Bu yazıda feminist kavramları kullanarak, kendi yaşadığım ve çevremdeki tırmanışçı/dağcı kadınların yaşadığı bazı deneyimleri (anonimleştirerek) incelemeye ve anlamaya çalışacağım, tıpkı bir dağ patikasında çoğunlukla yaptığım gibi.

Zamanının en iyi tırmanıcılarından Catherine Destivelle, Eiger Kuzey Duvarı’nı solo tırmanırken… (Destivelle, birçok önemli dağ rotasını solo çıktıktan sonra, “artık hiçkimse bütün işi erkek partnerimin yapmış olduğunu iddia edemez” diye yazmıştı.)

“Hiç arkadaşının ipini kesmen gerekti mi?”

Dağcılık ve tırmanışla uğraştığım uzun yıllardan beri, genelde bana ilk gelen sorulardan biri de bu oluyor. Sanırım dağcıların tırmanış yaparken sürekli bir adrenalin ve risk alma halinde olduklarını düşünüyor insanlar. Fakat dağcılığın yüzde doksanı saatlerce yukarı kamplara yük taşımak ve yavaş yavaş küçük adımlarla yükselirken yalnız başına derin düşüncelere dalmak oluyor. Ve evet, bazen de bu düşüncelerimde dağlarda yaşanılan ve tamamen kadın atanmamdan kaynaklanan deneyimleri tekrar tekrar kafamda canlandırıp, öfkelenip, bana ağırlık yapan bazı insanların ipini gerçekten kesmek istediğimi fark ediyorum.

Çok uzun bir süre, bu konuyla ilgili takıntılı olanın ben olduğumu ve delirmiş olduğumu zannettim. Fakat, birkaç sene önce bu delirme yanılgısının sadece bana has olmadığını fark etmemi sağlayan bir girişimde bulunduk: Tırmanışta Kadınlar Matinesi![1]

Tırmanırken yaşadığımız cinsiyetçi deneyimleri paylaşmaya başladığımız tesadüfi bir arkadaş grubu oluştu. İşin garibi, çoğumuz birbirimizi yıllardır tanıyorduk, fakat sanırım hiçbirimiz bu deneyimleri diğeriyle paylaşmaya cesaret edemedi. Belki de bu deneyimler bize has, bizim kurgumuz, bizim abartımızdı diye düşündük. Belki de çünkü, tırmanış komünitesi hepimizin hayatının önemli bir kısmıydı ve burada kimse çıkıntılık yapıp huzursuzluk çıkaran ‘o kişi’ olmak istemiyordu. Eh, feminist killjoy olmanın hayati bedelleri vardı, çünkü tırmanış bizim hayatımızdı.

Fakat bir şekilde bir araya geldik ve Matine’yi kurduk*. Şu anda 100’den fazla katılımcısı olan bu kolektifte; dağlarda, kayada ve tırmanış salonlarında yaşadığımız cinsiyetçi deneyimleri birbirimizle paylaşıp çözümler üretmeye, en kötü de rahatlamaya çalışıyoruz. Biz manyak değilmişiz, bunu yaşayan başkaları da varmış diyoruz. Bir yandan da tırmanış komünitesini dönüştürmeye ve herkes için güvenli alanlar yaratmaya çalışarak çeşitli etkinlikler düzenliyoruz.

Kadınlar Matinesi süreci boyunca, o kadar fazla cinsiyetçi deneyim ve cinsel şiddet vakası duydum ki, bazen dağlar ve kayalar bana özgürlük hissi veren yerlerden olmaktan çıktı, tetik-şov yaşadığım ve zaman zaman uzaklaştığım imgelere dönüştü.

Bu yazıda feminist kavramları kullanarak, kendi yaşadığım ve çevremdeki tırmanışçı/dağcı kadınların yaşadığı bazı deneyimleri (anonimleştirerek) incelemeye ve anlamaya çalışacağım, tıpkı bir dağ patikasında çoğunlukla yaptığım gibi.

Himpathy

Bu, feminist felsefeci Kate Manne’in Down Girl: The Logic of Misogyny kitabında kullandığı bir kavram. Bir erkeğin bir kadına zarar verdiği durumda, sempatinin zarar gören kadından uzaklaşıp erkeğe yönelmesi anlamında kullanılıyor. Özellikle cinsel şiddet vakalarında: “Tamam, yaptığı korkunç ama hayatı mahvolmasın,” “Bir hata yüzünden kariyerini bitirmek doğru mu?” “Çocuğu var,” “Linç etmeyelim,” deniyor. Ama aynı konuşmada şiddete maruz bırakılan kadının hayatının ne olduğuna pek bakılmıyor. Manne bunu mizojinin adeta öteki yüzü olarak görüyor: Kadın cezalandırılırken erkek affediliyor, mazur görülüyor veya sempati nesnesine dönüşüyor. “İyi dağcı”, “gerçek alpinist”, “sponsorlu tırmanıcı”, “Türk dağcılığının kurucusu!” gibi tanımlar dağcılık camiasında HİMPATHY oluşturmak için çokça kullanılıyor.

Dillerden düşmeyen “evrim teorisi” ve “bilimsel kanıt”

Himpathy’e dair aklıma gelen onlarca deneyimimden ilkini anlatmaya başlayayım:

Kaçkar Dağları’nda dağ rehberliği yaptığım zamanlarda, 2800 metredeki anakampımızda yaşıyordum. Buraya tırmanışa gelen ve bilinen bir dağcı olan bir adam beni üç gün boyunca sıkıştırıp, sürekli kendi cinselliğine ve fantazilerine dair hikâyeler anlatıyordu. Adama, rahatsız olduğumu ve başımdan gitmesini söylememe rağmen bana her fırsatta sinek gibi yapışıp ayrıntılı anlatımlarına devam ediyordu.

Bu dağcı adam bir üniversitede profesördü ve kampa arkeoloji bölümünde hoca olan bir arkadaşıyla gelmişti. Bu iki bro, bana üç gün boyunca sürekli “kadından niye dağcı olmayacağını” bilimsel kanıtlar(!) sunarak anlatmaya çalıştılar. Tahmin edersiniz, Darwinler mi gelmedi, doğal seçilimler mi, evrim mi, pazara gidince erkeklerin daha fazla torba taşıyabilmesi argümanı mı, erkeklerin avcı, kadınların toplayıcı ve çocuk bakıcısı olduğu teorileri mi… Hepsine feminist arkeoloji, antropoloji ve eleştirel evrim teorisinin içinden hakim olduğum kadarıyla cevap yapıştırmaya çalıştıysam da faydasızdı. Çünkü o adamların statüsü(!) vardı, ben kimdim.

Bir gece kampta otururken yine bu argümanlar gelince, sinirlenip, “Şu kayayı alırım başına geçiririm görürsün o zaman kadınlar güçlü mü değil mi!” diye bağırdım profesör adama. Ertesi hafta “çok agresif olduğum” için rehberlik acentasından kovuldum.

“Türkiye’nin en harika dağcısıyım”

Bu olaydan yıllar sonra sosyal medyada, bu adamın okuldaki öğrenciler tarafından, kadın öğrencilerini taciz ettiği iddiasıyla ifşa edildiğini gördüm ve ben de bu ifşayı sosyal medyamda paylaştım.

Bir süre sonra tebligatlar gelmeye başladı tabii. Tebligatlardan bir tanesi yaklaşık 50 sayfadan oluşan, ve bu dağcı adamın mahkemeye sunduğu, kendisine “iftira/hakaret edip itibarını zedelediğimi” iddia ettiği dilekçeydi. Bu dilekçenin 30 sayfası adamın çıktığı dağların zirvelerinde çekildiği fotoğraflar, 10 sayfası adamın icra etmiş olduğu sanat eserlerinin fotoğrafları, kalan üç sayfası da adamın nasıl iyi bir dağcı olduğu, harika bir koca ve baba olduğu, depremde birçok insanı kurtardığı, kendini İngilizce ve Fransızca ifade edebildiği, Amerika’da kumdan heykel yapma yarışmasında bilmem kaçıncı olduğu, ülkemizi uluslararası konferanslarda çok iyi temsil ettiği, harika bir kariyeri, eşi, çocuğu olduğu gibi anlatımlardan oluşuyordu.

Eh, erkekler erkek yargının ne olduğunu, nerede ne zaman kravat indirimi alabileceklerini gayet iyi biliyor. Bu adam da mahkemenin HİMPATHY’sini kazanmak için elinden geleni yaptı. Mahkemedeki bütün savunmam da bu HİMPATHY ile dalga geçmek üzerine oldu, ve kazandık!

Cinsiyetçi kadınlar

“Erkek adalet, erkek şiddeti, erkek egemen falan deyip duruyorsunuz. Asıl kadın-erkek ayrımını siz yapıyorsunuz. Asıl cinsiyetçi sizsiniz!”

Bana bunu Tırmanan Kadınlar Matinesi’nde yaptığımız, 60 küsur kadının katıldığı forumlardan çıkan 15 sayfalık cinsiyetçiliğe dair deneyimi aktardığım bir konferans konuşması[2] sonrasında, dağcı bir adam söylemişti. Cinsiyetçi olduğum için tırmanış camiası adına beni kınadığını da sözlerine eklemişti.

Sanırım öfkelendiğim şey, bunu diyen adamla benim ideal dünya anlayışımızın bir olması, fakat o kendi konforlu hayatında bu ideal dünyanın zaten var olduğunu sanırken, benim ve birçok kadın ve queerin bu ideal dünyayı yaratmak uğruna bedeller ödüyor olmamız. Açayım: Ben de isterdim bana kadın denmesin. Bana erkek de denmesin. Ben de isterdim, kadın atandığım için bana farklı davranılmasın. Ya da cinsiyetim çok belirsiz ve okunamaz göründüğünde bunun şiddetli sonuçlarına katlanmayayım. Benim de ideal dünyam, cinsiyetin önemsiz ve cinsiyet tanımlarının demode hatta hiç aklımıza gelmeyeceği bir gerçeklik.

İşte tam da burada, “erkek” dediğimiz kavramın “norm” ve geçerli olan olduğu için hiç bir zaman tanımlanma, kurcalanamama ve açıklanmama özgürlügüne sahip olduğu ortaya çıkıyor. Norm olanlar, istedikleri zaman “ben herhangi bir kimliğe sıkıştırılmak istemiyorum” demek gibi güzel bir özgürlüğe sahip. Peki ya norm olmayanlar, yani Butler’ın bahsettiği heteronormarif matriks’e uymayan erkekler, kadınlar, queerler, vb?

“Kadın” hep “doğa”, “belirsiz”, bu yüzden “ürkütücü” olarak kodlandığından, her zaman bir logosa sıkıştırılıp, ehlileştirilmeye ve didik didik edilmeye, tanımlanmaya devam ediliyor. Male-gaze ile yapılan tanımlamalar, kadınları sürekli “güçsüz”, “dağcı olamaz”, “korkak”, “kendi kendine dağa gitmeyi beceremez” diye “bilimsel” olarak açıklarken; neden erkek kişilerden kaynaklanan deneyimlerimizi aktarmamız ve bir “erkeklik” kavramsallaştırması yapmamız, erkekliği tanımlamamız bizi erkek dışlayıcı yapıyor?

Tırmanışta Kadınlar Matinesi’yle “erkekliğe” dair yaptığımız eleştirilerde bize karşı sunulan argüman, genelde “her erkek böyle değil” oluyor. Fakat belki de cevap “evet, belki de her erkek böyle değil, fakat ‘erkeklik kartıyla’ doğan her erkek, erkeklere verilen ayrıcalıklara sahiptir.” Bu ayrıcalıkları tanımlama ve anlatma çabamıza cinsiyetçi denmesi, tam olarak “erkek incinebilirliği” ya da “kırılgan erkeklik”in yarasının kaşınması durumu oluyor. Evet, her erkek böyle değildir, ama bazı erkekleri incitmemek için bütün erkeklerin sahip oldukları ayrıcalıkların eleştirisini yapmaktan geri duracağımızı düşünmek, hatta bunu talep edecek kibire sahip olmak erkekliğin ta kendisi.

Mağdur kartı

Biraz önce anlattığım gibi, Tırmanışta Kadınlar Matinesi’nde cinsiyetçiliğe dair deneyimlerimizi paylaştığımız forumlar organize ettik. Bu forumlarda bahsedilen deneyimleri Matine’nin sosyal medya hesabından da paylaşmaya başladık. Bir gün dağcılık camiasından tanıdığım biri bana bir video gönderdi. Videonun adı “Dişilliği Nedeniyle Tırmanamayan Mağdurenin Dramı” idi. Video, tırmanırken yaşadığı cinsiyetçi bir deneyimi, kafasına bir torba geçirilmiş şekilde ve komikleştirilmiş bir ses tonuyla anlatan bir kadının bir televizyon programında bu deneyimini anlatmasını, ve sunucu tarafından deli muamelesi görerek stüdyodan kovulmasını anlatan, sözde “komik” bir “eser”di. Videoyu bana atan kişiye, bu videoyu yapan kişinin kadınları “mağdur” olarak gördüğü ve aşağıladığı için patolojik bir kadın düşmanı olduğu minvalinde bir şey söyledim.

Uğradıkları haksızlıklara karşı direnen ve mücadele eden kadınları “mağdure” olarak, dalgayla karışık ve espri altına sığınarak gizlenebileceğini sanan bir “çocuksu şakacı”lıkla aşağılayan bu tavra çok benzeyen başka bir tavır daha var:

“Kadınlar da hep mağdur kartına sığınıyor.”

Cis erkek değilseniz bu argümanı çok sık duymuşsunuzdur. Ben bu eril dürtünün -belki de çelişkili bir şekilde- erkeklerin kendilerini; kadınların haklarını savunması ve kendilerinin bu hareketi kontrol edememeleri üzerine mağdur hissetmelerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Bu fikir bana şu olay sonrasında dank etti:

Biraz önce anlattığım gibi bir konferansta, Tırmanışta Kadınlar Matinesi’nin bir temsilcisi olarak, Matine’de paylaşılmış olan cinsiyetçilik deneyimlerini aktardığım yarım saatlik bir konuşma yaptım. Bu konuşmada çoğunlukla kadınlardan alıntılar okudum ve biraz da analiz ettim. Türkiye’de ilk defa kadın dağcı ve tırmanışçılar bir araya geldi ve cinsiyetçiliği konuştu ve ilk defa bir konferansta bu deneyimler karma bir gruba paylaşıldı. Peki, konuşmam bitince, seyirciden ilk gelen soru neydi sizce?

“Neden sürekli ‘erkekler’ diye genelliyorsunuz? Her erkek böyle değil ki!”

Gerçekten, onlarca travmatik örnekten sonra, sorulabilecek onlarca soru varken; yine kadınların niye cinsiyetçilik yaptığı ve niye bağğzı erkekleri mağdur ederek onları da cinsiyetçi konumuna koyduğuna dair bir şikayet ile gelindi. İşte tam da burada, “bizi zan altında bırakıyorsunuz” diye yaygara koparanların kırılgan egolarıyla ve incinmiş erkeklikleriyle uğraşmak, sayfalarca cinsiyetçilik deneyimi anlatmış kadınlara mı kaldı? Ben, “mağdur kartını” asıl öne sürenlerin kendilerine bağğzı erkekler diyerek kendi eril tavır ve pozisyonlarının farkında olmayan adamlar olduğunu düşünüyorum.

Evet, her erkek değil bazen, ama her erkek ayrıcalıklarını reddetmediği, erkek brolarıyla mücadele etmediği, “adamsııııın” gibi laflarla erkekliği tekrar ürettiği, cinsiyetçi ve tecavüzkâr dillerine sınır çekmediği, aralarında cinsiyetçiliğe karşı örgütlenmek için hiçbir adım atmadığı bir senaryoda genellenebilir bir “erkektir.” Bu adamların bize “erkekleri genellemeyin” diye canhıraş epistemolojik parmak sallamaları da kendilerinin de gayet o erko erkek kategorisine girdiğinin kanıtıdır.

Feminizm bu değil!

Tırmanışta Kadınlar Matinesi olarak sadece kadınlara açık forumlar, film gösterimleri ve tırmanış aktiviteleri yapmaya başladık. Etkinliklerimizin sadece kadınlara açık olması, erkekler tarafından çok cinsiyetçi(!) ve dışlayıcı bulundu. Bu, her 8 Mart’ta yaşadığımız bir tartışma olduğu için herkes tahmin edebilir adamlardan gelen argümanları.

Bir süre sonra, Matine olarak, cinsel şiddet ve tırmanışta güvenli alanları nasıl oluşturabiliriz temalı bir etkinlik düzenledik Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ile. Etkinliği karma olarak yaptık ve katılımcılar cinsiyet kimliği olarak gerçekten de çok çeşitliydi ve çok da güzel bir etkinlik oldu. Tabii ki bizi “erkek dışlayıcı” etkinlik yapmakla eleştirenlerden hiçbiri bu etkinliğimize gelmedi. Dolayısıyla bu eleştirinin amacının hiç de yapıcı olmadığını, hatta bayağı kadın düşmanı bir yerden, kadınlara feminizmin nasıl olması gerektiğini öğreten, yaptıklarımızı değersizleştiren ve yine erkeklerin “dışlanıp” “mağdur” edildiği, manasız ve kötü, beceriksiz, salakça davrandığımıza dair bir hezeyanlı ajitasyon olduğunu düşünüyorum.

Erkek dışlayıcı Stalinist örgütlenme

Yıllar önce bir tırmanış yarışmasında bir erkek sunucu, kadınlar yarışırken korkunç cinsiyetçi ve kadın tırmanıcıları birer cinsel objeye dönüştüren nesneleştirici şeyler söyledi. Birçok kadın bu duruma ses çıkarıp, tırmanış komünitesinin kapsayıcı bir yer olması gerektiğini hatırlatan bir metin yayınladı. Bu metin birçok dağcılık kulübü tarafından da tekrardan paylaşıldı. Fakat bu yazıyı yazdıkları ve paylaştıkları varsayılan -çoğu kadın olmak üzere- birçok kişi hem mesajlarla hem de telefonla aranarak, özellikle de yarışmayı düzenleyen ticari işletmenin itibarını zedeledikleri iddiasıyla tehdit edildi. Bu metnin yazıldığı, ve kadın tırmanıcıların antrenman grubu olarak kurulmuş ama doğal olarak bir noktadan sonra sadece kadın atandığımız için yaşadığımız durumları paylaşıp çözüm bulduğumuz Whatsapp grubuna ‘Stalinist Örgütlenme’ denilerek, Whatsapp grubumuz kapatıldı. Evet merhaba, çok doğru bildiniz, biz örgütleniyoruz, darısı sizin başınıza!

Bu arada sunucuya ne oldu dersiniz? Tek bir özür bile dilemedi. HİMSCUZİNG yaşandı, dendi ki o çocuk gibidir, salaktır biraz… 50 yaşında bir adamın çocuk taklidi yapması ve buna sığınması, yaptığı şeylerin sorumluluğunu almaması tam olarak erkekliğe has bir ayrıcalık. Matine’ye gelen bilgilere göre kendisi hâlâ benzer davranışlara devam ediyor, sponsorlarının ve brolarının da haberdar olduğu bu rezil vakalarından dolayı ne sponsorlarını kaybetti ne iyi tırmanışçı itibarını, ne de tırmanıştaki sosyal ortamını ve statüsünü. Kısacası, HIMSCUSING (him ve excuse kelimelerini birleştirelim:) tırmanışçı brotherhood ortamında gayet iyi işliyor. Himscusing derken, erkeklerin cinsiyetçi ya da şiddet içeren davranışlarının çocukluk, saflık, beceriksizlik, niyet, cehalet veya karakter özelliği gibi gerekçelerle mazur gösterilmesini kastediyorum. Kadınlara feminizm öğreten adamlar, himscuse ettikleri bir adamla mutlu mesut, yan yana pozlar veriyorlar.

Ünlü militanlar

Bahsettiğim konferans konuşmam sonrası, birtakım dağcı adamlar konferansta kendilerinin linçlendiğini iddia ettiler. Yani bu kadar derya deniz bir konu ve hem kadınları hem de erkekleri ilgilendiren, onları sorumluluk almaya, hatta örgütlenmeye çağıran bir konu; birdenbire “bizi linçlediler” haykırmalarına dönüştü. Mağdur kartı “yer değiştirdi.” Birçok mecradan oldukça hakaretane şeyler yazıldı bana ve benim nezdimde matinedeki kadınlara. Bunlardan en komiği bana hakaret niyetiyle “militan” denmesiydi. Karar versinler; mağdur kartını mı oynuyoruz, militanlık mı yapıyoruz? Belli ki mağdur yapıştırmasını kabul etmeyen kadınları militan addediyorlar. Eyvallah. Satır aralarını okuyunca, militan kelimesini “körlemesine kendini bir davaya adamış, rasyonelliğini ve mantığını yitirmiş, maşa haline gelmiş” anlamlarında kullandıklarını görebiliriz. Kadınların da zeki ve her şeyin farkında olan bir iradelerinin olduğunu ve evet, militanların da gözlerinin son derece açık olduğunu kabul etmek istemiyorlar, belli ki.

Konferanstan sonra yükselen “bizi linç ediyorlar” ağlaşmalarının eşlik ettiği bir diğer argüman da, “duyar kasıp bizi linç ederek bizim üzerimizden ünlü olmaya çalışıyor” idi. “Duyar” kelimesi yaygın kullanımda hep “delüzyonel” ve “fazla hassas” olmak gibi duygu durumlarını ima ediyor gibi geliyor bana. Sara Ahmed’i çağıralım: Bazı duygulanımlar sadece bazı bedenlere, yani kadınlara, yapışıyor. Fakat, hakkını arayan kadınları aşağılamak için kullanılan bu terim -“duyar”- yine bağğzı adamların apaçık mizojinist duygu durumlarını ortaya koyuyor.

Bu arada, “duyar kasan” ve cinsel şiddet failini ifşa etmeyi başarabilen kaç kadının ünlü olduğunu gördünüz?

Birinin o çok kutsal itibarını zedelediğimizde nasıl ünlü olabiliyoruz?

Mesela bazı kadınlar, inanılmaz ünlü ve K2 dağının ilk kış çıkışını yapan ekipte olan dağcı Nims Purja’nın kendilerini taciz ettiğini duyurdu. Bu açıklamalara, gelen yorumlardan bazıları da bu kadınların Nimsdai’nin itibarını zedeleyerek ünlü olmaya çalıştıklarını iddia ediyordu. Bence ünlü olsalar harika olurdu, bu direnen ve mücadele eden kadınları tanımak çok isterdim. Tabii ki olmadılar, tabii ki aşağılanan veya sorgulanan Nims Purja değil bu kadınlar oldu.

Yine mi bakım emeği?

Bana kadınları aşağılayan videoyu yapan ve atan adama, videonun patolojik derecede kadın düşmanı olduğunu söylemiştim. O da bana katılmadığını ve istişare edebileceğimizi yazdı. Peki; okur yazar, aklı ve hali vakti yerinde olan bir adama kadın düşmanlığı 101’i ben mi öğretmeliyim? Kendisinin mesajlarına cevap vermedim.

Bizim hiçbir adama cinsiyetçilik ve cinsel şiddet anlatmak gibi bir sorumluluğumuz yok. Bunu da kadınlar mı yapsın onlar için? Bir de ağızlarına yemeklerini götürelim kaşıkla.

Bu yine HIMSCUSING’e girebilecek bir durum. Bu bir yandan kendi kendini çocuksulaştırma -“ben bilmiyorum bana anlat”- bir yandan da kadınlara meydan okuma: “benim bilimsel bilgilerim var gerçek bir pro-kadın olduğuma dair, sen de sun mantıklı bilgilerini, bakalım beni yenebiliyor musun?”

Keşke bağğzı adamlar böyle ajitatif soru ve boş dalaşmalarla uğraşacaklarına, kadınların ve kendilerinin yaşadıkları cinsiyetçilik ve haksızlıklara karşı örgütlense. Tabii erkeklik denilen şey kadınlarla dalaşmayla çok da güzel ve kolayca kurulabildiği için, buna pek yanaştıklarını göremedik henüz. Dağcılık camiasında ilk defa konuşulan cinsiyetçilik meselesinin başını hemen ezmeye kalktılar, köpürmüş ağızlarıyla.

Onların yüce itibarları

Bir arkadaşımız geçtiğimiz günlerde Tırmanan Kadınlar Matinesi’ne ulaşarak başından geçen bir olayı aktardı: Türkiye merkezli bir dağcılık kulübü ve aynı zamanda da turizm acentası olan bir kurum ile Balkanlar’da Balkan Zirveleri turu yapmak için bir dağcılık turuna gitmiş. Burada yerel rehber tarafından bayıltılarak kaçırılmış ve rehberin cinsel şiddetine maruz kalmış. Kendisi yaşadığı şeyleri başka bir kadın daha yaşamasın diye, başından geçen her şeyi blogunda anlatmış. Türkiye’deki dağcılık kulübü/acenta ise kendisini tehdit ederek blogu silmesini istemiş. Neden? Çünkü kurumun menfaati. Arkadaşımızın talebi net: o yerel rehberle bir daha çalışılmaması ve bu rehberle iletişimin kesilmesi. Fakat bir kulüp/acenta kendi itibarı zedelenmesin diye bir kadını blog yazılarını kaldırmazsa dava açacaklarını söyleyerek tehdit ediyor. Halbuki, bu rehberle iletişimi kesme ve çalışmaya devam etmeme kararının kulübün ve bünyesindeki kadınların menfaatine olacağını düşünürsünüz değil mi? Bir de olayı bilmelerine rağmen, bu olay blogda yayınlanana kadar bu rehber ile iletişimlerini kesmiyorlar. Belli ki bu kulüp hiçbir kadının menfaatini düşünmüyor, sadece kendi yüce ve eril itibarı ile meşgul. Arkadaşımızla dayanışmaya, itibarınızı kendi menfaatlerimiz uğruna yerle bir etmeye devam edeceğiz.

Yine de, birtakım adamlara rağmen, elimizi taşın altına koymaya karar verdik ve Matine olarak hedeflerimizden birini de Türkiye Dağcılık Federasyonu, dağcılık kulüpleri ve tırmanış salonu gibi işletmelerin tüzüklerine cinsiyetçilik ve cinsel şiddet konularını eklemeleri ya da bunlar hakkında politika belgeleri oluşturmaları olarak belirledik. Belki onlar da kurumlarının cinsiyetçilik ve cinsel şiddete dair politikasının olmasının kendi menfaatlerine olacağını fark ederler.

Güvenli alan

Tırmanışta Kadınlar Matinesi etkinlikleri ve konferanstan sonra bizlere birçok kadından çok fazla cinsel şiddet ifşası ve cinsiyetçiliğe dair deneyim aktarımı geldi. Birçok kadın belki de ilk defa tırmanış camiasında güvenli bir alan bulmuş oldu. Çünkü biz kimseye bağğzı adamlar gibi “kanıt var mı, niye o zaman şikayetçi olmadın, niye davanın takipçisi olmadın, niye hemen söylemedin, niye adamın yatağına çıplak girdin, niye sen de flört ettin?” diye sorup, mağduru suçlayıp, ikincil mağduriyetler yaratmıyoruz. Erkeklerin cezasızlığı öğrendiği, bro’culuk, himscusing ve himpathy sergileyerek ayrıcalıklarından vazgeçmediği ve hemen ‘kırılgan erkek mağdur kartını’ çıkardıkları o alanda herhangi bir kadının güvende hissedip onlara başından geçenleri anlatabileceğini düşünmüyorum.

Kadınlar Matinesi ile beraber dağcılık camiası, herkes için güvenli bir alan kazanmış oldu. Zaten hepimiz için de önemli olan buydu! Bu yüzden aşırı mutluyum, umutluyum ama yorgunum. Bu yazdığım şeyleri, huzurlu olmam gereken bir dağ patikasında yürürken, kendi kendime düşünüp şişerken yoruluyorum. Sırtımdaki yük giderek ağırlaşıyor gibi hissediyorum. Ve dağdayken, erkek olmayanların erkeklerden çok daha fazla yük taşıyabildiğine yemin edebilirim!

Bilmem… Siz olsaydınız bazı ipleri kesebilir miydiniz?

* Tırmanan Kadınlar Matinesi’ne ulaşmak isterseniz @tirmanan_kadinlar_matinesi’ne yazabilirsiniz.

[1] Matine olarak yaptığımız ilk forumdan çıkan, ve tırmanışçı kadınların sporda cinsiyetçiliğe dair deneyimlerini topladığımız notlara bu linkten ulaşabilirsiniz: https://catlakzemin.com/tirmanan-kadinlardan-hanede-kadinlar-matinesi-notlari/

[2] Konferanstaki konuşmamın tam metni için: https://medium.com/@sumru-tamer/hanede-kad%C4%B1nlar-matinesi-%C3%A7%C4%B1kar%C4%B1mlar%C4%B1m-1bb591d852ed

Video kaydı için: https://www.youtube.com/watch?v=xL3Bf6Ju1Sc&t=1s

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.