Kitabın saldırgan olmayan tonu, henüz her tartışmanın kamplaşma ile savuşturulmadığı bir zamanı hatırlatıyor.

2015’te çıkan Sema Kaygusuz’un kitabı Barbarın Kahkahası bir motelde geçiyor, ortalama bir yaz tatilinin rutininde, aynı mekanı paylaşan, birbirini gözleyen farklı insanların hikayelerini anlatıyor. O yaz tatilleri gibi kurgusu belirleyici olmayan, daha ziyade anların, sahnelerin öne çıktığı bir roman. Kitapta açık feminist tartışmalar, kadın orgazmının erkek orgazmı ve cinselliğinden farkı üzerine uzunca bir feminist söylev, eşcinsel bir çiftin ilişki muhasebeleri, esrar eşliğinde inanç muhabbeti, katliam-zorunlu göç anısı, örtük/açık farklı erkeklikler, performanslar, şiddet, doğa-modernite ilişkisi tartışmaları var. (Başlangıç sorusunun yanıtı biraz burada gizli: Her sene önceki senenin ne kadar “daha” özgürleştirici olduğunu şaşkınlıkla deneyimlediğimiz bir dönemde insan okuduğu kitabın kaç yılında çıktığına şöyle bir bakıveriyor.) Üstelik romanda tüm bu meseleleri bilmenin, bir tür görmenin, hakkında konuşabilir olmanın, duyarlılık geliştirmenin bizleri birdenbire eşitlikçi insanlara dönüştürmediğinin de alttan alta işlenmesi var. Bireysellik, bencillik ve bir tür ikiyüzlülük ile yazar tarafından şey’leştirilmemiş ya da fantezi nesnesi haline getirilmemiş toplumsallıkların iç içe geçmesi var. Bir de motel insanlarını ortaklaştıran muhtemelen kasten abartılı yer kaplayan-polisiyeleştirilmiş bir çiş/pislik hikayesi var. Bu kadar konu ile ne yapacağını ise okura bırakmış Sema Kaygusuz.

Sözü geçen başlıkların hepsi aslında bir derya, hepsi nerden baksanız ayrı ayrı siyasetlerde, çevrelerde yıllardır tartışılıyor, o nedenle konuların yazar tarafından nasıl ele alındığı haliyle edebiyat eleştirmenlerinin gündemine gelmiş. Ancak daha dikkat çekici olan kitabın tonunun yumuşaklığı. Bu saldırgan olmayan ton henüz her tartışmanın kamplaşma ile savuşturulmadığı bir zamanı hatırlatıyor. 2018’de bir romanın kurgusunun, tam da toparlanmadan ama anlatısını okurun üstüne boca da etmeden orada olduğunu hissettirmesi ve bütün bu “bilme” halinin “kirlenme”yi engellemediğini ortaya koyması açısından Barbarın Kahkahası belki yazıldığından üç sene sonrasına gönderilmiş bir toplumsal metin olarak da görülebilir.

“Bilme” hali “kirlenme”yi neden engellemiyor?

Edebiyat doğal olarak okurla yazar arasında bir iletişimdir. “Okurlara bir şey verin. O şeyi doğru yorumlama yükü okurun olsun” diye öğütlenir yaratıcı yazarlık ile ilgili kitaplarda. O halde Barbarın Kahkahası’nı yorumlamaya bize verilenlerin kısa bir dökümünü yaparak devam edebiliriz. Öncelikle elimizde çözüm bekleyen bir muamma; motel sahibesi, çalışanları ve doğal olarak sayıca hepsinden fazla olan motel müşterilerinden oluşan çok sayıda şüpheli var: “Temiz çamaşırların üzerine işeyen kim ve neden yapıyor bunu?” Fakat roman ilerledikçe muammanın önemi giderek azalıyor ve belki de çözülmek için değil, sadece üzerinde düşünülmek üzere yazıldığı çıkıyor ortaya. Roman kişileri öylesine tahammülsüz, sabit fikirli, kıskançlık ya da kuşkuyla körleşmiş insanlar ki fail içlerinden herhangi biri olabileceği gibi sırayla da yapıyor olabilirler bu işi… Erkek kısmının şiddete olan eğilimi de cabası. Yetişkin bir erkek olma yolundaki yeniyetme barbar sanki Sineklerin Tanrısı romanından fırlayıp gelmiş motele.

Barbarın Kahkahası’nda boy gösteren roman kişilerinin -genellikle- ikili diyaloglar halinde ortaya konan çarpıcı fikirleri, gerçek bir etkileşime ya da canlı bir tepkiye yol açmaksızın havada asılıp kalıyor. Biliyor olmak bilinçle, bilgelikle neticelenmiyor her zaman. “Bu bilgilerle ne yapabiliriz, nasıl yaşayabiliriz?” gibi kritik sorular soramadığımız ve öz-farkındalık geliştiremediğimiz sürece, bilgi sahibi olmanın bizi bulunduğumuz konuma sabitleme ihtimali çok yüksek. O konumda sadece kendimizin akıllı ve iyi, geri kalan herkesin budala veya haksız gibi göründüğü bir rüyaya dalabiliriz. Ta ki barbarın kahkahası bizi uyandırıncaya dek.

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.