Feminist çizgi romanlar vardır! – 1

1
622

Çizgi roman sevenler bilir ana akım çizgi roman kültürünün cinsiyetçiliği, cis-het erkek kahramanlarla dolu oluşu, “güçlü” olan kadınların çoğunlukla “şeytanlaştırılması” ya da cinsellikleriyle ve patriyarkal güzellik algıları doğrultusunda oluşturulan fiziksel özellikleriyle sunulması, “güçsüz” olanların ise kurtarılması gereken mağdur karakterler, hatta sadece figüranlar olması malumunuz. Neyse ki feminist hareketin ve LGBTİ+ hareketin büyümesi ve politik sözünün yaygınlaşması ile beraber günlük dilin yanında, yayınlanan her tür materyalin dilinin ve içeriğinin sorgulanması ve eleştiriye tabi tutulması bu içerikleri daha kesişimsel olmaya zorlar noktada. Bu mücadele sayesinde cinsiyetçi, heteronormatif klişelerle dolu ana akım çizgi romanlara artık mahkum değiliz! (ha tabii ki bunları da her şeye rağmen keyifle sevenlerimiz de var, yalnız değiliz ve daha az feminist değiliz).

Bu süreçte hem ana akım dönüşüyor hem de alternatif yayınevleri ve sanatçılardan çok leziz öyküler çıkıyor. Biz de, Şahika ve Selin birlikte okuyup keyif aldığımız çizgi romanları, grafik öyküleri paylaşmak istedik. Bu listenin ortak noktası kahramanlarının kadın olması. Kuşkusuz çoğunun yaratıcısı kadınlar, lgbti+’lar. Ancak öyküsüne odaklanarak aldığımız erkek çizer ve öykü anlatıcısından çıkmış kitaplar da var aralarında. Ayrıca feminist olup olmadığını birlikte burada tartışalım istediğimiz, güçlü kadın karakterlerin merkezinde olduğu, ama “me too” hareketi ile hikaye yaratıcısının teşhiri olan çizgi romanları üzülerek ve öfkelenerek bu listeye eklemedik -örneğin Buffy the Vampire Slayer-.

Tabii ki liste bu kadarla kalmaz kalamaz! Sizler de yorumlarınızla okuduğunuz, bildiğiniz, duyduğunuz, sevdiğiniz, (belki de sevmediğiniz) feminist çizgi romanları paylaşırsanız bu listeyi büyütebiliriz!…

Not: Ne yazık ki listedeki çizgi romanların bir kısmının türkçe çevirisi yok. Çevirisi olmadığında bulmak da zor oluyor, maddi olarak da zorluyor. Umuyoruz ki çizgi roman çevirileri daha da çoğalır.

Rat Queens (Kurtis J. Wiebe – Roc Upchurch)

Bu ortaçağ fantastik öyküde kimler yok ki: klan liderliğinin varisiyken reddedip paralı savaşçı olan transgender orc Braga; tüm halkın sakallı olduğu, kadın cücelerin savaşçı olmasının hoş karşılanmadığı ülkesinde, babasına kafa tutup geleneklere karşı gelerek sakalını kesip evden ayrılan Violet Blackforge; saçındaki topuzların altında, şeytanla anlaştığı için büyüyen boynuzlarını gizleyen büyücü elf Hannah Vizari; eskiden zenginden alıp fakire veren bir örgütte bulunan, keyifçi, halüsinojen ve alkole düşkün, lezbiyen Betty; bir kültün eski baş rahibesi olan ve kültün korkunç inançlarının farkına varınca oradan kaçan, hala özel güçleri olan Delilah. Rat Queens çetesinin ödül karşılığı çıktıkları maceraları, dostluklarını, ilişkilerini, yaşam öykülerini büyük bir keyifle izliyoruz.

Snapshots of a Girl (Beldan Sezen)

Bu otobiyografik grafik roman, bir lezbiyenin kendisine, ailesine, arkadaşlarına açılma öyküsü. Hetero patriyarka ile kuşatılmış dünyada kendini tanıma ve “ben varım” deme öyküsü. Beldan Sezen en başta niyetinin kendisine bir etiket koyup sabitlemek olmadığını, şimdi ve burada bir alan talebi olduğunu anlatmak olduğunu söylüyor. Bir göçmen çocuğu olarak ne terk ettikleri ülkeye ne de yaşadıkları ülkeye ait hissedememenin zorluklarına ek olarak cinsiyet kimliğini açıklama öyküsünde babası, teyzesi, annesi ile yaşadığı anlara tanık oluyoruz; kendisini keşfederken feminist gruplarla kesişmesi ile beden politikalarına odaklanıyoruz. Sezen, atanmış cinsiyet rollerine uymayanların öyküsünü anlatırken, biz okurlar annesinin “nazar boncuğu” ile hep birlikte ferahlamış hissediyoruz. Anlatılan tüm “uyumsuzların”, hepimizin hikayesi.

Emine Hanım’ın Romanı (Aslı Alpar)

Aslı Alpar’ın önsözünden alıntıyla “ortalama bir kadının ortalama hayat hikayesi”nin içine dalıyoruz bu öyküde. Hetero patriyarkanın dayattığı hayatlar içinde, bizim, annemizin, anneannemizin öyküsü olabilecek bir hayatı olmuş Aslı Alpar’ın anneannesi Emine Hanım’ın da. Olağan gibi görünen bir hayatın olağanüstü öyküsü: okula devam edemeyen, sevdiğiyle beraber olamayan, baba evinden kurtulabilmek için evlenmeye “tamam” deyip kendini mutsuz, güvensiz bir evliliğin içinde bulan, ruhsal çalkantılar ve hastalıkları ile tek başına boğuşan, hamilelikleri sonrası kocasına kürtaj konusunu açmak istemediği için tehlikeli yollarla düşük yapmak zorunda bırakılan, kocası yıllar geçtikçe dinçleşirken kendisi hızla yaşlanan… Bütün bu var olma mücadelesinin yanında hikayecimiz Aslı’nın anneannesiyle sevgi dolu ilişkilerini, diğer torunları ve çocuklarına dair mutluluklarını, kardeşiyle küslüklerini, barışmalarını, muzipliklerini de görüyoruz. Hem de kendine has çizimleri ve yaşanmışlıkların tanığı fotoğrafların üzerinde Alpar’ın oynamalarıyla!

Cenaze Evi Şenlik Evi / Annem Sen Misin (Alison Bechdel)

Alison Bechdel’i seviyoruz. Samimiyetle paylaştığı ailesi, arkadaşları, partnerleri ile ilişkileri, bizleri dahil ettiği terapi seansları ile kendimizden çokça şey bulduğumuz bir çizer.

“Cenaze Evi Şenlik Evi”, Alison Bechdel’in ailesi -daha çok babası- ile ilişkileri üzerinden ilerleyen, cinsel kimlikler, intihar, psikanaliz, edebiyat ve mitolojik göndermelerle kendi hayatının yansımalarını bize gösteriyor. Kitabın kapak ismi “Cenaze Evi Şenlik Evi” yazısının hemen altında gördüğümüz “Bir aile trajikomedisi” mini açıklaması, Bechdel’in gülümseten, gözleri dolduran, yer yer bunaltan, zekice kelime oyunlarıyla keyiflendiren hikayesini tanımlar gibi. “Babamın mobilyalarına çocukları ve çocuklarına mobilyaları gibi davranmasına içerleyerek büyüdüm,” cümlesi kitabın genel havasına dair ucundan çok az da olsa bize ipucu veriyor sanki. Babasının “dolaptan çıkamamasını”, kendisiyle beraber ailesinin de adeta yaptıkları iş ile benzer bir cenaze evine dönüşüne tanık oluyoruz. Kendisini feminist lezbiyen olarak tanımlayan Bechdel’in öyküsünde, açılma sürecinde hislerine, yaşadıklarına tanık oluyoruz.

Bu kitabın devamı olarak görülebilecek diğer kitabı “Annem Sen Misin”de de Bechdel’in annesi ile olan ilişkisine ve terapi seanslarına konuk oluyoruz. Eşinin ikili hayatı ve ev içi emekte yer almayışı ile; evlilik ve çocuk sorumluluklarının üzerine yıkılması ile çok sevdiği sanat hayatından uzaklaşan Helen’in öyküsünü izlerken; kızıyla olan mesafeli ilişkisine tanık oluyoruz. Annesinin “Beni seviyor musun?” sorusu kocaman bir yük oluyor omuzlarında. Anne-kızın çalkantılı öyküsünü okurken, Bechdel tüm bu ağır duyguları yansıtarak bizleri de çocukluğumuzla, ailelerimizle, partnerlerimizle yaşadığımız ilişkileri, hislerimizi, anılarımızı sorgulamaya yönlendiriyor.

Dykes to Watch Out For (Alison Bechdel)

Lezbiyen feminist kısa öyküler arayanlar için yine Alison Bechdel’den Dykes to Watch Out For kaçmayacak bir seri. Bechdel’in 1983-2008 yılları arasında çeşitli gazetelerde yayınlanan karikatürlerinin toplamı bir kitap haline getirilmiş olsa da karikatürlerine şuradan da ulaşabiliyorsunuz: https://dykestowatchoutfor.com/strip-archive-by-number/ Bechdel’in karikatürlerinde çoğu lezbiyen olan karakterlerin hayatını, aşklarını, politikasını mizahi bir dille okuyoruz.

Kadınların Nesi Var? (Jacky Fleming)

2017 yılı Artémisia mizah ödülünü alan “Kadınların Nesi Var?” çizgi eserinde feminist karikatürist Jacky Fleming baştan sona ironi ile ilerliyor. Tarihten örneklerle kadınların görünmez hale getirilmeye çalışılmasını, kamusal alandan dışlanmasını, eğitim ve mesleki alanlardan uzak tutularak ev içine hapsedilmeye çalışılmasını, ev içi görünmeyen emeği, beden politikalarını, özetle feminist politikaya dair birçok konuyu alaycı diliyle dahil ediyor kitabına. Kraliyet bilimleri sloganı olan “Kimsenin sözüne inanma” cümlesi ile başlayan kitabın sonunda kitapta ismi geçen kadınların listesi ve ufak biyografileri de yer alıyor.

Spinning (Tillie Walden)

Spinning ile 2018 Eisner En İyi Gerçekliğe Dayalı İş Ödülü alarak en genç Eisner ödüllü sanatçılar arasına giren Tillie Walden buz pateni geçmişini merkeze alarak otobiyografisini aktarıyor bize. Buz patenindeki teknik hareketleri çizerek tariflerken, hareketlere dair hisleriyle hikayenin bölümlerini bağdaştırarak ilerliyor. Çocukluğundan ergenliğine uzanan hikayesinde arkadaşlıklar, aşklar, aile, cinsel kimlikler, rekabet, zorunluluklar, radikal kararlar ile geçen gerçekçi serüvenini bir çırpıda okuyuveriyoruz.

Kadınlar Alemi (Aminder Dhaliwal)

Erkeklerin soyu tükenirse bundan yıllar yıllar sonrasında dünya nasıl olur dersiniz? Aminder Dhaliwal, 2017’de instagram hesabından paylaşmaya başladığı Kadınlar Alemi’nde kendi bakış açısıyla buna dair epeyce fikir veriyor bize. Erkeklerin yok olmasıyla kadınların korkularını, meraklarını, endişelerini, mutluluklarını komik, ironik, duygusal ve politik bir şekilde ele alıyor. Kapsayıcılık, güçlenme, birbirine ve kendine özenli yaklaşma gibi vurguların yüzümüze gülümseme kondurduğu bu feminist çizgi roman Ignatz Ödülü’nün Olağanüstü Çevirimiçi Çizgi Roman kategorisine de aday gösterilmiş. Bilmediğimiz bir geleceğin anlatılmasına rağmen kadın kadına ilişkiler ve kadınlara özgü tüm o hallerde kendimizi bulmadan edemiyoruz. “Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, artık HİÇ erkek yokmuş”…

Monstress (Marjorie Liu – Sana Takada)

Steampunk, fantazi, manga estetiğini birleştiren bir epik öykü olan Monstress’de ana karakterimiz Maika’nın içerisinde inanılmaz güçte bir ‘canavar’ var. Maika, canavarını tanımaya, geçmişini aramaya çalışırken insanlar ve başka dünyalardan güçler arasındaki büyük savaşta bu özel gücü ile önemli bir yerde duruyor. Monstress savaşı, ırkçılığı anlatırken, hikayede temel güçlü karakterlerin kadın ağırlıklı olduğunun altını çizelim. Üstelik yol arkadaşlarından birisi de konuşan bir kedi… Daha ne olsun!

Devamı gelecek…

1 COMMENT

  1. Çok güzel ve bilgilendirici bir yazi.Metinde çizgi roman okuyucularina roman isimlerinin ve konuluranin verilmesi de okuyucuya bir rehber niteliginde olmus ki bu da ayrica cok kıymetli.Yureginize emeginize saglik.👏

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.