MeTooAnthro Collective bünyesinde cinsel şiddet mağdurlarıyla doğrudan çalışmış biri olarak, cinsel taciz ve saldırı olaylarının münferit eylemler olmadığının altını çizmek istiyorum. Aksine, bu tür suiistimaller akademik camianın yapısına özgü. Bu güç suiistimalleri, susturma, sindirme, zorbalık, mesleki misilleme, üstü kapalı tehditler, fırsat kaybı ve referans göstermeme dâhil olmak üzere bir dizi başka zararla birlikte gerçekleşiyor.

Holly Walters

Harvard Üniversitesi’nde antropolog olan John Comaroff cinsel taciz iddiaları nedeniyle ücretsiz izne çıkarıldığında, akademideki kökleş(tiril)miş sistemlerin genellikle cinsel şiddet ve diğer güce dayalı istismarın devam etmesine nasıl izin verdiğini açığa çıkaran şekilde bir meslektaş ağı onu desteklemek için bir araya geldi.

4 Şubat’ta Harvard Crimson gazetesi, John Comaroff’u destekleyen 38 öğretim üyesi tarafından imzalanan açık bir mektubun haberini yaptı. Bu ünlü antropoloji ve Afrika çalışmaları profesörü, kendisini cinsel taciz ve diğer profesyonel davranış politikalarını ihlal etmekten sorumlu bulan bir üniversite soruşturmasının ardından iki hafta önce ücretsiz idari izne çıkarılmıştı. Bir gün önce The Chronicle of Higher Education gazetesi tüm dünyadan 55 öğretim üyesi ve diğerlerinin ismiyle Comaroff’un suçlamaların hepsinin yalnızca yanlış anlaşılan tek bir olayın sonucu olduğu yönündeki iddiasını destekleyen başka bir açık mektup yayınlamıştı.

Her iki mektup da Comaroff’a yönelik suçlamaların niteliğini veya ciddiyetini dikkate almak yerine “sadık bir bilgin” ve “mükemmel bir danışman” olarak Comaroff’un karakterine veya Harvard’ın Title IX soruşturma usullerinin adil yargı prosedürü politikasına odaklanıyordu.

Birkaç gün sonra, üç yüksek lisans öğrencisi -Margaret Czerwienski, Lilia Kilburn ve Amulya Mandava- Boston federal mahkemesinde Harvard’a dava açtı. Sosyal medyada geniş çapta dolaşan 65 sayfalık şikâyet, Harvard’ın yeterli olmayan cevabının yanı sıra birçok öğrencinin birkaç yıl boyunca yaşadığı fiziksel ve duygusal şiddeti de içeren Comaroff aleyhindeki son derece ciddi iddiaların niteliğini detaylandırıyor. Akabinde, Harvard mektubunu imzalayanların çoğu ve Chronicle mektubundaki bazı itibarlı isimler apar topar imzalarını geri çektiler.

Gelin görün ki hasar meydana geldi bir kere. Güç ve prestij ağları, kendilerinden olan birinin etrafında safları çoktan sıkılaştırmış ve etraflarındaki akademi camiasındaki herkese Comaroff’un itibarının, onun zarar verdiği iddia edilen hayatlardan ve kariyerlerden daha değerli olduğunu açıkça göstermişlerdi. Bunu, 73 Harvard öğretim üyesi tarafından imzalanmış bir mektup ve daha sonra internet üzerinden dolaşan ve Şubat ayının sonunda 800’den fazla imzanın atıldığı antropologlardan gelen başka bir açık mektup dahil olmak üzere, bu kez Comaroff’un baştaki destekçilerini kınayan başka açıklamalar izledi.

Comaroff’la ilgili haberler ve öfke eninde sonunda bitecek ve kuşkusuz unutulup gidecek. Hep öyle olur zaten. Ancak adalet mücadelesi vermeye devam eden birçoğumuz, bu dava sonucunda akademik sistemin ve bu sistemin tepesindekilerin gerçek anlamda bir değişiklik yapmayacağından korkuyoruz. Daha doğrusu güçlü konumda olanların bir kez daha başını sallayarak meselenin kapandığını ve “çürük elmanın” yeterince cezalandırıldığını düşüneceklerine inanıyoruz.

MeTooAnthro Collective bünyesinde cinsel şiddet mağdurlarıyla doğrudan çalışmış biri olarak, cinsel taciz ve saldırı olaylarının münferit eylemler olmadığının altını çizmek istiyorum. Aksine, bu tür suiistimaller akademik camianın yapısına özgü.

Bu zararları hedef alması beklenen soruşturma, raporlama ve yasal işlem döngüleri genellikle adaletsizliğin sadece bireyler tarafından değil, onların etraflarındaki kişiler ve kurumlar tarafından da gerçekleştirildiği ve gerçekleştirilmeye devam ettiğini kabul etmekte yetersiz kalıyor. Sorun sadece akademide cinsel istismarın yaygın olması ve bununla ilgili şikayetlere uygun kurumsal tepkinin verilememesi değil, aynı zamanda istismarın münferit etkileşimlerle sınırlı olduğuna ve suç düzeyine çıkmadıkça da çoğunlukla anlamsız olduğuna dair teselli edici kurgu.

Peki, akademik çevrede -ve özellikle de antropolojide- bu tür bir sistemik istismarın her geçen gün artmasına neden olan şey nedir?

Antropoloji ve ilgili alanlardaki feminist akademisyenlerin sıklıkla işaret ettiği gibi, cinsel taciz ve saldırı tek başına var olamaz.

Bu güç suiistimalleri, susturma, sindirme, zorbalık, mesleki misilleme, üstü kapalı tehditler, fırsat kaybı ve referans göstermeme dâhil olmak üzere bir dizi başka zararla birlikte gerçekleşiyor. Sinir bozucu bir biçimde, lisansüstü öğrencileri ve bazı öğretim üyelerinin defalarca antropolojinin iktidar eleştirilerini tersine çevirmesini ve bu sorunların tekrar tekrar yaşanmasına izin veren yapıları bozmak için uğraşmasını istemelerine rağmen Harvard’daki gibi vakalar sıklıkla devam ediyor.

Yeni taciz, misilleme ve ayrımcılık vakaları kaçınılmaz olarak ortaya çıktıkça, şüphesiz haber kaynakları ve sosyal medyada bir şok yaşanacak ama aslında bu, o üniversite koridorlarında olan bizler için sürpriz olmayacak.

Tartışmalar devam ederken, cinsel tacizle ilgili konuşmalarda genellikle kabul edilmese de akademik sistem ve kurumların, kendilerini koruma ve yeniden üretme konusunda çeşitli yolları olduğunu unutmayalım. Prestijli programlardan mezun olanları tercih eden sınırlı sayıda işe alım uygulamaları bunun en iyi örneği. Aslında mevcut Harvard skandalını rahatlıkla antropolojinin Amerika’da son derecede kayırmacı (nepotizm) işe alım uygulamalarıyla aynı bağlamda ele alabiliriz. Bu konuyla ilgili araştırmaların da gösterdiği gibi, yeni kadrolu öğretim üyesi pozisyonlarına diğer antropoloji programlarına kıyasla daha çok Chicago Üniversitesi (Comaroff’un ders verdiği yer) ve Harvard’dan mezun olanlar yerleştiriliyor.

Bu görsel veri, Amerika’daki antropolojide kayırmacı işe alım uygulamalarını kanıtlıyor. Sarı renkte olanlar, işe alımın en fazla olduğu antropoloji doktora eğitimi veren dört üniversiteyi temsil ediyor: Chicago Üniversitesi, Harvard Üniversitesi, Michigan Üniversitesi ve California Üniversitesi. (Nicholas C. Kawa, José A. Clavijo Michelangeli, Jessica L. Clark, Daniel Ginsberg ve Christopher McCarty)

Akademi genelinde, yaklaşık 15 şeçkin Amerikan lisansüstü programından mezun olanlar, Amerika’daki çeşitli disiplinlerde öğretim üyesi kadrosunun çoğunluğunu oluşturuyor -böylece suiistimali kayıran ve fikir çeşitliliğini azaltan oldukça dar görüşlü ağlar yaratılıyor. Bu durum, açık mektupların, deneyimlerini ifşa etmek amacıyla öne çıkan öğrencilerin güvenliği ve itibarını düşünmektense Comaroff’un statüsüne ve namına yönelik algılanan saldırılarla ilgilenen koruyucu ağların seferber edilmesi yoluyla antropoloji ve ilgili alanlardaki öğretim üyelerinden nasıl bu kadar hızlı bir yanıt toplayabildiğini açıklamaya da yardımcı oluyor.

Akademinin içinden veya dışından fark etmeksizin hepimiz, bu kurumlardan gerçek anlamda bir hesap verme sorumluluğu talep etmeliyiz. 1970’lerden bu yana, devlet üniversitelerinin ve özel üniversitelerin ve hatta şirketlerin cinsel taciz iddialarına verdikleri başlıca yanıtlardan biri, sanki toplumsal cinsiyet eşitsizliği veya iş(yeri) terbiyesi üzerine bir seminer, bundan daha kötüsünü yapan suçlular dışında herkes için sorunu hemen çözecekmiş gibi, zorunlu eğitimler düzenlemek oluyor. Bu, elbette, suiistimal edenlerin ve onu durdurmayı başaramayanların bunu cehaletlerinden dolayı yaptıklarını ima ediyor; benim ve diğer birçok kişinin iddia ettiği gibi önceden tasarlanmış niyet ve konumlarının onları koruyacağına dair sağlam bir bilgi ile bunu yaptıklarını değil.

Ne var ki araştırmacılar iş yeri eğitimlerinin cinsel tacizi azaltmada etkili olmadığını gösterdiler. Bu noktada ihtiyaç duyulan asıl şey, eşitsizliğin ve ayrımcılığın temelinde yatan sebepleri ele alan yapısal bir değişim.

Pek çok insan haklı olarak bunun antropoloji için neden yapısal bir sorun olduğunu soruyor. Kültür ve iktidarın ince ayrıntılarını incelemekle övünen bir disiplin, nasıl olur da kendi bölümlerinde yaşanan suiistimalleri ele alma konusunda tamamen başarısız olur? Sosyal bilimcilerin bu tür sorunlarla baş etme konusunda daha iyi olması gerekmez mi?

Sosyokültürel antropologlar uzun bir süredir saha çalışması sırasında etnograflar ve “etnografik özneleri” arasındaki ilişki söz konusu olduğunda güç eşitsizliklerine odaklanmış durumda. Bugün artık çoğu antropolog, Siyah, Kahverengi ve Yerli araştırmacıların görünürlüğünü artırmak veya trans karşıtı yasalara karşı çıkmak gibi ilerici bir politik bakış açısına sahip çıkıyor. Ancak güçle ilgili konuşmalar, daha çeşitli ders müfredatlarının, sınıf içinde veya dışında toplumsal cinsiyete daha duyarlı bakış açılarının ve kampüs dışında daha incelikli sosyal adalet duruşlarının gelişmesini sağlarken, henüz özünde akademik antropolojiye tam anlamıyla meydan okumadı.

Harvard Mezun Öğrenciler Birliği (HGSU-UAW), cinsel şiddetten hayatta kalanları desteklemek ve üniversitenin cinsel taciz iddialarını yanlış ele almasını protesto etmek için 14 Şubat 2022’de kampüste bir yürüyüşe öncülük etti.

İşte Comaroff davası da bütün bu çelişkilere dikkat çekiyor. Bugün bir alan olarak antropoloji Amerika’da hem güç eşitsizliklerini yakından inceliyor hem de ne pahasına olursa olsun meritokrasi ve nesnellik yanılmasını koruyan Batı akademisinin baskın sistem ve ideolojilerine sıkı sıkıya bağlı kalmaya devam ediyor. Öğretim personeli kadrolarında gücü elinde bulunduranların bunu iyilikleri, üstün yetenekleri ve önyargıdan uzak olmaları nedeniyle yaptıklarına dair yanlış inanç, kırılgan durumda olanlara zarar verme potansiyelini azaltmak şöyle dursun suiistimal koşullarını bizzat yaratıyor.

Akademide yer alan bizlerin gücün kötüye kullanılması veya yaygın toplumsal cinsiyet ve ırksal eşitsizliklerle uğraşırken antropologların herkesten daha bilgili olmadığını görmek için sadece son yıllarda konferanslarda, kamu kuruluşlarında ve dergilerde sayısız mesleki ve cinsel istismar vakasına bakmamız yeterli.

Tekrar eden bu soruna yanıt olarak Antropoloji Me Too Kolektifi (MeTooAnthro Collective), disiplini içeriden değiştirmeye başlamak için bir taban inisiyatifi olarak bir grup uluslararası lisansüstü öğrenci ve kariyer yolculuğunun başında olan araştırmacılar tarafından 2015’te kuruldu. Kaynaklarımız kısıtlıydı, ancak kısa bir süre içinde konferanslarda atölye çalışmaları yaptık, bölümler arası eğitimler için açık erişimli materyaller ve aynı zamanda etkinliklerde kişilerin tacize uğradığında ne yapması gerektiğiyle ilgili stratejiler sunan bir eylem planı yayınladık.

Devam eden çalışmalarımız oldukça değerli olmakla birlikte, gücün kötüye kullanılmasının devam etmesine izin veren ve daha derinde yatan sistemik sorunları çözmek için maalesef yeterli değil. Biz yıllardır, sistemik adaletsizliği ortadan kaldırmak için verilen yalnızca bireysel tepkilerle geçmişteki hataların düzeltilemeyeceğini veya içinde bulunduğumuz zamanda gerçekleşecek herhangi bir yanlışı da tek başına önleyemeyeceğini söyledik.

Bu yüzden birçoğumuz için Harvard’a karşı açılan dava benzersiz değil. Böylece bu dava bize, kökleş(tiril)miş güç sistemlerinin her zaman yaptıklarını hâlâ yapmakta olduklarını ve yapmaya da devam edeceklerini bir kez daha hatırlatıyor.

Bu durum, disiplin ona yönelttiğimiz en ağır eleştiriyle bütünüyle yüzleşene kadar da değişmeyecek: Antropoloji kendini kültürel değişimi analiz etmeye adamış bir disiplin olmasına rağmen, hâlâ bilginin çoğu kez baskı, yok etme ve taciz sistemlerine karşı değil, aksine onlar sayesinde üretildiğini tam olarak açığa sermekle yükümlüdür.

Çeviren: Merve Çeltikci

Bu yazının orijinali 3 Mart 2022’de SAPIENS’te yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

four × 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.