25-26 Nisan tarihlerinde ikincisi gerçekleşen Lgbti+ Gençlik Festivali düzenleyicisi İzmir Genç LGBTİ+ Derneği’nden Duygu Yayla ve Rıfat Can Yiğit ile dernek ve festivale dair tatlı bir söyleşi gerçekleştirdik.

Genç LGBTİ+ Derneği ne zaman kuruldu, faaliyetleri nelerdir? Sizleri biraz tanıyabilir miyiz?

Genç LGBTİ+ Derneği 2016 Nisan’da dernekler müdürlüğüne başvurusunu yaptı, Ağustos ayında kurulma aşamasını tamamladı. Aralık’ta da (ki biz genelde kurulma tarihimizi Aralık diye ifade ederiz) ofisin açılmasıyla derneğin faaliyetlerini aktif hale getirdik. Aktivizmle ilgilenen birkaç kişi bir araya gelip güncel ihtiyaçlarımızı gözden geçirip bir dernek kurmaya karar verdik. Her ne kadar hepimiz üniversitelerin öğrenci topluluklarında faaliyet yürüten insanlar olsak da kentin tamamının bu anlamda bir açığının olması ve hem bu açığı gidermek hem de politika yaparken elimizi güçlendireceğini düşündüğümüzden böyle bir adım attık.

Faaliyetlerimize gelecek olursak da öncelikli olarak akran danışmanlığından söz edebiliriz. Yüz yüze, sosyal medya veya telefon aracılığıyla fark etmeksizin, her kim bize nasıl ulaşmayı tercih etmişse o yöntemle verdiğimiz bir hizmet. Onun dışında derneğin bir birimi olan sosyal hizmet çalışma grubumuz, gönüllü avukatlarla ördüğümüz hukuka erişim ve destek ağımız ve mülteci çalışma grubumuz var. Bu alanlarda gelen taleplere göre faaliyet gösteriyoruz. Çok uzattım farkındayım ama bu röportajın ana ekseni olan gençlik festivali, akran destek grubu olarak işleyen açılma toplantıları ve geçen yıl yaptığımız, bu yıl da yapmak istediğimiz 10 hafta süren çeşitli tematik alanlarda kapasite geliştirmeye yönelik aktivizm okulumuz var.

İsminizin hikayesini de anlatmak ister misiniz 🙂

Elbette 🙂 Bu aslında biraz uzun bir hikaye. Çok eğlenceli ve çarpıcı isim önerme süreçlerinden geçtik. İsim bulmaya çalışmanın ve önermenin bu kadar keyifli geçmesini, bugün bile hala üzerine konuşup gülüşmemizden anlıyorum. Tüm bu eğlenceli süreçlerden sonra esas belirleyici olan birincil faaliyet alanımız oldu. Açıkçası deneyimlerimize güvenip oradan hareket ederek yola çıkmak istedik. Doğrudan bizim yaşadığımız veya temas ettiğimiz insanların yaşantılarından yola çıkarak LGBTİ+ gençlik çalışmaya karar verdik. Bir yandan gençlerin LGBTİ+ genç olmaktan doğan sorunlarını araştırmak, bu sorunları gündemleştirmek, çözüm önerileri sunmak ve kendilerini ifade edebilecekleri alanlar açmak, bir yandan da ismimizin çok açık, net, anlaşılır olması amacıyla en son bu isme karar verdik. Bu arada yeri gelmişken, bu soruyla her zaman karşılaştığımız için buradan da yineleyelim; derneğin öncelikli çalışma alanını LGBTİ+ gençler oluştursa da her yaştan insan dernek çalışmalarına katılabilir ve/veya dernek hizmetlerinden faydalanabilir.

İzmir’de talep nasıl; örgütlenme pratiğinde dernek olarak aldığınız tepkiler, geribildirimler nasıl?

Bu soruyu cevaplamak biraz zor olacak gibi görünüyor. Çünkü dozu fazla kaçırıp tamamen kendimizi övmeye imkan veren bir soru gibi duruyor. Bağlamı kaçırıp buraya odaklanırsam uyar lütfen ☺ Açıkçası, zaten dernekten önce de aktivizmin içinde olduğumuzdan bu süreçte biraz da İzmir’i de tartma fırsatımız olmuştu. Yani, biz en iyi ne yapabilirizle birlikte temas ettiğimiz insanlar en çok ne istiyor, neye ihtiyaç var diye gözlemleyebilmiştik. Talep meselesine gelince, biz her ne kadar bu işin içinde olmak istesek de aslında bizim de bu işin içinde olmamızı isteyen de bir kitle vardı. Yani kampüslerde gençlik-öğrencilik ekseninde bir faaliyeti örerken bizde bunun dışında çıkma daha bütünlüklü faaliyet yapma isteği varken, bizim dışımızdaki insanların desteklerinden de motivasyon aldık. Böylece kentin diğer olanaklarından da faydalanma imkanı yakaladık. Geribildirimlere gelecek olursak da şu ana kadar pek olumsuz bir geribildirim almadık açıkçası. Bir yandan da şeyi atlamamak lazım, derneğin çok sahiplenilmesi ve etkinlikleri örerken katılımcılığı gözetmesi sayesinde bir işe başlamadan önce zaten birçok olasılık gözden geçirilmiş de oluyor.

Peki, sizin deneyiminizde nelere ihtiyaç var, Genç Lgbti+ dernek/örgütlenme veya aktivizminde?

Tek kelimeyle söyleyecek olursak “kaynak” diyebiliriz. Yani dayanışma içine girip mücadeleyi büyüteceğimiz kurum/insan kaynağından tut da ofiste genişletmeye çalıştığımız kütüphaneye getirilecek bir kitaba kadar. Bunu yaparken dostça, yoldaşça motive olmaya/etmeye de ihtiyacımız var. En nihayetinde kim, neye, ne kadar katkı koyabiliyorsa, verebileceği nasıl bir kaynak varsa, ne kadarını bize mümkün kılıyorsa açıkçası ona ihtiyacımız var. Bir yönüyle de kime nasıl temas edip bir fayda sağlayabiliyorsak, bu faydayı oraya kanalize etmeye de ihtiyacımız var. Parti yapıp kiramızı ödemeye çalışırken bilet almasına da ihtiyacımız var, aynı partide beraber dans etmeye de ihtiyacımız var.

Festivalin ilki ve ikincisi nasıldı; nasıl karşılandı ve devamı için neler düşünüyorsunuz? Özellikle sizler ne planlıyordunuz, nasıl oldu?

Festivalin ilkini 2017’de Mayıs başında yapmıştık. Açıkçası daha bir yılımızı bile tamamlamadan böyle büyük bir organizasyona girişmek başta kulağa ürkütücü gelmişti. Ama bir yerden başlamalıydık ve ne kadar erken deneyimlemeye başlarsak o kadar da geliştirebiliriz diye düşündük. Bir yandan da kendimizi anlatmak, tanıtmak için imkan yaratma arayışı da destekledi diyebiliriz. Festivalle alakalı, öncelikle programın içimize sinmesi için epey uğraştık. Çünkü dediğim gibi daha bir yılı bile doldurmamışken hem öz kaynak geliştirme, oluşturma ihtiyacı hem de eldeki kaynakları düzenli ve yerinde kullanmak ama bunu yaparken de titiz bir festival ortaya koymak önemliydi bizim için. Yani kıpır kıpır bir festival yaratırken aynı zamanda verimli ve dolu dolu olmasını da çok önemsedik. Hatta birincisini bitirdikten sonra fark ettik ki biz programda insanlara yemek yiyecek bir ara bile bırakmamışız 🙂

İkincisi biraz daha yemek gibi temel ihtiyaçların gözetildiği bir programa sahipti öncelikle. Bir yandan da ilkinden gelen geribildirimler sayesinde, nasıl daha kapsayıcı etkinlikler düzenleriz diye düşündüğümüz bir organizasyondu. Yani ilkinden deneyimlediğimiz bazı etkinlikleri revize ettiğimiz ya da programdan çıkardığımız yahut yeni önerileri programa eklediğimiz bir festival geçirdik. Festival sürerken yoğun olarak karşılaştığımız his (geribildirimleri kaynak gösterecek olursak) heyecandı. Eğer bu festivalin (LGBTİ+ Gençlik) bir teması olsa belki de heyecan olurdu. Katılımcıların oturum aralarında en çok söyledikleri şey buydu. Hatta şimdiden 3. LGBTİ+ Gençlik Festivalini bile heyecanla beklediklerini iletip, fikir önerileri bile aldığımız kişiler oldu. Bu kadar güzel sözlerin ardına, belki de bir konuda özeleştiri yapmamız lazım. Bu da yaygınlaştırmayla alakalı olabilir. Bu da zaten kentin her yerine bile duyursan kendiliğinden sonu olmayan temel bir problem.

Bu sene yine beden ve alternatif birçok söylem üzerinden (beden olumlama, flört şiddeti, karikatür ve futbol gibi) kurguladığınızı görüyoruz etkinlikleri. Son yıllarda değişen söylemler ve daha çok bu konuların üstüne konuşulduğunu görüyoruz. Peki sizler neler düşünüyorsunuz, atölyelerde neler oldu?

Yani aslında konu toplumsal cinsiyet olduğunda bunu etkileyen ya da tetikleyen her şeyi, tüm sınırlarıyla ve yaptırımlarıyla konuşmak gerektiğini düşünüyoruz. Mesele çok soyut bir mit de olabilir ya da doğrudan bedenimizde var edilmiş bir müdahale de olabilir. Bu müdahale artık kişinin kendi kendine algısını ya da başkasıyla kendi arasındaki ilişkiyi düzenlemeye başladığında hemen orada durup, nedir, neyi deneyimliyoruz, nasıl deneyimliyoruz diye konuşmak gerektiğine inanıyoruz. Halihazırda her yeri tüm sınırlarıyla kuşatmış toplumsal cinsiyet mekanizması varken, bize yansımasını, ilişkilerimize, mizahımıza, sporumuza hatta bedenimize yansımasını konuşmadan, sınırları genişletilmiş, o sınırların içi boşaltılmış şekilde deneyimlemeden varoluş mücadelesinden bahsedemeyiz. Bu atölyeler aracılığıyla kendimizi nerden kurduğumuzu, nasıl algıladığımızı, bu algımızın nereye yönlendirildiğini ve nereye denk düştüğünü pratik etme şansını yakaladık. Flört şiddeti atölyesinde kendi sınırlarında meşrulaştırılmış bir eylemin aslında neye yol açtığını/açabileceğini paylaştık. Dayatılmış ve içselleştirilmiş güzellik algısıyla bedenimizi boş yere hırpaladığımızla yüzleştik. Futbol ve mizah gibi erkekliğin yeniden kutsandığı, erkeklik dışında alanın kimseye terk edilmediği atölye ve pratikler geliştirerek nefes alıyoruz.

Bize etkinliklerde olan ilginç anları anlatsanız keşke 🙂

Ekranda LGBTİ+ görünürlüğünden başlayalım o zaman. İki panelistimiz vardı. Sunumlarını haliyle dizi ve filmlerdeki queer karakterler, bunların arasındaki ilişkiler, ekranda nasıl göründüler de gerçekte neydiler gibi uzun uzun anlatıldıktan sonra panelin bitmesine yakın insanlardan tüh spoiler yedik diye tepki gelmesi deyip susuyorum…

Bir de şey var, bunu da anlatmamız lazım: Partide konsept olarak “bisexuallighting (biseksüel ışıldama)” tercih etmiştik. Çünkü aklımızda girişte insanlara ışıklandırılmış bilekliklerden dağıtma fikrimiz vardı. Bilekliklerin siparişini verirken seçtiğimiz renkler biseksüel bayrağındaki renklerken; partiden bir gün önce gelen bilekliklerin bunla alakası yoktu. Sağlık olsun. Bir de tabii vegan-vejetaryen piknik sırasında yakantop oynarken kolunu çıkaran arkadaşlarımız olsun ya da piknikten foruma geçmeden önce bebek sevicez diye forumu yirmi dakika geç başlatmak olsun gibi şeyler de yaşanmadı değil…

Eklemek istediğiniz veya buradan genç lgbti+’lara söylemek istediğiniz bir şey var mı? 

Genç LGBTİ+ lara asla yalnız olmadıklarını, istedikleri zaman, istedikleri kadar bizimle iletişime geçebileceklerini tekrar söylemekte fayda var. Bunun dışında tabii ki her türlü bağış olur, ben genç değilim ama bağış yapabilir miyim diyen olur, İzmir’de yaşamıyorum ama şurada da bir gönüllünüz var bilin diyen, ofise uğrayıp bir çay içelim diyenler olur, çay içerken ya siz de yalnız değilsiniz ben de varım diyen olur; herkese kapımız açık. Dayanışmayla. Teşekkürler…

Ben teşekkür ederim. Her zaman turuncu bir kalp sizinle atıyor 🙂

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.