Barış için Sürekli Kadın Platformu o yıllarda kırmızı çizgilerimizin, ezberlerimizin oldukça güçlü olduğu konularda son derece önemli bir rol oynadı. Dağıldıktan sonra yerini Ankara Kadın Platformu, Feminist Biz gibi yapılanmalara devreden ve adeta unutulan bu platformu, emek veren bizler hiç unutmadık.

Üç yıl boyunca Ankara’da sürdürdüğümüz Barış İçin Sürekli Kadın Platformu bugün çok fazla hatırlanmasa da içinde yer alan kadınlar için çok değerli bir oluşumdu. Bu deneyimle birçok ilki yaşadık. Hepimizin kişisel algılarında önemli dönüşümleri sağladı.

Kuruluş öyküsü HADEP Kadın Kolları Genel Merkezinde yaptığımız tartışmalarla başladı. 11 Eylül sonrası Ortadoğu yeni savaşlara gebeydi. Özellikle Amerika’nın her an Irak’a dönük askeri bir harekat başlatacağı kaygısı içindeydik. Barış için ortak bir kadın sesi çıkarabilmek önemliydi. Bunun da tarafsız bir konumda olan İnsan Hakları Derneği (İHD) gibi bir örgütün öncülüğünde yapılabileceğini düşündük ve arkadaşlarım beni görevlendirdi.

İHD Genel Merkezinde o zamanlar yönetim kurulunda olan Feray Salman’la uzunca bir görüşme yaptık. İHD Genel Merkezi’nin de öneriye sıcak bakması sonucunda Ankara’da var olan kadın kurumlarına, karma örgütlerin kadın yapılarına çağrı yapıldı. Çağrıya ilgi ve katılım yoğun oldu. 25 Aralık 2001 tarihinde bir araya geldik ve çalışmalarımızı başlattık. İlkelerimizi, adımızı, neler yapacağımızı uzun uzun tartıştık. Tartışmalarımız sonucunda bağımsız feminist kadınların da platforma katılmasına karar verdik.

17 Şubat 2001 tarihinde bir basın toplantısıyla kuruluşumuzu açıkladık. Bu açıklamada amaçlarımızı altı maddede toplamıştık. Kuruluşumuzun hemen ardından Y. Bülent Peker tarafından “Ezberlerini Sorgulayan Kızkardeşler” başlığıyla arkadaşlarımızla yapılan ve sanırım Uçan Süpürge sitesinde yayınlanan bir söyleşide Feray süreci şöyle özetliyor: “Amacımız kadın gruplarına ve bağımsız kadınlara bağımsız bir proje götürmek değil, sorularımızı sormaktı. Herkesin başka yerlerde biriktirdiği, beslediği belki bir kenarda bekletegeldiği sorular masaya üşüşüverdi. Türkiye toplumsal-siyasal muhalefetinde soruların değerini bilmek ne kadar istisnai bir tutumsa, yolun değerini bilmek de o kadar istisnai bir tutum. Barış için Sürekli Kadın Platformunu oluşturan kadınlar, yola çıkmanın kendisini ve yola beraber çıkanlar üzerindeki dönüştürücü gücünü vurguluyorlar. Sesi olmayan ve savunmak için daha güçlü, daha rahat konuşabilen başkalarına muhtaç olan dezavantajlı kadınları, yoksul kadınları, köylü ya da işçi kadınları, Kürt ve Alevi kadınları ya da Roman kadınları dönüştürmeye, onlara bilinç götürmeye kalkışmaktan ziyade, öncelikle kendileri dönüşmeye açık olan kadınlar olmayı amaçlıyorlar.”

Platform bileşenleri; Ankara Bağımsız Feminist “Kadınlar Vardır” Grubu, Anti Militarist Anarşistler, Bağımsız Kadınlar, Bağımsız Sosyalist Kadınlar, Başkent Kadın Platformu, Cemre Kadın Dergisi, DSİP, Emekçi Kadınlar Birliği, HADEP, Halkevleri Genel Merkezi, İHD Genel Merkezi Kadın Komisyonu, İlk-Der, KAOS GL, KESK Kadın Sekretaryası, ÖDP, Öteki Ben Lezbiyen Feminist Oluşum, Sosyalist Eylem Platformundan Kadınlar ve Uçan Süpürge idi.

Katılan kurumlara bakıldığında gerçekten bir ilki başarmıştık. Feministler, sosyalistler, Kürtler, başörtülü kadınlar ve eşcinsel kadınların Ankara’da ilk kez bir araya geldiği ve birbirimize dokunarak var olan önyargılarımızı, ezberlerimizi sorguladığımız ve bunları yıkmakta ciddi yol aldığımız bir süreci başlatmış olduk.

İlk eylemimiz, 17 Şubat’taki basın açıklamamamızla duyurduğumuz “kız kardeşim için” temasıyla başlattığımız kampanyanın açılışını da yaptığımız 8 Mart etkinliği oldu. Demokratik seslerin çıkmasına geçit verilmeyen, sürekli sert müdahalelerin olduğu bir süreç içindeydik. Yeni olmamız nedeniyle de miting yerine kitlesel basın açıklaması ve akşam saatlerine kadar sürecek bir şenlik için hazırlık yaptık. Daha sonra adeta gelenekselleşen bir şekilde atacağımız sloganları da hep birlikte prova ettik. Kızılay Konur Sokak’ta oldukça kalabalık bir kadın kitlesiyle yapılan basın açıklamasının ardından, katılan kurumların bilgilendirme stantları, duvar resimleri ve “Memleketten Kadın Manzaraları” sergisi açıldı.

Barış için Sürekli Kadın Platformu o yıllarda kırmızı çizgilerimizin, ezberlerimizin oldukça güçlü olduğu konularda son derece önemli bir rol oynadı diye düşünüyorum. Dağıldıktan sonra yerini Ankara Kadın Platformu, Feminist Biz gibi yapılanmalara devreden ve adeta unutulan bu platformu, emek veren bizler hiç unutmadık. Platformun hemen başlangıcında Alevi kurumların kadın temsilcileri başörtülü kadınların varlığı nedeniyle katılamayacaklarını söyleyerek ayrılmışlardı. Kürtler, eşcinseller ve başörtülü kadınlar ilk kez bir araya gelmiştik ve kadın bakış açılarımızı anlamaya ve birlikte iş yapmaya çabalıyorduk. İlk işimiz bu üç konuda temsilcilerinin sunumlarından sonra uzun ama birbirimizi anlamaya dönük tartışmalar yapmak oldu. Başkent Kadın Platformu o zamanlar başörtüsünden ötürü işlerinden atılan, üniversitelerini yarıda bırakan kadınların kurduğu bir dernekti. Konuyla ilgili sunumu Hidayet Tuksal yapmıştı. Feminist ve Kemalist kadınlar İslami kadınları en fazla sorgulayanlardı. İslam ile kadın özgürlük mücadelesinin çelişkilerine kafalar çok yatmasa da birlikte iş yaparak yol alınabileceği de fark edildi. Kürt sorununa dair sunumu da ben yaptım. Bu konuda da eşcinsel örgütler ve başörtülü kadınlar en zorlayıcı olanlar oldu. Eşcinsellik konusunda ise hepimizin konuyla ilgili bilgisiz olduğumuz açığa çıkmıştı. O zamanlar “3. Cins” ve “tercih” tanımlamalarını kullanıyorduk. Toplantılara katılan kadınlar olarak eşcinsel olduğunu söyleyen kadınlarla ilk kez bu kadar yakından karşılaşmamız toplantıya katılan lezbiyen sevgililerin elele tutuşmalarının bile garip bir şekilde dikkatimizi çekmesine neden oluyor, kaçamak utangaç bakışlar atıyorduk.

2003 yılı 8 Mart’ına savaş endişesiyle girdik. “Kadınız, savaşı durduracağız” mitingini organize ettik. Ankara dışından katılımlarında olduğu miting Toros Sokak’ta toplanıp Abdi İpekçi Parkı’na kadar bir yürüyüş ve mitingle sonuçlandı. 20 Mart’ta beklenen oldu ve Amerika Irak’a askeri müdahale başlattı. Çoğu bölgede olmak üzere kadınlar olarak barış masaları kuruldu. Çeşitli illerden giden arkadaşlarımız Bingöl’de şiddetle karşılandı. Gözaltı ve yargılanmalar gerçekleşti.

Arşivimde yer alan 01.11.2003 tarihli basın açıklamamız şu cümlelerle başlıyor; “Gerçeğin, sevginin ve adaletin arayıcıları olan kadınların barış ve demokrasi mücadelesi için şiddet kültürünün boğucu gürültüsü arasından, tüm renkleri yutan kaba gürültü dağılsın, yerine konuşarak çözüm üretilsin; Bingöl’de konuşulmayan ne varsa konuşulsun, gözler önüne serilsin diye… 15 Haziran 2003 tarihinde Bingöl’e barış masaları kurmak için giden kadınları “Burası Bingöl” olağan hali karşıladı. Barışın, kardeşliğin, özgürlüğün diline karşı kadınlara şiddet uygulandı.

Barışa tahammülü olmayan erkek egemen zihniyet biz kadınları Bingöl’e sığdıramadı, bugün 124 kadın ve barış yargılanıyor.

Bingöl’de başlayarak Türkiye’nin dört bir yanında barış masalarını açan biz kadınlar, Ankara’da barış ve kardeşlik taleplerimizi dile getirmek için bir aradayız ve 7 Kasım’da da yeniden Bingöl’de olarak çözüm için kadın tavrımızı koyacağız.” Bu açıklamanın altında Barış için Kadın Platformu bileşenleri dışında 16 ilin kadın platformlarının imzası yer alıyor.

Barış için Sürekli Kadın Platformu, üç yıl aktif olarak Ankara’da varlığını sürdürdü. Bu kısa yazıya yapılan onca şeyi sığdırmak mümkün olmadı. 8 Martları ve 25 Kasımları platform öncülüğünde gerçekleştirdik. Bu süreç içinde İsrail Büyükelçiliği önünde Filistinlilere zulüm eden İsrail’i kınamak için, Suudi Arabistan’da çıkan yangında gecelikleriyle oldukları için yurttan çıkmalarına izin verilmeyen ve yanarak ölen genç kadınlar için, Kürtlere dönük hak ihlallerini kınamak için ortak pek çok eylem yaptık. Tecavüze uğrayan, Ardahan’da 70 yaşındaki kadın, Adana’da zihinsel engelli 15 yaşındaki ve Şırnak’ta 14 yaşındaki kız çocukları için, Eren Keskin’e dönük cinsel saldırı niteliğindeki sözleri ile kadınlarda büyük bir öfkeye yol açan Fatih Altaylı’yı kınamak için, Diyarbakır’da, kendilerine ve eşlerine bilgi verilmeden kısırlaştırılan 17 kadın için yaptığımız eylem ve basın açıklamaları hatırladığım birkaç örnek.

Uçan Süpürge’nin film festivallerine hep birlikte katıldık. Başörtülü arkadaşlar içkili kokteyllere katılıp meyve sularını içtiler. Hatta 1 Mayıs mitingine katılmak üzere alana gelen başörtülü genç kadın arkadaşları polisin “sizin ne işiniz var burada?” diyerek geri gönderdiği oldu. Çok kıymetli bir deneyimdi.

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.