Bu borcu ödeyebileceğimiz bir düzen yok. Yaşamak için gereken maliyet ile aldığımız ücretler arasındaki farkın giderek açıldığı, faiziyle birlikte artan borçlarımızın üstüne yeni borçlar ekleyerek yaşadığımız bir sistemin içerisindeyiz. Peki borçlu olan gerçekten biz miyiz? 

Eylül 2025 TÜİK tarafından açıklanan verilere göre Türkiye’de işgücüne katılım oranı yüzde 53,5 iken, bu oranın sadece yüzde 35,7’sini kadınlar oluşturuyor. İstihdam verilerine baktığımızda ise bu oran erkeklerde yüzde 66,3 iken kadınlarda yüzde 31,8. Dar tanımlı kadın işsizliği yine bu ay için yüzde 11,1 olarak açıklansa da “işe ihtiyacı olduğu halde iş aramaktan vazgeçmiş, iş bulma ümidini yitirmiş ve zamana bağlı eksik istihdam edilmiş kadınların da dahil edildiği geniş tanımlı kadın işsizliği” çok daha yüksek. Altınbaş Üniversitesi tarafından 2024 yılında yayınlanan “Emeğin Kadın Suretleri” kitabında yer alan verilere göre geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 32,9. Kadınlar, erkeklere göre yüzde 15 daha düşük ücretlerde çalışıyor ve yoğun işgücü gerektiren ve vasıfsız işlerde daha fazla yer alıyorlar.[i]

Türk-İş’in Eylül 2025 için açıkladığı tek kişinin yaşam maliyeti ise 36.305 TL. 2025 yılında asgari ücret ile geçinmeye çalışan yalnız bir kadının eline geçen para ise 22,104.67 TL. Bu da sadece yaşam maliyetini karşılayabilmek için her ay 14.201 TL, yılda ise 170.412 TL borçlanmak demek. Kredi kartı ile yapılan harcamaları ödeyememek, kart kapanmasın diye asgari miktarı ödeyebilmek için başka bir bankadan kart alıp bir bankaya daha borçlanmak, sürekli artan, ödenemeyen borçların altında ezilmek, en sonunda tüm bu kartların kapanması, bankaların bu borcu bir ofise satması, sürekli hukuk büroları tarafından aranılıp taciz edilmek, bitmek bilmeyen icra davalarının başlaması, çalışmaya devam edilebildiği koşulda borç yüzünden kazanılan maaşın dörtte birinin kesilmesi, bu kesinti sebebiyle daha da az maaş elde etmek ve daha çok borçlanmaya muhtaç olmak, kesintiler ve diğer hayati masraflar sebebiyle kira ödeyememek ve evden atılmak, sonuç olarak gidecek başka bir hane olmadığı için belki de evsiz kalıp ücretli çalışmanın da mümkün olmadığı bir düzen demek.

Bu borcu ödeyebileceğimiz bir düzen yok. Yaşamak için gereken maliyet ile aldığımız ücretler arasındaki farkın giderek açıldığı, faiziyle birlikte artan borçlarımızın üstüne yeni borçlar ekleyerek yaşadığımız bir sistemin içerisindeyiz. Peki borçlu olan gerçekten biz miyiz?

Eskiden burs alan bir üniversite öğrencisi yurt parasını, aylık geçim masraflarını karşılayabilirken bugün bunun imkansız olduğunu görüyoruz. Part-time bir işte bir yandan okuyup bir yandan çalışmak da artık namümkün. Asgari ücret bile yaşam maliyetini karşılamaya yetmezken yarı zamanlı bir işten kazanılan paranın yetebileceğine kimse inanmaz sanırım.

Asgari ücretin çoğunluğun maaşı olduğu, çalışma koşullarının giderek ağırlaştığı bir dönemdeyiz. Asgari ücretli çalışsa dahi 8–5 mesaili bir işte çalışabilmek bile pek çok kadın için bir hayal. Çoğu vardiyalı, haftanın 6 günü çalışmak zorunda olunan, günde 10-12 saat çalışıp oturmaya bile izin verilmeyen, ek mesai ücretlerinin çoğu iş yerinde verilmediği işler. Günde 2-3 saatin işe gidip gelebilmek için yolda geçirildiğini var sayalım. 8 saat de uyku. Geriye kalan sadece günde 2 saat. Bu iki saatte kimsenin bütçesi her gün dışarıda yemek yemeye yetmeyeceği için yemek yapmaya vakit bulunabilir mi? Ev işleri yapılabilir mi? Musluk bozulunca tesisatçı çağırabilir mi? Arkadaşlarla buluşup dertleşmek mümkün olur mu? Kendinize özel vakit ayırmaya zaman kalır mı?

Tek başına bir kadın olarak yaşamanın giderek daha da zorlandığı zamanlardan geçiyoruz. Pek çok kişi ya ederinin üstünde bir kira ödemek ya da ev sahibinin evden çıkarma tehditleriyle uğraşmak zorunda. Şubat 2025 için açıklanan ortalama kiralara bakalım. Kadıköy, Şişli, Beşiktaş, Beyoğlu gibi kiraların zaten çok yüksek olduğunu bildiğimiz ilçeleri bir kenara bırakalım. Küçükçekmece’de ortalama bir evin kirası 26.326 TL, Avcılar’da 36.364 TL, Beylikdüzü’nde 23.003 TL, Tuzla’da 25.342 TL. Hepsi asgari ücretin üstünde. Sadece işe gidip gelebilmek için gereken yol parasını, faturaları üzerine eklediğimizde geçim sağlayabilmek için yeterli bir kazanç elde etmenin imkansız olduğu apaçık. Üstelik bir sürü işveren, çalışma koşullarının ağırlığına, kendi niteliklerinin çok altında işler olmasına ve karşılığında alınan ücretin hayatını sürdürmeye yetmemesine bakmaksızın, gençleri çalışmak istememekle, verilen işleri beğenmemekle suçluyor. Kimse patronlar daha çok kazansın, benim de sermayenin dönmesine bir katkım olsun diye çalışmıyor. Çalıştığınız iş karşılığında sürekli olarak borçlanmaya devam ettiğiniz bir hayat sürerseniz eğer idealinizdeki işi yapma gibi bir imkanınız da yoksa (ki öyle olmadığını biliyoruz) elbette ki neden çalıştığınızı da sorgulayabilirsiniz. Kazanılan maaş, işe gitmek için gereken koşullara (ulaşım, yemek, kıyafet vb) bile yetmeyebiliyor. Bunun sonucunda bağımsız hayat kurma hayali olan, aile baskı ve şiddetinden kaçmak için ekonomik bağımsızlığını elde etmenin hayalini kuran pek çok genç kadının hayalleri suya düşüyor. Kimisi zaten hiç bu hayale erişemiyor, kimisi de ayrı yaşadığı evleri kapatıp şiddet ve baskı ortamına geri dönmek zorunda kalıyor.

Evlenmek ve çocuk doğurmak ise kadın istihdamının önündeki başlıca engellerden. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) Mart 2025’te yayınladığı “Türkiye’de Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan (NEET) Genç Kadınlar İçin Politika Önerileri” raporuna göre Türkiye’de medeni duruma göre kadın ve erkeklerde NEET oranları incelendiğinde bekar NEET erkeklerin oranının yüzde 15 ve evli NEET erkeklerin oranının yüzde 16 olduğu görülüyor. Bekar NEET kadınların oranı yüzde 23 iken, evli NEET kadınların oranı ise yüzde 72. Raporda da denildiği gibi bu verilere göre, medeni durum erkeklerin NEET olma hali üzerine belirgin bir fark yaratmazken, kadınlarda ciddi oranda bir fark yaratıyor.[ii]

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin İstanbul özelinde yaptığı “İstanbul İşgücü Piyasası ve Kadın İstihdamı” araştırması da bunu verilerle gösteriyor. Araştırma evlilik sonrası kadınlarda istihdam oranının ortalama yüzde 11 azaldığını, ilk çocuğun doğumuyla birlikte ise ek olarak yüzde 7,2 daha düştüğünü söylüyor. Aynı araştırma evlilik ve çocuk doğurmanın kadınların ev içi içerisindeki ücretsiz emeğini orantısız bir biçimde nasıl artırdığına bakmış. Ücretli bir işte çalışan kadınlar ev içi ve ev dışında işler için haftada ortalama yaklaşık 100 saat vakit ayırıyor. En yaygın iş bölümü düzeninde, kadınların ev işleri üzerindeki payı yüzde 75, erkeklerin ise yüzde 25 olarak bölüşülüyor. Çocuk yetiştirmeye harcanan zaman açısından kadınlar ve erkekler arasındaki fark son derece belirgin. İlk bebeğin doğumu, kadının haftalık toplam iş yükünü 30,4 saat artırırken, erkeğin iş yüküne etkisi yalnızca 9,5 saat.[iii]

Evli ve çocuklu kadınların ev içi emeğe ve çocuk bakımına haftalık olarak ayırması gereken süreyi düşündüğümüzde çocuklu kadınlar için ise iş bulabilmenin daha da zor olduğunu söylemeye gerek bile yok. İş ilanlarına bakıldığında uzun çalışma saatleri ya da vardiyalı olmayan bir iş bulmak neredeyse imkansız. Bu da beraberinde çocuklara kim bakacak sorusunu getiriyor. Ücretsiz kamu kreşlerini bir kenara bırakın bir kadın maaşının yarısını kreşe yarısını kiraya vermeyi kabul etse dahi çalışma saatlerine uygun kreşler yok. Hafta içi için bir kreş bulunduğu varsayımında bile, haftanın altı günü çalışmak zorunda olunan koşullarda -ki kadınların çalıştığı çoğu işte böyle- haftanın altıncı günü çocuğu hangi kreş alacak? Bu da kadınların çocuklarını daha büyük diğer çocuklarına emanet etmesi anlamına geliyor ya da çocuğunun evde tek başına kalabilecek yaşa gelene kadar işgücü dışında kalması anlamına geliyor. Bir diğer ihtimal de, eğer kabul ederse, çocuğa geniş aile üyesi başka bir kadının bakması ki bu da bir kadının çalışabilmesi için başka bir kadının istihdam dışında kalması anlamına geliyor.

Zaten hayat koşullarının sermaye ve devlet eliyle borçsuz yaşamaya bir olanak sunmadığı bu düzende tüm bu yaşananların üzerine erkekler de kadınları borçlandırıyor, kadınların üzerine kredi çekerek o borçları ödemiyor, maaşlarına el koyarak kendi kazançlarını istedikleri gibi harcamalarına izin vermiyor. Ev içi emeği ve çocuk bakımıyla kadınlar eve hapsolduğu gibi bu düzen ekonomik olarak da kadınları erkeklere bağımlı kılıyor. Ücretsiz emeği tüm dünyayı döndürmeye yeten kadınlar boşanmak istediğinde yıllar boyunca verdiği emek zaten görünmez iken iyice görünmez oluyor. Kadınların evlilik içinde harcadığı emek erkekleri güçlendirir kadınları güçsüzleştirirken, düzenin içinden çıkıp boşanmak isteyen kadınların nafaka hakkı sınırlandırılmak isteniyor, Diyanet kadınların miras hakkını tartışmaya açıyor, çocuklu ve yaşı ilerlemiş kadınların işe girebilmesinin önündeki engeller hiç yokmuş gibi davranılıyor. Her üç kadından ikisinin neden istihdam dışında kaldığı hiç sorulmuyor.

Kadınların üzerine yüklenen bakım emeği, kadınların sadece çocuklarına bakmasını değil geniş aile mensubu yaşlılara bakımını da kapsıyor. Yaş ortalamasının arttığı, yani yaşlı nüfusun çoğaldığı ise verilerle destekleniyor. TÜİK 2025 Türkiye nüfus verilerine göre ortanca yaş 34,4’e yükseldi. Her dört haneden birinde 65+ yaş kişi bulunuyor. Yaşlı bakımının da giderek artan bir ihtiyaç olacağını veriler bize açıkça gösteriyor. Bu sebepten kadınların üzerine kalacak ekstra yüklerin tamamını tahmin etmek ise henüz imkansız. Yaşlanan nüfusun ortaya çıkaracağı sonuçları ve kadınların yaşamına etkisini tartışmaya başlamamız gerekiyor. Ancak yaşlanan nüfusa karşılık sürekli olarak aile politikaları adı altında çocuk doğurmamızın beklenmesi bir yandan geleceğimize dair çok şey söylüyor. Devlet bize çocuk doğurun ki yaşlanınca size baksınlar, bizden başka konularda olduğu gibi size bu konuda da hayır yok diyor. Henüz çocuk bakımı/kreş bile çözülmemiş ve hali hazırda yaşlı bakımı da çocuk bakımı da kadınların üzerine yüklenmiş bir yükken, artan bakım emeği yükünün yine ücretsiz bir şekilde kadınlara bırakılması planlanıyor. Kadın istihdamını artırıyoruz, artırmak istiyoruz deniyor ancak kadınların ücretsiz verdiği emeğin kadınların üzerinden alınmasına dair gerçekçi politika ve uygulamalar hayata geçmiyor.

Bugün bize borç diye dayatılan şey aslında kadınların yıllardır görünmez kılınan emeğinin gasp edilmesi. Evde, işte, bakımda, sokakta dünyayı ayakta tutan biziz; borçlu olan biz değiliz. Bu borç, kadınların görünmeyen emeği üzerinden varlığını sürdüren erkeklerin, devletin ve sermayenin borcu. Bizim sırtımıza yüklenen yoksulluk değil, onların yıllardır ödemediği hesapların sonucu. Kadınların emeği dünyayı döndürüyorsa, o dünyanın gerçek alacaklıları da biziz. Alacaklarımızdan, hakkımız olan eşitlikten, özgürlükten ve borçsuz bir yaşamdan vazgeçmeyeceğiz.

[i] https://altinbas.edu.tr/nd.pweb?NID=490

[ii] https://www.undp.org/sites/g/files/zskgke326/files/2025-05/undp-tr-gkgk-report-05302025.pdf

[iii] https://betam.bahcesehir.edu.tr/wp-content/uploads/2025/03/Istanbul-isgucu-piyasasi-ve-kadin-istihdami-2025.pdf

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.