Bizler, SWANA* coğrafyasının dört bir yanından “Neden yazıyoruz?” sorusu üzerine kendi sesimizle yazmak için bir araya gelmiş altı kadınız. Cevaplarımız farklı olsa da tek bir noktada buluşuyoruz: Geriye kalan, kelimelerdir.

Ma’am korkunun ikamet ettiği yerde, yani konuşmakla susmak arasındaki o boşlukta başlıyor söze.
“Ve konuştuğumuzda, kelimelerimiz duyulmayacak ya da hoş karşılanmayacak diye korkarız ama sustuğumuzda bu korku hâlâ bizimledir
Öyleyse şunu hatırlayarak konuşmak yeğdir:
Hayatta kalacağımız zaten hiç hesaba katılmamıştı.” Audre Lorde
Geriye kalan tek şeyin yazı olduğunu bildiğinde, yazmanın derin bir anlamı vardır. Yazı bir hayatta kalma aracına dönüştüğünde. Bir cankurtaran botuna. Bizi hayatta tutan tek şeye.
Yazma eyleminde aciliyet barındıran bir şey vardır. Başka yapacak hiçbir şey kalmadığı için yazmak. Kendini onarmak. İyileşmek. Kendinden bahsetmek. Başkalarından bahsetmek. İnsanlığı yankılamak. İnsanlığı konuşturmak.
Yazma eyleminde umutsuzluk barındıran bir yan da vardır. Kelimelerinin yalnızca kendin için bir anlam ifade ettiğini bildiğinde. Kurşunları durdurmaya yetmediklerini. Yetemediklerini. Sadece senin içinde yankılandıklarını. Bir yarın vaadinde bulunmaya yetmediklerini.
Bu yüzden yazıyorum. Çünkü bazen geriye kalan tek şey kelimelerdir.
Kelimeleri yazıya dökme eyleminde güçlü bir yan vardır. Onların enginliğinin, ağırlığının, gücünün ve zorbalığının bilincinde olmak. Her zaman kelimelerin var olacağını bilmek. Onları asla tüketemeyeceğimizi. Onlardan asla mahrum bırakılamayacağımızı. Sessizlik bizi yutmaya çalıştığında bile kelimelerin baki kaldığını. Ve kimse için yankılanmasalar bile orada olduklarını. Bizim için yankılandıklarını. Onların hem efendi hem de hizmetkâr olduklarını. Bize seslendiklerini. Bizi sınadıklarını. Bizi duyduklarını. Bizi konuşturduklarını.
Bu yüzden yazıyorum. Çünkü bazen, önemli olan tek şey budur.
Kendimle konuşmak için yazıyorum. Hafızaya karşı duyduğum bir sorumlulukla yazıyorum. Yazıyorum, çünkü ancak kelimeler aracılığıyla dile getirebiliyorum bazı şeyleri. Yazıyorum, çünkü gerçekliği ancak kelimeler dile getirebilir. Bazen yazıyorum, çünkü kelimeler gerçekliği evcilleştirmeme olanak tanıyor.
Çünkü bazen, kelimeleri yazıya dökmek bir direniş eylemidir.
Sessizlik gürlediğinde bile, insan kendi sözlerini söylemeli. Onları kilitleyip saklamak yerine açığa çıkarmaya, haykırmaya cesaret etmeli. Çünkü bazen, elimizde kalan tek insanlık kalkanı budur. Yazmak, bize dayatılan anlatıları reddetmektir. Başkalarınınkiler bize zorla kabul ettirilmeye çalışılırken, kendi anlatılarımızı ve dünyaya dair görüşümüzü ortaya koymanın tek yoludur. Yazmak yıkıcı bir eylemdir; bizden beklenene, yani sessizliğe karşı durur.
İşte bu yüzden yazıyorum. Belki de bunlar sadece kelimelerden ibaret. Ama bazen, elimde kalan tek şey onlar.
Tasabih hikayesine buradan devam ediyor ve kız kardeşlerine giden yolu yeniden buluyor.
Neden yazıyoruz? Neden konuşmalıyım ki… Kim bilir ne zamandan beri ilk kez günlüğüme bir şeyler yazarken sordum kendime bu soruyu ve işte o an fark ettim ki, sadece yazmayı değil, yaşamayı da bırakmıştım, kim olduğumu ve davamın ne olduğunu unutmuştum. Bize sürekli ihanet eden sisteme duyduğum o gizli öfke yeniden yüzeye çıktı, bununla birlikte kız kardeşlerimin direnci, sözleri, fedakarlıkları, güzellikleri ve cesur yüreklerinin atış sesleri yeniden kulaklarımda yankılandı. Ve işte o zaman anladım ki, yazdığımız hikayeler her zaman bizi ve zamanı aşar. Hep özgür olmak istemişimdir ama en büyük arzum, herkes için özgürlükle dolu bir dünya yaratmak, bu yüzden kalemimizi ya da mikrofonumuzu asla elimizden bırakmamalıyız.
Maab küçülmeyi reddetmek, dans etmek, sevmek ve kendi koşullarını konuşmak üzerine yazıyor.
Ne yazacağımdan emin olmasam da bir şeyler yazmak istedim, bir sesim olduğu ve sesimin duyulduğu bir alana sahip olduğum için çok minnettarım.
Kendime ve bu duyguları paylaşan her kadına bir şeyler söylemek istedim. Hayatın insanı boğabildiğini ve haksızlık edebildiğini biliyorum, sırf farklı yaşamak, içimizden geçeni söylemek, dans etmek, sevmek ve başka insanların –o farklı ve zor insanların– prangaları olmadan var olmak istediğimiz için yargılanmayı… Biz yaşayacağız, seveceğiz, dans edeceğiz ve konuşacağız. Kullanılmak üzere bize verilmiş bir özgür irademiz var.
Weaam, zamanda geriye, bir zamanlar olduğu o küçük kıza doğru yazıyor.
Kime yazıyorum? Belki de o küçük kıza, korkunun adını henüz koyamadan onu tanıyan o küçük ruha, hiçbir çocuğun anlamak zorunda kalmaması gereken şeyleri yaşamış olan o kıza.
Sana gelecekten yazıyorum.
Her zaman yaptığım gibi, sözlerimi kendime yazıyor ve kitaplarımın arasına serpiştiriyorum. İçimdeki her ağır düşünceyi, taşıdığım her yükü kağıda döküp orada bırakıyorum. Boş bir kağıdın üzerinde kalem tutmak çok kolay, herkesin yapabileceği bir şeymiş gibi görünebilir. Oysa tüm o karmaşayı, tüm o yaşanmışlıkları toparlayıp birkaç kelimeye sığdırmaya çalışmak hiç de kolay değildir. Kendi içinde yorucudur ama bir şekilde buna değer.
İçimizde olup bitenleri yazıya dökmenin, acı verici deneyimlerimize bir isim vermenin, onlara karşı küçük bir savaş kazanmışız gibi hissettiren bir yanı vardır.
Yazmak yaşananları silip atmaz belki ama onları taşımamıza yardımcı olur. Belki de yeniden ayağa kalkmanın yolunu bulmamızı sağlar.
Sana, her şeyden önce bir kadın olduğunu söylemek için yazıyorum. Kimilerinin bakıp zayıf sandığı, hayatın önüne çıkardığı zorluklarla yüzleşemeyeceğini düşündüğü bir kadın. Ama sen o kadın değilsin.
İçindeki o güç, Tanrı tarafından yerleştirildi. Ve göğüslediğin her ok, canını yakan şeylere rağmen yola devam ettiğin her an, o gücün birer kanıtıdır.
Bu yüzden hiçbir şeyin yoluna çıkmasına izin verme. Susturulamayan bir sesle ve teslim olmayı reddeden bir kalemle söylemen gerekenleri söyle. Ve unutma ki sen her zaman sen olacaksın, güzel, güçlü ve mücadeleci.
Burcu, kendi sesini yeniden bulma sürecini yazıyor.
Zihnimde şöyle bir inanç vardı: Kusursuz olmalıydım. Aksi takdirde kimse beni o kadar da sevmezdi.
Zamanla yazmak işimin büyük bir parçası haline geldi ve bu hissi doğrudan besledi. Kusursuz bir yazar olmalıydım, özellikle de ana dilimde. Tüm kelimeleri ve noktalama işaretlerini doğru kullanmalıydım.
Hata yapmaktan çok korkuyor, büyük endişe duyuyordum. Ancak düşünce yapımı ya da (daha kötüsü) hissetme biçimimi değiştiremiyordum.
Yazılarımı yapay zeka yardımıyla (kendimce) düzeltmeye başladım. Kelimelerimin ve cümlelerimin tam olarak doğru hallerini gördüğümde ani bir rahatlama hissediyordum. Fakat o cümlelere baktığımda, bir şeylerin ters gittiğini de biliyordum.
Pek çok harika feminist yazarla tanışmış olmama rağmen, toplumun o patriyarkal seslerinin yazma eylemi aracılığıyla zihnime ve bedenime hâlâ bu şekilde sızabildiğine inanamıyordum. Ama bunu fark ettim, tekrar tekrar fark ettim. Şimdi kendi sesimi yeniden bulmaya çalışıyorum, hatalarımı sahiplenip kelimelerimin tadını çıkararak.
Ve biliyorum ki kız kardeşlerim, yoldaşlarım burada, hatalarımı, kelimelerimi, sesimi ve beni sahiplenerek. Teşekkür ederim.
Dilan yazmanın gündelik direnişi nasıl görünür kıldığını yazıyor.
Yazmak, görülmenin güçlü bir yoludur. Yazıyoruz çünkü kadınların gündelik direnişi çoğu zaman kayda geçmiyor. Özgürlüğümüzün önünde duran patriyarkaya karşı verilen mücadele sadece sokaklarda değil, evde, işte, bir bakışta ve duruşumuzda yaşanıyor. Bunu görünür kılmak için yazıyoruz. Sayfaya döktüğümüz her kelime bizi biraz daha özgürleştiriyor.
Birbirimizde bulduğumuz gücü onurlandıralım ve yazmaya devam edelim. Kadın, Yaşam, Özgürlük için.
—
Altı ses, tek bir metin. Onları bir arada tutan şey şu: Yazmak, henüz yüksek sesle dile getirilemeyenin ağırlığını hafifletir. Mesafelere ve sınırlara rağmen bizi birbirimize yakın tutar. Buraya dökülen her bir sözcük, yok olup gitmeye karşı küçük bir direniştir.
Bu yüzden biz de sizden şunu istiyoruz: Yazın. Söylemenize izin verilmeyenleri yazın. Duyulmayacağından korktuklarınızı yazın. Sadece kendiniz için olsa bile, sanki kimse dinlemiyormuş gibi hissettirse bile yazın çünkü geriye kalan, sözcüklerdir.
* SWANA: Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika (“Southwest Asia and North Africa”) ifadesinin kısaltmasıdır.









