Yıllarca mücadele ederek kazanılan haklara ve bu hakların kazanılmasında ve korunmasında esas emeği olan bağımsız feminist gruplara saldırılar ve kısıtlamalar artarken, raporun sonuç kısmında heyet Türkiye’nin sözleşmenin oluşturulması sırasında göstermiş olduğu desteği hatırlatıyor ve adında İstanbul geçen sözleşmenin Türkiye tarafından “sahiplenilmeye” devam edilmesinin öneminin altını çiziyor. 

İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını denetleyen uzman komite GREVIO (Kadınlara Karşı Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Uzman Eylem Grubu) Türkiye ile ilgili değerlendirme raporunu 15 Ekim Pazartesi günü açıkladı. Peki raporda öne çıkarılan öncelikli konular neler? Ve kadınların haklarına yönelik saldırıların artarak sürdüğü bugünkü politik atmosferde feministler için bu rapor ne ifade ediyor?

Bu yazıda değerlendirme raporunun genel (ve bu nedenle de kısıtlı) bir analizini yapmayı amaçlıyorum. Bunu yaparken bağımsız feminist kurumların oluşturduğu İstanbul Sözleşmesi Türkiye İzleme Platformu’nun hazırladığı gölge raporu kendime rehber olarak alacağım. İstanbul Sözleşmesi izleme mekanizmasının işleyiş kurallarına göre, taraf devletlerin sözleşme standartlarına uyup uymadıklarını anlamak amacıyla önce devlet GREVIO’ya bir resmi rapor sunuyor, sonrasında da bağımsız kadın kurumları tarafından hazırlanan gölge raporlar teslim ediliyor. Heyet, değerlendirme raporunu bütün bu raporların tesliminden sonra sahada yaptığı görüşmelerle de birleştirerek oluşturuyor. Değerlendirmeye tabii tutulan Türkiye de resmi devlet raporunu Temmuz 2017’de sundu. 81 bağımsız feminist sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu İzleme Platformu ise gölge raporunu Eylül 2017’de heyete teslim etti. Türkiye’de kadına yönelik şiddet alanındaki sorunları kapsamlı biçimde ele alan bu gölge rapor, sahada bilfiil çalışan aktivist ve savunucuların birinci elden yaşadıkları deneyimleri içermesi bakımından izleme sürecinin (ve burada inceleyeceğimiz değerlendirme raporunun) esas kaynağını oluşturuyor. Bu nedenle bu yazıda değerlendirme raporunda öne çıkan başlıkları gölge raporda altı çizilen noktalar ile yan yana inceliyorum. Burada amacım GREVIO raporunun yazılma sürecinin esas aktörleri (ve bir ölçüde de yazdıkları gölge rapor ile değerlendirme raporunun ‘yazar’ları) olan bağımsız feminist grupların sözleşmenin uygulanmasında oynadıkları rolün altını çizmek.

Eşitlik ve ayrımcılık karşıtlığı ve devletin yükümlülükleri

Öncelikle genel olarak baktığımızda değerlendirme raporunda Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadeleye engel olan iki temel konu vurgulanıyor. Birinci olarak raporda devletin genel politikalarının kadın-erkek eşitliğine olan etkilerinin göz ardı edilmesinin ve hükümet yetkililerinin kadınlara yönelik geleneksel rolleri destekleyen açıklamalarının, İstanbul Sözleşmesi’nin şiddeti önleme amacına ters düştüğünün altı çiziliyor. Rapor (İstanbul Sözleşmesi’nde de özellikle vurgulandığı üzere) kadına yönelik şiddet ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılık arasındaki sıkı ilişkiye dikkat çekiyor ve buna bağlı olarak da hükümetin kadına yönelik şiddetle ilgili her türlü önleminin temelinde cinsiyet eşitliği prensibinin olması gerektiğini söylüyor. Buna göre heyet toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınlara karşı ayrımcılığı önleme alanında politikalar üretilmeye devam edilmesi, farkındalık arttırma çalışmaları düzenlenmesi ve özellikle hakim ve savcılara yönelik kadının insan hakları normlarını ve uluslararası sözleşmeleri uygulamaları konusunda çalışmalar yapılması gerektiğini vurguluyor.

İkinci olarak da rapor, OHAL sürecinde ve devamında yürütülen güvenlik politikaları, Güneydoğu’da sürmekte olan operasyonlar ve toplu işten atılmalar nedeniyle azalan kamu kaynakları konularına vurgu yapmış. Rapora göre bütün bu gelişmeler Türkiye’de kadınların şiddetten uzak bir yaşam sürme haklarının gerçekleştirilmesine elverişli olmayan bir ortam oluşmasına neden oluyor. Sözleşmenin 5. Maddesi olan “devletin yükümlülükleri ve uyması gereken azami dikkat ilkesi” bağlamında da, bu konuya tekrar vurgu yapılmış. Heyet özellikle darbe girişimi ve sonrasında OHAL’in ilanı ile ortaya çıkan cezasızlık atmosferinin ve hesapverirlik alanındaki eksikliklerin kadın haklarına olan olumsuz etkilerinden bahsederek Türkiye’yi uyarıyor. Buna göre kolluk güçleri her ne koşulda olursa olsun (“devlet düşmanı olmak” ya da “güvenlik tehdidi” iddiaları durumunda dahi) gözaltında kadınlara yönelik şiddet uygulamaktan ve cinsel taciz ve tecavüz tehditleriyle kadınları korkutmaktan kesinlikle kaçınmalıdır, deniyor.

Bunlara ek olarak, bu iki temel vurgunun kesişiminde (toplumsal cinsiyet eşitliği ve devletin çatışma dönemlerinde bile vazgeçemeyeceği yükümlülükler) değerlendirme raporuna dair önemli unsurlardan biri toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını ele alırken kesişimsellik bağlamında ele alıyor oluşu. Zaten İstanbul Sözleşmesi’nin bu anlamda önemi bütün kadınları ayni kategoride görmeyen ve kadınlar arasındaki deneyim farklılıklarını da dikkate alan bir yaklaşım geliştiriyor olması. Heyet de buna göre değerlendirme raporunda birden fazla ayrımcılık türüne ve eşitsizliğe maruz kalan kadınlara (kırsal bölgede yasayan kadınlar, Kürt kadınlar, lezbiyen kadınlar, engelli kadınlar ve göçmen kadınlar) yönelik önleme ve koruma çalışmalarının desteklenmesini, onlara özel hizmet veren sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi ve onlarla işbirliği yapılmasını, hali hazırdaki koruma ve destek mekanizmalarının kolay erişilebilirliğinin sağlanmasını ve buna yönelik ayrıştırılmış veri tutulmasını ısrarla tavsiye ediyor. Bütüncül politikalar kısmında da yine Türkiye’de var olan bütün farklı şiddet formlarının dikkate alınması gerektiğini söylüyor ve kesişimsel ayrımcılığa maruz kalan şiddet mağduru kadınların özel ihtiyaçlarının dikkate alınarak önlemler alınmasını güçlü bir şekilde tavsiye ediyor. Bu anlamda son dönemde artan çatışmaların Kürt kadınları dezavantajlı konuma getirdiğini vurguluyor. Buraya kadar gölge rapor ile GREVIO’nun raporu arasında yoğun paralellikler var. Fakat burada gölge raporda olup değerlendirme raporuna girmemiş olan bir nokta göze çarpıyor. Gölge raporda altı çizilen Anayasanın 10. Maddesine (eşitlik maddesi) eklenmesi gereken koşullar olan “toplumsal cinsiyet, yaş, sağlık durumu, azınlık olma durumu, engellilik, göçmen ya da sığınmacı olma, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği”nin eklenmesine dair heyetin raporunda spesifik bir tavsiyede bulunulmamış.

“Ailenin ‘bütünlüğü ve kutsallığı’” üzerine

Bağımsız feminist grupların hazırladığı gölge raporda öne çıkarılan Boşanma Komisyonu Raporu ve “ailenin güçlendirilmesi” adı altında kadınların bireyselliklerine ve aile içindeki kadınların hak ve özgürlüklerine yapılan saldırılar GREVIO’nun değerlendirme raporunda dikkate alınmış. Gölge raporda altı çizildiği üzere kadınları aile içine hapseden söylemlerin ve uygulamaların kadına yönelik şiddet ile doğrudan bir ilişkisi olduğu GREVIO raporunun en başından itibaren farklı maddeler altında tekrar tekrar gündeme getiriliyor. Hem eşitlik ve ayrımcılık karşıtlığına ilişkin kısımda hem de Madde 6 uyarınca, “toplumsal cinsiyet alanında hassasiyet gerektiren politikalar” konusunda, Türkiye’de kadınları geleneksel rollere hapseden politikalar eleştirilmiş, aile odaklı politikaların kadın-erkek eşitliğine ve kadınların güçlenmesine ters düşmeyecek şekilde tasarlanması vurgusu yapılmış. Raporun kadına yönelik şiddeti “önleme”ye yönelik politikaları inceleyen kısmında da “ailenin güçlendirilmesi”ne yapılan vurgunun kadınları yalnızca aile kurumu içine hapsettiği belirtilmiş. Buna karşı kadınlara ve kız çocuklarına yönelik olarak güçlendirici ve onları geleneksel rollere hapseden ayrımcı anlayışların dışına çıkmalarını sağlayacak farkındalık çalışmaları yapılmasını öngörüyor.

Yine İzleme Platformu’nun gölge raporunda ifade ettiği aileyi korumaya yönelik olarak arabuluculuk ve uzlaşma gibi yöntemlerle kadına şiddeti görünmez kılan uygulamalar da GREVIO’nun hedefinde. Raporda heyet arabuluculuk kanununun uygulanması esnasında doğabilecek sorunlara ilişkin ısrarlı uyarılarda bulunuyor. İstanbul Sözleşmesi’nin kadına şiddet konusunda “zorunlu arabuluculuk” uygulamasını kesinlikle yasakladığının altı çizilmiş. Rapora göre heyet Türkiye’de kadına şiddet alanında arabuluculuk yönteminin “zorunlu” olmadığını biliyor, ancak mağdurlar bu konuda yeterince aydınlatılmıyor. Heyet mağdurların arabuluculuk yönteminin zorunlu olduğunu düşündüklerine ve bu yanlış bilgi nedeniyle arabuluculuk işlemlerini kabul ettiklerine dair bilgiler aldığını söylüyor. Bu nedenle şiddet mağdurlarına arabuluculuk uygulamasının zorunlu olmadığının ve ancak mağdurun özgür iradesiyle arabuluculuk yapılabileceği bilgisinin kesin olarak verilmesi gerektiği ısrarla tavsiye ediliyor.

Raporda öne çıkan yasal eksikler, var olan yasalarda uygulamaya dair sorunlar

Yasal eksikliklere dair gölge raporda bağımsız kadın kuruluşlarının özellikle belirttiği noktalar değerlendirme raporunda da güçlü bir şekilde öne çıkarılıyor. Buna göre ceza hukukunda başlı başına bir ceza olarak tanımlanması gereken ısrarlı takip (dijital alandaki tezahürleri de dahil olmak üzere), zorla evlendirme ve 15-18 yaş aralığındaki kız çocuklarına cinsel şiddet suçları henüz yasalarda bu şekilde ayrı olarak tanımlanmış değil. Tecavüz ya da tacize maruz kalan birinin faille evliliğe zorlanmasına ve evliliğin şiddet eylemini etkisiz kılma amacıyla kullanılmasına karşı önlemler almak gerektiğinin altını çiziyor. Özel olarak “namus” adı altında işlenen cinayetlere ve intihara sürüklenen kadınlara değinilerek “namus” kavramı ile bağlantılı olarak öldürülme şüphesi olduğunda kolluk güçlerinin ekstra dikkatli ve özenli biçimde soruşturma yapmasını ve mahkemelerde hiçbir şekilde cezalarda indirim yapılmadığından emin olunmasını tavsiye ediyor. Ayrıca gölge raporda da belirtildiği üzere İstanbul Sözleşmesi uyarınca kurulması gereken yalnızca kadına şiddet alanında çalışan ve ilgili bütün dillerde hizmet veren acil telefon yardım hatlarının ve yine benzer şekilde yalnızca cinsel şiddet mağdurlarına hizmet verecek olan tecavüz kriz merkezlerinin henüz kurulmadığını heyet raporunda vurgulamış. Rapor ayrıca tecavüz kriz merkezlerinde çocuk mağdurlara özel hizmet verilmesini ve zorla çocuk yaşta evliliklere dair durumlar tespit edildiğinde duruma ilişkin veri toplanmasını ısrarla tavsiye ediyor. Ayrıca kadına yönelik şiddet vakalarında delillerin toplanması ve soruşturma aşamalarında mağdurun geçmiş cinsel hayatının mağdura dair tahrip edici kalıplaşmış yargılara neden olacak şekilde soruşturmanın parçası haline getirmeyi yasaklayacak önlemler alınmasının altını çiziyor. Ve yine benzer şekilde kadının rızası olmadan genital muayeneyi kesinlikle yasaklayan düzenlemeler oluşturmasını tavsiye ediyor.

Bunun yanında var olan yasaların uygulanması konusunda devam eden sorunlar da değerlendirme raporunda öne çıkarılıyor. İzleme Platformu’nun raporunda belirttiği 6284 sayılı yasanın uygulanmasında karşılaşılan zorluklara GREVIO da değinmiş. Değerlendirme raporuna göre, mağdurun beyanına dayanarak ve mağdurun güvenliği ve güçlenmesi için yeterli olacak süreyi kapsayacak şekilde koruma kararı çıkartma konusunda sorunlar var. Koruma kararlarının faillere bildiriminde, kararların uygulanmasında ve soruşturma esnasında kanıt toplarken gerekli özeni ve dikkati göstermek konusunda da aksaklıklar devam ediyor. Ayrıca heyet devletin mağdurları yeterince etkili bicimde koruyamamasından kaynaklı oluşan ikincil mağduriyetlere dikkat çekmiş. Buna göre her şiddet mağdurunun özgün durumuna dair etkin bir risk analizi ve yönetimi yapılması ve şiddet eylemlerinin araştırılması ve cezalandırılmasında dikkatli yaklaşım sergilenmesinin altı çiziliyor. Heyet Türkiye’de şiddet mağduru kadınların şiddeti ihbar etme oranlarının (özellikle de cinsel şiddet durumlarında) azlığına dikkat çekmiş. Burada gölge raporda altı çizilen bir konu olarak kolluk güçlerine olan güvenin zayıf olması ve bu güçlerin önleme ve koruma konularında yetersiz kalması sorununa da değerlendirme raporunda değinilmiş. Rapor kolluk kuvvetlerinin kadına karşı şiddet vakalarında özel ya da kamusal alan fark etmeksizin hızlı ve tarafsız müdahalesinin önemini ve bu anlamda halen devam etmekte olan uygulamadaki eksiklikleri vurguluyor. Bu amaca yönelik olarak tecrübeli kadın kuruluşları tarafından kolluk güçlerine kadına yönelik şiddet konusunda yerleşmiş pratiklerini ve önyargılarını kırmaya yarayacak eğitimler verilmesini, böylece tüm mağdurlara etkili biçimde destek sunulmasını tavsiye ediyor. Ve özellikle kolluk güçlerinin işlediği iddia edilen kadına karşı şiddet vakalarında etkin soruşturma yapacak bağımsız bir kurum oluşturmanın gerekliliğinin altını çizmiş.

Bağımsız kadın örgütlerine yönelik artan kısıtlamalar ve bu örgütlerin yönettiği sığınakların sayısının arttırılmasına yönelik tavsiyeler

GREVIO bağımsız kadın örgütlerine yönelik artan kısıtlamalardan endişe duyduğunu da özellikle ifade ediyor. Rapor devletin her kesimden kadınları temsil eden kadın kuruluşlarını desteklemesini ve kamu kurumlarının politika oluşturma ve uygulamada ve kadın örgütleri ile ortak çalışmalar yürütmesi gerektiğini vurguluyor. Rapora göre kadınlara destek olmak konusunda bağımsız kadın kurumlarının hali hazırdaki potansiyelleri onların finansal olarak da desteklenerek kadın merkezleri ve sığınakları kendilerinin yönetmeleri ile daha da geliştirilebilir. Raporun özet kısmında yapılan bu vurgu “kapsamlı ve koordineli politikalar” başlığı altında daha geniş biçimde ele alınmış. Burada GREVIO Türkiye’ye bağımsız kadın kurumları yönetiminde yürütülen kadın merkezleri ve sığınakların arttırılmasını, bu amaçla sivil toplum kuruluşlarına finansal destek sağlanmasını ve şeffaf biçimde yönetilen düzenli ve sürdürülebilir hibeler verilmesini öneriyor. Yine sığınaklara dair olan 23. Maddede bağımsız kadın kurumları tarafından yönetilen sığınakların özellikle değişik şiddet biçimlerine (istismar, zorla evlilik ve “namus” adi altında işlenen cinayetler) yönelik olarak daha etkili destek hizmetleri sunabileceklerinin altı çiziliyor. Bu konuda ayrıca kayyum atanan belediyeler ve buralarda öncesinde yürütülen kadına şiddet mağdurlarına yönelik çalışmaların durdurulması ve sığınakların kapatılmasına da raporda yer verilmiş. Heyet Türkiye’yi 2016-2020 Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı hedefleri çerçevesinde 5393 sayılı kanuna uygun olarak bütün belediyelerin sığınak açmakla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda uyarıyor ve gerekli önlemlerin alınmasının altını çiziyor.

Ancak bu noktada GREVIO’nun değerlendirme raporunda önemli bir eksiklik göze çarpıyor. Devlet destekli kadın kurumlarının artan rolü ve bunun Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele politikalarına olan olumsuz etkisi heyetin raporunda yeterince yer bulmamış. İzleme Platformu’nun gölge raporunda birçok farklı madde altında değişik açılardan irdelenen bu sorun değerlendirme raporunda çok sınırlı olarak, yalnızca İstanbul Sözleşmesi’nin 9. Maddesi (Sivil toplum kuruluşları) bağlamında ele alınmış. Burada heyet bağımsız kadın hareketinin tarihine ve geçmişte hükümet politikalarına yaptığı etkiye değiniyor ve özellikle son yıllarda politika oluşturma süreçlerinin dışında tutulmaya çalışıldıklarına vurgu yapıyor. Burada da özellikle “son dönemde kurulan kadın gruplarının” hükümet yetkilileri ile yakın ilişkilerine dikkat çekiyor. Ancak gölge raporun geneline yayılmış olan devlet destekli kurumların yine devlet eliyle neredeyse bağımsız örgütlenmelerin yerini alması sorunu değerlendirme raporunda böyle geniş kapsamda ele alınmamış. Bu eksikliğin yarattığı bir sorun, özellikle heyetin raporunda “kaynakların bağımsız kurumların yönettikleri sığınakların arttırılmasına ve güçlendirilmesine harcanması” yönünde verdiği tavsiye konusunda ortaya çıkıyor. Heyet böyle (muğlak) bir tavsiyede bulunurken (özellikle de hükümet ile yakın ilişki içinde olan kadın kurumlarının sayısının gittikçe arttığı düşünüldüğünde) bu önerinin uygulamada nasıl yürütüleceğine dair soru işaretlerine yanıt vermiyor.

Sonuç olarak

Yıllarca mücadele ederek kazanılan haklara ve bu hakların kazanılmasında ve korunmasında esas emeği olan bağımsız feminist gruplara saldırılar ve kısıtlamalar artarken, raporun sonuç kısmında heyet Türkiye’nin sözleşmenin oluşturulması sırasında göstermiş olduğu desteği hatırlatıyor ve adında İstanbul geçen sözleşmenin Türkiye tarafından “sahiplenilmeye” devam edilmesinin öneminin altını çiziyor. Bu anlamda GREVIO’nun raporu Türkiye’deki feminist gruplara önümüzdeki dönemde devletle müzakerede bir yaptırım gücü sağlayabilir. Tabii bunu söylerken uluslararası kurumların ve izleme mekanizmalarının gittikçe azalan gücünü ve Türkiye’nin uluslararası normlara olan bağlılığının azaldığı politik atmosferi de akılda tutmak önemli. Fakat yine de sözleşmenin ve değerlendirme raporunun önemini tamamen reddetmeden önce altı çizilmesi gereken bir nokta var. GREVIO gibi uluslararası izleme mekanizmalarının ülke içindeki hak kazanımlarındaki rolü incelenirken sıklıkla yalnızca yukarıdan aşağı kurulan, tek taraflı işleyen ve sadece uluslararası kurumun devlet ile ilişkisine ve devlet üzerindeki yaptırım gücüne odaklanan analizlere rastlıyoruz. Oysa izleme süreçlerinin esas aktörlerinden biri bağımsız örgütlenmeler ve kurumlardır. Bu anlamda sağladıkları kapsamlı veriler ile GREVIO raporunun ve raporda verilen tavsiyelerin kaynağını oluşturanların Türkiye’nin her yerinde kadına şiddet mağdurlarına destek hizmetleri sunan ve bu konuda yasaların yapılması ve değiştirilmesi için çalışan bağımsız feminist gruplar olduğunu unutmamak gerekiyor. Yani demek istediğim rapora gücünü veren ve aynı zamanda onun ülke içinde çevrilmesi ve uygulanması için mücadele edecek olan yine feministlerin kendisi olacak.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.