sonrasında Esra’yı arayarak ifadeni okudum diye tehdit ettiğini dinledik.

Sonra kadın cinayetleri neden engellenmiyor, neden önlenmiyor? Kadınların şiddet karşısında başvuracağı karakolların, cinayeti önleyecek polislerin durumuna bakın bir hele. Şu bizim karşımızda bugün dikilen polislere. Şimdi bize kızarsınız. Pankartımızda size suç ortağı deriz kızarsınız. “Bir çürük elma için bütün teşkilata laf etmeyin” dersiniz. Hakkımızda soruşturma açarsınız, suçlu biz oluruz üstüne. Çünkü gücünüz bize yeter. Ya da öyle sanırsınız. Çünkü kadın dayanışmasını, kadınların hayatta kalma mücadelesini hafife alırsınız. Ama gücünüz, her nasılsa, belinde silah taşıyan, bana bir şey olmaz diyen, elindeki kanla sırıtıp duran Cemil Koç’a yetmez mesela. 22 yaşında bir genç kadının mesai arkadaşınız tarafından bavula sığdırılıp kenara atılması, kız kardeşinin güvenliğe, defalarca arayıp çağırdığı polise, gittiği karakola “şimdi ben ne yapayım” diye sorması, çırpınması dokunmaz onurunuza da bizim laf etmemiz dokunur.

Bu koskoca devlet varken niye bu kadar yalnız kaldı bu kadın, niye tek başına aradı kardeşini, tek başına arayacaksa niye var bunca karakol, bunca polis? Çürük elma dersiniz de nasıl oldu da bu çürük elma Esra’nın satır satır ifadesine ulaştı, nasıl oldu da bu çürük elma “bana kimse bir şey yapamaz” deme cüretini buldu, kim var arkasında, kimden aldı bu cesareti demezsiniz. Biz bu birkaç günde bir kez daha çok iyi anladık: Cemil Koç’un ve benzerlerinin arkasında örgütlü bir cinayet düzeni var. Daha önce yapıp üstünü örtebilmiş olmanın soğukkanlılığı, pişkinliği var. Esra yalnız başına hakkından gelmiş bu cinayet düzeninin. Ama asla yalnız olmamalıydı. Onun gözünün içine bakamamak size dert olsun. Bu konu bugün burada yargılananlarla belli ki sınırlı değil. Küçükçekmece, Halkalı, Kanarya, bu karakollarda neler oluyor? Birilerini kollamak için mi yaşattılar Esra’ya bunları, yoksa zaten mesele kadına şiddet olunca genel bir ihmal, genel bir önemsememe mi var? Daha kaç kadın kendisi için, arkadaşı için, kız kardeşi için şiddeti önlemek, yaşanan şiddeti bildirmek için karakola başvurduğunda bu muameleye maruz kalıyor? Bırakın erkek şiddetini önlemeyi, müdahale etmeyi, kaç karakol daha erkek failleri o veya bu biçimde kolluyor? Bunların hepsinin açığa çıkarılması için müfettiş görevlendirilmesi, bağlantılı tüm memurların soruşturma sırasında açığa alınması, etkili denetim mekanizmalarının kurulması şart. Hemen bugün. Kaybedecek bir hayat daha yok.

Bugün üç gündür devam eden duruşmanın sonunda tüm sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. 24 Mart saat 10.00’da ikinci duruşma için yine Küçükçekmece Adliyesi’nde olacağız. Ayşe Tokyaz’ı el birliğiyle öldüren bu örgütlü erkekliğin ifşa olması, tüm sorumluların yargılanması için takipteyiz.

Kadın Cinayetlerine Karşı Feministler Kampanya Grubu

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.