Hiç tanımadığım, bir bağımın olmadığı bir yabancının şiddet eylemine karşı tavır almak çok kolay ve net. Bu tavrın hesabını verecek ve cezasını bulacak! Fakat ya yüzleşmek zorunda olduğunuz ve değer verdiğiniz, sevdiğiniz biriyse? Güven ve sevgi ilişkisi içinde olduğunuz biriyse? Arkadaşınızsa?

hayır hayır demektir
hayır hayır demektir

Bu yazıyı yazma amacım, cinsel tacizin konuşulmayan taraflarını, aslında sosyal ilişkilerimiz içinde normal görünen erkek şiddetini ve bilhassa tahakkümünü kişisel bir deneyim paylaşımıyla irdelemek. Bu kesinlikle bir yakınma yazısı değildir. Sadece rızanın ne olduğunu nasıl anladığımı anlatan bir yazı. Rıza göstermeme durumunu çoğu kez karşı tarafın fiziksel zorlamaları ile ilişkilendiriyoruz. Oysaki duygusal zorlama, sosyal ilişkilerin karşı tarafça yeniden şekillendirilmesi ve güven, sevgi ilişkisinin istismarı da rızanın gözetilmediği durumlardır.

Bu güne kadar hiç bu konuyla ilgili düşünmemiştim. Bir kadın olarak bu konuda düşünmeyişim, kadınlığımdan ötürü maruz kaldığım erkek tahakkümünü hayatın normali olarak kabul etmekten ileri gelse gerek. İlk kez kadınca bir bakış ile kadına yönelik şiddet üzerine bir şeyler yazma ihtiyacı duyuyorum. Zira yazmak bir ihtiyaç. Lise yıllarımda severek okuduğum Dostoyevski demiş ya, “Yazmazsam çıldıracağım.” bazen ben de böyle hissediyorum . Üstelik canım Virginia Woolf da demiş ya, “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” Ben de onu dinliyorum ve yazıyorum. Bu yazı sana ve tüm kız kardeşlerime Virginia!

Paylaşmak çok insani bir durum. Üstüne yazmak istediğim konu ‘cinsel şiddet’. Başıma gelen bir olay sonrasında bu mevzu hakkında düşünür buldum kendimi. Bu konu hakkında öğrendikçe başıma gelen şeyin vehametini daha iyi anlıyorum. Çünkü ne yaşadığımın farkında olsam da ne tepki vereceğimi, ne yapmak gerektiğini bilmiyordum. Bu topraklarda yetişmiş bir kadın olarak cinsel şiddeti anlamak için öğrenmeme gerek yok. Maalesef bu ülkede gündelik hayatımızda erkek şiddetine her gün ya maruz kalıyoruz ya da tanık oluyoruz. Neyin ne olduğunu biliyordum tabii ki ama ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Hiç tanımadığım, bir bağımın olmadığı bir yabancının şiddet eylemine karşın tavır almak çok kolay ve net. Bu tavrın hesabını verecek ve cezasını bulacak! Fakat ya yüzleşmek zorunda olduğunuz ve değer verdiğiniz, sevdiğiniz biriyse? Güven ve sevgi ilişkisi içinde olduğunuz biriyse? Arkadaşınızsa? Benim çok sevdiğim ve güvendiğim bir arkadaşım ve hâlâ bu durum özelinde kendimle yüzleşmiş değilim, yapabileceğimi de sanmıyorum. Benim gibi gemileri yakmaktan hiç çekinmeyen biri bile buna cesaret edemiyorsa aile içi şiddet, çocukların maruz kaldığı şiddet gibi durumları hayal bile edemiyorum. Ben yetişkin, ekonomik olarak hiç kimseye bağımlı olmayan, duygusal olarak da bağımsız, güçlü, özgür bir kadın olarak bununla yüzleşemiyorsam kurulan iktidar ilişkisinin ezilen tarafı nasıl yüzleşecek? Başımda bir koca olmamasına, baskıcı bir aile bağım olmamasına rağmen toplumun dayattığı muhafazakar kalıpların ve sosyal ilişkilerin dışına çıkamıyorum. Kendimizi gayet özgür hissettiğimiz sinsi iktidar ilişkileri buna müsaade etmiyor.

Peki, neydi benim yaşadığım? Neden yüzleşemiyorum? Yaşadığım şeyin adı cinsel şiddet. Bir sürü yerde tanımını okudum ve yaşadığım şey her hali ile bu tanımla örtüşüyor. Mor Çatı Vakfı’nın 2016 yılında yayınladığı Cinsel Şiddeti Dille Getirmek Güç ama Mümkün isimli kitapçıkta “cinselliğin kontrol etmek, denetlemek, küçük düşürmek, aşağılamak ve cezalandırmak amacıyla bir şiddet aracı olarak kullanılması” olarak tanımlanıyor cinsel şiddet. Geniş bir kavram ve taciz, saldırı ve tecavüz olarak üç aşaması var. Sarf edilen sözler, dokunuşlar ve davranışlar hatta bakışlar bile şiddet aracı olabilir. Bu kısacık kitapçığı incelemenizi tavsiye ediyorum. Bu konuda biraz araştırma yaptım. Bilimsel olarak değerlendirebilmek bana da iyi geldi açıkçası. Benim yaşadığım şey ‘cinsel saldırı’ tanımına giriyor. Yani vücut dokunulmazlığının rızasız ihlali. Ve benim olayımda cinsel saldırının nitelikli olmasının sebepleri var. Çok net bir şekilde verilmiş hayır cevabını kabul etmeme, rıza gözetmeme, günlerce aynı davranışı tekrarlama ve reddedilmeye rağmen tekrar deneme, sözlü olarak aşağılama, durumu normalleştirmeye çalışma gibi karşılıklar ile durum nitelikli bir hal aldı. Kaldı ki sevgi ve güven duyduğum biri olduğu için iyice kurban psikolojisine soktu bu durum beni. Yaşarken ne yaşadığını anlamıyor insan, ama çok ters bir durum olduğunun ve bunun şiddet olduğunun farkındaydım. Bence çok ileri gittiği durumlarda o da farkındaydı. En fenası da bu işte. Kendimi suçluyordum. “Neden sevişmiyorum bu adamla ben, çok da istiyor işte”, “Kesin ben sorunluyum, içimdeki muhafazakarlığı aşamıyorum (arkadaşım dediğim adamla mı sevişeceğim?), ikiyüzlü bir davranış bu…” gibi düşüncelerim vardı. O reddedilince üzüldüğü için ben de üzülüyordum. Eşyalarımı toplayıp gideyim buradan desem, adamı saldırgan durumuna düşüreceğim diye endişeleniyordum. İlk başta tepkisiz kaldım, sonra kendimi suçladım, sonra utandım, endişe ve üzüntü duymaya başladım. Tam bir kurban kafası işte. İyi niyetle her istediğinde bir noktaya kadar denedim ama mümkün değildi. Kendimi bir eşya gibi, değersiz bir şey gibi hissediyordum, çünkü o böyle hissettiriyordu. Kaba, anlayışsız ve kendi zevkine odaklı davranıyordu; beni umursamıyordu. Benimle sevişmek istemiyordu ki, sadece beni kıvama getirip erkekliğin zirvesini görmeyi umuyordu. Bunu o kadar net hissediyordum ki yapamıyordum. Üstümde kurmaya çalıştığı tahakkümdü beni iten. Beni kendi istekleri doğrultusunda kontrolü altına almak istiyordu. Bu bir paylaşım değildi. Karşılıklı rızaya dayanmadığı için cinsellik de değildi. Aslında bir şiddet eylemiydi. Biz hiçbir şey paylaşmıyorduk ve bunun birlikte bir eylem olmadığını da hissediyordum. O istiyordu, yapıyordu ve benim de buna uymamı bekliyordu. Uymadığım zamanlarda, beni duygusal olarak cezalandırıp aramızdaki güven ilişkisini kullanarak, irademe müdahale ediyordu. Dokunmasından, sarılmasından hatta öpmesinden rahatsız değildim. En başında “Bak bunlardan rahatsız değilim ama ileri gitmek istemiyorum,” diye açık ve net bir şekilde uyardım. Bundan sonra zaten sarılma, yumuşak dokunmalar ortadan kalktı, direk vücudumun dokunamayacağı yerlerine bazen de uykumdan uyandırıp dokunmaya başladı. Bir gün ben uyurken çırılçıplak vaziyette gelip öylece üzerime uzandı mesela. Benim devam edemediğim durumlarda da (belki de biraz da reddedilme psikolojisi ile) ne kadar geri kafalı olduğumu, sorunlu olduğumu ifade eden ve burada tekrarlamak istemediğim laflar ediyordu bana. Rıza göstermediğim halde, dokunamayacağı yerlere dokunduğu zamanlarda elini çekmesi için hayır demekten öte yalvarıyordum. İşte bu çok aşağılayıcıydı benim için. Tüm bunları yaşarken, bunları sorguladığımda, hep aklımda aynı soru: Neden bu kadar ısrar ediyor? Hayır dedim işte, neden dinlemiyor? Güzel bir arkadaşlığımız vardı. Sevgili falan değildik, arkadaştık biz. Dünyanın cehennem bir ücrasında, yanındaki yatakta, hiç düşünmeden güvenle yatacak kadar güveniyordum ona. Çok da seviyordum, şefkat duyuyordum. Yüksek egosuna, tüm sinir bozuculuğuna rağmen seviyordum. Neden bana bunu yapıyor diye soruyordum kendime. Beni insanlara sorsan cesur der çoğu, özgüvenli bir kadın falan! Ama bu herife bu soruyu soramıyordum. Çünkü kendimi suçluyordum. Arkadaşlığımıza değer veriyordum. Şimdi düşününce ne komik geliyor, neyin arkadaşlığı be? Bu durumu inkâr için normalleştirmeye çalıştım önce. Yanından ayrıldıktan sonra da görüşmeyi kesmedim. Eskisi gibi olmaya çalıştım ama tabii ki olamadım. Bu defa da belki de aramızda başka bir şey oluyordur diye düşünmeye başladım. İnsan arkadaşına da aşık olabilir falan… Hayır, öyle bir şey de yoktu, bir kere aramızdaki ilişkinin duygusal hiçbir yanı yoktu. Ben bu adamı başka türlü sevmiyordum ki. Eminim o da sevmiyordu. Hatta bence benim onu sevdiğim gibi bile sevmiyordu beni, hiç sevmiyordu. Tabi ki bu da olmadı. Kendimi kandıramadım! İyi ki de kandıramadım.

seni öpmeyi kestim. elini ittim. gitmek istediğimi söyledim. bunların hepsi 'hayır' demek!
seni öpmeyi kestim. elini ittim. gitmek istediğimi söyledim. bunların hepsi ‘hayır’ demek!

Kısa bir sür önce Avukat Eren Keskin’in Hepsi Gerçek; Devlet Kaynaklı Cinsel Şiddet kitabını okudum. Kitaptaki vakaları, istismara uğrayan çocukları, tecavüze uğrayan ve canını yitiren kadınları, trans kadınları, eşcinselleri düşününce “Ne abartıyorum ben,” diyorum kendi kendime. “Aman herkesin başına geliyor. Hiç mi daha önce yavşayan arkadaşın olmadı?” diyorum. Hayır! En başta bu durumu normalleştirmekle başlıyor tehlike. Tabii ki bunu normalleştirmeyeceğiz. Burada susunca gerisi için ne zaman ses çıkaracağız? Ancak şiddet ağırlaştığı vakit tepki vermek, bunu kabul etmek demek. Yani şiddeti bir yere kadar kabul etmek demek. Oysaki şiddet bir döngü. Aslında şiddet şiddettir ve en başından karşı koymak gerekir. Kendi kendime “Ya bu herif son raddede benim devam edemediğimi, ağlamaya başladığımı görünce durdu yapmadı. İyi bir adam ya,” diyordum. “Saçmalama,” diyorum kendime şimdi. Tabii ki duracak, bunun bir adım ötesi ne, sen farkında mısın?

Bu adam son derece modern, iyi eğitimli, sorsan iyilik meleği, kibar, düzgün hatta küfür bile etmeyen, kadınların çok beğendiği bir adam. Ama bu müthiş adam, kapalı kapılar ardında birebirken benim rızamı gözetmeden üzerimde tahakküm kurmaya ve kendi isteklerini dayatmaya çalışan bir adam aynı zamanda. Ne yaman çelişki değil mi? İşte bunun adı erkeklik. Tüm erkekler bunu yapabilir tezine içten içe inanmıyordum ne yalan söyleyeyim. Hayır, tüm erkekler bunu yapabilir işte. Ben bu yaşadıklarımdan güven ve sevgi ilişkisinin bir erkek tarafından nasıl istismar edilebileceğini öğrendim. Artık kendimi daha iyi tanıyorum ve istemediğim hiçbir şey için evet demeyeceğim. Çünkü neyi ne kadar yaşayacağıma karar verecek, rıza gösterecek tek kişi benim. Hiçbir duygusal baskının irademe etki edemeyeceği kadar güçlendim. Artık duygularımı göz ardı etmeyeceğim ve rahatsız olduğum her durumu dile getirmekten çekinmeyeceğim. Bir daha asla kendimi bir erkeğe böyle ezdirmeyeceğim. Zira tahakküm halinde erkeklik insanlık değildir!

Sevgiyle…

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.