ÜniKuir (Üniversiteli Kuir Araştırmaları ve LGBTİ+ Dayanışma Derneği), üniversitelerde LGBTİ+’ların yaşadığı hak ihlallerine karşı mücadele etmek amacıyla 2020 yılında kuruldu. Üniversitelerde hem öğrencilerin hem akademisyenlerin üzerindeki baskıların, kayyum atamaları, KHK’lar, etkinlik yasakları, ders içeriklerine müdahaleler vs. yoluyla arttığı ve LGBTİ+ topluluklarının ve toplumsal cinsiyet odaklı her türlü faaliyetin doğrudan hedef alındığı bir dönemde, LGBTİ+’lara güvenli alanlar yaratmak için çalışmalar yürütüyor.

ÜniKuir ile faaliyetlerini, LGBTİ+’ların üniversitelerde yaşadığı hak ihlallerini ve yükselen mücadeleyi konuştuk.

ÜniKuir’in kuruluşundan bahsedebilir misiniz? Nasıl bir ihtiyaçla doğdu?

ÜniKuir’in kuruluşundan önce, bugün tüm üniversitelerde savunduğumuz LGBTİ+’lara güvenli alan yaratma iddiasını ODTÜ’de gerçekleştirmeye çalışan bir grup olarak yola koyulduk. ODTÜ’de yıllarca örgütlü olarak kampüsümüzde mücadele vermiş, 2019’daki ODTÜ Onur Yürüyüşünün ardından kampüsün dışına, ülkeye ve hatta dünyanın birçok yerine ulaşan mücadelemizin yansımasını görmüştük. Sonrasında dayanışmayı büyütmemiz gerektiği inancı; dinamizmine, yarattığı etkiye inandığımız genç LGBTİ+’ların yeterince görülmediği düşüncesi bizi harekete geçirdi. Üniversitelerdeki LGBTİ+ öğrencilere ve topluluklara destek olmak, üniversiteli LGBTİ+’lar arasında dayanışmayı arttırabilme umuduyla ÜniKuir’in kuruluşu için kolları sıvadık.

LGBTİ+’ların kampüs hayatına yönelik taleplerinde neler öne çıkıyor?

LGBTİ+’ların temel taleplerini “kampüslerde ayrımcılığa uğramadıkları ve kendileri olabildikleri güvenli alanlar” çatısında toplayabiliriz belki de. Dersliklerden kütüphaneye, yurtlardan yemekhaneye, öğrenci işlerine kadar kampüse adım attığımız anda LGBTİ+’lar olarak çok iyi bildiğimiz gibi, bir bakışla, bir sözle ya da görmezden gelmeyle karşılaşıyoruz. Örneğin son zamanlarda yaşanan ekonomik krizle birlikte yurtlar tüm öğrencilerin barınması için önemli bir yerde duruyorken LGBTİ+ öğrenciler çoğunlukla bu yurtlarda kalamıyor. Trans öğrenciler için mevzuat engel oluşturabiliyor. LGBTİ+ öğrenciler yurda yerleşebildiğine genellikle taciz, ayrımcılık, kötü muameleyle mücadele ediyor. Günün sonunda da yurtlardan uzaklaştırılıyor veya ayrılmak zorunda kalabiliyorlar. Başka temel taleplerimize; LGBTİ+ öğrencilerin örgütlülüğünü yıldırma çabalarının ya da onlara karşı açılan disiplin soruşturmalarının, devamında gelen burs kesintilerinin sona ermesini ekleyebiliriz. Öğretim görevlileriyle iletişimlerini iyileştirmek, onların desteğini görmek, sınıflarda ötekileştirilmemek de yine LGBTİ+ öğrencilerin talepleri arasında bulunuyor. Biz ÜniKuir olarak LGBTİ+ üniversite öğrencileriyle en çok bu konularda dayanışma kuruyoruz.

ÜniKuir’in kuruluşundan bugüne geçen kısa zamanda, LGBTİ+’lara yönelik artan şiddetin ve LGBTİ+ mücadelesine doğrudan saldırıların üniversitelere yansıması nasıl oldu?

Bu her koldan gelen yapısal şiddetin ve saldırıların olumsuz yansımalarına baktığımızda; öğrencilerin etkinliklerinin yasaklanmasından bursların kesilmesine, disiplin soruşturmalarına, üniversitelere kayyum atanmasına, bu kayyumların önce üniversitelerdeki toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten ve bunun için çalışan kişilerin ve birimlerin işlerini engellemesine varan çok çeşitli ihlaller ya da hak gaspı diyebileceğimiz olayları görüyoruz. Ancak olumlu ve umutlu bir nokta olarak da bu baskılara ya da hak ihlallerine karşı LGBTİ+, feminist öğrencilerden ve akademisyenlerden yoğun ve güçlü direnişlere, dayanışmalara şahit oluyoruz. Böylelikle talepler, talepler için mücadele etme yolları, kazanımlar da çeşitleniyor.

Yasaklara ve baskılara rağmen ülkede farklı şehirlerde hem onur yürüyüşlerinin hem de üniversite topluluklarının arttığını görüyoruz. 2020’den bu yana bu açıdan siz neler gözlemlediniz?

Geçtiğimiz sene pandemi sonunda öğrenci topluluklarının çoğu dağılmış durumdaydı. Üniversitelerde örgütlenmiş 17 öğrenci topluluğu vardı. Halihazırda bu sayının %100’den daha fazla artarak 35 olmasının mutluluğunu yaşıyoruz. Bu artışın tam da son yıllarda artan baskı ve saldırılara karşı direnişin ve dayanışmanın bir sonucu olduğunu düşünüyoruz. Üniversitelerdeki LGBTİ+’lar bir kez daha “Alışın, buradayız” diyor ve kampüslerini, yaşamlarını savunuyorlar. Toplulukların bir araya gelme ve birlikte mücadele etme pratiklerinin de son yıllarda farklılık gösterdiğini söyleyebiliriz. Bu noktada pandeminin getirdiği çevrimiçi buluşmaların ve bizim çalışmalarımızın etkilerini görebiliyoruz. Örneğin, topluluklar sadece üniversitelerinde değil aynı şehirde ya da başka şehirlerdeki üniversitelerden LGBTİ+’lardan da haberdarlar ve birbirleriyle dayanışma halindeler. Bunun yanında toplulukların kesişimselliğe yoğun vurgu yaptığını, üniversitelerindeki çeşitli hak mücadeleleriyle ortaklıklar kurduğunu söylemek mümkün. Örneğin bir yemekhane eyleminde sağlıklı, ucuz ve vegan yemek hakkı için mücadele veren LGBTİ+’ları görebilirsiniz. Hem kendi üniversitelerinde hem de diğer üniversitelerden benzer mücadeleleri verdikleri başka öğrencilerle ve alanda çalışan diğer sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkileri çeşitlendikçe, güçlendikçe üniversiteli LGBTİ+’ların yalnızlaşmayı daha az hissettiklerine, mücadelelerini daha dirençli bir şekilde sürdürdüklerine şahit oluyoruz ve bizler de bunun için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Farklı şehirlerdeki üniversite LGBTİ+ topluluklarıyla ortak çalışmalar yürütüyorsunuz. Bu topluluklar arasında deneyim farklılıkları var mı? Nasıl ortak noktalarda buluşuluyor?

ÜniKuir olarak üniversite topluluklarıyla çalışmalarımızı yürütürken her birini ayrı birer paydaşımız olarak ele alıyoruz. Her bir topluluğun kendine has koşullarının bilincinde olarak dayanışmamızı sürdürüyoruz. Elbette bambaşka üniversitelerde örgütlenmesinin bu toplulukların her birinin farklı deneyimlere sahip olması gibi bir etkisi var. Bu farklılıklar arasında kategorik olarak gözlemlediğimiz en temel ayrımlar, üniversitedeki topluluğun resmi tanınırlığının olup olmaması, üniversitenin devlet üniversitesi mi yoksa vakıf üniversitesi mi olduğu ve hangi şehirde olduğu soruları çerçevesinde şekilleniyor. Bu tarz farklı örgütlenme deneyimleri ile beraber bütün LGBTİ+ topluluklarının ortaklaştığı bir temel yaklaşım var: LGBTİ+’ların seslerini bulundukları yerde yükseltmesi, LGBTİ+’lara kendi öğrenim gördüğü alanda ve bazen de bunun dışarısına yayılan bir güvenli alan sunma ve dayanışma. Farklı üniversite deneyimlerinde, farklı şehirlerde, bambaşka deneyimler çerçevesinde örgütlenen LGBTİ+’ları birleştiren en temel nokta tüm bu topluluklardaki dayanışma ruhu. Biz de ÜniKuir olarak, her bir üniversitenin bizzat öznesi olan topluluklarla ayrı birer paydaş olarak dayanışmamızı sürdürürken aynı zamanda tüm bu farklı deneyimlere sahip toplulukların bir araya gelerek daha geniş bir topluluklar arası dayanışma örmesi için güvenli alanlar yaratmaya çalışıyoruz.

Üniversitelerde, öğrenciler haricinde, akademisyen ve idari personelle temasınız veya çalışmalarınız oluyor mu?

Evet, üniversite öğrencileriyle olduğu gibi ÜniKuir’den dayanışma, akademik destek talep eden üniversite bileşenlerine kapasitemiz doğrultusunda, kendileriyle türlü iş birliğinde ve akademik destekte bulunuyoruz. Ayrıca LGBTİ+ ya da LGBTİ+ öğrencilerle iletişimi güçlendirmek isteyen akademisyen ve personelle de dayanışma hâlindeyiz. 2022 yılının başında sonuçlandırdığımız “Üniversitelerde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve LGBTİ+ Kapsayıcılık: Algı ve Tutum” araştırmamız gibi direkt akademisyenlere yönelik çalışmalarımız da bulunuyor.

Bunların dışında, tıpkı öğrenciler gibi diğer üniversite bileşenleri de etkinliklerimize konuşmacı veya dinleyici olarak katılıyor ya da çalışmalarımıza katkı sunuyor. Örneğin Ankara ve İstanbul’daki Devlet Üniversitelerinde LGBTİ+ Hakları Bağlamında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Raporu: Mevcut Durum ve LGBTİ+’lara Yönelik Ayrımcılık başlıklı araştırma raporumuzun hazırlık sürecinde, odak grup görüşmeleri sürecinde, Üniversitelerde LGBTİ+ Hakları Ölçeği ile Üniversitelerde LGBTİ+’lara Yönelik Ayrımcılık Ölçeği geliştirilmesi sürecinde doğrudan akademisyenlerle çalıştık. Ayrıca üniversitelerde LGBTİ+ hakları bağlamında toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı araştırmamızda üniversite bileşenlerinin mevcut durumunu ve haklara erişimini izlerken görüşmeciler ve anket katılımcıları arasında akademisyenlerle idari personel de yer aldı. Raporun ardından gerçekleştirdiğimiz çalıştayda pek çok üniversiteden akademisyen ve öğrenciyle bir araya gelip bulgularımızı tartıştık.

Son olarak içerisinde yer aldığımız ağ ve platformlarda da akademisyenlerle bir aradayız, dolayısıyla bu mecralarda da beraber çalışma imkanlarımız oluyor.

Üniversite yönetimlerinin genel olarak toplumsal cinsiyet eşitliğine yaklaşımları açısından bugün Türkiye’de nasıl bir tablo var?

Özellikle 2016’dan beri toplumsal cinsiyet karşıtı fikirlerin ve politikaların üniversitelerde güçlendiğini görüyoruz. Burada LGBTİ+ toplulukları ve topluluklara karşı yapılan baskı ve yıldırma politikalarının ötesinde birçok yeni ve yaygınlaşan pratik var. Örneğin derslerin açılmasına ve içeriklerine müdahale edilmesi, akademisyenlere yönelik baskılar, KHK’lar ve kayyum atamaları, yönetmeliklerde LGBTİ+ öğrencilerin haklarının gözetilmemesi ve haklarına erişimin engellenmesi, faaliyet yasakları gibi pratiklerle üniversiteleri üniversite yapan yapı ve ilkelerden yoksun bırakıldığını görüyoruz. Böyle bir genel bir tablo içerisinde elbette toplumsal cinsiyet eşitliği de bundan nasibini alıyor. Tüm üniversite bileşenlerini etkileyen böylesi bir kampüs ve üniversite yapısı altında toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanamıyor ve bileşenler ayrımcılığa maruz bırakılıyor.

İdeal tabloda birçok üniversitenin BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasındaki 5 No’lu “toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması” ve 10 No’lu “eşitsizliklerin azaltılması” amaçları için web sitelerinde kimi uygulamalara ve faaliyetlere başladığını görmekteyiz. Ancak her ne kadar üniversiteler bu doğrultuda faaliyetlerine başlıyor gibi görünse de bir eylem planı olmadan, bu maddeye atıfta bulunan yönerge, politika ve yönetmelikleri olmadan, sadece amblemi ve maddeyi siteye koymaktan ibaret, göstermelik bir biçimde toplumsal eşitliğini tesis etmeye girişiyor. Bu konuda Ankara ve İstanbul devlet üniversiteleri özelinde, raporumuzun “Üniversite Mevzuat, Yönerge ve Politika Belgelerinde LGBTİ+ Hakları Bağlamında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” göstergesini ve alt göstergelerini inceleyebilirsiniz.

Son olarak üniversitelerin büyük çoğunluğunun toplumsal cinsiyet perspektifi de kapsayıcı ve kesişimsel olmayan bir yapıda. Bu konuda üniversitelerin çalışmaya başlamadan önce, ilk başta uzmanlardan toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi alması hayati derecede önemli. Aksi hâlde bu eşitliği tesis etme çabası -bireysel çabalar ve istisna üniversiteler dışında- 8 Martlarda kadın personele çiçek dağıtmak ya da personel yemeği düzenlemekten ibaret kalacağa benziyor.

Türkiye’de pek çok üniversitede Cinsel Taciz ve Cinsel Saldırı Önleyici Birim (CTS birimi) bulunuyor. Bu birimler öğrencilerin ve çalışanların yaşadığı homofobi, transfobik ve ayrımcı muameleleri de bildirebilecekleri bilimler. LGBTİ+’lar bu mekanizmaya kolayca ulaşabiliyor mu?

Bu soruya olumlu bir cevap vermeyi çok isterdik çünkü üniversitelerinde taciz ya da şiddete maruz bırakıldığında başvuru mekanizmaları ve nasıl yardım alabilecekleri LGBTİ+ öğrencilerle en çok konuştuğumuz konulardan biri. Ne yazık ki hem sahadaki deneyimlerimizden hem izleme raporlarımızın bulgularından hareketle bu mekanizmalara ulaşım konusunda sorunlar yaşandığını gözlemliyoruz. Bu sebeple bu konuyu derneğin temel meselelerinden biri olarak gündem etmeye, bu alandaki mevcut durumu raporlamaya çalışıyoruz. Temmuz 2021’de yayınladığımız araştırmamızda üniversitelerinde CTS biriminin olmadığını ya da fikri olmadığını söyleyen 33 kişiden 21’inin üniversitesinde bu birim vardı. Bu durum son raporumuzda, Ankara ve İstanbul’daki devlet üniversiteleri özelinde de değişmedi. O araştırmada da CTS bulunan üniversitelerin mensubu olan katılımcıların %25,45’i üniversitelerinde böyle bir birim bulunmadığını, %42,96’sı ise böyle bir birimin olup olmadığını bilmediğini belirtmişti. Üniversitelerdeki iklimi göz önünde bulundurarak birimleri yaygınlaştırmanın ve erişilebilirliğini arttırmanın güç olduğunun farkındayız. O yüzden akademisyenlerin yapabileceği yönlendirmelerin önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak bu noktada da Ocak 2022’de yayınladığımız akademisyenlere yönelik araştırmamızı hatırlatmak isteriz. Ulaştığımız 30 akademisyenden sadece 5’i “CTS birimlerinin nasıl işlediği”nden haberdar olduğunu belirtmişti. Bir üniversitede CTS birimi varsa bile LGBTİ+ öğrenciler ya da akademisyenler bu birimden haberdar değiller ya da güvenilirliğine dair endişeler yaşıyorlar. Örneğin kimliklerinin ifşa edileceği korkusu, LGBTİ+ oldukları için başvurularının ciddiye alınmayacağı endişesi oldukça yaygın. Son olarak bu birimlerin genellikle büyükşehirler dışındaki üniversitelerde olmaması, halihazırda şehirlerinde gizlenerek yaşamak zorunda kalan LGBTİ+’lar için de büyük sorun teşkil ediyor.

Çok fazla sayıda üniversitenin toplumsal cinsiyet alanındaki faaliyetlerini ve tutumlarını incelediniz. Raporlarınızda, üniversitelere artı puan verdiğiniz kimi gelişmeler kağıt üzerinde kalma riski de taşıyor. Bu ve benzeri size göre de eksik olarak görülebilecek bulgularınız üzerinden düşündüğünüzde sizce üniversitelerin toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için neler yapması gerekiyor?

Bu konuda üniversitelerin bir an önce harekete geçmesi, üniversitelerde toplumsal cinsiyet eşitliğinin ne durumda olduğunun tespit edilmesi gerekiyor. Üniversitelerin ilgili birimleri tarafından hazırlanacak toplumsal cinsiyet eşitliği eylem planları, üniversiteye bu konuda bir yol haritası çıkarması açısından yardımcı olacaktır. Ayrıca şiddet ve ayrımcılıktan uzak, güvenli bir kampüs ikliminin yaratılması tüm üniversiteler için stratejik birer hedef olmalı ve bu konuda iç ve dış paydaşların işbirliğiyle acil eylem planları oluşturulmasının önemini vurguluyoruz. Üniversitelerde toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çalışan pek çok uzman, akademisyen ve sivil toplum kuruluşu mevcut, yukarıda da söylediğimiz gibi bu kişi ve kurumlardan toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında eğitimler alınmasının mevcut durumu olumlu etkileyeceğini düşünüyoruz. Çünkü kapsayıcı perspektiften yapılacak eğitimlerin özellikle üniversite personeli için zorunlu olmasının bu konuda değişimi sağlayacağına inanıyoruz. Bu eğitimlerin tek seferlik değil, modüller hâlinde gerçekleştirilmesiyle toplumsal cinsiyet eşitliğinin etkin ve kalıcı biçimde tesisi sağlanabilir. Bu kapsamdaki derslerin artırılması, seçmeli kategorisinden zorunlu ders kategorisine çekilmesi, oryantasyon haftalarında üniversiteye başlayan her öğrencinin toplumsal cinsiyet eğitimi de alması, şiddet ve ayrımcılıktan uzak kampüs iklimi ve üniversite yapısı için ilk süreçte üniversitelerin kolaylıkla yapabileceği şeyler ve üniversiteler bunların gerçekleştirilmesi için gereken kaynak ve imkanlardan mahrum değil.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

20 + ten =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.