1 Mayıs’ın arife günü olarak 30 Nisan, Kuzey Avrupa ve İskandinavya’da Walpurgis Gecesi adıyla kutlanan geleneksel bir tatil günü. 30 Nisan’ı 1 Mayıs’a bağlayan gece ateşler yakılıp şarkılar söylenir, cadı kostümleri giyilip muziplik yapılır, gürültü çıkarılır. Alkollü içkiler bolca içilir, gece karnaval havasında geçer ve cinsellik serbesttir.

Tarihsel olarak 1 Mayıs günü 1889’da işçi sınıfının bayramı ilan edilmeden önce pagan tanrıçalarla ilişkilendirilir. Birçok ülkede yüzyıllardır Hristiyanlık öncesi geleneklerle doğurganlık ve yazın başlangıcı kutlanır.

Almanya’da Heidenheim manastırında yaşamış, İngiltere doğumlu Azize Walburga (ya da Walpurgis, Waldburg, Vaubourg, Gauburge) adlı misyoner rahibenin (710-779) bölgede birçok hastayı iyileştirdiğine inanılır. Walburga’nın mezarının 870 yılı civarında 1 Mayıs günü kiliseye taşınıp kutsandığına dair Ortaçağ’dan kalma bir söylenti vardır. Pagan bahar kutlamalarıyla aynı güne denk gelmesi tamamen tesadüf bile olsa 1 Mayıs insanların iki olayı birlikte, misilleme korkusu olmaksızın, kilise çatısı altında kutlayabildikleri bir gün olur.

30 Nisan 1977’de feministler ikiye bölünmüş Almanya’da, soğuk savaşın ortasında, ilerde bütün dünyada kadınları erkek şiddetine karşı birleştirecek olan sembolik bir protesto eylemi yaptılar. Gece yarısından hemen önce küçük kadın grupları, Batı Almanya’nın birçok kasabasında ve Bochum, Frankfurt, Köln, Hannover gibi şehir merkezlerinde toplanmaya başladı. Cadı kılığına benzeyen giysilerle ellerinde süpürgeleri, düdük öttürüp zil çaldılar, meşaleler taşıdılar, yüzlerini rengarenk femina sembolleriyle boyadılar. Eşzamanlı protestolar için O geceyi tesadüfen değil, Mayıs’ın gelişini müjdeleyen batıl bir geleneği, cadıların ortalıkta dolaştığına inanılan bir zamanı işaret eden Walpurgis Gecesi olduğu için seçtiler.

Bu protesto biçimi Avrupa ve Asya’da Reclaim The Night (Geceyi Terk Etmiyoruz), Kanada ve Amerika’da Take Back The Night (Geceyi Geri Al) adıyla popülerleşti. ABD’deki ilk eylem Ekim 1975’te Philadelphia’da, Susan A. Speeth adında genç bir mikrobiyoloğun evine yakın bir yerde yolda yalnız yürürken bıçaklanarak öldürülmesinden sonra gerçekleşti. Avrupa’da ilk eylem ise 4-8 Mart 1976 tarihlerinde Belçika’da, Brüksel’de görülen Kadına Karşı Suçlarla ilgili Uluslararası Mahkeme esnasında oldu; 40 ülkeden iki bin kadın mum ışıklarıyla caddelerde yürüdü. 1976’da Roma’da 16 bin tecavüz olayının bildirilmesi, gece yürüyüşlerini tekrar başlattı. Eylemler Roma’dan 30 Nisan 1977 Walpurgisnacht gecesinde Batı Almanya’ya, oradan Kasım 1977’de İngiltere’ye, Leeds’e sıçradı. 1978’de Hindistan’da, Bombay’da hamile bir kadının çete tecavüzüne uğramasına tepki olarak kadınlar ilk gece yürüyüşünü yaptı. Avustralya’da ve Kanada Vancouver’da ilk gece yürüyüşleri 1978’de gerçekleşti, 80’li yıllarda da devam etti.

O karanlık gecelerde kadınlar şehir meydanlarında, parklarda caddelerde kahkahalarla gülüp dans ettiler. Başka zaman olsa yalnızken güvende hissetmeyecekleri sokaklarını geri aldılar. Yollarına çıkan erkeklere un bombaları attılar, su tabancalarıyla boya sıktılar. Şarkılar söyleyip haykırdılar: “Et parçası değiliz”, “Kandırılmak, avuçlanıp istismar edilmek için burada değiliz!”, “Titreyin titreyin cadılar geliyor!”, “Cinsiyetçilerin hakkından geleceğiz; Patriyarkanın kuyusunu kazacağız”, “En büyük pezevenk devlettir!”

Ortaçağ’da cadılara atfedilen suçlar, aslında onların hem kendi bedenlerine hem de başka kadınların bedenlerine el konmasına karşı çıkan, hekim, ebe, şifacı ya da hasta kadınlar olduklarını açıkça gösteriyor. Almanya’da 30 Nisan gecesi, Ortaçağ’da yakılan cadıları anmak üzere her yıl farklı bir temayla gösteri düzenleniyor: Eski ve yeni bütün “cadılar” bir dayanışma yürüyüşünde buluşuyorlar diyebiliriz.

Türkiye’deki meşaleli ilk feminist gece yürüyüşü 2003’te İstanbul’da yapıldığında, yüz kadar kadın “Hitler, Mussolini, Sharon, Bush, Saddam… Savaşı çıkaranların hepsi erkek, tesadüf mü!” diye sormuştu. 2011’de “Kadın cinayetlerine isyandayız!” pankartıyla binlerce kadın yürüdü. Feminist gece yürüyüşlerinin tarihini yazmaya devam ediyoruz: 8 Mart 2019’da “Patriyarkayla uzlaşmıyoruz: Bu bir feminist isyan!” pankartıyla 17.si düzenlenen yürüyüş, polisin müdahalesiyle İstiklal Caddesi’nden Beşiktaş’a, Karaköy’e taştı. Kadınlar bütün dünyada “Yaktığınız cadıların küllerinden doğduk”, “Yakamadığınız cadıların torunlarıyız” “Geceleri de, sokakları da, meydanları da terk etmiyoruz!” diye haykırırken birlikte güçlenmeye devam ediyorlar.

Finn Mackay, Radical Feminism: Feminist Activism in Movement, Palgrave, UK, 2015.

Gülnur Savran, Cadılarla Dayanışmak, Sosyalist Feminist Kaktüs, sayı: 7, Haziran 1989.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.