Feministler yıllardır ifşayı enine boyuna tartışıyor, sayısız akademik çalışma, panel, tartışma var. Ama onca feminist deneyimi ve yazını görmezden gelerek ifşayı militer ve dini kavramlarla tanımlamaya devam ediyor. Feminist yazını inkâr ediyor.

Biri size saldırdığında ilk vereceğiniz tepki çığlık atmaktır. (Toplumdaki) herkes aynı olay mahallinde bulunabilseydi, suçluyu suçüstünde görmek ve inandırmak için işe yarayabilirdi. O zaman suçlu da eylemin içinde görünürdü, uğramış olan kadar uğratan bilinirdi, inkâr işlemezdi. (Burada saldırıyı; taciz ve tecavüz gibi cinsel şiddetle sınırlayıp, hayatta kalanın ifadesi olarak tanımlıyorum.) İfşa, işte saldırılara karşı bu çığlığın patriyarka radarlarıyla geciktirilmiş halidir. Mekânlarda ama daha çok insanların zihninde perdelenmiş, yalıtılmış halidir. Ses çıkar ama her yer köpüklerle kaplıdır. Görme iştahı ve eşitliğin dayanılmaz tarifsizliği olarak köpük… Köpüğün içindeki boşluklar ikiyüzlülükle doludur. Ne ki, ifşa sesle değil yazıyla geliyor. Kadınlar, feministler, LGBTİ+’lar uğradıkları cinsel şiddeti çoğunlukla yazarak ifşayı tercih ediyor. Burada bir fark var. Burada bir şey var. Sosyal medyanın çatlağından sızıyor, açığa çıkıyor, okunuyor. Yazının sesten güçlü yanı bu. Görmekten, göstermekten güçlü. Fısıltıdan güçlü.
Feminist bir direniş yöntemi olarak ifşanın yazıyla ilişkisini, yazar Mine Söğüt’ün “Kadının Beyanı ve İnsanlık Evhamı”[i] başlıklı yazısıyla yeniden düşünüyorum. Söğüt yazısında ifşanın erkeklerinkiyle eş bir şiddet yöntemi olduğunu iddia ediyor: Oysa düşmanla aynı yöntemleri kullanmışsınızdır. Psikolojik şiddet uygulayarak etrafa tehditler savurmuşsunuzdur. Kurunun yanında yaşın da yanmasını umursamamışsınızdır. Meseleyi farklı yönleriyle de tartışmak isteyen herkesi birtakım ithamlarla susturmuşsunuzdur. Çeşitli nedenlerle taraf olmayan/olamayan insanları zorbalamışsınızdır. Susanları, tepki göstermeyenleri iş birlikçi diye katrana ve tüye bulamışsınızdır. Kendinize gücünü mağduriyetten alan bir iktidar alanı açmışsınızdır. Kurunun yanında yaş klişesine girmeden, yaşadıklarını ve itibarını tacizi için araçsallaştıran erkek failin (bazen) adını yazan kadını, yeni, reaktif bir şiddet üretmekle ve iktidar alanı açmakla suçluyor. Psikolojik şiddet, zorbalık, susturma, katrana bulama da cabası. Kadın hikâyeleri yazmış birinin gerçeğin (ki hukuk ve istatistikler bize bunu söylüyor) yazılı haline duyduğu öfkeyi anlamaya çalışıyorum. Seçtiği sözcüklere ve kavramlara takılıyorum. Aslında bu kavramlar bizim coğrafyaya özgü, tanıdığımız, bildik kavramlar. Nasıl bir dilden ve kimden doğru/kime yazdığını anlamak için tartışmaya açıyorum.
KİMDEN DOĞRU YAZMAK: ACIMAK
Öncelikle, “kadın olmak zordur”, “kadınsınızdır” ifadeleriyle, kadınlığa, sözde sövdüğü patriyarkanın ağzından “acımayla” yaklaşan bu girişe kanmıyorum. Ama zaten yazının sonunda o da bunu tersine çevirecek. Kadın olmak sadece zor mu? Kadınlığı salt ezilme üzerinden mi başat okuyor? Bir direniş biçimini eleştirmek için buna ihtiyaç duyuyor olabilir mi? Çiğnenmiş, sıfatlaştırılmış bakış(ının) içinden, kadınların anlatılarından çok faillerin ve kurumlarının gördüğü zararlara odaklanması, endişesi bundan mı? Teşhir sonrasında yaşanan her şeyi “ifşa”ya mal ederken, ifşanın ne olduğuyla ilgilenmiyor ve analitik tartışmıyor, öfkeli. İfşa sonrasındaki toplumsal dalgalanmalardan sadece ifşa yöntemi sorumluymuş gibi. “Kimseye acımadan” diye suçlarken tecavüze ve tacize maruz bırakılan, kendi yarasını yazabilmiş kadınla aslında hiç ilgilenmediğini düşünüyorum. Neden acımak kavramını seçiyor? Söğüt kime acıyor? İşini, mesleğini, ününü, bilgisini ve kurumunu kadınları taciz için kullandığı için kurumlardan atılan erkeklere acıyor. Kurumların kendi iç kararlarını ifşacı kadınların laneti olarak yıkıcı buluyor. Söğüt bu yazısında failin kendi sisteminden doğru, egemenden doğru yazıyor. Fail için bir acınma talep ediyor. Fail adına konuşuyor.
İstanbul Sözleşmesi’ni yok eden, kadınların miras hakkına göz diken, aileyi güçlendirmek adına kadını eve hapseden, otobüsten okula her yerde kadınla erkeği birbirinden ayrı tutmak isteyen, kadının kılık kıyafeti üzerinden siyaset yapan, çağdaşlık düşmanı ve ahlak bekçisi yobazların elini güçlendirme ihtimali derken tüm bir muhalefetten doğru kadınları uyarıyor. Daha büyük bir işimiz (iktidar) var, ifşayı bırakın ona bakın diyor. Kutuplaşmadan doğru yazıyor. Ne var ki feminizm, devleti olduğu kadar toplumu da sivil kurumları da ve solu da dönüştürme derdinde. Son birkaç haftadır ifşayı savunanlar yıllardır iktidara karşı sokakta. Peki, yobazların eli ifşa ile nasıl güçlenebilir? Bu yaklaşım ancak ifşayı ahlaki normların dışında (pardon ya da içinde) tanımlamakla mümkün. Öyleyse acımak, utançla eş. Bugüne kadar adı geçen çoğu, sözde muhalif, fail erkeklere acıyın, onlara dokunmayın (utanın) ki yobazların eli güçlenmesin mi demek istiyor? Yobazlardan doğru yazdı şimdi: Güçlü olmayanın ayakta kalamayacağını, düşmanına acıyanın canını koruyamayacağını, merhametten maraz doğacağı fikrini aklınızdan çıkartamazsınız. “Merhamet” edin diyor, suçun sistematikliğiyle ilgilenmiyor. Suçla ilgilenmiyor. Suçu inkâr ediyor. Ve kararlılıkla savaşırsınız. Şiddet işte bu kararlılıktan beslenir. Türkiye’deki kadın hareketinin “kararlı” duruşunu zafer sarhoşluğundaki kör şiddet olarak görüyor ve yüksek sesle uyarıyor. Üstelik yazının görsellerinde 2017’de bir kampanya ile doğan platform Kadınlar Birlikte Güçlü’nün görsellerini kullanıyor.
KİME YAZMAK: BEDEL
Söğüt, ifşayı “yargısız infaz”, “ahlaki” bir intikam olarak tarif ediyor. İfşa bir silah, bir cephane neredeyse. İfşa -cezasızlık hüküm sürerken- benim bir başka kadın olarak bilgi edinme ve korunma hakkımdır. Bir kurumda tacize uğrarsam, bu tacizin olanağı, işler hali olarak kurumu da sorumlu tutma hakkımdır. İfşa bedenin tanıklığıdır. Görme iştahında kamaşan bedenin değil, bedenin kendinde çığlığıdır. İfşanın ahlaki eleştirisi beden politikasının reddidir. İfşa, cezaya rağmen toplumsal ve kurumsal dönüşüm için elzemdir. Gizlilik, utanç, fail aklama toplumsal dönüşümün önünde engeldir. Kadın mücadelesi, faili ilan ettikçe, bu bir alışveriş, bir fiyat, bir karşılık, bir bedel Söğüt için. Neden bedel kavramını seçiyor? Feministlere ya da kadınlara seslenirken bu tür kavramları seçmesi bana daha da ilginç geliyor. Aslında o “bedeli ellemeyin” diyor, “bedel” kalsın. Beden orada dursun. Beden politik değildir. Cinsel şiddet somut değildir, diyor. Üstelik ifşa hareketi #MeToo’yu kazanmış ilan ediyor ve Kazanmışsınızdır ama her kazanım gibi bunun da bedeli vardır. Siz o bedel hakkında konuşulsun istemezsiniz diyor. Bir cevap hakkı doğdu. Oysa feministler yıllardır ifşayı enine boyuna tartışıyor, sayısız akademik çalışma, panel, tartışma var. Ama onca feminist deneyimi ve yazını görmezden gelerek ifşayı militer ve dini kavramlarla tanımlamaya devam ediyor. Feminist yazını inkâr ediyor. Kadının beyanı başlıkta geçse de, bu derin, hukuki, feminist konuya burada girmeyi gerekli görmüyorum, yazının tutumu da anlaşılmıyor.
DOĞURGAN EVHAM
Son sözleri Dünyada yolunu kaybeden insan keşke kendini evhamlarından doğurmaya çalışırken ölüp durduğunu fark etse… Burada evham kavramıyla ne demek istiyor? Doğurmak gibi biyolojik, atanmış kadına gönderme yapan sözcük tercihi de dikkat çekici. Acımak, utanç, bedel, evham hepsi aynı. Evham düşmanına acımayanın hezeyanı; ifşa. Evham merhamet etmeyen kadının kuruntulu bedeli, ifşa. Evham, “külliyen şiddet karşıtı olamayan” ifşacı kadının içindeki zor, bir tür histeri. Oysa evhamdan kasıt saldırıya uğrayanın çığlığına karşıt bir yok sayma, mahallenin baskısı. Evham erkeğin, egemenin yadsıyan sesi.
Tersine çevirdiği; kadın olmanın zorluğu ifşadan geçiyor Söğüt’ün yazısında: Evet, kadın olmak zordur… çünkü külliyen şiddet karşıtı olmak zordur. Şiddetin politik teşhiri ne zaman şiddet üretimi oldu? Suçlunun adını haykırmak ne zaman bir saldırı oldu? Şiddetin adresini tayin etmek ne zaman şiddet yanlısı oldu? Bu yazıyı okuyan, hayatta kalan bazı kadınların nasıl üzüldüğüne ve tetiklendiğine şahit oldum. Bu suça ortak olmaya değer miydi? Kadınlar, LGBTİ+’lar uğradıkları cinsel şiddeti çoğunlukla yazarak ifşayı tercih ediyor çünkü kendilerinden doğru, kendi kavramlarıyla ve dilleriyle, politik bir hareketin içinden tüm topluma sesleniyorlar, bunu yaparken de kimseyi incitmemeye özen gösteriyorlar. Bu özen kolektiviteden doğuyor, başka bir doğurmadan değil. İfşa şiddet karşıtlığıdır. İfşa etti diye kadınların kadınlığını didaktik masaya yatırmak başlı başına antifeminist bir tutumdur. İfşa deneyim siyasetidir. Deneyimin yazısıdır. Dayanışma siyasetidir. Dayanışmanın yazısıdır. İfşanın inkârı, (birinci tekil) yazının inkârıdır.
[i] https://t24.com.tr/yazarlar/mine-sogut/kadinin-beyani-ve-insanlik-evhami,51322








