Kadın Meclisi’nde emek veren bir feminist olmak, yalnızca dışarıdaki erkek egemenliğine değil; sendikamız içinde yeniden üretilen iktidar ilişkilerine karşı da söz söylemeyi, müdahale etmeyi ve dönüştürmeyi gerektirir.

elbet büyürüz
geç olmadan, sonsuz geceye girmeden
herkes döktüğü kederi toplasa
Gülten Akın
Geçtiğimiz günlerde Eğitim-Sen İstanbul 2 No’lu Şube üyesi bir grup bağımsız feminist olarak, Kadın Meclisi çalışmalarından üzülerek çekildiğimizi duyuran bir metin yayımladık.* Yayımlanan o metin ve şu an okumakta olduğunuz bu yazı; sendikalarda kadınlar ve lubunyalar olarak yaşadıklarımızı görünür kılmanın yanı sıra, erkek şiddetine karşı kazanımlarımızın korunmasının, birlikte özgürleşmenin, dayanışmamızın ve ilkesel, güvenli zeminlerimizin yeniden kurulabilmesinin, dolayısıyla yeniden birlikte mücadele edebilmenin imkânlarını tartışmaya açmayı amaçlamaktadır. En başta hedefimiz, bu doğrultuda feminist bir tartışma zemininin oluşmasına katkı sunmaktır.
Eğitim-Sen Kadın Meclisleri’nin önemine inanan bağımsız feminist kadınlar olarak, kadın meclislerini erkek egemenliğinin yarattığı eşitsizliklere karşı yalnızca bir “çalışma alanı” değil; kadınların ve lubunyaların sözünü, deneyimini ve mücadelesini esas alan politik zeminler olarak gördük. Bu meclisler hiçbirimize altın tepside sunulmadı. Yıllara yayılan emekle, bedeller ödenerek, ısrarla mücadele edilerek kuruldu; tırnaklarımızla kazıyarak yer açtık sendikalarda kendimize.
Kadın Meclisi’nde emek veren bir feminist olmak, yalnızca dışarıdaki erkek egemenliğine değil; sendikamız içinde yeniden üretilen iktidar ilişkilerine karşı da söz söylemeyi, müdahale etmeyi ve dönüştürmeyi gerektirir. Ancak yaşadığımız deneyimler, özellikle kriz anlarında bu ilkesel hattın nasıl gözden çıkarılabildiğini açık biçimde göstermiştir. Feminizm; patriyarkal iktidar ilişkilerini teşhir eden, bu ilişkilerden pay alanları sorgulayan, erkek şiddetini her düzeyde görünür kılan bir mücadele biçimidir. Feminist olmak; yalnızca erkeklere değil, erkek egemenliğini yeniden üreten yapılara, ilişkilere ve alışkanlıklara karşı da ısrarla söz kurmayı gerektirir. Bu nedenle feminizm, konforlu bir aidiyet değil; çoğu zaman çatışmalı, yıpratıcı ama dönüştürücü bir politik ısrardır.
Sendikalarda mücadele eden feministler olarak yalnızca ne söylediğimizle değil; nasıl davrandığımızla, güç ilişkileri karşısında nerede durduğumuzla, kriz anlarında kimin yanında saf tuttuğumuzla sınanırız. Feminist yol arkadaşlığı tam da burada başlar: Aynı mücadelede yan yana dururken birbirimizin emeğini görünür kılmayı, birbirimizi araçsallaştırmamayı, farklılıklarımızı bastırmak yerine onlarla birlikte yol yürümeyi gözeten bir ilişkiler bütününü kurabilmektir.
Kadın Meclisleri’nde yaşadığımız krizler yalnızca erkek egemenliğini açığa çıkarmaz. Aynı zamanda kadınların da grupsal çıkarları koruma refleksiyle feminist ilkelerden uzaklaşabildiği bir zemini görünür kılar. Dayanışmanın, ilkenin ve feminist sözün; “bizim grup”, “dengeyi bozmayalım”, “şimdi sırası değil”, “tanıyorum, hiç öyle biri değildir”, “arkadaşımızı harcatmayacağız”, “bu bir komplo” gibi gerekçelerle askıya alınması ne yazık ki kolaylaşır. Oysa tam da bu anlar, feminist mücadelenin gerçek anlamda sınandığı anlardır. Biz, özellikle son yıllarda yaşanan pek çok krizde bu sınavı geçemediğimizi gördük. Kadınlar olarak karşı karşıya geldik; dostluklarımızı, dayanışmamızı kaybettik. Birkaç feminist, dağılanı toparlamaya çalıştı; fakat birkaç yıl sonra benzer yerden yeniden dağıldığını gördük. Bin bir emekle toparladığımız, yeniden can verdiğimiz meclislerimizin tekrar tekrar dağılması ve yeniden kurulması, yıllar boyunca belli aralıklarla yaşamak zorunda bırakıldığımız bir döngüye dönüştü. Bu krizlerin hiçbiri yazıldığı kadar kısa ya da kolay yaşanmadı. Bir emek örgütünde emeğin bu denli hiçe sayılması, üzerinde tepinilmesi; bunun kendini feminist olarak tanımlayanlar tarafından da yapılması ayrıca yaralayıcı. Erkeklerle mücadelede yorulmadan, kırılmadan yol alabiliyoruz; ancak birçoğumuz kadınlardan gelen bu zeminsiz hoyratlıkla nasıl baş edeceğimizi bilemiyoruz. Birbirimizle değil, patriyarkaya karşı birlikte mücadele etmemiz gerektiğini bilmek, kadınlarla karşı karşıya gelinen bu süreçleri feministler için çok daha yıpratıcı ve travmatik hâle getiriyor.
İlkesel sözün feministlerde tutarlı bir karşılığı olduğu için, gruplar ilkenin kendi çıkarlarına yaradığı anlarda örtük ya da açık biçimde “hadi feministler bunu da açıklasın, çözsün” yükünü bizlerin üzerine bıraktı. Kadın Meclisleri, grupsal hesaplaşmaların tampon alanı hâline getirilmeye çalışıldı. İlkelerimiz ve dayanışmamız araçsallaştırıldı; bizler ise nesneleştirildik. İşe yaradığı zaman en kıymetli sözler bizimken, en ufak bir farklı düşüncede ya da grup çıkarına uymayan ilkesel bir tutumda emeklerimiz ve dostluklarımız gözden çıkarıldı. Oysa feminizm 101’di bu: “makbul feminist” yoktu.
Grupsal çıkarlar gözetildiğinde, kadınların ve lubunyaların ilkesel zeminleri, güvenli alanları ve yıllar içinde kazanılmış hakları hızla aşınır. Feminist ilkelerden vazgeçiş yalnızca bir politik tercih değil; kadınları kadınlarla karşı karşıya getiren travmatik bir süreçtir. Güvenin, yol arkadaşlığının ve ortak emeğin zedelendiği bu kırılmalar kolay onarılamıyor. Farklı zamanlarda ortaya çıksa da benzer örüntülerle yaşanan krizlerde gördük ki; kadınların kazanımları “daha büyük hedefler” adına feda edilmiş, feminist ilkeler “olağanüstü koşullar” gerekçesiyle yok sayılmış ve bu yanlışta ısrar edilirken gruplardaki erkekler sistematik biçimde korunmuştur. Oysa mesele bir erkeğin “iyi” ya da “kötü” olması değildir; mesele erkekliğin, her alanda olduğu gibi siyasette de, sendikalarda da, örgütlerde de yapısal bir avantaj olarak çalışması; erkekliğin, iyi niyetle bile tahakküm üretmeye uygun bir pozisyon oluşudur. Bu tutumlar, kadınların ve lubunyaların emeğiyle var edilen alanları, güvenli zeminleri ve dayanışma ilişkilerini tahrip eder. Daha da önemlisi, bağımsız feministleri sürekli toparlayıcı, yatıştırıcı ve ilkeyi hatırlatıcı bir pozisyona mahkûm eder. Bu tekrar eden yük tesadüf değildir; sistematik bir şiddet biçimidir. LGBTİ+ları yok sayan, kadını her koşulda toparlayıcı, yuvayı kuran, kurtaran olarak gören; bu rolleri güler yüzle yerine getirmesini bekleyen, o eleştirdiğimiz aile modeline ne kadar çok benzediğimizi fark etmek zorundayız. Mücadele ettiğimiz şeye benzememizle, bu benzerliğin bir parçası olduğumuz anlarla ve bundaki payımızla yüzleşmek zorundayız.
Kadın Meclisi çalışmalarından çekildik. Çünkü kadınların ve lubunyaların güvenliğini öncelemeyen bir yapı içinde “devam etmek”, emeğimizin ve mücadelemizin araçsallaştırılmasını kabullenmek anlamına gelir. Bağımsız feministlerin sürekli olarak krizi yöneten, hasarı onaran, ilkeyi ve yol arkadaşlığını hatırlatan konumda tutulması sürdürülemezdi. Bu çekiliş sorumluluktan kaçış değil; yanlışta ısrar etmeme ve sorumluluğu doğru yere bırakma iradesidir.
Yaşananların adının konulması, feminist ilkelerin nasıl askıya alındığının kabul edilmesi ve bu krizlerin tekrarını engelleyecek dönüşümlerin samimiyetle hedeflendiği bir politik sürecin örülmesi gerekir. Bu bir özür ya da duygusal rahatlama çağrısı değildir. Krizlerin “iletişim sorunu”na indirgenmediği; kadınların ve lubunyaların deneyiminin merkeze alındığı; faili ve patriyarkal yapıyı koruma mekanizmalarının görünür kılındığı; erkek egemenliğini yeniden üreten pratiklerle açıkça hesaplaşılan bir süreçten söz ediyoruz.
Yüzleşme, kadınlardan bir kez daha “anlayış” beklemek değildir. Yüzleşme; maruz bırakılan hasarın kabul edilmesini, sorumluluğun üstlenilmesini ve bunun bir daha yaşanmaması için somut adımların atılmasını gerektirir. Yüzleşme olmadan krizler kapanmaz; yalnızca ertelenir. Ve ertelenen her kriz, başka kadınların ve lubunyaların yaşamına daha ağır biçimde geri döner.
Bu metin bir kopuş, kapanış değil; feminist mücadelenin hangi koşullarda yeniden, birlikte ve ilkesel biçimde yürütülebileceğine dair açık bir çerçevedir. Yeniden kurulma, zamanın her şeyi onaracağı varsayımıyla ya da iyi niyet beyanlarıyla mümkün değildir. Yeniden kurulma politik bir irade gerektirir. Açık ve politik bir yüzleşmeyle krizlerin adının konulması; grupsal çıkarlar gözetilerek feminist ilkelerin askıya alındığının, kadınların ve lubunyaların güvenli alanlarının zedelendiğinin kabul edilmesi gerekir. Bu sürecin “yanlış anlaşılma” olarak geçiştirilmemesi; erkekleri, pozisyonları ve grup dengelerini koruyan reflekslerin teşhir edilmesi ve yeniden üretilmemesi için bağlayıcı ilke ve mekanizmaların oluşturulması şarttır.
Kadın Meclisleri’nin danışılan değil; söz ve karar yetkisi olan, kendi gündemini belirleyen ve aldığı kararları hayata geçirebilen politik yapılar olarak tanınması; feminizmin kriz anlarında askıya alınamayacak bir mücadele hattı olduğunun kabul edilmesi; grupsal çıkarların feminist ilkelerin önüne geçirilmeyeceğinin açıkça ilan edilmesi gerekir. Bağımsız feministlerin yükünün tanınması ve sonlandırılması; kadınlar ve lubunyalar için güvenli alanların pazarlık konusu yapılmadığı, pratikte güvenli mekanizmaların kurulması bu yeniden inşanın asgari koşullarıdır. Bu koşullar birer temenni değil; feminist mücadelenin asgari zeminidir. Bu zemin kurulmadan atılacak her adım, aynı örüntülerin yeniden üretilmesine ve daha fazla hasara yol açacaktır.
Feminist mücadele, susarak, “aman ağzımızın tadı bozulmasın, ilişkilerim yıpranmasın” diyerek değil; ısrar ederek yol alır. Kadın Meclisi çalışmalarından çekildiğimizi açıkladığımız metinde de ifade ettiğimiz gibi: “Çözümün yolu; feminist ilkelere sahip çıkmak, birbirimizi güçlendiren dayanışmayı büyütmek, kadınların ve LGBTİ+ların söz ve irade kurucu özne olduğu güvenli bir zemini yeniden kurmaktır.” Bu da ancak politik iradeyle mümkündür.
Bu yazı bir hesaplaşma değil; hafızayı diri tutma, yarayı tarif etme ve iyileşmenin ancak birlikte ve ilkesel biçimde mümkün olabileceğini hatırlatma çabasıdır.
Kadın Meclisi çalışmalarından çekilmemize dair metnimizin yayımlanmasının ardından oluşan; şefkatli, anlayan, birlikte dert eden ve çözüm arayışını büyüten feminist dayanışmaya minnettarız. Aynı dayanışmanın ve çözüm iradesinin sendika içinde de güçlenerek var olabilmesini diliyoruz.
* Eğitim Sen İstanbul 2 No’lu Şube üyesi bir grup feminist kadından açıklama. Çatlak Zemin: https://catlakzemin.com/egitim-sen-2-nolu-sube-uyesi-bir-grup-feminist-kadindan-aciklama/








