Bu ara her yerde “Oyum HDP’ye” diye bağırmak istiyorum. (…) Bir feminist olarak içinde bulunduğumuz siyasi koşulların değişmesi için “Hayır”ın bir adım ötesine gitmenin bir siyasi sorumluluk olduğunu düşünüyorum.

Çatlak Zemin’de bu tür tutum açıklayan yazılara çok az rastlıyoruz. Bu yazı da 24 Haziran seçimlerinde “Oyum HDP’ye” diye bir tutum açıkladığı ve bu tutumu açıklarken de çok yeni bir şey söylemediği için Çatlak Zemin’in sınırlarını zorlayan yazılardan. Ancak ben ekipte olmanın da avantajını kullanarak bu yazıyı yazdım. Çünkü bu ara her yerde “Oyum HDP’ye” diye bağırmak istiyorum. Mümkün olsa “Oyum HDP’ye” diye alnıma yapıştırıp gezeceğim. Dolayısıyla Çatlak Zemin’den bu “balkon konuşması”nı yapmadan duramadım.

24 Haziran baskın seçim kararı, her ne kadar başka siyasi hesaplarla alınmış olsa da, 16 yıllık AKP’nin cinsiyetçi politikalarıyla muhatap olan kadınlar için yeniden bir umut kapısının aralanmasına neden oldu. Evet başarabiliriz! AKP ve Erdoğan iktidarından kurtulabiliriz. Bunu yapacak gücümüz var. Değiştirebiliriz.

Hemen herkesin bildiği gibi özellikle 2011’de Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulması, yani Bakanlığın adından “kadın”ın silinmesi bir dönüm noktası oldu. O günden bugüne kadınların hayatlarına, haklarına saldırıların arkası kesilmedi. Kadın-erkek eşitliğinin “fıtrat” gereği mümkün olmadığı, bir devlet politikası olarak benimsendi. Kadın hakları konusunda, dini referanslara dayanan düzenlemeler yapılmak istendi. Bu doğrultuda söylemler, diyanet yönlendirmeleri, Anayasa Mahkemesi kararları, yasa değişikliği önerileri birbiri ardına sıralandı. Kadınların mücadelesi, yapılmak istenen değişiklerin birçoğunun yasalara yansımasını engelledi. Meclis’ten geri gönderdiklerimizi baskıyla, korkutarak, genel ahlak söylemiyle, dinimize aykırı safsatasıyla fiilen uygulamaya koymaya çalıştılar.

Kadınlar bu baskıcı, kadın düşmanı politikaların karşısında mücadelelerinden hiç vazgeçmedi, sokağı terk etmedi. Çok farklı kesimlerden kadınlar, birlikte ses çıkarmayı becerdi. Kazanımların geri alınması ve yerine aileci politikaların tahkim edilmesine karşı yürütülen kampanyaların yanında, 2017 referandumu öncesinde tek adam rejimini yasalaştıran anayasa değişikliğine karşı “Tek başına olmaz hayır; kadınlar birlikte güçlü” diyerek yine güçlerini birleştirdi. 2018’de yine İstanbul’da bir grup feminist bir araya gelerek “Kadınların oyu eşit ve özgür hayata” diyerek seçimlere yönelik bir kampanya yürüttü.

Bugün Türkiye’nin belki de en önemli seçimlerinden birine gidiyoruz. Bu seçimde, her şey bize referandumda nüfusun %50’sini birleştiren “Tek adam/başkanlık rejimine hayır” sözünün ötesine geçmenin gerektiğini hatırlatıyor. Kuşkusuz feministler, tek adam rejimine “Hayır” demekte birleşseler de, homojen değiller. Özellikle söz konusu genel seçimlerde oyumuzun rengi olunca, tutumumuzu, feminizmimizi ikincilleştirmeden farklı siyasi görüşlerimizi de katarak belirliyoruz. Dolayısıyla seçimlerde feministlerin ortak bir tutumundan söz etmek mümkün değil. Ben de kendi durduğum yerden tutumumu açıklıyorum. Bana bugün sadece karşı çıkmak ve talepler üzerinden siyaset yapmak yeterli gelmiyor. İçinde bulunduğumuz siyasi koşulların değişmesi için “Hayır”ın bir adım ötesine gitmenin bir siyasi sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Seçim sistemi—bugün fiili olarak sadece HDP’ye uygulanan—%10’luk baraj üzerine kurulu olmasaydı; bütün militarist, savaşçı politikalar—ki buna “güvenlik” bahaneli ama “güvensizlik” yaratan sandık taşımalar, seçim öncesi oy devşirme amaçlı havada uçuşan askeri operasyon alametleri de dâhil—HDP’nin seçmen kitlesinin çoğunluğunu oluşturan Kürtler üzerinden yürütülmeseydi, adres göstermemek ya da bir feminist olarak adresimizi saklı tutmak belki daha anlaşılabilir olurdu. Bugün OHAL ve KHK düzenine, savaş politikalarına sırtımızı dönme lüksümüz yok. Bütün bu politikalarla cinsiyetçi politikalar iç içe yürütülüyor, birbirini besleyip büyütüyor ve kadınların eşitsizliği de giderek derinleşiyor. Dolayısıyla bana göre, barajları aşmak için “HDP’ye evet” demek dışında bir yol gözükmüyor.

Bugün “AKP’ye hayır” ve “Oylarımız kadınların eşitlik ve özgürlük taleplerine” zeminini biraz daha genişleterek doğrudan adres gösterme,“Oyumuz HDP’ye” deme zamanı diye düşünüyorum. Çünkü hatası, eksiği, gediği, eleştirilebilecek kusurlarına rağmen HDP, kadınların eşitlik ve özgürlük taleplerini Meclis’te en iyi temsil eden ve edebilecek, 24 Haziran seçimleri için kadınlara yönelik tek kapsamlı bildirgeyi hazırlayan ve kadın adaylara en fazla yer veren—ki bunda Kürt kadın hareketinin başarısının etkisini de unutmamak lazım—ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için en güçlü çözüm önerilerini geliştiren parti olmanın yanı sıra, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulların, AKP iktidarının değişmesi için de kilit öneme sahip. Bütün hesaplar HDP’nin barajı aşması ya da aşamaması üzerinden yapılıyor. HDP’nin barajı aşmaması yeniden AKP’nin tek başına iktidar olmasına, yani Türkiye’nin içinde bulunduğu otoriter ve baskıcı siyasi iklimin şiddetini artırarak sürmesine, dolayısıyla kadınlara yönelik muhafazakar, aileci, heteroseksist politikaların güçlenerek devam etmesine neden olacak.

HDP’nin, 24 Haziran aday belirleme sürecinde farklı siyasi gruplara temsil alanı açarken feministlerin temsilini nasıl tartıştığını ve hangi temaslar sonunda yol aldığını bilmiyoruz. Ancak HDP’nin parti mekanizmalarınca belirlenen aday listeleri açıklanınca, çok sayıda kadın mücadele arkadaşımızın da listelerde yer aldığını gördük. HDP listelerinde tıpkı geçen dönemlerde olduğu gibi kadın hareketinin, feminist mücadelenin sözünü Meclis’e taşıyacak çok sayıda kadın var. HDP’nin feminist hareketi temsil eden bir parti olmadığını; HDP’nin de, HDP’den aday olan feministlerin de bu iddiayı taşımadığını biliyoruz. Zaten feminist hareket de, kadın hareketi de herhangi bir siyasi partiye sığmayacak, herhangi bir siyasi partiye yedeklenmeyecek kadar çok parçalı, farklı siyasi fikirler ve farklı kadınlık durumları arasında köprü kurabilen güçte ve genişlikte. Ayrıca kitlesel bir parti olan HDP’nin benimsediği kimi yöntemlerin feminizme uzak olduğunu,  LGBT görünürlüğünde ve heteroseksizmle mücadelede eksik kaldığını görmemek mümkün değil. Kimi zaman parti içinde cinsiyetçiliğe karşı ilkeli tutum alınmadığını da duyduğumuz oluyor. Dolayısıyla bir feminist olarak “Oyum HDP’ye” derken ve herkesi HDP’ye oy vermeye çağırırken bu gerçeklerin üzerinden atlamıyorum. Kadınların kurtuluşunun ve özgürlüğünün garantisi bağımsız mücadelesi ve örgütlenmeleridir. Bağımsız bir kadın hareketi ve mücadelesi olmadan siyasi partilerde de, Meclis’te de verilen mücadele zayıf kalır.

Türkiye tarihinin belki de en önemli seçiminde, Erdoğan-AKP iktidarının sona erdirilmesi için, OHAL-KHK düzenine son vermek için, yasakların son bulması için, demokratikleşme için, “Kürt sorunu”nun çözümü için, kadınların geleceği için… “Erdoğan’a oy vermeyin” demekle yetinmeyerek, bu seçimlerde mutlaka sandığa gitmeyi ve oyumuzu da bu gidişatı durdurabilecek, değiştirmeye alternatif tek aday olan HDP’ye vermeyi çok önemsiyorum. Erdoğan’ın HDP’yi baraj altında bırakarak HDP’nin kazanacağı milletvekilliklerinden en azından 60-70 tanesine el koymasına engel olmak için oyumuzu HDP’ye vermeli ve sandığa sahip çıkmalıyız. Çünkü bunun hayatlarımıza sahip çıkmakla doğrudan ilişkisi var.

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.