Firdevs kendini duymaya, görmeye başladığında ilk yaşadığı duygular utanç, suçluluk, kusurluluk ve eksiklik olmuştur. Bunların yanıltıcı etkisinden kurtulduğunda Firdevs kendi benliğine kavuşur, kendini özneleştirir ve benlik değerini kendisi belirler.

Sıfır Noktasındaki Kadın, Neval El Seddavi’nin 1984 yılında yayımlanan, Firdevs adlı bir kadının başından geçmiş olayları anlatan romanıdır.

Firdevs’in hikayesi bize kız çocuğu olarak doğumundan genç kızlığa doğru geçerken yaşam serüveninin nasıl da tam tersi yönde aktığını kadının konumu üzerinden tüm dezavantajlılığı ile gösteriyor. Bebekken annesinin gözünün içine baktığı, özenle beslediği, büyüttüğü küçük kız, genç kızlığa doğru geçerken annesinin gözündeki ışığın söndüğünü, ona eskisi gibi sevgi ve şefkatle bakmadığını fark ettiğinde büyür. Kız çocuğu olarak var oluşunun en büyük korku ve acısı ile sünnet edildiğinde tanışır. O günle birlikte Firdevs’in bedeni, ruhu, duyguları üzerindeki iradesi elinden tamamıyla alınır. Bedeni artık onun değildir, duygu ve düşünceleri ise ötekiler tarafından yönetilir. Bedeni üzerinde aile ile başlayan tahakküm yaşamı boyunca artan erkek şiddeti, toplumsal kurumlar ile sürer. Aile, erkekler, kurumlar, yasalardan oluşan tüm bu ötekilerin Firdevs’in üzerinde hak iddiası vardır. Firdevs’in yalnızca bedeni değil, kendi bedenini nasıl deneyimleyeceği de bu ötekiler tarafından belirlenmek istenir. Firdevs’in hikayesinde bu gerçeklikle yüzleşiriz. Firdevs’i din, namus, ahlak, yasa vurgusuyla kontrol altında tutanlar çocuk yaşlarda defalarca ve sistematik olarak onu istismar ederler. Yaşı geldi diye zorla evlendirirler. Cinsel hazdan men edilen Firdevs yine o ötekilerce defalarca cinsel saldırıya uğrar. Yaşamının çeşitli dönemlerinde yaşatılan bu baskı, şiddet, ihmal, istismar karşısında mücadele etmeye, direnmeye çabalasa da gerisin geri başa döner, ta ki kendi zamanının ve arzusunun kontrolünü ele geçirene kadar.

Firdevs’in hikayesinde sadece bedeninin sınırları ihlal edilmedi, benlik sınırları da o hücreye atılana kadarki süreçte ihlal edildi. Çocukken ona, bedenine yapılanlar kendi bedeni ile kurduğu ilişkinin niteliğini bozdu, bedeni ona ait olmaktan çıktı. Onun bedeni başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak için ona verilmiş bir araçtı. Ölmeden hemen önceye kadar bu böyle sürdü. Cinselliğini ilk keşfettiğinde kendiyle sessizce yaşadığı haz ve yakınlık zamanla erkek egemen sistemin içinde ekonomik bir araca dönüştü. Bu sistem erkeğin Firdevs’in bedeni üzerindeki arzusunu meşrulaştırırken, Firdevs’in kendi arzusunu bastırdı.

Firdevs kendi bedenine yabancılaşır, yaşamını sürdürmesi için ona ihtiyacı olduğu yüzüne defalarca sertçe çarpılır. Firdevs’in hikayesi boyunca bize anlatılan fahişelik vurgusu onun bireysel seçimi değil, toplumsal bir dayatmadır. Çünkü Firdevs başka yolları da dener, ortaokul diploması vardır, “normal” bir işte çalışmak, “normal” bir yaşam sürmek ister. Firdevs’in bireysel seçimleri çocuk yaşlardan itibaren elinden alınmıştır. Sistematik olarak seçimlerinde özgür değildir. Kendi bedenine erkeklerin değil de kendinin değer biçebileceğini fark ettiğinde bedeni ile bütünsel bir ilişki kurabilir. Değerini belirleyen artık kendisidir. Bedeni ona aittir. Çocukluktan beri değersizleştirilen, nesne olarak kullanılan bedenine erkek egemen sistemde geçici bir değer biçilmektedir. Ekonomik değeri olan bir nesne olarak Firdevs’in bedeni değerlidir. Kendisiyle yakınlaştıkça ekonomik değerini kendisi kontrol edebilmeyi öğrenir. Firdevs’in hikayesi boyunca yüzleştiğimiz bir başka gerçeklik de karşılıklı sevgidir. Firdevs çocukken sevilebilmenin yolunun karşılıklar içinde olabileceğini görmüş ve deneyimlemiştir. Firdevs açken, babası büyük bir iştahla karısının ona sakladığı yemekleri yerken Firdevs sesini çıkarmadığında, yemek istemediğinde ve açlığını normalleştirdiğinde babası tarafından sevilmiştir. Babasının ayaklarını annesi gibi yıkamayı öğrendiğinde sevilmiştir. Amcasının tacizlerine ses çıkarmadığında, onun ev içi hizmetlerini yerine getirdiğinde sevilmiştir. İlk kez aşık olduğu ve ona inanıp yanına sığındığı erkeğine bakım verdiğinde, onun ihtiyaçlarını karşıladığında sevilmiştir. Özetle Firdevs bu ötekilerin arzuladığı Firdevs ne kadar olabildiyse o kadar sevilmiştir, sahiplenilmiştir ve “korunmuştur”.

Firdevs kendini duymaya, görmeye başladığında ilk yaşadığı duygular utanç, suçluluk, kusurluluk ve eksiklik olmuştur. Bunların yanıltıcı etkisinden kurtulduğunda Firdevs kendi benliğine kavuşur, kendini özneleştirir ve benlik değerini kendisi belirler. Firdevs cezaevine girmeden hemen önce kendi içini kaplayan hiçbir boşluk bırakmayan ve onaylamış olduğu erkek egemen yasaları, kuralları, sınırları fark eder. Bunlarla mücadelenin kendince bir yöntemini bulur. Tam burada Firdevs’e ne yazık ki veda ederiz. Vedadan hemen önce Firdevs’in sıfır noktası olarak konumlandırıldığı yer kaybedecek bir şeyinin olmadığına inandığı ve kendisini böylece ilk kez özgürleştirdiği yerdir. Yaşamı boyunca kutsal sayılan evlilik, para, onay, statü, sistemin dayattığı “iyi kadın” imajı anlamını ve önemini yitirmiştir. Firdevs tamamen yüksüzdür, hafiflemiştir. Sistemin onu götürdüğü sonda Firdevs ötekinin ona bakışını reddeder, kendine döner, aynada kendini izler ve bize tüm bilinçli kararlılığıyla veda eder.

Özetle, Sıfır Noktasındaki Kadın, bir kadının duygularının, düşüncelerinin, bedeninin erkek egemen sisteme dayalı toplumsal, ekonomik, psikolojik dayanaklarla nasıl baskılanıp şekillendirildiğini, değersizleştirildiğini, nesneleştirildiğini, kadının bedenine, duygularına ve düşüncelerine nasıl yabancılaştırıldığını anlatır.

 

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.