Kendi tabiri ile “amatör filozof “Homer’in Yunanistan’a dair “oryantalist” hayalleri, yönetmenin ((Jules Dassin) kendisinin canlandırdığı Amerikalı Homer karakterinin klişe karikatürize temsilleri bir yana, bu filmde Medea’nın farklı bir yorumuna da rastlarız. Melina Mercouri’nin canlandırdığı Illia karakteri Christa Wolf’un modern Medea yorumundan çok önce 1960ta hikayeyi yeniden yorumlayarak mutlu bir sonla anlatır. Onun laterna eşliğinde anlattığı ve Yunan trajedilerini profesyonel olarak çalışmış Homer’in saçını başını yolarak ve Illia’yı hikayenin aslına ikna etmeye çalışarak dinlediği bu sahne harikadır. Melina Mercouri yine Jules Dassin’in yönettiği 1978 yapımı bir filmde (A Dream of Passion) Medea rolünü canlandıran Maya karakterini oynar daha sonra belki de bu sahneden ilhamla. Ama dürüst olmam gerekirse bu başucu filmimde Melina/Illia beni en çok dans performansları ve yürüyüşü ile etkiler her izleyişimde.

Not: Bu yazı filmdeki sürpriz gelişmeleri içermektedir.

Yıllardır her canım sıkıldığında, bazen de neşeli hissettiğimde ama muhakkak evde pineklediğim Pazar günlerinde açıp yeniden izlediğim bir film sahnesi vardır. Evinde aniden pikaba bir plak koyarak kendi kendine biraz çılgın bir ifade ile dans eden Melina Mercouri’nin olduğu bir sahne. Never On Sunday (Ta Pedia tou Pirea) filminden. Kimi zaman izlerken kalkar ben de dans ederim ya da kalkmasam da muhakkak parmaklarımı şaklatırım oturduğum yerden. Aynı şarkının bu defa sözsüz olarak çaldığı ikinci bir sahnesi daha vardır fimin beni hep içine çeken. Harika bir sirtaki sahnesi.

Filmin tüm oyuncuları sirtaki yaparken sırayla kollar havada ya da parmak şaklatarak meydan okurlar Homer’e. Çünkü Homer buziki ustası Taki’ye nota okumayı bilmediği için gerçek bir müzisyen olmadığını söylemiş, Taki de küsmüş kendisini bir odaya kapatmıştır. Elbette Illia’nın onu ümmi bir müzisyen olmanın değerine ikna etmesi fazla zaman almaz ve hep beraber kendilerini müziğin ritmine kaptırırlar. Bu esasen filmin çözülme sahnesidir de aynı zamanda. Amerikalı entelektüelin yenilgisinin ve biraz da olsa yerelleşmesinin damgası bir sahne. Belli ki filmden de müziklerinden de tek etkilenen ben değilim. 1960 yılında filmin müziklerini yapan Manos Hajidakis en iyi film müziği dalında Oscar alıyor bu parça ile ve elbette İngilizce cover’ları da yapılıyor.

Ama filmin tamamına dair, filmi neden sevdiğime dair, Illia’ya dair, Illia’nın Medea yorumuna dair ilk defa bir kaç gün önce ciddi ciddi düşündüm. Bunun üzerine açtım filmi bir kez daha izledim. Yine bir zafer duygusu ile getirdim sonunu. Özellikle orospuların direndiği hapishane sahnesi harikaydı. Bir nezarethanede dans edip şarkı söyleyen bir grup kadın. O tavırları. Kiralarını düşürtmek için birlikte hareket etmeleri. Ve liderleri Illia.

Kimdir peki Illia? Illia bağlantısız, kimseye eyvallah etmeyen, haraç vermeyen bir orospu. Ancak gönlünün seçtikleri ile birlikte olan bir kadın. Pire limanının yerli balıkçıları, kaptanları, liman işçileri ve esnafı ile hem eşit bir arkadaşlık ilişkisi içinde hem de kendisi de arzu ederse onlarla yatıyor. Limanı ziyaret eden denizcilerden de çok para vereni değil de ona sempatik görüneni seçiyor müşteri olarak. Kendinden emin, hayatı sorgulamayan, müdanasız bir kadın Illia. Üstelik şefkatli de. Belki de en önemlisi mutlu bir kadın. Güzel, alımlı, Cemal Süreya’nın Üvercinka’da dediği gibi “alımlı değme kadında olmayan bir cesaret”i var Illia’nın. Zaten yine şiirde olduğu gibi ne vakit Illia görünse bir biçimde sevişmek yürürlüğe giriyor film boyunca Pire limanı ve Atina arasında çalışan tramvay da buna dahil.

Illia benim ideal kadınım. Olmaya çalıştığım ya da olmak istediğim. Kadın mutlu diyorum size daha ne olsun? Fakat gelin görün ki Illia’yı idolleştiren yalnızca ben değilim. Aniden Pire limanında beliren idealist Amerikalı turist saftirik Homer –evet ismini Antik Yunan hayranlığı nedeni ile babası koymuş- de Illia’yı idealleştiriyor ama onun derdi Illia’yı kurtarmak. Onu bir sembol olarak görüyor. Cahil halkın aklı selimi ise çok daha sağlam. Tonio diyor ki “Illia bir sembol değil bir kadın o.” Oysa Homer için bir meydan okuma, bir sembol. Antik Yunanın muhteşem medeniyetinin yozlaşmasının da bir sembolü Homer’e göre Illia. Buna teorik felsefi açıklamaları da var sürekli etrafı izleyerek notlar alan batılı bir klişe olarak Homer’in. “Bir orospu mutlu olamaz, bu kahpe dünya da mutlu bir yer değil” diye dolaşıp duruyor etrafta. Onun beynine ulaşmak ve fantazi yerine mantığı ahlaksızlık yerine ahlakı sokmak istiyorum derken adeta Platon gibi konuşur Homer. Zaten “burası Yunanistan sizin mantıklı olmanız lazım” derken de aklı fikri Aristotales’te Platon’dadır. Oysa Illia sevmez Aristotales’i. “Kötü bir adam o” der “kadınları erkeklerden aşağı gören birisi.” Homer’in “bu limanda daha önce Aristotales de yürümüş, mantığı keşfeden Aristotales, aman Tanrım ne inanılmaz bir şey Illia bunu hiç düşünmüyor musun?” deyişine Illia’nın öyle alaylı bir “eeeevri dey” diye cevap verişi var ki…

Homer Illia’yı ikna etmeye çalışıyor. Onu dönüştürmek istiyor daha da doğrusu kurtarmak. Tensel hazlarla bir yere varamayacağını asıl mutluluğa zihinsel tatminle kavuşacağını anlatmaya çalışıyor. Sonrası bir Pygmalion klişesi. Illia’nın bağımsız olarak çalışmasından rahatsız olan bölgenin mafyası Mr. No Face de onu bu işlerden elini çekmesini istediği için Homer’e para veriyor ve işbirliği içinde Illia’yı bir tür eğitim kampına alıyorlar. Laternanın yerini piyano, sirtakinin yerini barok keman konçertoları alıyor. İllia’nın evinin kapısına “eğitim dolayısı ile kapalı” levhası asılırken raflar kitaplarla doluyor ama Illia’nın rengi de her geçen gün biraz daha soluyor. Daha önce ona hediye edilen balıkların, zerzevatın parasını ödeme telaşına düşüyor. Böylece daha iyi bir insan olacağına ikna oluyor yavaş yavaş. “Hayatım belki eğlenceli değil artık ama böylesi daha iyi” diyor balıkçı Spiro’ya. Zorlama bir erdemlilik hayalinin neticesi içi sıkılan bir kadına dönüşüyor. Neşesini yitiriyor. Ve işte benim meftun olduğum sahne de etrafını saran Picasso tablosuna, satranç tahtasına bakıp içini sıkan bir keman konçertosu dinlerken aniden eski bir plağı koyarak gözlerinin parlaması ile başlayan sahne. Sonrası çorap söküğü gibi geliyor. Yüksek kiralarla canlarına okuyan Mr. No Face’e isyan eden kadınların başını çeken Illia, Homer’in de onunla işbirliği yaptığını duyunca evine sonradan getirilmiş her şeyi yakıp yıkıyor ve aslına dönüyor. İkinci sahnem de bu dönüşten sonraki sirtaki sahnesidir. Homer’in aslında en baştan beri diğerleri gibi Illia ile yatmak istediğini itiraf ettiği ve Illia’ya aşık olan Tonio’nun artık çok geç diyerek Illia’yı kucakladığı sahne.

Illia ideal midir kanlı canlı arzuları olan bir kadın mı? Eril sanat, edebiyat, felsefe, din hepsi bir sembol, silik bir ideal olsun ister ama Illia’nın gözlerinden dirim fışkırmaktadır hiç korkusuz.

Filmin kusurları yok mu siyaseten bunca doğru bir film mi derseniz var elbet. Filmde çeşitli mesleklerden erkekler, Illia ve mesleği orospuluk olan diğer kadınlar var sadece. Yani biz bu Illia için deli divane olan erkeklerin bir sevgilileri, karıları, kız kardeşleri, anneleri (Homer’in Jorgo’nun annesine dair psikanalitik yorumundan sonra dayak yediği sahne de kaçırılmaması gereken bir sahnedir bence) filan yok mudur diye merak ederiz çünkü başka hiçbir kadın gösterilmez. Belki hayatlarının Illia ile ilgili kısmı anlatıldığı için ve o sahnelerde de diğer kadınlara yer olmadığı için yoklar ama elbette bu bir eksiklik. Ben yine de filme eleştirel bakamıyorum bu anlamda da çünkü filmin çok etkileyici ve ütopik bir açılış sahnesi var ve o bana yetiyor. Illia elinde sepeti koşarak limana geliyor bir yandan da soyunarak. Yolda sırası ile terliklerini, eteğini, bluzunu çıkartıyor ve bikinisi ile denize atlıyor. Onun gelişini alkışlayan, tezahürat eden bir sürü erkek. Liman işçileri, balıkçılar, kaptanlar ama tek bir taşkınlık en ufak bir rahatsızlık yok. Illia’nın tek bir sözü ile peşinden denize atlamaları ise izlenmeye değer. “Köle misiniz? Siz sadece çalışıyorsunuz!” diye meydan okuması yetiyor ve kimi gözlüğünü cebine koyarak, kimisi elindeki boya kutusunu denize düşürerek onun peşinden suya atlıyor. Bunca Yunan erkeğini tek bir sözü ile denize döken Illia…

Yunanistan’a gerçeği bulmaya geldiğini söyleyen Homer, dönerken bindiği geminin güvertesinden, aldığı tüm notları denize fırlatır, belki de gerçekliğin göreceli bir şey olduğunu anlayarak dönmektedir memleketine, kim bilir. Bu sahne başka bir filmin (Gadjo Dilo) aylarca çalışarak yaptığı çingene müziği kayıtlarını kırarak toprağa gömen karakterini hatırlattı son izleyişimde bana. Modern dünya ile çingenelerin kendine özgü dünyasının karşılaşmasının filmidir o da ama Never on Sunday kadar neşeli ve yumuşak bir film değildir. Her şey çok daha acımasızdır orada.

Eee bizi mi kandırdın hani 14 Şubat hani aşk derseniz. Açın filmi izleyin ve son sahnesine bakın. Aşk diyerek bitiyor film. Aşkın dönüştürücülüğünden söz etse de, ondan söz ederken Illia’yı kurtarma fiilini kullansa da, bu minik kusuru göz ardı ederek alıntılıyorum kaptanın ağır Yunan aksanlı İngilizcesi ile: “With love it is possible”!

Ayrıca bu filmden önce başladı muhtemelen ama ille de aşk diyorsanız bkz. yönetmen Jules Dassin ve başrol oyuncusu Melina Mercourie aşkı…

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.