Barışı savunmak sadece barış yönünde adım atılması için politik aktörleri doğrudan zorlamak anlamına gelmeyebilir. Bunun mümkün olamadığını düşündüğümüz durumlarda dahi, barışı konuşmaya, ne beklediğimiz ve ne istediğimiz üzerine tartışmaya devam etmek, bu ısrarı sonuna kadar sürdürmek gerek.

Çok değil, dört beş yıl öncesinde, Kürt meselesinin çözümünü hayal edebildiğimiz günler yaşıyorduk. PKK lideri ilk kez açıktan muhatap alınıyor, iktidar partisi, şüphesiz kendi belirlediği sınırlarda, çözümden yana tavır belirtiyordu. Sürecin içeriği olmasa da varlığından haberdar olmak dahi nasıl bir barış istediğimizi konuşma imkanı veriyordu. En tereddütsüz barış diyen de “bizsiz olmaz” diyenler de kadınlardı. Süreç öyle gürültülü bitti ki, sonrasında yaşanan şiddet sadece çözüm imkanı tartışmalarını bitirmekle kalmadı çok daha derin bir yıkımı yarattı. Bu süreçte barış demeye ısrarla devam edenler yargılandı, hapse atıldı; çözüme kapı aralamak için ölüme yatanlar ve onlar ölmesin diye cezaevi önlerinde nöbet tutarken beyaz tülbentleriyle sürüklenen kadınlar oldu. 2011 yılında dönemin başbakanının makamında ağırladığı Cumartesi Anneleri/İnsanları, yıllardır oturdukları Galatasaray Meydanı’na sokulmamaya başlandı ama kararlı seslerini kısmadan İnsan Hakları Derneği (İHD) önünde kayıplarını aramaya devam ettiler, ediyorlar. Barış ihtimali varken hesaplaşmak isteğiyle hatırlanan geçmiş artık bugünle karşılaştırılarak konuşulur oldu. Barış mücadelesi yürütmek bu denli zorlaşmışken bunu yapma zorunluluğu daha açık bir şekilde hissediliyor. İşte bu mücadeleye, özellikle de kadınların barış mücadelesine katkı sağlamak amacı taşıyan bir kitabı tanıtmak istiyorum size.

Daha önce DEMOS için yaptıkları Kolombiya’daki barış sürecinin toplumsal cinsiyet boyutunu analiz eden raporlarıyla ilgili olarak görüştüğümüz[1] Nisan Alıcı ve Güneş Daşlı, bu kez de Toplumsal Cinsiyet ve Barış: Geçiş Dönemi Adaleti, Hafıza ve Barış İnşası adıyla bir kitap derlemişler. Kitap, Nisan ve Güneş’in sunumuyla başlayıp Kolombiya raporları üzerine yazdıkları makaleleriyle bitiyor. Diğer çeviri yazıların seçiminde ise ülke örneklerinden çok Türkiye’deki barış tartışmalarına katkı yapacağı düşünülen tematik tercihler yapılmış. İlk makale, barışın toplumsal cinsiyetle ilişkisine dair kavramsal tartışmaları derleyen Cilja Harders’in. Feminist bir perspektif resmi bir barış anlaşması yapmak için zorunlu koşul olmayabilir ancak şiddetli çatışmayı toplumsal cinsiyet merceği olmadan dönüştürmek mümkün değil, diyor Cilja Harders. Sonrasında bu dönüşümü ampirik, teorik ve normatif düzlemde savunan argümanları aktarıyor.

Kitaptaki diğer temalardan ikisi hafıza ve hakikat komisyonları. Elizabeth Jelin’in kitap için seçilen makalesinde, hatırlananın ya da hatırlatılanın nasıl farklılaştığı sorgulanıyor. Arjantin ve Peru’dan örneklerle hak ihlaline uğramış kişilerin kimliklerinin, anadillerinin, sınıfsal konumlarının hafızayı ve dahası hafıza alanında yürütülen çalışmaları nasıl etkilediği anlatılıyor. Arjantin ve Peru, diğer Latin Amerika ülkeleri gibi, öncelikli olarak askeri darbe dönemlerinde yaşanan siyasi temelli çatışmaların sonuçlarıyla nasıl hesaplaştıkları üzerinden referans verilen ülkeler. Ancak Elizabeth Jelin’in makalesi, karşıt hafızaların mücadelesini bu bağlamda pek de görülmeyen kimlikler üzerinden verdiği örneklerle tartışıyor. Hafıza çalışmalarını “unutmaya karşı hafıza” ya da “sessizlik ikiliğinde tanımlamak yerine hangi ses ne zaman ve neden meşrudur, neden daha çok duyulur” diye soruyor. Peru’dan verdiği örneklerde sesleri duyulanın daha çok mağdur edilen grupların kendisinden değil “aynı duyguları paylaşan diğerlerinden gelmesi”, Arjantin’de çevre eyaletlerin merkez Buenos Aires’in belirlediği “hatırlama”ya karşı mücadelesi ile Yahudiler’in mücadelesi üzerinden farklı hatırlama biçimlerinin ne şekilde ortaya çıktığına ya da çıkamadığına dikkat etmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Bu süreci mücadele olarak tanımlayınca da zaman içinde değişen konumlar ve fırsatlarla bir “hafızalaştırma tarihi” yaratılma imkanını vurguluyor. Başka bir şekilde söylersek, hafıza sahasının yekpare ve bütünlüklü bir tarzda tasvir edilmesine itiraz ederek bu sahadaki farklı aktörler ve hikayeler arasındaki güç ilişkilerinin ve meşruiyetlerini nasıl kurduklarının önemini vurguluyor.

Susanne Buckley-Zistel’in hakikat komisyonlarına dair makalesi, hakikat komisyonlarının toplumsal cinsiyeti dikkate almasının tarihselliğine vurgu yaparken tartışmayı komisyonların daha büyük bir toplumsal dönüşümü yaratma potansiyeli açısından ele alan çok ilginç bir makale. Güney Afrika, Gana, Peru ve Sierra Leone’deki süreçler üzerinden yazdığı makalesinde tarihsel farklar ve bu farkları yaratan feminist müdahalelerin önemine vurgu yapıyor. Hakikat komisyonlarının toplumsal cinsiyet ekseninde tartışılmasında kat edilen yolun kadınların çatışma/savaş durumlarıyla ilgili deneyimleri dinlenecek özne olarak sayılmalarından kendi deneyimlerini anlatacak aktörler sayılmalarına; cinsel şiddetin kapsama alınmasından fiziksel istismarın kapsamının zorla kürtaj ve zorla çıplaklığı da dahil edecek şekilde değiştirilmesine; erkek egemenliğinden beslenen yapısal şiddet gibi cinsel olmayan toplumsal cinsiyet temelli hak ihlallerinin de kapsama alınmasına; kadınların sadece mağdur olarak değil fail ve aktör olarak da değerlendirmesinden failin dış düşmandan evdeki erkeği de kapsayacak şekilde genişlemesine uzun bir seyri var. Tüm bu değişimi izlerken Buckley-Zistel’in aklındaki soru şu: “Kadınları ve/veya toplumsal cinsiyeti hakikat komisyonlarının soruşturmalarına dahil etmek kadınlar için daha eşitlikçi bir toplum yaratmaya katkıda bulunuyor mu?” Hakikat komisyonlarının geniş toplumsal meselelerin tartışılmasına fırsat yarattığını kabul ederek buradaki mücadelenin önemli olduğunu; ancak etkisinin abartılmaması gerektiğini söylüyor. Bu tartışmayla genel olarak yapmaya çalıştığı “hakların sosyal ve politik inşasını göstermek için hakikat komisyonları örneğini” kullanmak. Feminist politika işte tam da bu normatif değişimleri yaratabilmek ve bunun üzerinden eşitlikçi bir toplum hedefine doğru adım atabilmek için gerekli.

Türkiye’de Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı Kadınlar, Barış ve Güvenlik kararı da oldukça tartışılan ve muhtemel barış süreçlerinin zorlayıcı kararlarından olması yönünde destek gören bir karar. Kitapta BM kararı özel olarak Kuzey İrlanda deneyimi üzerinden inceleniyor. Kuzey İrlanda’da kadınlar farklı örgütler ve Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu aracılığıyla barış sürecinde önemli roller üstlenmiş olmalarına rağmen Hayırlı Cuma Anlaşması sonrasında politik statülerini koruyamamışlar. 1325 sayılı karar üzerine yürütülen tartışmalar, çatışma sonrasındaki dönemde kadınların politik aktörler olarak varlığının süreklileşmesi gereğinin altını çiziyor. Ancak bu sayede çatışma sonrası kurulacak düzende kadınların farklılaşan deneyimleri de dikkate alınabilir. BM tartışmasının Kuzey İrlanda örneğiyle yapılması barışın aslında nasıl da bir anlaşmanın imzalanmasıyla sağlanmadığını hatırlatması açısından da önemli.

En başta da belirttiğim gibi derleme kitap Güneş ve Nisan’ın Kolombiya araştırması üzerine yazdıkları makaleyle bitiyor. Akıllarının bir köşesinde, Kürt meselesi için çözüm perspektifi geliştirmenin nasıl mümkün olabileceği, Kolombiya sürecinin buraya nasıl tercüme edilebileceği gibi sorularla bu çalışmayı yaptıkları oldukça açık. Kolombiya’ya özgü koşullardan toprak reformu tartışması dahi Türkiye konjonktürü ile birlikte tartışılmış. Kolombiya barış süreci doğrudan kadın ve LGBTİ katılımını sağlamış olması, Toplumsal Cinsiyet Alt Komisyonu’nun kurulmuş olması ve sonrasında imzalanan anlaşmanın tamamına yayılan toplumsal cinsiyet bakışı ile oldukça dikkat çekici bir süreç. Güneş ve Nisan’ın vurguladıkları gibi bu durumu sağlayan barış sürecine hazırlıklı bir hareketin, uzun zamandır barış meselesini gündeminde tutan feminist ve LGBTİ hareketin ve kadın hareketinin varlığı olmuş. Bu sayede sürece hızlı bir tepki vererek bir araya gelebilmişler. Zira bu mekanizmalardan hiçbiri anlaşmanın taraflarının inisiyatifiyle kurulmamış, aksine politik örgütlerin taleplerini somutlayabilmeleriyle bu adımlar atılmış. Bunun, toplumsal olarak kabul edilebilir bir dönemde yapılmadığını hatırlatmakta da fayda var. Barış anlaşmasının referanduma götürüldüğü süreçte tüm “hayır” kampanyası “kadınlara ve LGBTİ’lere geleneksel Kolombiya değerlerine aykırı haklar tanınacağı ve bunun da aile değerlerini sarsacağı iddia edilerek” örgütleniyor ve başarılı da olunuyor. Anlaşmanın imzalanması sonrası sürecin hala büyük bir mücadeleyle devam ettiğini öngörmek de zor değil.

Barışı savunmak sadece barış yönünde adım atılması için politik aktörleri doğrudan zorlamak anlamına gelmeyebilir. Bunun mümkün olamadığını düşündüğümüz durumlarda dahi, barışı konuşmaya, ne beklediğimiz ve ne istediğimiz üzerine tartışmaya devam etmek, bu ısrarı sonuna kadar sürdürmek gerek. Türkiye’de Kürt meselesi ekseninde sürdürülen savaşı kim, nasıl hatırlıyor? Hatırlama tartışmalarını hangi kişi/kurumlar daha yüksek sesle yapıyor/yapabiliyor? Kimlerin sesi daha yüksek çıkarken kimlerin sesi sistematik olarak görmezden geliniyor ya da bastırılıyor? Hakikat komisyonu tartışmasına Türkiye’deki özgül durumun ekleyebileceği yeni normatif tartışmalar ne olabilir? Mevcut barış çalışmaları diyeceğimiz akademik ya da sivil toplum alanının içindeki güç ilişkileri neler ve bunlar Türkiye’deki barış çalışmalarında feminist ve LGBTİ örgütlerin konumuna dair bize ne anlatıyor? Türkiye’deki erkek şiddeti ve devlet şiddeti tartışmalarını bir arada yapsak ulaşabileceğimiz yer neresi? Barış/savaş meselesi Kürt hareketi dışındaki politik öznelerin ne kadar gündeminde? Feminist ve LGBTİ örgütler barış gibi bir gündem üzerinden bir araya gelmeyi düşünebilir mi? Bu ve bunlar gibi pek çok soruyu bize sorduran bu kitap için derleyenlere tekrar teşekkürler; barışı ısrarla savunan kadınlara ise tekrar tekrar teşekkürler!

[1] https://catlakzemin.com/baris-ve-toplumsal-cinsiyet-kolombiya-baris-sureci-uzerine-gunes-dasli-ve-nisan-alici-ile-soylesi/

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.