Aşırı sağcı ve muhafazakar hareketler “aşk şehri” Verona’yı zaten ele geçirmişti. Ulusal boyutta kazandıkları başarılardan sonra, Avrupa çapında başarı elde etmeyi hedefliyorlar.

Roma’da kadın hakları protestosu. 10 Kasım 2018. Fotoğraf: Christian Minelli/Nur Photo/Sipa ABD.

Claudia Torrisi

Dünyada “aşk şehri” ya da Romeo ve Juliet’in evi olarak bilinen İtalya’nın kuzeydoğusundaki Verona’ya gitmek için bindiğim trende kendini kürtaj karşıtı[1] olarak tanımlayan bir şehrin neye benzediğini düşündüm.

Geçtiğimiz yıl—İtalya’da kürtaj hakkının tanınmasından 40 sene sonra—Verona yerel meclisi, belediye çapında “kürtajın önlenmesine”, kamu fonlarının kürtaj karşıtı grupların desteklenmesine ve kadınların hamileliklerini sonlandırmaması yönünde ikna edilmesi için kullanılmasına izin veren önergeyi onayladı.

Şehir şu anda kürtaj ve LGBT hakları karşıtı Amerikan, Rus ve uluslararası aktivistlerin ve müttefiklerinin en önemli buluşmalarından biri olan 2019 yılı Dünya Aileler Kongresi’ne (World Congress of Families – WCF) ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.[2]

İtalyan İçişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, aşırı sağcı Lega Partisi üyesi Matteo Salvini’nin de diğer üst düzey siyasetçilerin yanı sıra bu kongreye katılması bekleniyor.

Ekim ayında Salvini, Mart ayının sonuna doğru yapılacak bu kongre ve Mayıs’ta gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimleri kampanyaları arasında bir bağlantıya işaret ederek, “Tüm dünyadan gelecek aileleri Verona’da ağırlayacak olmaktan gurur duyuyoruz. Burası, bizim sevdiğimiz Avrupa,” dedi.

Verona’da kürtaj karşıtı kararın geçtiği gün Salvini, İtalyan ve ABD’li kürtaj karşıtı aktivistlerle bir toplantıdaydı. 2018 ulusal seçimlerinde Lega seçim kampanyası sloganlarını andıran bir şekilde bu aktivistler “Verona’dan sağduyunun ve aklın öncülüğünde bir karşı devrimin doğacak,” açıklamasında bulundu.

Il Post internet sitesine yazan ve Verona’da yaşayan Giulia Siviero, bu gelişmelerin geçen seneden beri gittikçe kurumsallaşan cinsel ve üreme sağlığı hakları karşıtlığının sadece küçük bir parçası olduğunu söylüyor.

Siviero, şehri tarihsel olarak aşırı sağcı ve ultra-Katolik hareketlere ev sahipliği yapan, ayrıca bu hareketlerin yerel yönetimler tarafından da hiçbir şekilde engellenmediği, hatta desteklendiği bir yer olarak tarif ediyor.

Yeni olan şey, bu dinamiklerin ulusal bir boyuta ulaşması. Veronalı bir aktivist ve yazar olan Emanuele Del Medico, bu olayları ele alan kitabında İtalyan siyasetinin Veronalılaşmasından; yani aşırı sağın, Lega Partisi’nin ve Katolik muhafazakarların ittifakından bahsediyor.

Del Medico, şehrin çok uzun bir süredir zaten radikal sağcı gruplarla bağlantısı olan Katolik gelenekçi gruplar için ne kadar önemli olduğunu söylüyor ve yerel siyasetin bu durumdan nasıl etkilendiğini şöyle anlatıyor: “Ortak amaçları kaybedilen, geçmiş düzeni tekrar kurmak.”

Yazar—homofobik ve İslamofobik olmanın yanı sıra—kadın bedenini bir takıntı haline getiren bu tür ittifaklar için Verona’nın, Avrupa’nın her yerinde uygulanabilir bir model haline gelebileceği uyarısı yapıyor.

Verona’da aşırı sağcı ve din temelli sağcı hareketler, yerel yönetimi seneler önce ele geçirmişti. Olayların yeni boyutu, bu dinamiklerin ulusal düzeye erişmiş olması.

Kürtaj karşıtı önergeyi sunan Lega meclis üyesi Alberto Zelger, zamanında kürtajın savaştan kötü olduğunu savunmuş; İtalyan kadınların daha fazla çocuk yapmamaları halinde ülkenin Müslümanlar tarafından ele geçirileceğini ve İslam yasalarına göre yönetileceğini iddia etmiş ve homoseksüellerin “bir felaket” olduğunu yönünde açıklamalarda bulunmuş.

Kürtaj karşıtı önergenin tartışıldığı bir meclis toplantısı sırasında, belediye başkanı Federico Sboarina’nın da dahil olduğu “yurttaş listesi”nden meclis üyesi seçilen Andrea Bacciga, konuşmaları gözlemleyen Non Una di Meno (NUDM) feminist hareket üyelerine karşı faşist selamda durmuş.

Şubat 2018’de Sboarina, İspanyol aşırı muhafazakar grup CitizenGo’nun “Çocuklar ya dişi ya erkektir,” ve “Okullarda #CinsiyetiDurdurun”[3] gibi LGBT karşıtı propaganda mesajları taşıyan “nefret otobüsünün” şehre girmesine izin vermişti.

Aynı ay, Verona’nın tarihi Gran Guardia meydanının şehir tarafından tesis edilmesiyle İtalya’nın ilk kürtaj karşıtı festivali gerçekleştirilmişti.

Yerel, iller düzeyinde ve bölgesel yönetimler ile WCF sponsorluğunda hazırlanan festivalin organizatörleri, “Aile Günü” olarak anılan LGBT karşıtı gösterilerin arkasındaki ProVita gibi gruplar. Bu grupların Forza Nuova (FN) gibi neofaşist gruplarla bağlantıları kanıtlanmış durumda. Verona’nın o zamanki belediye başkan yardımcısı, şu an Aile Bakanı olan Lorenzo Fontana da bu gösterilere katılmıştı.

2018 Mayıs’ında LGBT sığınmacılar hakkında bir üniversite etkinliği, FN’nin facebook üzerinden yaptığı, “[etkinlik] ya durdurulacak ya biz durduracağız,” uyarısı sonrasında iptal edildi. Aynı grubun kürtaj karşıtı bir konferans için kiraladığı otel salonunu kullanamaması üzerine, hak savunucularının protestolarına rağmen, şehir yönetimi hızlıca alternatif bir mekan bulmalarına yardımcı oldu.

Aşırı sağ ve muhafazakar hareketler Verona’da çoğu zaman bir zorlukla karşılaşıyor. Bunu anlamak için şehrin tarihine bakmak yardımcı olacaktır. Burası İkinci Dünya Savaşı sırasında bir Nazi kuklası olan Salo Cumhuriyeti’nin ana şehirlerinden biriydi. Paola Bonatelli, durumu “Burada kara bir izlek var,” diyerek özetledi.

Il Manifesto için çalışan yerel gazeteci ve şehrin “Pink” isimli LGBT hareketinde aktivist olan Bonatelli, bu şehrin her zaman muhafazakar olduğunu söylüyor ve ekliyor: “İtalyan neo-faşist terörü 70’lerde burayı ele geçirdi; şehrin bu dönemle ve hareketle bağlantıları hâlâ kopmadı.”

1990’larda İtalyan başbakanı Silvio Berlusconi’nin hükümete neofaşistleri sokması oldukça dikkat çekmişti. Bonatelli’nin anlattığına göre, aynı şey Verona’da da oldu—yerel yönetimlere aşırı sağcı aktivistler girdi, ki bunların bazıları Nazi rock konserleri, etkinlikler ve konferanslar düzenlemeleriyle tanınıyordu.

Bu dönemde Verona yerel meclisinin aşırı muhafazakar üyeleri, eşcinsel çiftler ve “doğal ailelerin” aynı haklara sahip olmasını engelleyen homofobik kararlar almaya devam etti.

2007’de Lega üyesi Flavio Tosi’nin belediye başkanlığına gelmesi, aşırı sağın yerel yönetimdeki varlığını daha da görünür kıldı. Kendisi Hellas Verona futbol takımının aşırı sağcı ve ırkçı taraftarlarına yakınlığıyla biliniyordu.

Tosi’nin meclisinde, Veneto Fronte Skinheads adlı neonazi örgütün bir militanı ve bir Nazi rock grubunun bir üyesi de vardı. Anti-faşist hareketler, bu dönemde aşırı sağcıların faili olduğu ondan fazla saldırı belgeledi. Bunlardan biri de 2008’de öldürülen 29 yaşındaki Nicola Tommasoli’ydi.

Matteo Salvini, Roma 14 Ocak 2019. Fotoğraf: Samantha Zucchi/Insidefoto/Sipa USA. PA Images. Tüm hakları saklıdır. Verona’nın şimdiki belediye başkanı Federico Sboarina, Tosi yönetiminde yer almıştı. Onun dönemi, aşırı sağ ve ultra Katolik hareketlerin ittifaklarını somutlaştırdıkları bir dönem olarak dikkat çekiyor.

Il Post yazarı Siviero, “açıkça kürtaj karşıtı ve Katolik” olan Tosi’nin 2017 yılındaki seçim kampanyası sürecinde Verona piskoposu, Lega Partisi üyeleri, aşırı sağcı yerel hareketler ve Salvini tarafından desteklendiğini söylüyor.

Bu kampanya aynı zamanda “toplumsal cinsiyet ideolojisine” karşı mücadeleye referans vermiş ve kütüphane ve okullardan bu konuyla alakalı kitapların kaldırılmasını teklif etmiş. Bir yandan da meclis üyelerinden biri olan Bacciga, yerel kütüphaneye aşırı sağ hareketler için kaynak oluşturan eserleri bağışlamış.

Geçtiğimiz yıl, Sboarina’nın belediye başkan yardımcısı Lorenzo Fontana, İtalya’nın yeni Aile Bakanı olmak için bu görevinden ayrıldı. Birçok kişi, Fontana’nın ulusal siyasette yer almaya başlamasına oldukça şaşırdı.

Del Medico’nun aktardığına göre, “[Fontana] televizyonda görmeye alışık olmadığımız biriydi. Bir gün ulusal hükümete girme potansiyeli olan tehlikeli kişilerin listesi yapılacak olsa, Fontana’nın ismi orada yer almazdı.”

Ancak 2015 yılı Aile Günü yürüyüşünden bir kareyi hatırlamakta fayda var: Fontana ve Sboarina, “Katolik geleneksellik” hegemonyasını kurmak isteyen aşırı sağcı Forza Nuova militanları ve Christus Rex isimli bir grup ile aynı karede yer alıyor.

Siviero, Fontana hakkında “Siyasi doğuşu, Avrupa Parlamentosu’nun üyesi olmasıyla oldu,” diyor. Fontana yerel mecliste ve Lega ile bağlantılı bir gençlik grubu olan Movimento Giovani Padani (Genç Padanililer Hareketi) koordinatörü olarak çalıştıktan sonra, 2009’da Avrupa Parlamentosu üyesi seçilmişti.

Fontana, Brüksel’de Lega delegasyonunun lideri ve diğer Avrupalı aşırı sağ partilerle ilişkilerden sorumlu kişi olarak çalıştı. Salvini ile Front National lideri Marine Le Pen arasında bir toplantı organize ettiği ve 2015’te Lega tarafından düzenlenen, Alman (Pegida) ve Fransız (Bloc Identitaire) aşırı sağ hareket üyelerinin katıldığı bir toplantıda konuştuğu belirtiliyor.

Fontana’nın önemli uluslararası bağlantıları mevcut. Rusya’yı bir “model” olarak tanımladığını ve 2014’te Rusya’nın Kırım’ı ilhak ettiği dönemde oradaki tartışmalı referandumu gözlemlemek için aşırı sağcı bir delegasyona katıldığını biliyoruz.

Fontana’nın aynı sene, kürtaj karşıtı ProVita Onlus adlı grup ve (US Southern Poverty Law Center (SPLC) tarafından WCF’nin “Avrupa’daki aşırı sağın çizgisine kaymasının” anahtar ismi olarak anılan) WCF Rusya temsilcisi Alexey Komov tarafından düzenlenen bir etkinliğe konuşmacı olarak katıldığını belirtmek gerekir.

Siviero, Fontana’nın “Verona’nın belediye başkan yardımcılığı pozisyonuna bu bağlantılarından dolayı aday gösterildiğini” düşünüyor. Del Medico ise aşırı sağcı liderlerin Verona’yı uzun süreden beri “Hristiyan düşüncesinin ve değerlerinin kalesi” olarak gördüğünü ve Fontana’nın Roma’da ulusal düzlemde “bu retoriği kullandığını” belirtiyor. “Verona’da senelerden beri duyduklarımızın bir kısmını alıp ulusal gündeme koydu,” diye ekleyerek Aile Bakanı’nı “Katolik muhafazakar ortodoksinin temsilcisi,” olarak nitelendiriyor.

“Salvini muhtemelen daha laik sağa bakarak Avrupa’da ittifaklarını güçlendirmeye çalışacak,” diyen Del Medico, bir yandan da “sınırların kapatılması” ve “İslam’a karşı Avrupa ya da Yahudi-Hristiyan medeniyet veya batının doğal aile gibi değerlerini korumak gibi konularda sağcı populist ve ultra Katoliklerin birleştiğinin” altını çiziyor.

Verona’da Ekim ayında kürtaj karşıtı önerge kabul edildiğinde hak savunucuları ve aktivistler bu kararın İtalya’nın dört bir yanında kadın haklarının geleceğine ilişkin bir gösterge sunduğunu düşündü.

Birkaç gün sonrasında benzer önergeler Roma, Milan, Ferrera, Alessandria ve Sestri Levante’de (Cenova) yerel meclislere sunuldu (ancak kabul edilmedi). Fontana ve diğer ulusal politikacılar Verona’da alınan kararı desteklediklerini belirttiler. Bu kişiler arasında WCF’ye katılması beklenen Lega senatörü Simone Pillon da vardı.

Bu esnada Sboarina, Fontana ve Salvini gibi yerel ve ulusal siyasetçileri arkasına alan Veronalı militan, aşırı sağcı gruplar daha da cesaretlendi.

13 Ekim’de feminist Non Una di Meno (NUDM) hareketi, kürtaj karşıtı önergeye karşı binlerce kişinin katıldığı bir protesto düzenledi. Veronalı NUDM aktivisti Eva, protestoyu “beklemediğimiz bir başarıydı” diyerek anlattı.

“Verona’nın feminist eylemlilik tarihi olmadığının” altını çizen Eva, bu eyleme ilişkin “Fark ettik ki kadınları, LGBT bireyleri ve göçmenleri hedef alan gruplara karşı birçok kişi eylem yapmak istiyormuş. Belki de bu eylemden önce böyle bir alan bulamamışlardı,” dedi.

Eva, NUDM’yi “bütün bunları [deneyimleri] bir araya getirebilecek, kesişimsel, yeni feminist hareket” olarak tanımlıyor. Ancak, Ekim’de düzenledikleri protestodan sonra aşırı sağcı aktivizmin yükselmesi dikkat çekici.

Kasım ayında Veneto Fronte Skinheads militanları, psikolojik danışmanlık hizmeti veren bir ofisin karşına onlarca kürtaj karşıtı çıkartma yapıştırdı. Bir okulun karşısına ise “Kürtaj bir korunma yöntemi değildir,” yazan bir pankart asıldı.

Ardından, aşırı sağcı gruplar 24 Kasım Uluslararası Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü’nde iki etkinlik düzenlediler.

Bunlardan birincisi yerel yönetim tarafından tesis edilen bir mekanda FN’nin düzenlediği kürtaj karşıtı konferans. Diğeriyse, Comita No 194 isimli, Fontana’nın da aralarında olduğu bir grup tarafından düzenlenen küçük bir sokak eylemi. Bu grup yürürlükte olan kürtaj yasasının iptal edilmesini ve hamileliğini sonlandırmak isteyen kadınlara hapis cezası öngören bir yasanın yürürlüğe girmesini istiyor.

Bunlara ek olarak FN, 22 Aralık’ta Verona’da yeni bir ofis açtı. Bu ofisin adı “vatanseverler evi” ve amacını daha solcu ve göçmen ailelerin yaşadığı Veronetta bölgesinde “etnik direnç” göstermek olarak ifade ediyor. O gün bölgede iki kadın hem sözlü hem fiziksel şiddete maruz kaldı. Bu olaylar, neofaşist grup CasaPound bu yeni ofise yakın bir yerde yıldönümlerini kutlarken gerçekleşti.

Birkaç gün sonra, üniversiteye yakın bir duvarda faşist semboller eşliğinde Pink örgütüne yöneltilen “Pembe Bok” yazısı belirdi. “Bu bir ilk değildi,” diyor Bonatelli. Geçtiğimiz yıllarda “Bu tür yazıları duvarlarda, çıkartmaları kulübümüzün kapısında görür olduk. Çok ciddi olmasalar da telefondan ve son zamanlarda Facebook üzerinden birçok tehdit ve hakarete maruz kaldık.”

Aşırı sağcı hareket ‘Forza Nuova’ ve muhafazakâr Katoliklerin kürtaj karşıtı yürüyüşü. Fotoğraf: Vincenzo Amato/Ropi/Zuma Press/PA Images. Tüm hakları saklıdır. Veronetta’da FN ofisinden çok da uzakta yaşamayan genç bir adam olan Matteo’nun bana anlattığına göre kendisi ve ailesi bu ofisin açılmasına çok şaşırmış ve bölgede yaratabileceği etkiden korkuyor.

“Aşırı sağcılar bu bölgenin göç almasının önüne geçeceklerine söz verdiler ama ofislerini açtıkları sokaktaki tüm işyerleri burada senelerdir yaşayan göçmenlerin. Bu sokak, entegrasyon adına gerçek bir örnek.”

“Verilecek cevabın feminist direniş olması gerek,” diyor Eva.

Alice, yabancılara İtalyanca öğreten bir grup için çalışıyor. Onunla tanıştığımda göçmenleri bölgedeki faşistlerin varlığına karşı uyaran bir metni çeviriyorlardı ve durumu “Çoğu [göçmen] bu [faşist] grupların kim ve amaçlarının ne olduğundan haberdar değil,” diyerek özetledi.

Kadınlar, LGBT bireyler, göçmenler ve azınlıklar aynı hareketlerin hedefi haline gelmiş ve bu hareketler Verona’dan ulusal düzeye kadar İtalyan politikasını fethetmiş durumda. Eva, verilecek cevabın “feminist direniş” olması gerektiğini savunuyor.

Eva, kadınların bedenlerinin “bu savaşın sürdüğü alan” olduğunu, aşırı sağcı ve ultra Katolik hareketler nezdinde kadınların anavatan için savaşacak oğullar doğuran bir araç, tecavüzden veya barbarların şiddetinden korunması gereken bir “şey” olduğunu söylüyor.

Siviero ise “kadın bedenini söylem ve siyasetlerinde ırkçı, cinsiyetçi, mizojin (kadın düşmanı) fikirlerini beslemek için” kullanıyorlar diyor ve “Bu nedenle direnişin başlaması gereken yer tam da bu bedenler,” diye ekliyor.

Çeviren: Deniz İnal

Bu yazının orijinali, Open Democracy sitesinde yayınlandı.

[1] Bu metin İngilizce’den çevrildi. “Pro-life” (yaşam yanlısı) ve “anti-abortion” (kürtaj karşıtlığı) terimleri, aynı ideolojiyi belirtmek adına değişimli olarak kullanılıyor (ç.n.).

[2] Söz konusu kongre ve bunun karşısında on binlerce transfeministin protestosu 29-30-31 Mart tarihleri arasında gerçekleştirildi; yazı kongre öncesinde yazıldığı için bu şekilde ifade ediliyor (ç.n.).

[3] Metinde “#StopGender in schools” olarak geçiyor; yani burada, toplumsal cinsiyet kavramını hedef alan bir propaganda söz konusu (ç.n.).

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.