Kadınların payına ‘yeni normal’den düşenler ve 10 öneri

0
802

Pandemiye karşı sermaye birikim döngülerinin sürmesi için acil üretilen çözümler, kadınlardan beklenen fedakârlıklar kapitalistlerce o kadar sahiplenildi ki bundan sonraki hayatımızın böyle olacağı fikrine bizleri alıştırmak istiyorlar.

Capital and Labour, Elif Uras, 2016

Pandemi, içinde yaşadığımız patriyarkal kapitalizme dair bir sürü varsayımı yıktı, başarı örtüsünün altına gizlenen başarı hikayelerini hırpaladı. Kapanma dönemlerinde bir kent hayatı için hangi işlerin temel, hangilerinin ticaretin köpüğü olduğunu ortaya çıkarmakla kalmadı; evlerin içerisinde kaldıkça ve kadınların üstüne yıkıldıkça görünmezleştirilen işlerin de yaşamsallığına işaret etti. Dahası ev işlerinin adil paylaşıldığı ve çocuk bakımının sosyal örgütlenmesi için feminizme gerek kalmadığı iddia edilen toplumlardaki eşitsizlikleri de ifşa etti. Evlere taşınan işler, kamusal alan ve özel alan ayrımının, kadınların evde yakalarını bırakmayan işlerden kısmi olarak kaçabilmelerinin olanaklarını yok ederken, bazı iş alanlarında ücretli işlerin de uykuları bölerek kendini dayatmasını beraberinde getirdi.

Kapitalist birikim modelinin ölçeğinin ve katmanlarının, pandemiyle beraber genişlediğini, hanelerin içine daha fazla tesir ettiğini görüyoruz. Dahası, bazı kentlerde kapanma nedeniyle kesintiye uğrayan bakım işlerinin toplumsal örgütlenmelerinin hayatı sürdürülemez hale getirecek kadar büyük bir genel grev etkisiyle sarstığını da fark ettiğimizde, kapitalist birikim dinamiklerinin, nasıl da patriyarkanın mekanı toplumsal olarak örgütlediğine göre şekillendiğini görmemek mümkün olamaz sanırım. Gözümüzün önünde, büyük uluslararası sermayedarların işlerin evden yapılacağını ilan etmesiyle, kadın işsizliğinin arasında kocaman uçurum oluşuyor. Giderek daha fazla iş, günlük zamanını vakfetme kapasitesi bulunan erkeklerin ellerinde toplanırken kadınlar, üstlerine yıkılmış olan ve karşılığı ödenmeyen emek zamanının gündelik hayatlarında kapladığı süre yüzünden daha fazla ücretli iş ilişkisinden uzaklaşıyor ve erkeklere daha fazla bağımlı hale geliyor, zira kapanma döneminde en fazla bahsedilen durumun ev içi şiddet olması, açık bir gösterge kabul edilmeli. Ancak pandemi sürecinde gebelik oranlarının düşmesi ve bazı toplumlarda boşanma oranlarının artması da kadınların gündelik hayatlarındaki bir başka isyan biçimi olabilir. Bu durum heteronormatif aile zemininde örgütlenmiş patriyarkal kapitalizmle mücadelenin de daha inceltilmiş yollarını ve biçimleri üretmeyi zorunlu kılıyor.

Dünyanın her yerinde oldukça farklı biçimlerde, toplumsal cinsiyete içkin etnisite, sınıf, göçmenlik ve daha pek çok duruma göre bambaşka yaşanıyor hayat. Katman katman şiddet, sömürü ve eziyetten bahsetmek mümkün olduğu gibi, çeşitli mücadele biçimleri de umut kaynağı. Cinsiyetli ve ırklı olarak kurulmuş ücretli emek sistemi, gündelik hayat ve iktidar ilişkileri içinde kadınlar olarak kendimize direnecek yollar bulup, yalnızlık dayatmasına karşın çeşitli dayanışmalar üretebiliyoruz. Mağduru olduğumuz sistemin öznesi olmak için, küçük ama önemli adımları atıyoruz, stratejiler belirliyoruz.

Çalışma rejimlerinde çeşitlenme

Bugünlerde hem kadın işsizliği rakamları hem de evlerdeki iş yüklerimizin tüketircesine üstümüze yıkıldığına dair çok miktarda rapor, araştırma ve veri açıklanıyor. Pandemiye karşı sermaye birikim döngülerinin sürmesi için acil üretilen çözümler, beklenen fedakârlıklar kapitalistlerce o kadar sahiplenildi ki bundan sonraki hayatımızın böyle olacağı fikrine bizleri alıştırmak istiyorlar. Devletlerin yönetimine geçen iktidarlar tarafından bütçede çözülemeyen sorun olarak gördüğümüz bakım işleri, tamamen kadınların üstüne kaldı kapanma dönemlerinde. Hatta evlerde online eğitim denilen ve çocuklar için yararlı olmadığı genellikle ifade edilen eğitim de ebeveynlerin üstünde bir zaman yükü olarak kaldı.

Pandemi nedeniyle yaygınlaşan ve pandemi sonrası süreçte de devam edeceği görülen çalışma rejimleri evden çalışmayı ve daha esnek bir çalışmayı dayatıyor. Özellikle parça başı veya projeye dayalı uzaktan çalışanlar için, kadınların evdeki çalışma zamanı erkeklerden farklı olarak gündelik ev ve bakım işleriyle beraber düzenleniyor. Ücretli işten elde edilen gelirin yetip yetmemesine bağlı olarak bakım ve temizlik hizmetleri piyasadan satın alınabiliniyor elbette. Bu durumda bile işlerin organize edilme sorumluluğu kadına aittir. Kadınların ücretli işte çalışmaları ancak bu pazarlıkla, yani ev ve bakım işlerinin öncelikle yapılması veya yapılamıyorsa kadın tarafından telafi edilebilmesi şartına bağlıdır. Zira bu yükler, kadınları zaman yoksulluğuna ve dolaylı olarak gelir yoksulluğuna maruz bırakır; emek gücünün erkeklere göre daha düşük değerlenmesini beraberinde getirir. Zaten aynı mesleği yapıp eşdeğer vasfa sahip olsalar da kadınlar ve erkekler arasında cinsiyete dayalı ücret farkı varken, kadınlar hem zaman hem de ücret açısından evde çalıştıklarında daha fazla yoksullaşma riski ile karşı karşıya olabiliyorlar.

Eve taşınan işler ise, kadınların bu durumu telafi edebilme imkanını, onların elinden almakla kalmaz. Evin kendisinin işyeri haline gelmesiyle kadının karşılığı ödenen ve ödenmeyen emek zamanını da birbirine ekler. Dahası işverenlerin veya yöneticilerin, online erişimi çalışma saatlerini hiçe sayan şekillerde gerçekleştirmesi de kadınların duygusal ve fiziksel olarak tükenmişlik aşamasına gelmesinin nedenleri arasında.

Evde yapılan işlerin bir kısmı, mesleki olarak daha güvensiz ortamda ve kötü koşullarda çalışmayı da beraberinde getiriyor. Örneğin ev eksenli çalışma, tekstil ve metal iş kolunda yoğunlukla görüldüğü haliyle, evleri fabrikaların sözleşmesiz ve görünmez uzantısı haline getiriyor. Daha iyi koşullarda evlerin ofislerin uzantısı olması gibi. Böyle işlerin kadınların evden çıkmasını imkansız kıldığı gibi sıklıkla fiziksel kalıcı hasarlar yarattığı da bilinmekte. Ancak ev eksenli işlerde çalışan kadınlar ücretli işte çalıştıklarının bile farkında olmadan, sömürü zincirinin son halkasını oluşturuyor.

Evde çalışamayanlar

Aart-Jan Venema.

Evde çalışmanın pek çok kadın için bir statü sembolü haline geldiği de açık. Çoğunlukla büyük kentlerdeki kirası yüksek yaşam alanlarından uzakta kurulan fabrikalar ve organize sanayi bölgelerindeki atölyeler, kadınlar için çalışmanın ve ulaşmanın güvensiz hale geldiği alanlar. Bu üretim mekanlarında sıklıkla erkeklerden farklı olarak kadınlar mobbing ve tacize maruz kalıp, çeşitli cinsel kimliğe dayalı baskı araçlarıyla tehdit ediliyor. Kadınların ücretlerinin hanedeki diğer erkeklere verilmesi ve sigortasız çalıştırılması da diğer yaygın uygulamalar arasında. Kriz dönemlerinde bu tip işlerde de ilk işten çıkarılanların kadınlar olması tesadüf değil. Zira kadın işçiler beden politikalarıyla sıklıkla karşılaşıyor. Örneğin, hamile kalmaları, evlenme gibi bir statü değişikliğinde işten çıkarılacakları gibi korkularla çalışmaya devam ediyorlar. Aynı zamanda kadınların tuvalet süreleri tutuluyor ve hatta çalıştıkları makine ve araçların kadınlara uygun ergonomide tasarlanmamış olması nedeniyle çeşitli kalıcı fiziksel hasarlar söz konusu oluyor. Bu alanların yaşam alanlarına uzaklığı da yine çalışma izni alamayan kadınları işsizliğe mahkum eden unsurlardan. Sağlık ve eğitim iş kolunda çalışan kadınların da yine erkeklere göre cinsiyetlenmiş birtakım baskılarla karşılaştığı ve kariyerlerinde ilerlemesinin engellendiği biliniyor.

Kadınlar, ev ve bakım işlerini devredemedikleri için, cinsiyetçi önyargılardan veya düşük ücretler teklif edildiği için daha fazla işsizliğe mahkum ediliyor. Aynı zamanda meslek edinmeleri ve mesleğe erişmeleri de benzer nedenlerle eşitsiz koşullarda gerçekleşiyor. Dahası kadınlar erkeklere göre daha az süre çalışma hayatında kalıyor. SGK istatistiklerine göre erkekler 39 sene, kadınlar ise 19 sene aktif olarak ücretli işte sigortalı olarak çalışabiliyorlar ortalama olarak. Bunun nedeni genellikle devredemedikleri bakım hizmetleri. Bu nedenle çalışma hayatları kesintiye uğradığında gerekli güvencelerden faydalanamıyor ve erkeklere bağımlı kalıyorlar. Kadınlar emeklilik dönemlerinde de kendi çocuklarının devrettiği bakım işlerini devralmak zorunda kalıyor. Bu durum, kadın emekliler ile erkek emeklilerin de eşit koşullarda yaşamadığının da göstergesi.

“Ötekiler”

Sakatların kamusal alandaki varlıklarında da yine cinsiyet eşitsizlikleri söz konusu. Sakatlar evlere mahkum ediliyor ve istismara maruz kalabiliyor. Kadınların ve LGBTİ+ların sakatlıkları, yaşlılıkları gibi çok daha ağırlaşmış sorunlarla geçiyor.

LGBTİ+lar sınıf ve etnisitelerin içinde katmanlaşmış sorunlar yaşıyorlar. Öncelikle kimliklerini saklayarak ancak çalışma hayatında ve gündelik ilişkilerinde var olabilmeleri büyük bir baskı anlamına geliyor. Kimliklerini saklamalarının mümkün olmadığı durumlarda da eğlence sektörü, gösteri sanatları ve hatta fuhuş gibi belirli iş alanlarında hayatlarını kazanmaları bekleniyor. En kötü koşullardaki işleri, insan onuruna aykırı şekilde yapmak zorunda kaldıkları için çoğunlukla sosyal güvenceleri olmaksızın hayatlarına devam ediyorlar. Yaşamları üzerinde daimi bir tehdidin olduğunu ve yaşam alanlarında dahi, daha güvende olmak için daha yüksek kiralara ve yaşam maliyetlerine maruz bırakıldıklarını da eklemek önemli.

Mülteci ve göçmen kadınlar ırkçı ve aşağılayıcı tutumlarla sıklıkla karşılaşmanın yanı sıra, iş hayatında kendi vasıfları ve deneyimleriyle yer alamayabiliyorlar. Göçmenlik deneyiminin heterojen olduğunu gözeterek genellikle vatandaşlık korumalarından yararlanamadıkları için daha düşük ücret ve sosyal güvenceler açısından daha sorunlu bir durumda bulunuyorlar.

O halde böyle çetrefilli hale gelmiş bir dünyaya bakıyorsak, bazı önerileri de düşünmenin vakti olabilir.

10 öneri

  1. Evde çalışmada çalışma zamanı ve mekanı, ofis çalışması gibi denetlenmeli; malzemeleri üretimin örgütleyicisi tarafından verilmeli ve çalışma zamanı belirlenmelidir. Çalışma zamanı dışında, sermayedarlar ve temsilcilerinin çalışanlara erişmemesi garanti altına alınmalıdır.
  2. Bakım işleri için şimdiye kadar kreş ve bakım evi gibi çeşitli kurumlar göreve çağrıldı. Ancak bu kurumların nasıl ve nerede örgütleneceğine dair çok az çalışma yapıldı. Kreşler ve hasta/yaşlı/sakat bakım evlerinin örgütlenmesi, çocuk ve kullanan bireylerin insani haklarına dayanarak gerçekleştirilmesinin ve dayanışmacı şekilde yerel kurumlar tarafından karşılanmasının özellikle pandemi döneminde çok önemli bir talep olduğunu bir kez daha gördük. Çocuk bakımı, çocuğun eğitim hakkı içinde en önemli noktalardan biri. Aynı şekilde insani standartlarda bakım hizmeti almak, her insanın hakkı olmalı. Zira bakım hizmetlerinin kurumsal olarak örgütlenmemesi, kadınları hem eve bağlıyor hem de bakıma ihtiyaç duyanı inayete terk ediyor.
  3. Pandemi döneminde yalnızlığın -dünyanın her yerinde özellikle kadınlar için- baş edilmesi çok zor bir dizi duygu durumunu beraberinde getirmiş olduğu, pek çok araştırmada gösterildi. Belki şimdiye kadar çok anlamlı gelmeyen ancak özellikle ev eksenli kadınların örgütlenmesindeki temel taleplerden biri olan ortak mekan, yeniden farklı şekillerde dillendirilebilir. Özellikle kadınların evden çıkıp çalışacağı kâr hedefli olmayan kolektif mekanlar sağlanmalıdır.
  4. İnternet ve elektrik gibi işletmelerin ofislerde/üretim mekanlarında çalışma gerçekleşmediği için “tasarruf” ettiği tüm kalemler, sermayedarların uzaktan çalışma sistemlerini kalıcı hale getirmelerindeki ana fikirlerden biri. Bu durumun bazı çalışanlar için tercih edildiği de ortada. O halde bu kalemler, evde üretim yapıldığı için artan yaşam giderlerine (doğalgaz, elektrik, internet, vb) eklenip üretimi örgütleyen tarafından işçilere sunulmalı ve bu tür yaşamsal hizmetlerin devlet tarafından ücretsiz sunulması taleplerin içinde yer almalıdır. Bu talep şöyle genişletilmelidir: Pandemi döneminde evlerde eğitim (home-schooling) yapıldığında çocukların da eğitimleri için internetin bir insan hakkı olduğu anlaşılmış da oldu. O halde neden hızlı, güvenli ve bedelsiz internet sınıfsal bir talep olmasın?
  5. Üretim alanları giderek şehirden uzaklaşıyor. Kentlerin içindeki yüksek rant değerleri, üretimin ve hatta hizmetler sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin kent dışında yeni yerlere taşınmasına neden oluyor. Halbuki ulaşacakları mesafe ne kadar uzarsa, kadınlar çalışmaktan o kadar çekiliyorlar. Evdeki işlere ayıracakları zaman, ulaşım giderleri ve ulaşımın riski kadınlar açısından göze alamayacakları maliyetleri yaratabiliyor. Sadece AVM, gıda ve turizm işletmeleri gibi alanlarda çalışmak zorunda kalıyorlar. Bu anlamda, fabrikalar ve diğer üretim alanlarına ulaşımın, üretimi organize eden tarafından güvenli şekilde sağlanması pek çok şeyi değiştirecektir.
  6. Cinsiyetçi önyargıların kırılması, eşitlikçi bir iş bölümü ve cinsiyete dayalı ücretlendirmenin sona erdirilmesinin sendikal perspektifte ve tüm işçi örgütlenmelerinde ön plana alınmasının vakti geldi de geçiyor bile. Sınıfsal taleplerin cinsiyete dair imtiyazları ve hiyerarşileri görmesi ve bunlarla mücadele etmesi, bir öncelik-sonralık problemi olabilir mi? Yine emek örgütlenmelerinde kadınların ve LGBTİ+’ların karşılaştığı her türlü cinsiyet temelli tehdit ve baskıların teşhir edilmesi ve emek örgütlenmelerinde özgül taleplerin yer bulması, sınıfı bölmez, güçlendirir.
  7. Emeklilerin, özellikle emekli kadınların yoksulluğu ve yoksunluğunun kadın emeği taleplerinde görünür hale gelmesi bugün emek mücadelesinin asli unsurlarından biri. Kadınların çalışma hayatını, ev içi karşılığı ödenmeyen işleri ve bunlara dahil olan bakım hizmetleri belirlediğine göre, emeklilik hakkının ev-işi veya karşılığı ödenen-ödenmeyen işler ayrımı yapılmaksızın hesaplanması, yine bir talep olarak dillendirilebilir.
  8. Sakatlık, çoğu kez gündelik hayatın fiziksel örgütlenmesinin yarattığı bir engellenmişlik hali. Örneğin, kent sistemlerinin insanlığın her hali için düzenlenmesi durumunda sakatlığı bir mahkumiyet veya engellilik hali olmaktan çıkarmak mümkün. Bu açıdan sakatlığa dair pek çok cümle, beraberinde kent ve üretim sistemlerinin yeniden düşünülmesini gerektiriyor. Sakatlar sınıfın bir başka parçası. Bu açıdan emek örgütlenmelerinde, sakatlık durumunun cinsiyetlenmiş halinin görünür olması ve politik taleplerde özgül taleplerin dillendirilmesi şimdiye kadar çok gecikmiş bir talep.
  9. LGBTİ+’lar emekçiler arasında kimliklerini açık veya gizli yaşamalarına göre çok çeşitli ayrımcılık ve tehditlerle karşı karşıya kalıyor. Kesişimler, inanç/etnisite/ten rengi/gelir düzeyine göre katmanlansa da sınıfın bir diğer parçası ve katmanı olarak görmek, bu dönemin kaçınılmazı olmalı. Öncelikle hayatlarımızı yaşanmaz hale getiren tüm heteronormatif dayatmaların ve tehditlerin ortadan kalkması, daha sonra da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin ne meslek hayatında ne de eğitim sırasında bir ayrıştırma ve dışlama nedeni olmaması için özgül yapıcı eylemler ve geçici özel önlemler alınması, sınıfsal taleplerden biri olarak ortaya konulmalıdır.
  10. Mültecilik, özel bir statü. Vatandaşlık imtiyazından da davet edilmiş göçmenliğin evine dönebilir güveninden de ayrıksı bir yaşam biçimi. Hem yasal hem de ekonomik olarak fazlasıyla zorlu şartlara maruz bırakıyor insanları. Mülteciliğin en bilindik tasviri, “bekleyiş ve yeni hayat” arasında olarak tanımlanabilir. Bu geçicilik ve geçmişi değersizleştirme ise belki de insan hayatının en zorlu deneyimlerini getiriyor. Kaç yaşında olurlarsa olsunlar, geçmişteki vasıf ve deneyimlerinin dikkate alınmaması ve süresi belli olmayan bir geçicilikle yaşamlarını bir bölgede kurmaları, mültecileri işçi sınıfının en alt katmanına yerleştiriyor. Dil engelleri ve yabancı oldukları bir gündelik hayatın o güne kadar elde ettikleri “yetişkinliği” ellerinden alması da cabası. Sonuçta sermayedarın her türlü zorbalığı ile karşılaşıp, sınıf dayanışması kendilerinden esirgeniyor mültecilerin, özellikle de sosyal ve politik ağlarına mesafelenmiş olan mülteci kadınların. Halbuki vatandaş veya mülteci, Kürt veya Türk rekabeti her zaman egemenin gücüne güç katarken, her katmanıyla işçi sınıfını aşağıya doğru çekiyor. Bu açıdan mültecilerin ayrımcılığa maruz kalmaksızın ekonomik bütün haklarının tanınması, işçiler arasında vatandaşlık bağlamını görünmezleştirecek dayanışmanın kurulacağı örgütlenme perspektifinin önümüze konulması politik bir emek örgütlenmesinde oldukça kritik. Bazı basit ama temel noktalardan başlanabilir: Mültecilerle, özellikle kadınlarla onların dilinde broşürler çıkarılarak ihtiyaç duyacakları bilgilendirme ve destekleme çalışmalarını gerçekleştirmek mesela.

Son not

Bu öneriler gündelik hayatın deneyim ve politik karşılaşmalarından çıktı. Daha fazla karşılaşma imkanı için yazıldı. Ortaklıklarımızın yarattığı mekanlara, zamanımıza ve gündelik hayata müdahale edemediğimiz ölçüde, hayatlarımızı koruyamayan bizlerin, politik eylemselliği arayacağımız daha az yere sıkıştığımız gerçeği ile bu yazıyı slogandan çok bir çığlık gibi ortaya atıyorum.

Yorum yazın

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.