Biz yana yana geldikçe olmazlar oluveriyor, yükler azalıyor, simlerimiz daha çok parlıyor…
25 Kasım 2025 Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nü geride bıraktık. Dünyanın dört bir yanında kadınlar patriyarkal sisteme karşı ayağa kalktı. Gözler, her zaman olduğu gibi, İstanbul’a çevrildi. Bu yazıyı açıp okumaya niyetlendiyseniz, İstiklal’in hâllerini, yolların kapanışını, sokaklara sinen sesleri biliyorsunuzdur. Bu kez 25 Kasım’ın ve hatta 8 Mart’a uzanan feminist dayanışmanın daha içten, daha görünmeyen bir yüzünü anlatmak istiyorum. Belki alanlara hiç gelememiş ya da dünyanın bambaşka yerlerinde bambaşka direnişler veren kız kardeşlerime bu yüzünü, kalemimin el verdiğince ulaştırmak istiyorum.
Her eylemin öncesinde Taksim’e, İstiklal’e çıkan yollar ve metro hatları kapatılır. Bu artık alıştığımız bir gerçeklik hâline geldi. Böylesi zamanlarda feministler her seferinde bir yol bulur; ne yapar eder bir araya geliriz. İşten çıkanlar, izin alanlar, cebindeki son parayı toparlamaya çalışanlar, işsizler, öğrenciler… Alana henüz varamayanların yollarda karşılaştığı kız kardeşine gülümsemesi, başıyla selam vermesi bile o günün tüm ağırlığını hafifletir.
Alanda buluştuktan sonra ise her şey başka bir evrene dönüşür. Sanki bu dünyadan çıkar, umutla örülü bir ütopyaya adım atarız. Bir araya gelmenin, şiddetin ve baskının karanlığına birlikte kafa tutmanın verdiği o vakur güçle birbirimizin gözlerine bakar ve gülümseriz. Tanımadığın bir kadınla ya da lubunyayla cebindeki bisküviyi, iş yerinden taşıdığın soğumuş kahveni, yanında getirdiğin ağrı kesiciyi paylaşman bir ritüel gibi olur. Dayanışma o kadar görünür hâle gelir ki üzerimize kocaman mor bir battaniye gibi serilir. Ve biliriz ki bu battaniye, Viktorya döneminden beri kolektif biçimde ilmek ilmek örülüyor. Bir ilmeği biz atıyorsak, bir ilmeği de bizden sonrakiler atacak.
Son iki yıldır alanlarda, adlarını bilmekten öteye gitmeyen birçok arkadaşım var. Alanlarda birbirimize rastladığımızda sadece sarılıp hâl hatır sormakla kalmıyoruz artık. Çünkü ortak bir hikâyemiz var. Süreç boyunca birbirimizin güvenliğini gözlerimizle ararken, bir lastik tokayı, bir şişe suyu paylaşmayı unutmuyoruz.
Bu yıl Tünel’de başlayan ve İstiklal Caddesi’nin bir kısmına kadar yürüyebildiğimiz eylemde, tam yürümeye geçtiğimiz anda koluna girdiğim arkadaşımın yanına tanımadığımız bir kadın yaklaşıp “Pardon, fazladan siminiz var mı?” diye sordu. O soru, o anın gerginliğini, belirsizliğini bir anda dağıttı. Öyle iyi geldi ki… Kadınlar ve LGBTİ+lar, bayraklarıyla, sloganlarıyla, öfkeleriyle İstiklal’deydiler; caddenin tam içindeydiler. Elbette sim aramak da hakkımızdı. Ve o hakkı da söke söke alacaktık.
Bir diğer unutulmaz an, uzun saatler ayakta çalışan bir kozmetik markasının kadın çalışanlarının eylemdeki kadınlarla kurduğu temastı. Hepimiz biliyorduk kapitalist ve patriyarkal düzenin nasıl kol kola girip hayatlarımıza çöktüğünü. Sistem kendini her seferinde yeniden üretirken, biz de aynı kararlılıkla direniyorduk. Ama bu yazının konusu o değil; en başta söylediğim gibi, başka bir şey anlatmak istiyorum.
Bu sefer anlatmak istediğim şu; biz bir araya geldiğimizde, artık kendimi düşünmeme gerek kalmıyor sevgili kız kardeşim. Sağımda, solumda, önümde, arkamda her birinizi gördükçe bütün korkularım, bütün endişelerim yerle bir oluyor. Sanki uzun bir yolun sonunda varmak istediğim yere varmışım, teslim etmem gereken ödevi vermişim, cuma gelmiş iş bitmiş, cebimdeki para kasaya yetmiş gibi bir ferahlık sarıyor içimi. Toka mı lazım? Hemen biri uzatıyor. Ped mi lazım? Sana en iyi hangisi geliyorsa bir kız kardeşin çıkarıp veriyor. Sigaran mı bitti? Paketi yeni olan hemen sana doğru uzatıyor. Hani uzun zamandır kullanılan Safe kelimesi var ya işte o canlı kanlı yanı başımda duruyor. Biz yana yana geldikçe olmazlar oluveriyor, yükler azalıyor, simlerimiz daha çok parlıyor…
Ayrılırken kocaman sarılıyoruz. O mor battaniyenin her bir sırasını omuzlarımızda taşıyoruz. Bir kişi daha eksilmemek üzere alanlardan ayrılıyoruz. Ama biliyoruz ki biz yan yana geldiğimizde o battaniye tamamlanacak ve üzerimizi örtecek.
* Bu yazıya ilham olan tüm kadınlara ve o an bu yazının doğmasını sağlayan arkadaşım Mine’ye ayrıca teşekkür ederim.








