Yıllardır kadınları eve kapatan patriyarkaya karşı evin bir şiddet, sömürü, eşitsizlik alanı olarak kurulduğunu gören biz feministler, evin bugün iktidar tarafından bir kapatılma ve süresiz cezalandırma mekanı olarak tescillenmesini görüyoruz.

Bir yanda her gün şiddete uğrayan, ölümle burun buruna gelen, öldürülen kadınlar, bu şiddetin bir türlü engellenemeyen failleri erkekler, bir yanda ise demokratik hakları gasp ediliyor diye sokağa çıkması, anayasal haklarını kullanması engellenen insanlar var. Bu ikisi birbirinden bağımsız şeyler gibi geliyor olabilir, ama aslında bunların arasındaki bağ devletin neyi tehdit olarak görüp neyi görmediğini, “engellemeye” dair türlü araç ve zor aygıtlarını hangi alanda kullanmayı seçip hangisinde seçmediğini, yani devletin neyi suç ve kimi suçlu gördüğünü açık ediyor. İkinci gruba ziyadesiyle uygulanan tedbirleri ilkine her nasılsa uygulamayan devlet aklına boşuna erkek devlet demiyoruz.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Şişli ve Beylikdüzü ilçe belediye başkanları ve belediye yöneticilerinin aralarında bulunduğu 106 kişinin 19 Mart Çarşamba sabahı ev baskınlarıyla alınmasını takip eden 12 gün boyunca yüz binlerce insan sokaklara çıktı, haklarının ve iradesinin gasp edilmesine, kayyumlara, süregiden baskılara, eşitsizliğe ve adaletsizliğe karşı eylemlere katıldı. Bir yandan eylemlerin büyüdüğü ve protestoların çeşitlendiği bir yandan da sokaklarda yaşanan polis şiddetiyle, kitlesel gözaltılarla, ev baskınlarıyla, gözaltında taciz, cinsel saldırı ve güç uygulamalarla, işkencelerle devam eden bir sürecin içinden geçiyoruz. Savunma hakkımız hem baroya yönelik saldırılarla gasp ediliyor hem avukat arkadaşlarımız karakollara, adliyelere alınmıyor, görev yerleri olan adliyelere girmeye çalıştıklarında polis şiddetine maruz kalıyorlar.

İnsan Hakları Derneği’nin verdiği rakamlara göre, eylemlerin başladığı günden itibaren ev baskınları ve gösterilerde, aralarında çocukların da olduğu en az 1879 kişi gözaltına alındı. Farklı farklı şehirlerde işkenceyle gözaltına alınanları, sabah operasyonlarıyla evlerinden alınanları, şu an tutuklu bulunan 301 kişiyi, ev hapsi dahil çeşitli adli kontrol verilen 468 kişiyi düşündüğümüzde akla bir soru geliyor: İktidar neden tutuklama, ev hapsi, adli kontrol gibi “tedbirlere” ihtiyaç duyuyor? Sonuçta ortada bir suç yokken, suçun delili ya da suçun tekrarlanması da söz konusu olamaz, dolayısıyla buna karşı bir tedbir de olamaz. Hukuki anlamda bu böyle. Demek ki bu iktidar bu insanları, çocuk yetişkin demeden gözaltına alırken, evlerine sabah operasyonları düzenlerken, gözaltılarda ters kelepçe ve çıplak arama yaparken, işkence ederken, bir daha eylemlere katılamasınlar, eylemleri daha da sert bir şekilde bastıracak bir yöntem bulana kadar sokaklara çıkamasınlar, başkalarına emsal olsunlar da başkaları da itiraz etmekten korksun diye tutukluyor.

Cezaevleri o kadar dolu ki, pek çok kişiye, uzun gözaltılar sonrası mahkemeler tarafından ev hapsi “tedbiri” veriliyor. Ev hapsi ve adli kontrol alanların ne kadar süreyle bu tedbirlere maruz kalacakları belli değil. Ev hapsi denen tedbirin nasıl uygulanacağı belli değil. Ev hapsi verilen bazı kişilere elektronik kelepçe kullanıldığını bilsek de bunun sayısı, kapsamı, süresi, uygulama koşulları belli değil. Bu koşullar altında bundan bir “tedbir” olarak bahsetmek bile abes, çünkü adı üstünde “tedbir” bir önlem, önleyici bir araçtır. Halbuki burada “tedbir” adı altında başı sonu belirsiz bir cezalandırma yöntemi üretiliyor. Cezalandırma aracı olarak evin kullanılması, evin bir hapsedilme mekanı olarak devlet tarafından tescillenmesi feminist bir açıdan düşününce epey ilginç. Yıllardır kadınları eve kapatan patriyarkaya karşı evin bir şiddet, sömürü, eşitsizlik alanı olarak kurulduğunu gören biz feministler, evin bugün iktidar tarafından bir kapatılma ve süresiz cezalandırma mekanı olarak tescillenmesini görüyoruz. Bunun diğer bir tarafı ise, o evlerin içinde şiddete uğrayan kadınlar, fail erkeklere uygulanması için başvurduğunda, “yeterli sayıda yok” denen elektronik kelepçenin, eylemlere katıldığı için ev hapsi verilenlere takılması.

Anayasal hakkını kullanan ve suç işlememiş arkadaşlarımızı, öğrencileri, muhalifleri, sendikacıları, gazetecileri kuvvetli suç şüphesi adı altında toplumdan, hayattan ve sokaktan koparacak bu önlemleri alan iktidar karşısında, bir kez daha aklımızda hakkında “kuvvetli suç şüphesi” tedbirinin alınmadığı kişiler var. Kim onlar mesela? Biri, hakkında 60’a yakın şikayetine rağmen herhangi bir tedbir kararı çıkmayan, sonunda Sevtap Şahin’i öldüren kocası Özhan Şahin. Bir diğeri, dört yaşındaki kızını ve karısının annesini öldürüp karısını ağır yaraladıktan sonra hakkında talep edilen elektronik kelepçenin reddedildiğini öğrendiğimiz Yusuf Yılmaz.

Kadınlara şiddet uygulayan, bir daha şiddet uygulamakla, hatta bulduğu ilk fırsatta öldürmekle tehdit eden ve bunun için harekete geçen erkeklere cezasızlık da tedbirsizlik de hâlâ çok yaygın. Tutuklamak bir yana, kadınlar şiddetin yaşanacağına ya da tekrarlanacağına dair delilleri sunduğunda bile ev hapsi, elektronik kelepçe gibi alternatif koruma tedbirleri erkeklere karşı uygulanmıyor, kadınlara “yeterli elektronik kelepçe yok” denebiliyor, erkekler tedbirleri ihlal ettiklerinde, elektronik kelepçeleri kırdıklarında kolluk kadınlara “kapıyı açmayın” demekle yetinebiliyor. Hatta İçişleri Bakanı çıkıyor, kadınların “kapıya gelen kişiye kapıyı açtığı için” öldürüldüğünü söyleyebiliyor.

Bugün yargının, seçme seçilme hakkı gaspına hayır demek için, zaten çoktan zaptedilmiş kamusal alanlara, kurumlara, kreşlere, sığınaklara sahip çıkmak için sokağa çıkma ve protesto hakkını kullanan yüz binlere karşı hızlıca uygulayabildiği tedbirler, şiddet uygulayan erkekler söz konusu olduğunda sayı yetersiz, kolluğun o kadar kaynağı yok gibi bahanelerle göz ardı edilebiliyor. Halbuki koskoca kentleri, meydanları adeta ulaşıma kapatabilen aynı kolluk. Bir eylemde yürürken fotoğrafı var diye onlarca insana takılan aynı elektronik kelepçe. Demek ki kadınların hayatta kalması, Saraçhane’de insanların toplanmasını önlemek gibi bir öncelik değil bu devlet, bu iktidar için. Bu durum, bunun açık bir itirafı.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.