Geçtiğimiz günlerde, 8 Mart’tan sonraki hafta içinde, tamamen erkeklerden oluşan bir konferans kürsüsü yazılımcı kadınlar tarafından eleştirildi. Java gibi eski programlama dillerinden biri ile ilgili oluşturulan sahne programında hiçbir kadının yer almaması sorgulandı.* Bu tür durumlar için icat edilmiş bir kavram olan sosis fest tabiri ile eleştirilmek bazı erkeklere ağır geldi. Bu sırada anonim hesaplardan naif cinsiyetçi körlükten pozitif ayrımcılık olmasa işsiz kalırsınız diyen sistematik kadın düşmanlığına değin varan tweet atağı yapıldı. Bunun üzerine hem kadınlar hem de bazı erkekler organizasyonu protesto etmeye başlayarak kadın yazılımcılar ile kuvvetli bir dayanışma gösterdi. Kadın Yazılımcılar grubundan Gülçin ve Yeşim ile hem bu tartışmaları hem de alandaki başka ayrımcılıkları konuştuk.

*Biz söyleşiyi yayına hazırlarken aradan geçen üç günün sonunda, 15 Mart’ta, Java Day organizatör ekibi bir özür metni yayınladı.

Kadın yazılımcılar nasıl bir araya geldi, ne zamandır var?

Gülçin: 7-8 yıldan fazla oluyor. Bize Elif ulaştı, o başlattı, bir toplanıp görüşelim, birbirimizi bulalım, konuşalım, sektörde kadınlar da var, diye. Daha önce hiç böyle bir şey aklıma bile gelmemişti benim. “E tamam buluşalım” dedik. Buluştuk, kafalarımız da epey uyuştu. Platform o zamanlar, herkes ne yapmak istiyorsa onu yapsın şeklindeydi. Kimisi blog yazalım, kimisi üniversite kulüplerinin konuşma davetlerini kabul edelim üniversitelere gidelim orada görünürlük çalışmaları yapalım, kimisi biraz daha lise öğrencilerine ulaşalım gibi şeyler diyordu. O vesileyle ben sanırım birkaç yıl içinde 40’a yakın konuşma yaptım. Her hafta sonumu bu konuya ayırıyordum. Bize ulaşan neredeyse her üniversiteye gittik, Tekirdağ, Manisa, Van, Ankara, Denizli… Kim müsaitse, talep edilen konuda kim konuşabilecekse o gidiyordu. Python dili ile ilgiliyse Python komitesinden arkadaşlar gidiyordu vs. Ben o zaman veri tabanları üzerinde çalışıyordum, o konu ile ilgili bir toplantı olduğunda ben gidip konuşuyordum. Başlangıçta beklentim, yapmaya çalıştığım şey; “Teknik olarak kendimizi geliştirirsek, kanıtlarsak bu önyargıları yıkabiliriz”di. İnsanlar biraz da ayrımcılık mı konuşsak diyordu, ben “Neden canım” diyordum, “biz de teknik insanlarız, teknik bilgimizle faydalı olalım”. Bir yerden sonra baktım ki böyle olmuyor. Anlatıyorum, anlatıyorum her seferinde aynı tepkiler geliyor: “Aa kadından da oluyor muymuş?”, “Sizin burada işiniz ne?”, “Satışçı mısınız?” falan, dedim ki aslında büyük sorun teknik bilgiye erişim ve teknik bilgimizi göstererek kendimizi kanıtlamamız değilmiş. Topluluk olarak da geliştik, içimizde bu sorunları daha önceki yıllardan beri yaşamış veya sadece bilgisayar mühendisliği disiplininden değil, sosyoloji gibi alanlardan da gelen, başka konulara da ilgileri olan insanlarla beraber güçlü projeler, atölyeler yapmaya başladık. Yeşim’in de dahil olması mesela bizim grup içinde de bakış açımızın gelişmesini sağladı. Grup olarak yaptığımız etkinlikler giderek olgunlaştı diyebilirim. Başladığımızdan çok daha farklı görüyorum birçok şeyi. Asıl “Elif neden böyle bir şey başlatmış?” diye bakınca da, bir üniversitenin bilgisayar kulübü başkanı olan bir kadın arkadaşımız Elif’e ulaşmış. Konuşmacı olarak kadın yazılımcı arıyormuş ama bulamamış. Bu hikaye üzerine, Elif bizi bulabilsinler diye kadinyazilimci.com alan adını almış ve böylece grubun ismi “Kadın Yazılımcı” olmuş. Bize hep diyorlar dilde yanlışlık var, bunu ayrıştırmaya siz başlıyosunuz falan. Aslında olay buydu, birisi “kadın yazılımcı” diye aratınca çıksın karşısına diye alınmış bir alan adı. Elif’in aklına bu gelmiş. Aslında bakınca kadın yazılımcı demenin de ayrımcı bir yanı yok, dışlanan bir grubun kurduğu dayanışma topluluğu.

Erkeklerin kadınların mücadele yöntemlerini eleştirmeleri, kendilerince “makbul” mücadele yöntemi önermeleri gibi durumlarla her yerde karşılaşıyoruz. Bu tartışmada da benzer yaklaşımlar gördünüz mü?

Gülçin: Evet, bu bizim de başımıza geliyor. Bir tepki verdiğimizde alıngan oluyoruz. Emin misiniz, öyle denmemiştir, yanlış anlamışsınızdır diye sorgulanıyoruz. Tepki verdiğimizde de kibar değilsiniz, agresifsiniz diye yargılanıyoruz. Bazen de tam tersi girişken olmamakla, pasif olmakla suçlanıyoruz. Yani hakkımızı aradığımızda, hakkımız hariç her şey didik didik ediliyor, tartışma konusu oluyor.

Buradan Twitter’daki tartışmalara gelebiliriz, yazılım konferansları, kadınların teknik bilgisi bu konularda iki gündür, yüzlerce tweet atıldı. Ne oldu diye sana soralım, nasıl başladı?

Gülçin: Selin diye bir arkadaşımız; “Yıl 2022 hâlâ sadece erkeklerin olduğu konferanslar var, 8 Mart’ta bunları görmek üzücü” gibi bir şey yazdı. Ben de gittim, baktım, neymiş. Bir konferansın henüz tamamlanmamış konuşmacı listesi duyurulmuş ve tamamen erkeklerden oluşuyor. Bu konferans bayağı eski bir programlama dili olan Java’yla ilgili. Hani dün çıkmış bir teknoloji olsa tamam, kadınlara ulaşamadılar, kadınları düşünemediler diyeceğim ama mümkün değil böyle bir şey. Konferansın paylaşımlarını yaptığı yere yazdım, duyuruyu bir de İngilizce çıkmışlar, oraya sektörün önde gelenleri falan yazmışlar, ben de “Hiç mi kadın yok bu komünitede, bir dahakine daha iyi yapın.” dedim, sonra onu mention’layıp sausage fest (sosis festivali) yazdım. Ona çok alındılar. Bunun sausage fest olduğunu bilmiyorlarmış, onu ben kendim üretmişim gibi öyle bir yaratıcılıktan kredi aldım. Keşke ben bulsaydım o terimi, çok gurur duyardım.

Ona çok alınmışlar sahiden.

Gülçin: Çok. Bana sosisçi abla filan diyenler oldu. “O agresif, sosisçi, feminazi ablanın zaten tedavi görmesi lazım psikolojik, bunu zaten biz çözemeyiz, buna doktorlar çözüm bulmalı”. Beni asıl tetikleyen bu değildi, tepkimi koydum, hayatıma devam edecektim. Belki bu sosis fest olayını görüp kendilerine dönüp bir bakarlar, hani cevap gelir, biz uğraştık, daha iyi olmasını istiyoruz, derler diye düşünüyordum. Sonra birileri yazmaya başladı, ne yazıyorlar diye baktım. Organizatörlerden biri, “Java Day İstanbul’da bugüne kadar pek çok kadın konuşmacı yer aldı, biz sizlerin temsilini sağlamak adına zaman zaman kalite filtremizde pozitif ayrımcılık gereği esneklik yaparak da kimi isimlere yer verdik. Önyargınızı aşabileceğimi sanmıyorum, ama durum budur”, dedi. Orada “kalite filtremizde esneklik yapmak” lafını görünce dedim hadi bakalım! Sen kadın olduğun için senin kesinlikle onlar kadar iyi olamayacağını düşünüyorlar ve senin başvurunu bile değerlendirmek bir lütuf aslında. Bundan önce bir sürü kadın konuşma yapmış ve bu laf onların hepsine de büyük bir hakaret zaten. Bunu hiç kabullenemedim. Zaten bir kadın böyle bir ortama niye girsin. Neden kadınlar kendilerinin yetersiz görüldüğü, tecrübelerinin, bilgilerinin yok sayıldığı, sadece cinsiyetlerinden dolayı kabul aldıkları ima edilen bir yere gitsin? Yazdım bir cevap, “Bunlar sizin önyargınız.” diye. Twitter’da insanlar konuyla ilgili tartışmaya başladı. Organizatörlerin dışında biri, bir kadına saldırmak için, “Dilan hanım eğer yazılım sektöründe kadınlara yapılan pozitif ayrımcılık bırakılır ve gerçek eşitlik sağlanırsa işsiz kalırsınız haberiniz olsun. Bazı cümlelerim size hadsiz gelebilir ama bunlar gerçekler” yazmış. Ondan sonra arkasına yüzlerce erkek “sonunda biri bunları söyledi”, “tebrikler”, “helal olsun, arkandayız koçum”, “zaten bunların söylenmesi gerekiyordu”, “bak bu feministleri kudurttun”… Bildiğimiz şeyler, orada bir mutluluk yaşadılar. Bizim gibi eleştirenler de oldu, aklı başı yerinde pek çok insan var sektörde.

Ev sahibi, misafir ilişkisi yani.

Sağ olsunlar lütfedip bizi işe alıyorlar, konuşmacı titri veriyorlar falan. Bu tartışma başlayınca nereden çıktığı belli olmayan birçok troll hesap haklarını savunan kadınlara saldırmaya başladı. Bayağı hakkımızda araştırmalar yapıp kişisel olarak saldıran bir güruh. Bizden gelen her şeyi sorgularken, didik didik CV’lerimiz, kaç konuşma yaptığımız, kaç yıldır sektörde olduğumuz… Adam “işsiz kalırdınız” yazmış bir kelimesi sorgulanmıyor.

“Bizim hassasiyetimiz var, siz çok üstümüze geliyorsunuz” diyorlar. Eğer hassasiyetiniz olsaydı, “Neden bu kadınlara ulaşamıyoruz, nasıl ulaşırız diye kafa yorardınız, başvuru gelmiyor diye işin içinden çıkmak en kolayı” yazdım. Ya da “Ben önemsemiyorum bu konuyu, ful erkek yapacağım, umrumda değil” deyin, gayet net bir şekilde herkes yoluna gitsin. Sosis fest’sen kabul et bunu, bundan alınma. Sonra altına biri şey yazmış “Aynen toprak kazıp kadın arasın insanlar, o da onların işi. Başka işi gücü yok kimsenin.”

Toprak kazıp?

O kadar yokuz ki, yerin yedi kat altında falanız bizi böyle kazıp kazıp çıkaracaklar. Konferansın tamamının erkek konuşmacılardan oluşmasını ilk dile getiren arkadaşımız iki gün içerisinde iki farklı kadına ulaşıp konferansa başvurmaları için davet etti ve olumlu dönüş aldı. Demek ki isteyince bulunuyormuş, yedi kat toprak kazmak gerekmiyormuş. Kadın yazılımcı başvurusu düşük olduğunda bunun çözülmesinin sorumluluğunun da kadınlara yüklenmesi de çok karşılaştığımız bir yaklaşım.

Bugün de yazdım konuşmacılara, sponsorlara; “Farkında mısınız, bir haftadır ne dönüyor gördünüz mü?” diye. Gelen tweetler, “Yeter yahu, bir düş insanların yakasından, günlerdir senin çığırmanı mı dinleyeceğiz, güzelim eventi baltaladın, kusura bakma gerçek kadın hakları bu değil. Kendine gel. Kadın haklarının bu haklı davasına bu agresif tavırlarınla zarar veren birisin.”

Bu cinsiyetçi yorumlar dışında, dayanışma gösterenler neler söylüyor, mesajlar neler?

Topluluk yönetimi konusunda deneyimli olan insanlar bu yaptıklarının yanlış olduğunu birçok tweet’le söylediler. Üç bin takipçili bültenleri olan arkadaşlardan platformlarının açık olduğunu söyleyenler, her zaman kullanabilirsiniz diyenler oldu. Daha önce podcast yaptığım yerler vardı, eşitliğe önem veren insanlar oradan ulaşıp isterseniz bu konuları konuşalım dediler.

Sonraki organizasyonlarda böyle şeyler olmaması için neler yapılabilir, biz nelere dikkat etmeliyiz diyenler oldu. Bunlar çok anlamlı. Bazı gruplarda da “madem burada bariz bir eşitsizlik var, kadınlar böyle şeyler yaşıyor, biz de kadın yazılımcılara ücretsiz mentörlük verelim” diye dayanışma başlattılar. Yapılması gerekenlerden biri de bu tip etkinliklere, organizatörlere baskı yapmak; başvuru kriterlerinin açık bir şekilde duyurulması, kadın yazılımcıların katılımına önem gösteriyorsanız erkenden ulaşılması, lojistik destek sunulması, keynote gibi önem verilen bir konuşmada örneğin açılış, kapanış konuşması yapacak konuşmacıların o alanda yetkin kadınlardan seçilmesi, onlara davet gitmesi gibi… Bu konuların konuşmaya açılması da güzel. Etkinlikler çeşitliliği, kapsayıcılığı bir arada önemsiyor mu buna da dikkat ediliyorsa bu bir rozet gibi gösterilebilir mesela. Bir etkinlikte böyle bir sistem kullanılırsa insanların katılımı da belki daha çok artar.

Yeşim: Teknasyon muydu Gülçin, onu hatırladım. Kadın-erkek konuşmacı oranının güzel olduğu, kapsayıcı, güzel bir etkinlik duyurmuşlardı. Türkiye’den bir firma.

Gülçin: Evet kadın-erkek oranı neredeyse %50 idi. Demek ki isteyince oluyormuş.

Peki kadın yazılımcıların yaşamlarında karşılaştıkları sorunlara dair neler konuşuluyor? Neler yaşıyorlar?

Yeşim: Yazılım çevrelerinde cinsiyetçiliğin açığa çıktığı ve üzerine tartışıldığı durumlar son yıllarda olmaya başladı, bu ilk değil gibi ama galiba en yaygın ve de çok kişinin katıldığı tartışma bu sanki. Bu kadar geniş bir tartışma hatırlamıyorum öncesinde. Mevcut cinsiyetçilik cerahat patlaması gibi ortaya döküldü. Aslında kadınlar zaten okullarda hocalarıyla olsun, işyerlerinde iş arkadaşları, yöneticileri vs. çevrelerinde bu şekilde cinsiyetçi insanlarla birlikte çalışıyorlar. Zaten kadın yazılımcılar her gün bir şekilde, yeteneksiz varsayıldığı, yeteneği göründüğünde de kadın sayılmadığı bir düzlemde ayakta kalmaya çalışıyorlar.

Güzel bir özetmiş, ya yeteneksiz ya cinsiyetsiz.

Yeşim: İşte bu durum, yani kadınları yetkin görmeyen, eksik varsayan bakış açısı epey görünür oldu bu tartışmada. Bu tip yaygın tartışmaların kaçınılmaz iki etkisi var, biri pozitif biri negatif. Pozitif etkisi, sorunların varlığının adının konulup bu şekilde konuşuluyor olması insanların yalnız olmadıklarını görmelerini sağlıyor ya da kendi başına yaşayıp da şüphelendikleri bir şeyin aslında zaten herkesin başına geldiği, toplumsal bir sorun olduğunu fark etmesini sağlıyor. Ve de hani “elimiz armut mu topluyor”, “yapayalnız değilim”, “bende bir sorun yok” gibi farkındalıklarla insanlara güç veriyor bu tartışmaların varlığı, cinsiyetçiliğe karşı çıkan, konuşan, sahip çıkan insanların varlığı. Bir anlamda tabii travmatize edici bir etkisi de var, yani “Tamam, biliyorduk korkunçtunuz da bu kadar mı korkunçtunuz…” gibi. Kişisel olarak bende “Bu kadar korkunç bir ortamda ayakta kaldığıma göre cinsiyetçilikle uğraşmak zorunda kaldığım bir iş hayatı yaşamasaydım aslında belki bambaşka bir hayat yaşayacaktım” etkisi de yarattı. Bir nevi yas yani. Çünkü ben hep erkeklerin çoğunluk olduğu ortamlarda çalıştım, bazı yıllarda çalıştığım ortamda tek kadındım. Hâlâ da duyuyoruz, “Çalıştığım ekipte tek kadın benim” diyen kadınlar var. Bambaşka bir hayat yaşayabilecekken bunu mu yaşadım bugüne kadar. Yani zaten mevcut olan, yaşamlarımızdaki bir çok şeyi belirleyen cinsiyetçiliğin bir cerahat olarak patlamasını gördük, onun kokusunu alıyoruz şimdi. İşte bunların, hem güçlendirici hem moral bozucu etkileri oluyor. Tabii ki asıl olan bunları konuşmak, anlatmak ve mücadele etmek. Zaten insanlar çözüm önerileri ile de geliyor. Bireysel olarak karar verip anında aksiyon alan insanlar da gördüm. Mesela birisi şey yazdı, ben bundan sonra bu değişmediği sürece bu topluluğun etkinliklerine konuşmacı olarak katılmayacağım, dedi. “Bugün de benden yazılımcı olmayacağını öğrenmiş oldum” filan böyle tweet’ler atan, dalga geçenler de oldu. O dalga geçmenin de güçlendirici bir yanı var tabii ki.

Günlük hayattan, sıradan, somut detaylardan cinsiyetçilik örnekleri verecek olursam; iş yerinde doğumgünü pastasını bizim kesmemizi bekliyorlar mesela (gülüyor).

Gülçin: Kahve yap, pastayı kes, partileri organize et, toplantılarda notları tut… Her toplantıda yanındaki erkek junior ile konuşsunlar, senin gözüne bakmasınlar… Konumlandırdıkları şey konu mankeni, süs nesnesi. Yazılımcı olduğunu düşünmezler, yani en fazla pazarlamacı, satışçı, insan kaynakları uzmanı olabilirsin. Burada da aslında başka bir ayrımcılık daha var. Sanki o meslekler, yazılımcı olarak yaptığımız şeylerden daha değersizmiş gibi.

Toplumsal cinsiyet rollerine uygun, bakım veren, servis eden…

Yeşim: Kadın yazılımcı ekibi içerisinde yaptığımız deneyim paylaşımına dayalı atölyelerdeki paylaşımlardan görüyoruz, farklı farklı işyerlerinde farklı farklı insanlar olarak o kadar aynı şeyleri yaşıyoruz ki… Bu tartışmada bir arkadaş yazmıştı Twitter’da, yöneticisi şey demiş ona, “Bak ne zamandır böyle düzenli toplantılarımız var, bir börek getirdiğini görmedik.” Arkadaş da çok rahatsız olmuş, mentörüne söylemiş, mentörü de “İyi niyetli bir şey söylüyor hemen alınganlık yapıyorsun” demiş. Yani bize uygun gördükleri toplumsal pozisyonu kabul etmememizi de alınganlık olarak değerlendiriyorlar.

Gülçin: Ya da agresif. Ya alıngansın ya agresifsin.

Yeşim: Oysa illa birbirimize bir isim takacaksak karşılıklı, ben cinsiyetçi insanların dünyayı görme becerisine sahip olmadıklarını düşünüyorum mesela. Tüm bunları görüp hâlâ cinsiyetçi yorumlar yapıyorsa, yazık diye düşünüyorum. Mansplaining’in son çevirisi neydi?

Gülçin: Erbilmişlik.

Yeşim: Erbilmişlik, o zaten çok yaygın bizim sektörde. Masadaki kadın, uzman olduğu konuyla ilgili, ona söz hakkı gelip de konuştuğunda doğruyu söylediğine ikna edebilmesi için ciddi çaba harcamak zorunda kalıyor, sadece cinsiyetinden dolayı. Bunlar günlük hayatın standartları aslında kadın yazılımcılar için. Ayrıca iş görüşmelerinde sorma hakları olmayan sorular sorabiliyorlar kadınlara. Vakıfbank’ın 8 Mart reklamında geçiyordu konu; #işinebak diye bir reklam yayınladılar, “Bu soruları soramazsın” diye. O, çok yaygın bizim sektörde; kadınlara iş görüşmelerinde özel hayatları soruluyor; sevgilisi var mı, sevgilisi varsa işte evlenecek mi; evli ise çocuğu var mı; yoksa ne zaman olacak, varsa çocuk kaç yaşında… Bu soruları sorma hakkı görüyor işverenler kendilerine. Ve vereceğin yanıta göre işe alınıp alınmaman söz konusu…

İşe alma demişken yönetici pozisyonunda neler oluyor o kısmı da merak ediyorum.

Yeşim: Kariyernet’in bir blog sayfası var, sitenin ARGE ekibinin araştırmalar yapıp yayınlandığı. Orada pozisyon ve cinsiyete göre istihdam verileri yayınlıyorlar. Mesela iş analistliği diye bir pozisyon var yazılım sektöründe. Yazılım projelerindeki rollerden biri ve kadınların çoğunlukla yönlendirildiği bir pozisyon, çünkü teknik algılanmıyor. Dolayısıyla, sen önceki engelleri aşmışsın, bin bir zahmet gelmişsin bilgisayar mühendisliği okumuşsun ama hâlâ “kadından yazılımcı olmaz, sen git iş analisti ol” diyenler oluyor. Bu, yazılımcı rolüne göre kadınların daha yüksek oranda çalıştığı, çalışanların %60’ının kadın olduğu bir alan sektörde ve bu rolde yönetici pozisyonda erkekler daha kalabalık. Buna da literatürde cam asansör deniyormuş, yani kadınların daha ağırlıklı çalıştığı meslek gruplarında erkeklerin daha hızlı yükselmesi durumu.

Cam tavan’ı biliyordum, asansörü ilk kez duydum.

Yeşim: Bu asansör. Hızla çıkıyor yukarı (gülüyor).

İş analistliği görece ücretleri düşük bir rol mü?

Yeşim: Evet.

Gülçin: Evet evet, nerede para varsa erkek. Ücretsiz bir yerde olduğu zaman, emeğin ücretsiz verilecekse o işlerin kadınlara itelenmesi, yani toplantı notu tutmanın senin terfine bir etkisinin olmayacağını herkes biliyor, o yüzden toplantı notunun tutulmasını senden bekliyorlar. Sen titizsin gibi şeylerle bir de seni etkili hâle getirmeye çalışıyorlar, hakikaten de muhtemelen etkiliyorlar. Sonuçta insanlar bu kurumun bir parçası olmaya çalışıyorlar, şirket diyelim, yeni girdin, bir onay alma, bir teşekkür görme, oradayken iyi hissetmeye çalışıyorsun. Bunları kullanıyorlar. Ve nerede yeni bir özellik geliştirilecek, şirket için stratejik olarak önemli bir proje yapılacak, yani senin yükselmene, terfine etkisi olacak işleri zaten kadınlara vermiyorlar. Sana hataların çözülmesi gibi, üç dört yıldır kimsenin elleyip de çözmediği işleri veriyorlar. Yani para aldığın alanda bile seni yükseleceğin şeylerden uzak tutma gibi bir tavır var. Yok işte “o iş çok stresli kadınlar bunu yapamaz” ya da işte “çok dikkat gerektiriyor”. Burda kadının başka sorumlulukları var demek istiyor çünkü evde ev işleri, anne olacak, çocuk bakımı var, evde adamların yerlere attığı çorapları toplayıp çamaşır makinesine alıp yıkayacak gibi sorumlulukları falan var. O yüzden iş analistliğine yönlendirelim, testçi olsunlar, proje yönetsinler ama işte bizim o girdiğimiz, böyle çok çok yükseklerde ve zeki insanların çalıştığı bir yer olarak gördüğümüz yazılım alanında kodcu olarak çalışmasınlar. Kadınlar kodcu olarak çalıştığında da zaten Google’da falan çalışan birkaç kişiye saygı duyuyorlar o kadar. Onu da zaten şirketten dolayı duyuyor. Bir arkadaş var, Türkiye’de çalışırken aynı şeyleri ona da yapıyorlardı, kadın gitti, Google’da çalışıyor şu anda. Kadını böyle bayağı ilah gibi görüyorlar. Ondan önce Türkiye’de yaşadığı durumu ben biliyorum. Ona da şirketten dolayı saygı duyuyorlar şimdi çünkü onların ulaşmaya çalıştığı yerde, hedefleri orada.

Yeşim: Bir de işin yazılım geliştirme kısmını erkeklere özgü gören, bu alanı erkeklere özgü görürken de örneğin “asosyal olmayı gerektirir” gibi stereotiplerle düşünme eğiliminde olan insanlar var. Geçen başka bir cinsiyetçilik tartışmasında da böyle bir tweet vardı, epey infial yarattı: Kadınlar sabahlayıp kahve, kola, sigara, içip bilgisayar oyunu oynamazlar o yüzden onlardan yazılımcı olmaz, gibi.

Gülçin: İki litre kola içmesi lazım. Çay, sigara, kahve, sabahlaması böyle.

Yeşim: Sosyal olmakla alakası olmayan bir meslek gibi algılayanlar var yazılımı. Yazılım sektöründeki diğer rolleri, test, analiz, proje yönetimi alanlarını daha sosyal algılıyor, işte oradan cinsiyetçi işbölümünü oturtuyorlar. Aslında işin yazılım geliştirme kodlama ya da sistemle ilgili taraflarındaki işler de sosyal olmayı ve iyi iletişim kurabilmeyi gerektiren işler. Bir kere o işleri böyle görmeyerek zaten doğru yapmıyorlar. Bu işin sosyal etkileşim iletişim becerileri gerektiren bir iş olduğunu kabul etmeyen birileri zaten yanlış insanları işe alır. Asosyal olacaksın, kapanacaksın sabahtan akşama, akşamdan sabaha kod yazacaksın ve iyi olacak diye düşünerek işe alınanlar zaten bu işi yapamıyor aslında. Geliştirdiği mimariyi açıklayabilen ve tartışabilen, bir sorun çıktığında onun nerede olduğunu görüp bunun iletişimini yapabilen, bir kriz yönetileceği zaman o krizi çözecek insanları doğru yönlendirebilen, beş dakika içinde mi halledecek iki saat içinde mi halledebilecek, bir workaround üretilecekse o arada onu da tartışabilen, üretebilen, önceliklendirebilen hani bir sürü çok yönlü yetkinlikler gerektiren bir iş. Kola, kahve, sigara içip sabahlayan nerd’lük işi değil dolayısıyla zaten cinsiyetçi işbölümü diye bölerken de hata yapıyorlar. “Erkek” özelliği diye düşündükleri özelliklerle yapılabilecek bir meslek zaten değil.

Gülçin: Şuna getiriyorlar, siz sayısal alanları algılayamazsınız. Orayı öyle bir yüceltme var ki kalan her şey çöp. Öyle de yazmışlar zaten, siz matematik de bilmezsiniz, anlamazsınız. İlginiz olsa girerdiniz, ilgisizlik sizin sorununuz.

Zamanında mühendislik için aynı mit kurulurken kod kısmı sekreterya işi gibi görülürken zamanla ikisinin arasındaki parasal ilişkiler değişip kodun öne çıkması ve gecikmeli olarak onun da birden erkek işi oluvermesi. Cinsiyetin zaten işten önce yargı oluşturması konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Gülçin: Github, diye biz yazılımcıların kodlarımızı paylaştığımız bir yer var. Github’da kullanıcılar takma isim kullanabiliyorlar ve başka projelere katkıda bulunmak için PR denen yöntemle kod gönderebiliyorlar. Kod projeye onaydan geçerek ekleniyor. Katkıyı sunanın nickname’inden kadın olduğu anlaşılmadığı durumlarda kabul oranı erkeklerden yüksekken, kadın olduğu anlaşıldığında bu oran düşüyor. Çalışmaya şurdan ulaşabilirsiniz. Bir de benzeri akademide de bu çok bilinen bir örnek, işte lab yöneticiliği için aynı CV’yi gönderiyorlar, biri John diğeri Jennifer. John’u bu pozisyon için daha çok tercih ediyorlar ve John’a ortalamada %13 daha fazla maaş teklif ediyorlar.

Sizin kendi yaptığınız ya da yapmayı düşündüğünüz çalışmalar neler?

Gülçin: kadinyazilimci.com adresinde bir blogumuzda yazılar yazıyoruz. Aktif olarak kullandığımız bir Slack kanalımız var. Dönüşümlü yönettiğimiz Twitter hesabımız var. İş yerinde yaşanan ayrımcılıklarla ilgili atölyeler yapıyoruz, onlardan bahsedebiliriz. Youtube kanalımızda yayınlarımız oluyor. Çok güzel tecrübe paylaşımları oldu. Grupladık konuları, tek tek konuşuyoruz. Birkaç ay önce “Kadınların yazılım sektörüne girişi *neden* engelleniyor?” başlığı olay oldu. “Nasıl engelleniyorsunuz, kadınlar işe alınmaz diye mi yazıyor?” diye karşı çıkanlar vardı. İlanda “kadınlar işe alınmaz” yazsaydı bu engelleme olurdu, yazmıyor engellenmiyorsunuz. İki, üç gün de bu tartışma devam etmişti.

Genç kadın yazılımcılar ile temasınız nasıl? Kuşaklar arası bir iletişim dayanışma var mı?

Yeşim: Kadın Yazılımcı içinde henüz mesleğe atılmak üzere olan da var emekliliğine birkaç yıl kalmış olan da var. Kuşak kuşak bir aradayız.

Kadın yazılımcılar olarak aranızdaki ilişkileri de merak ediyorum.

Gülçin: Kadınlar arasında da ayrımcılığa uğradığını düşünmeyenler var. Mesela toplantılar başladığında “Ben kesinlikle ayrımcılığa uğramadım ama duyuyorum” diye geliyorlar. Sonra “Allah allah bu da mı ayrımcılık, bana da oluyor” diye bir ayılma oluyor. Hepimiz de geçiyoruz bu yollardan.

İş yerinde ayrımcılık bence bizim için bir okul. Atölyelere girebildiğimde çok şey öğreniyorum. Akademide ayrımcılık üzerine çalışan uzman arkadaşlardan destek aldık. Kendimiz de bir çok araştırmayı derleyip sunum hâline getirdik ve katılımcılarla üzerinden tartıştık. Örneğin cam asansör kavramını böyle öğrendik. Cam tavanı biliyorduk ama asansör de neymiş. Mesela pozitif ayrımcılık diye hep kafamıza kafamıza vuruyorlar, akademideki karşılığının aslında geçici özel önlemler olduğunu bize Ece Öztan anlattı. Geçici olmasının sebebi, bu eşitsizlik çözüldüğünde zaten bu önlemlerin ortadan kalkacak olması. Bu ayrımcılığın kendiliğinden ortadan kalkmayacağı da belli. Bu sebeple politika belirleyiciler, bunun çözülmesi için özel önlemler almadıkça eşitliğin sağlanması için üç bin yıl falan beklememiz gerekir.

Avrupa için seksen, Türkiye gibi ülkeler için yüz yıllık bir toplumsal cinsiyet eşitsizliği uçurumu vardı, pandemi ve karantinalarla birlikte bu Türkiye için tekrar 150 yıla yükseldi. Geriye gitti.

Gülçin: Tabii ki bunların hızlandırılması lazım. Giderek bu uçurum artıyor. Nasıl kendiliğinden çözülmesi beklenir ki bunun? Çocuğum da göremeyecek bu hesapla.

Yeşim: Kariyernet’ten bir şey daha aktarayım mı size. Makine mühendisliğini incelemişler. “Son olarak bir efsane haline gelmiş ‘Makine Mühendisi’ çalışma verisini inceleyelim dedik 🙂 Görünen o ki efsane kendisini veri ile doğruluyor. Ciddi bir farkla, erkekler bu meslekte çok daha baskın gözüküyorlar. Ancak! Veriyi daha yakından icelediğimizde, 2015’ten sonra bu oranda ufakta olsa azalma trendi görülebiliyor. Merak eden arkadaşlarımız için veriyi en iyi temsil edecek doğruyu hesapladık. Buna göre, eğer trend bu şekilde devam ederse yaklaşık 2275 yılında eşit bir dağılım görülebilecek.”

Gülçin: 2275 ya! Tabii zaten istiyorlar ki bu pozisyon hiç değişmesin, zaten kim ister elinde olan ayrıcalıkları yitirmeyi, temeli de buna çıkıyor.

Kapanış sözlerinizi alabilir miyim?

Gülçin: Bu mücadeleyi bir anda elde etmedik daha çok yolumuz var. Hepimizin emeğine sağlık.

Yeşim: Bu tartışmalarda cinsiyetçiliğin ortaya saçılışının herkese moral bozukluğundan çok güç, kuvvet vermesini dilerim. Ben Kadın Yazılımcı grubu sayesinde dağılmadan ayakta durabiliyorum. Umarım herkese ulaşır bu dayanışma.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

13 − 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.