Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu fiilen kapatılıyor mu? / Cemre Baytok ile söyleşi

0
2642

2012 yılından itibaren faaliyet gösteren Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu (CİTÖK), geçtiğimiz günlerde koordinatörü ücretsiz izne çıkarılarak fiilen işlevsiz hale getirildi. CİTÖK’ün tarihini, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadeleye olan katkısını ve gelinen son durumu, 2016’dan beri komisyonun koordinatörlüğünü yürütmekte olan Cemre Baytok ile konuştuk.

CİTÖK ne zaman ve nasıl kuruldu, kurulmasının nasıl bir anlamı vardı? Ofisin açılması başvurular ve cinsel şiddetle mücadele açısından nasıl bir fark yarattı?

Boğaziçi Üniversitesi’nde Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu (CİTÖK), toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan akademisyen ve öğrencilerin emeğiyle 2012’de kuruldu. Komisyonda akademisyen ve idari personelin yanı sıra, öğrenci temsilcileri de yer aldı. 2016’da Rektör Gülay Barbarosoğlu zamanında, komisyonun bir ofisi ve koordinatörü oldu. Geçtiğimiz beş senedir ben CİTÖK koordinatörü olarak çalışıyorum ve beş senede -çoğunluğu öğrenciler olmak üzere- 400’e yakın kişi ile birebir görüşme yaptım. Ofis açılmadan önce sayı bunun onda biri kadardı. Bir ofisin olması ve işlerliğinin görülmesi, insanlarda güven uyandırdı ve bu sürede ofis erişilebilir bir danışma ve yönlendirme birimi haline geldi. Koordinatör olarak başından beri, ama özellikle de son iki senedir de hızlanan biçimde Boğaziçi Üniversitesi dışında sunum ve eğitimlere davet edildim, yani sivil toplumun çeşitli kurum ve yapıları, bu tür birimleri kurmak, toplumsal cinsiyet eşitliği belge ve yönergeleri düzenlemek için bu alanda çalışmaları hızlandırmış durumda. Bu, iki sene önce bu kadar yaygın değildi.

CİTÖK’ün farklı üniversitelerde benzer komisyon ve birimlerin açılmasına nasıl bir katkısı oldu? Bir başka deyişle, bu birimlerle ortak mücadele hattı nasıl kuruldu?

Türkiye’de birçok üniversitede cinsel tacizi önleme birimi, kurumu veya komisyonu var. Yıllardır bu birimler “CTS İletişim Ağı” isimli bir grupta birbirlerine deneyim aktarımı yapıyor, birimler birbirleriyle koordinasyon içindeler. CİTÖK de bu ağın içinde. CİTÖK’ün, eşitsizliği önleme faaliyetleri yürütmekle yükümlü, üniversitede başka bir pozisyonu olmayan bir koordinatöre sahip olması, ülke için özgün bir örnekti. Birim kurmak isteyen birçok üniversite CİTÖK’ü davet etti, toplantılar yaptı ve o birimler kuruldu.

“Ücretsiz izne çıkarma” yoluyla CİTÖK ofisini fiilen kapatma aşamasına nasıl bir süreçle gelindi?

Hukuken henüz fesih yasağı kalkmadığı için, yönetim iki seçenekten birine karar verecekti: Ya çalışanın maaşını vererek işine devam etmesini sağlayacaktı ya da ücretsiz izine çıkaracaktı. İkincisini seçti. Ofiste benden başka istihdam edilen çalışan yok. Bu durumun geçici olabileceğine dair hiçbir bilgi olmadığı, yani hiçbir güvence verilmediği için bu durum ofisin fiilen kapatılması anlamına geliyor. Bir önceki rektör döneminde, daha kurumsal, sistematik, sürdürülebilir bir ofis yapısına ihtiyaç olduğu ve CİTÖK koordinatörünün güvencesiz bir pozisyonda olduğu yönetime iletilmiş olmasına rağmen bir önlem alınmamıştı. Dolayısıyla da “ilk darbe”de ofis yıkılmış oldu.

CİTÖK bir üniversite komisyonu da aynı zamanda. Peki ofis koordinatörü olmaması bu komisyon açısından nasıl bir eksiklik? Yani koordinatör olmadan komisyon ne şekilde faaliyet görecek? Bu kararla ofisin fiili olarak kapatılmasının öğrenciler ve Boğaziçi Üniversitesi açısından ne gibi etkileri olacak?  

Gelinen aşamada, komisyonun süreceğini, ofisin fiili olarak kapandığını düşünecek olursak, komisyon, bu konuda çalışmaların devam etmesini isteyen öğrencilerin desteği ile birlikte çalışacaktır diye düşünüyorum. Öncelikle öğrenciler için ofisin varlığının çok işlevsel olduğu açık. Tabii ki yılların emeği, deneyimi, artık oldukça yaygın şekilde benimsenen kurumlarda ve akademide toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ilkesi, ofisin kapanmasıyla birden ortadan kaybolmayacak. Fakat, koordinatör sadece başvuruları yönlendiren değil, aynı zamanda bilgilendirme ve eğitim çalışmaları da yapan bir pozisyonda. Ofisin olmaması bu açıdan da eksiklik oluşturacak. Örneğin, son üç yıldır, hazırlık öğrencileri oryantasyonda CİTÖK’ten üniversite yaşamı hakkında iki tanıtım dinliyor, ilerleyen aylarda da zorunlu ders alıyorlardı. Biz, birlikte çalıştığımız üniversite dışı kurumlarla, bilhassa genç neslin bilgiye erişimi önündeki eksiklikleri gidermeye, cinsel sağlık başta olmak üzere ihtiyaçları olan bilgilendirmeleri yapmaya ve sadece danışmak için de başvurabilecekleri bir mekanizma oturtmaya çalıştık. Bundan sonra da bu deneyimle, komisyonun ve Boğaziçi Üniversitesi’nin ofisi tekrar açacağına inanıyorum.

Kayyum rektörün ilk icraatlarından biri BÜLGBTİ+’yı kapatmak, BÜKAK’la paylaştıkları odaya kilit vurmaktı. Şimdi bu iki öğrenci kulübünün üyesi olduğu komisyonu işlevsiz bırakacak bir karar alındı. Rektörün öncelikleri açısından nasıl bir tablo çiziyor bu?  

Ülkenin gidişatından bağımsız düşünmek mümkün değil gelişmeleri. Toplumsal cinsiyet kavramından korkulan bir zamandan geçiyoruz. Üstelik, üniversitelerin uluslararası standartlara uyumu ve ilgili listelerde yer alması açısından bu ofisin en büyük artı puanlardan birini oluşturduğunu geçtiğimiz rektörlük döneminde deneyimledik. Yani sadece toplumsal cinsiyet eşitsizliğini artıracak gelişmelerden söz etmiyoruz; uluslararası akademi standartlarında da ofisin kapanması Boğaziçi Üniversitesi açısından büyük bir geri adım olacak. Üniversitenin son üç aydır, yani Melih Bulu ile birlikte, her şeyden önce demokratik ve eşitlikçi prensiplerinden geri düşürüldüğünü görüyoruz. CİTÖK yerleşik kültürün organik bir sonucuydu. Kaybı, üniversitenin geleceğinin nasıl hayal edildiği açısından sembolik ve somut bir gerçekliğe işaret ediyor.

Ülke gündemi açısından baktığımızda belediyelerin, üniversitelerin ve STK’ların faaliyetlerindeki toplumsal cinsiyet eşitliği vurgusunun silinmeye çalışıldığını görüyoruz. Hele de İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığının ilan edildiği koşullarda, böyle bir karar bu bağlamda da ne anlama geliyor?

Söylediğim gibi, genel gidişatın bir parçası bu. Toplumsal cinsiyet eşitliği mekanizmalarının tek tek engellenmeye çalışıldığı bir dönemdeyiz. 2015’te YÖK’ün tüm üniversitelere gönderdiği “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi”ni 2019’da web sitesinden kaldırması bir dönüm noktasıydı. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılma kararı da bu anlayışın son noktası denebilir. Çünkü İstanbul Sözleşmesi’nin ayrımcılık ve eşitsizlikle mücadele vizyonunda çeşitli kurumları seferber ederek eğitimler düzenlemek ve bu tür çalışmaları desteklemek ilkesi açıkça belirtilir. CİTÖK ve üniversitelerdeki bu birimler tam da bunun bir örneği. Ayrımcılık, eşitsizlik ve şiddetle mücadele edilmesi belli ki istenmiyor.

Bundan sonra nasıl bir mücadele olacağını düşünüyorsun?

Bugün sivil toplum ve kimi kamu kuruluşlarında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önlenmesi ve cinsel taciz ve ilgili fiillerle ilgili mekanizmaların oluşturulması ve işletilmesi oldukça yaygın şekilde konuşuluyor. Bilgi ve deneyimler paylaşılıyor, büyüyor. Ofisin kapatılması, tıpkı benzer gelişmeler gibi çok üzücü ve yıpratıcı, ancak bu mücadele alanını kapamak 2021’de artık mümkün değil. Yeni mekanizmalar ve çalışmalarla mücadele sürecek diye düşünüyorum.

Yorum yazın

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.