30 Eylül 1936’da İstanbul’da dünyaya gelen Sevgi Soysal, mimar-bürokrat bir babayla Alman bir annenin altı çocuğundan üçüncüsü olarak büyüdü. İlk öykü kitabı Tutkulu Perçem 1962 yılında, çok az sayıda basıldı ve ancak yazarın yakın çevresine ulaşabildi. İkinci kitabı Tante Rosa (1968) oldukça sınırlı bir ilgiyle karşılandı ve “çeviri kokuyor” diye eleştirildi.

Bununla birlikte ilk romanı Yürümek 1970 yılında TRT Başarı Ödülü’ne, ikinci romanı Yenişehir’de Bir Öğle Vakti 1974’te Orhan Kemal Roman Ödülü’ne layık görüldü.

Yürümek, 12 Mart darbesinden sonra müstehcenlik gerekçesiyle toplatıldı ve Sevgi Soysal TRT’deki görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Siyasi tutuklu olarak Yıldırım Bölge’de sekiz ay, sonrasında sürgüne gönderildiği Adana’da iki buçuk ay geçirdi.

Cezaevi anılarını Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu başlığıyla Politika gazetesinde tefrika etti ve kitaplaştırdı. 1975’te yayımlanan ve büyük ilgi gören Şafak, Adana’da komünizmi övme suçundan sürgünde bulunan bir kadın yazarın başından geçen olaylar etrafında örülüydü.

Sevgi Soysal yetmişli ve seksenli yıllarda, “12 Mart dönemi yazarı” olarak görülüyordu ki, bunun gayet anlaşılabilir nedenleri vardı. 12 Mart Soysal’ın hayatı ve yazarlığı üzerinde derin izler bırakmıştı. Ne var ki Sevgi Soysal’ın meselesi bununla sınırlı değildi. Yapıtları zaman içerisinde farklı okumalara konu oldu ve farklı kuşakların beğenisini elde etti.

1992’de Işıl Özgentürk, Soysal’ın erken dönem yapıtlarından Tante Rosa‘yı senaryolaştırdı ve Seni Seviyorum Rosa adıyla filme çekti. Yükselen feminist hareketin de etkisiyle, Soysal’ın bu ilk dönem yapıtları, özellikle de Yürümek ile Tante Rosa, edebiyat tarihinin tozlu sayfalarından kurtarılarak günışığına çıkarıldı. Özgürlük arayışındaki kadınlar, erkek eleştirmenlerin bir zamanlar “yabancı ve uyumsuz” bularak yadırgadıkları Bavyeralı Rosa teyze ile ortak meselelerini keşfettiler.

Bu yeniden okuma girişimi, Soysal’ın son dönem “politik” yapıtlarını arka plana itmedi. Tam tersine yapıtların arasında bir süreklilik olduğu görüldü. Örneğin, bireysel olandan toplumsal olana geçememekle eleştirilen Elâ (Yürümek) ile iç hesaplaşmasını gözaltında iken sürdüren sosyalist Oya (Şafak) arasındaki bağlar açığa çıkarıldı.

Sevgi Soysal’ın beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan, kimi zaman da karaya çalan hınzırca bir mizahla yüklü anlatısı pırıltısını ve önemini koruyor.

Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle tedavi görmekte olan Sevgi Soysal, üzerinde çalıştığı son romanı Hoş Geldin Ölüm’ü tamamlayamadan 22 Kasım 1976’da hayata veda etti.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.