Didem Madak 8 Nisan 1970’te İzmir’de dünyaya geldi. Annesi Füsun, Didem henüz 13 yaşındayken kanserden hayatını kaybetti. Bu kaybın yol açtığı acı ve özlem, ileride yazacağı şiirlerin başlıca izleklerinden biri olacaktı. Didem’i ve kızkardeşini teyzesi büyüttü. Liseyi bitirdikten sonra İzmir’de hukuk okumaya başladı. Okulu ilk senesinde bırakıp 19 yaşında evlendi. Mutlu olamadı. O yıllarda çevresindeki erkeklerin kendisine yaşattığı “yetersizlik” duygusunu şöyle anlatır:

“Dört sene boyunca, kocam felsefe öğrencisiydi ve onun arkadaşlarıyla konuşmalarını dinler ve ‘Vay be! Herifler ne güzel konuşuyor’ falan derdim. Ve sonuçta, bütün o alandan en az onlar kadar okuyordum, en az onlar kadar edebiyatı biliyordum. Felsefeyi okumaya çalışıyordum ama o alanın dışında biri gibi hissediyordum kendimi. Bir türlü o alanın içine girip, oraya dahil olup, oradan biri olarak onlarla konuşmam mümkün olmuyordu. Ben kadınların çoğunda böyle bir sorunun yaşandığını da görüyorum. Bunun sebebi kodlarımızda bu tip şeyleri taşıyamamamız. Yani çok eskilerden beri böyle bir geleneğin içinde olamayışımız olduğunu düşünüyorum. Daha doğrusu, dışına itilmiş olduğumuzu düşünüyorum.”

Boşandıktan sonra, kirasını ancak ödeyebildiği bir bodrum katına taşındı ve şiirler yazmaya başladı. Afla geri döndüğü Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Kızkardeşinin toparlayıp gönderdiği dosya (Grapon Kağıtları) ile İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü’nü kazandı ve 2000 yılında ilk kitabı çıktı. Sonraki yıllarda iki kitabı daha yayınlandı: Ahlar Ağacı (2000) ve Pulbiber Mahallesi (2007).

Didem Madak bu arada İstanbul’a taşınmış ve Pulbiber Mahallesi’ne ilham veren Kuledibi’nde bir mahalleye yerleşmişti. İkinci evliliğini yaptı ve 2008 yılında bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Ona annesinin ismini verdi: Füsun.

24 Temmuz 2011’de kanserden hayatını kaybetti. Yer yer kelime oyunlarına ve mizaha başvurarak incelikli bir dille yazdığı şiirlerinde kadın varoluşunun kederli ve karmaşık hallerini yansıtmıştır.  

“İlk üç vişneyi verdiğinde bahçedeki ağaç

Annem sevindiydi hatırlarım.

Ah demişti.

Ah!

Üç küçük kırmızı dünya verilmişti sanki ona.

Annem çok sevinmelerin kadınıydı.

Bazen sevinince annem gibi,

Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.

Annem çok sevinmelerin kadınıydı,

Sıcak yemeklerin.

Başına diktikleri o taş,

Ne zaman dokunsam soğuktur oysa.

Ben okşadığımda ama, ısınır sanki biraz.” (Ah’lar Ağacı, Metis, s.24)

http://www.5harfliler.com/bir-fusundan-diger-fusuna-didem-madakin-dogum-gunu/

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.