2012 yılından bu yana Nevin’in hikayesinin, davasının, uğradığı haksızlığın tanığıyız. Nevin’in hikayesine bakmak başta bu ülkede kadınların maruz kaldığı nefreti, şiddeti, düşmanlığı ortaya çıkarmakla kalmıyor, aynı zamanda tüm kurumların ve toplumsal yapıların nasıl da erkekler tarafından ve erkekler için kurulduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Fakat bunca karanlığın içinde bir umut da var tabii ki. O da, son 6.5 yıldır hiç tanımadıkları Nevin’in sesi olan, onun maruz kaldığı alternatifsizliğin tezahürlerini kendi hayatlarında gören, bugün gözü kulağı Yargıtay kararında olan ve bir kere daha yüreği dağlanan kadınlar. Artık bunca karanlığın içinde neredeyse klişeleşmiş, çoğu zaman boşa düşmüş bir fikri canlandırıyor bu durum: zulüm varsa direniş de var, umut da var!

Nevin’in davasındaki en temel mesele, Nevin’in sistematik olarak tecavüze maruz kalmasıyla mahkemenin hiçbir zaman ilgilenmemiş olması. Kapalı bir toplumda, eşitsiz bir güç ilişkisi içerisinde devamlı tecavüze maruz kalan bir kadının bir insanı öldürmekten başka çare bulamamış olması mahkemenin ilgi alanına girmedi. Bütün köyün “ilişkileri vardı” sözü hakikat kabul edildi. Hakikat, kimin yalan kimin doğru söylediğine karar verenlerce oluşturuluyor artık. İlk günden beri mahkemede “bana tecavüz ettiği için öldürdüm” diyen bir kadına karşı, birlik içinde bir köy. Nevin tecavüze maruz kalırken susanların sözü hakikat oluyor. Bir kadının bir adamı hangi saikle cinsel organından ve ağzından vurarak öldürdükten sonra kafasını kesip köy meydanına attığı, adalet sağlamakla yükümlü olanların ilgi alanına girmiyor. Hatta örtük olarak, bir kadının kendi savunmuş ve erkek egemen bir yapıyı tehdit etmiş olması cinayet suçundan daha fazla cezalandırılıyor.

Nevin’in adını duyduğumuzda Kürtaj Haktır Karar Kadınların kampanyası süregidiyordu. Başına gelenler yetmezmiş gibi bir de hamileydi ve doğurmak istemiyordu. TCK’nın 99. maddesi uyarınca tecavüzle oluşmuş gebelikler 20 haftaya kadar sonlandırılabilecekken, Nevin’e izin vermediler. “Bu çocuğu doğurmam. Ne olursa olsun kürtaj yapılsın, gerekirse ben de kürtaj sırasında öleyim’’ diyen Nevin doğum yapmak zorunda bırakıldı. Nevin’in maruz kaldığı şiddetin bizim bildiğimiz tarihçesi Nurettin Gider’le başladı, susan ve yalan söyleyen köy halkı ile katmerlendi. Kürtaj yapmayan devlet, mahkemede herkesin ortasında maruz kaldığı tecavüzü anlatmaya zorlayan, uçan kuşa verilen iyi hal indirimini bile çok gören mahkeme ile devam etti. Bugün ise Yargıtay—haksız tahrik indirimi uygulanması gerektiğini savunan tek kadın üye hariç—Nevin’i bu şiddet sarmalında kalmaya mecbur bıraktı.

Bugün giderek artan bir kadın düşmanlığı ile karşı karşıyayız. Egemenlerin yeni silahı hakikat-sonrası araçları kadınların aleyhine çalışıyor. Kadınların her haklarını yalan söyleyerek suistimal ettiklerini iddia ederek gasp etmeye çalışıyorlar. Nevin’in dava sürecinde açığa çıktığı üzere, kadınların hakikatlerini görmeyen gerçek dünya görünmezleştirilerek kadınların yalanlarla erkekleri mağdur ettiği bir fantezi dünyası inşa ediliyor. Kadınların mücadelesi ve güçlenmesinin erkeklerde yarattığı öfke bugün pervasızca açığa çıktı. Kimse kadınlardan ne kadar nefret ettiğini şık cümleler ardına saklama gereği duymuyor. Kafasına (ya da en büyük kafadan gelen emre!) göre kürtaj yapmayan hastaneler, şiddete uğrayan kadınlardan illa darp raporu isteyen yasa bilmez kamu görevlileri, kadınların aldığı üç kuruş parayı çok görenlerin sesi olan seçilmişler var. Kadınların yalan söylediğini iddia ediyorlar, bedenleri, emekleri ve hayatları üzerine karar vermelerine tahammül edemiyorlar.

Dünyada da Türkiye’de de hakikat kaybının sadece kadınlar açısından yaşanmadığı ortada elbet ama sistem toptan göçerken son nefeslerini kadınları kurban ederek vermek istedikleri de bir o kadar ortada. Tüm bu tablo bize tek bir şey söylüyor. Bize sadece feminist dayanışmamızdan hayır var.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.