Bir süredir hayat kontrolsüz bir biçimde yokuş aşağı giderken kitaplar pek çoğumuz için eskisinden daha güçlü sığınaklar haline geldi. Artık gelenekselleşen Çatlak Zemin yıl boyunca neler okudu listesini 2021 yılı için de yaparak sığınaklarımızı paylaşmak, birbirimize yeni yollar açmak istedik. Bizim listemizden kaçanları, sizlerin katkılarını yorumlara bekliyoruz!

Miras – Vigdis Hjorth

Norveçli yazar Vigdis Hjorth’un özkurmaca unsurlar taşıyan bu romanı, ensest faili babanın ölümüyle başlıyor. “Aile” içinde toplumsal dokuyu ören ilmekler karıştığında neler olur? Ensest saldırı, hayatta kalan kadının kendinden yola çıkabilmesini, kendi kelimeleriyle konuşabilmesini nasıl bozar? Tiyatro eleştirmeni, torun sahibi bir kadın olan Bergljot, utanç ve acı dolu hikayesinin hem bilinmesini ister hem de anlatmak istemez, çünkü inanılmamasından yorulup bıkmıştır, çünkü iğrençtir ve anlatmak onu hasta eder. “Sağlıklı biri olmak neye benziyordu acaba?” sorusunun peşinde zorlu bir yolculuğa çıkar. Kendiyle ve hem destek hem köstek olan aile üyeleriyle yüzleşip, farkına varır ki “ezilmek beceri kazandırır”. “Yalnızca ekonomik değil ama ahlaksal da olan” miras paylaşımının bir parçası olmak için, hikayesi kabul görmelidir. Kilitli kaldığı çocuk odasının bir kapısı (aile dışında hayat) vardır: “Aile her şey değil” olsa olsa bir şeydir.

Dürüst Yalancı – Tove Jansson

Mutlak ve tek olmaya dair itirazı olanların, adından başlayarak sevebileceği bir kitap Dürüst Yalancı. Çocuk hikayeleri ve çizimleriyle tanınan yazar bu romanını yetişkinler için kaleme almış. Buz tutmuş Kuzey denizinin kıyısında, karlar altındaki bir köyde geçen hikayede iki kadının kendi çıkarları çerçevesinde kurduğu müphem, muğlak, “tekinsiz” bir ilişkinin içine çekiliriz. Saflık ve saygı, güvenmek ve düşmanlık, sözleşmeler ve adalet, oyun ve anlamsızlık arasında, kar fırtınasına tutulmuş gibi bir o yana bir bu yana savruluruz. Belirsizlikler ve tutarsızlıklarla dolu bu ilişkide, iki kadın birbirinin kurdu mu yoksa yurdu mudur? Umursamazlık mı, yalan söylemek mi daha kötüdür? Kendine yalan söyleyen başkalarına karşı dürüst olabilir mi? İki kadın da bazen “tüyleri çiçekli” tavşanlar kadar naif ya da “sadece ot yiyor ama bir etoburun kalbine sahip” olamaz mı? Baharın gelmesi, buzların erimesiyle ormanın karlar altında kaybolmuş, sonsuz düşmelere açık zemininde karanlık ve verimli toprak yeniden görünür olur. Bu kitabı okurken kayıp vahşi hayvanınızın acısı sanatın tesellisine karışabilir.

Temizlikçi Kadınlar İçin El Kitabı – Lucia Berlin

Bu kitap otobiyografik ögeler taşıyan kısa öykülerden oluşuyor. Öykülerde çocuklarını tek başına büyüten bir kadının çalışarak hayatta kalma mücadelesine tanıklık ediyoruz, belki de her yaşta çekilebilen büyüme ağrılarına. Yazar Lucia Berlin, temizlikçilik, santral memurluğu, lise öğretmenliği, tıbbi sekreterlik gibi çeşitli işler yaparak geçinmiş. 1960’lardan itibaren yazmaya ve öykülerini dergilerde yayımlatmaya başlamış olsa da ancak ölümünden sonra, 2015 yılında yayımlanan bu kitabı sayesinde dünyaca tanınır olmuş.

Öykülerde temizliğe gittiği evlerdeki kadınlarla, hastanede çalışırken hastalarla, okulda öğrencilerle, tatilde arkadaşlarla, kanserli kız kardeşlerle kurduğu esprili olduğu kadar iç burkan ilişkilere tanık oluyoruz. Merdiven altı ‘toplu kürtaj’ koğuşunda paylaşılan deneyimleri okumak hiç kolay değil. Bazen de çamaşırhanede zor bir güne dalgınlık ve çatışma ile başladıktan sonra gevşemeyi ve mutlu olmayı okuyoruz. Uzun yıllar ertelendikten sonra tek başına çıkılan bir tatil ve beklenmedik cinsel hazlar bozulmadan kalıp, hatırlanıyor. Unutmanın sorumluluğunu alan, hatırlamanın acısını bal eyleyen öyküler bunlar.

Riske Övgü – Anne Dufourmantelle

Anne Dufourmantelle, felsefi referanslarıyla psikanalist olarak biriktirdiği deneyimleri, örnekleri incelikli bir anlatımla iç içe geçirerek bir yaşam yaşama kılavuzu oluşturuyor. Riske Övgü, tedbir diye emin şekilde kurduklarımızı, konfor alanlarımızı, otomatik tekrarlarımızı, kendimizi siper ettiklerimizi sorgulamamızı sağlıyor; yalnızlık, bağımlılık, üzüntü, kayıp, unutma gibi, bir tür güçsüzlük addettiğimiz ve kendimizi aksine doğru var etmeye çalıştığımız alanları açıyor ve yüzleşen, ikilikleri deşifre eden, çelişkilere izin veren ve risk alan bir yaşama çağırıyor.

Aşık Kadınlar – Elfriede Jelinek

Elfriede Jelinek’in daha önce Sevda Kadınları olarak çevrilen kitabı Aşık Kadınlar ismiyle bu sene yayınlandı. Klasik roman kurgusuna sahip olmayan Aşık Kadınlar iki kadının gündelik hikayelerinden hareketle erkekler, güç, cinsellik, evlilik, emek, özgürlük konuları etrafında dolanıyor. İronik, sert ve açık üslubuyla Elfriede Jelinek’in 1975’te yazdığı bu metin feminist kaynaklar arasında.

Taştan ve Kemikten – Bérengère Cournut

Sophie Mackintosh’un evreni ile bir tür yan yanalık hissettiren Taştan ve Kemikten, kırılan bir buz kütlesi ile ailesinden ayrılan ve yeni bir hayata açılan Inuit bir kadını anlatıyor. Uqsuralik’i izlerken insanlar kadar fiyortların, tundranın, buzdağlarının, falezlerin, mızrağın, iglunun, hayvanların, gecenin, soğuğun romanın özneleri olduğunu kavrıyoruz. Uqsuralik, doğumun, ölümün, maddi ve bedensel olanın, geleneksel aile ve rollerin içerisinden yürüyüp geçiyor.

Küçük Bir Ayrıntı – Adania Shibli

Küçük Bir Ayrıntı, Ramallah’ta bir kadının, İsrail askerleri tarafından şiddete uğrayan Filistinli bir kızın öyküsünün, tesadüf eseri yıllar sonra peşine düşmesini anlatıyor. Kitabın ilk bölümünde 1949 yılında olanlar, ikinci bölümünde ise bugün olayın açığa kavuşması var. Adania Shibli, işgal altında yaşamlar, gündelik ve ölümcül şiddet ve bilhassa finaliyle birlikte, farklı kuşakların ortaklıklarını, kolektif siyasi travmayı bir çırpıda anlatıyor.

Seneler – Annie Ernaux

Ernaux kişisel hafızasının objelerinden, görüntülerinden, kelimelerinden, sofralarından, kıyafetlerinden yola çıkarak bütün bir Fransız tarihinin içinden geçiyor. 1940’lı yıllardan başlayarak kendisinin, Normandiya’nın küçük bir şehrinde, Yvetot’da büyüyen işçi sınıfından gelen küçük kızın hikayesinin ayrıntılarıyla Fransız taşrasının -ve sonrasında da Paris ve banliyölerinin- dönüşümünün ayrıntıları bir arada karşımızda. Bu anlatıda, belki ancak bir sosyal tarihçinin gösterebileceği bir titizlikle yemeklerin, adabı muaşeret kurallarının, tuvaletlerin, cinsellikle kurulan ilişkinin, nesnelerin, kelimelerin ve dilin, kitapların, aile içi ilişkilerin, kadınlıkların ve erkekliklerin nasıl değiştiğini, bu değişimin nasıl tecrübe edildiğini okuyoruz.

Yakut Orman – Rita Mae Brown

Yakut Orman Molly Bolt’un çocukluğunda yaşadığı kasabadan üniversite yaşamına, San Francisco ve New York’a uzanan serüveni. Heteroseksizmin aile, okul, sosyal çevre, ilişkiler içerisinde gündelik karşılıklarına dair bir roman. Molly, gördüğü tüm ayrımcı muameleye, maruz kaldığı zorluklara rağmen serinkanlı kendinden eminliğini sürdürüyor, özgüveniyle ve kendini ayakta tutma enerjisiyle etkiliyor.

Arminuta: Dönüş Donatella Di Pietrantonio

Arminuta 13 yaşına geldiğinde ailesinin gerçek ailesi olmadığını, çingene mahallesinde yoksulluk içinde yaşayan kalabalık ailesinin yanına dönmek zorunda kalması ile öğrenir. Gündelik şiddet ve yoksulluk ile tanıştığı, alışkın olduğu sevgi ifadelerini göremediği bu yeni evde tek dayanağı kız kardeşi Adriana olur. Arminuta ve Adriana arasında kısa sürede gelişen sevgi ve dayanışma ilişkisi, etkileyici bir kız kardeşlik anlatısı sunarken yetişkinlerin kendilerine odaklı dünyalarından kaçış imkanına dönüşüyor.

Ateşten Atlamak – Fatma Nur Kaplanoğlu

Fatma Nur Kaplanoğlu’nun üçüncü kitabı ilki kitaba adını veren iki uzun öyküden oluşuyor. “Ateşten Atlamak” sırrını artık içinde tutmak istemeyen, kendini gerçekleştirmek için ateşten atlama vakti gelmiş bir kadının hikayesini anlatıyor. İkinci öykü “Daha Uygun Bir Kader” ise yıkıcı duyguları ile yüzleşen, pişmanlık ve kabullenişle tanışan bir karakterin hikayesi. Her iki öyküde de küçük yerlere sığmayan hayatlar ve duyguları ile mücadele veren karakterlerin hikayesini anlatıyor.

Emanet Çocuk – Claire Keegan

Emanet Çocuk, İrlanda kırsalında bir kız çocuğunun ailesi tarafından daha önce hiç tanımadığı çocuksuz bir çiftin yanına bırakılmasının hikayesini anlatan bir novella. Claire Keegan bir yandan kız çocuğunun bu yeni ve geçici evde kendini ve duygularını tanıma yolculuğunu ve bakım verenlerin sunduğu sevgi ve güvenlik hissinin hayatında yaratacağı olasılıkları sade bir dille anlatırken bir diğer yandan İrlanda köylerinde sıradan insanların hayatlarına yakından ve şefkatli bir bakış sunuyor. Daha önce Türkçe’ye Mavi Tarlalardan Yürü isimli öykü kitabı çevrilen Claire Keegan’ın diğer kitaplarının da yayınlanmasını heyecanla bekliyoruz.

Çocukluk – Tove Ditlevsen

Çocukluk, Tove Ditlevsen’in Kopenhag Üçlemesi’nin ilk romanı. Türkçe’ye peyderpey çevrildiği için henüz sadece ilk romanı okuyabildik (ikinci kitap Gençlik şu günlerde yayınlandı). 1920’lerin Kopenhag’ında geçen bu romanda, yoksul ve mutsuz bir çocukluk hikayesi anlatılıyor. Bir yetişkinin geçmişe bakışıyla anlatılan bu çocukluk hikayesi adeta bir terapide gibi, çocuklukta olanın sonradan neden olacağı hasarı da görerek ve o anın duygusu ile birleştirerek anlatıyor. Bu nedenle sadece karanlık değil aynı zamanda öfkeli bir çocukluk anlatısı oluşturmuş.

Övgü – Rachel Cusk

Övgü, Çerçeve ile başlayıp Geçiş ile devam eden üçlemenin son kitabı. Bu defa serinin kahramanı yazar Faye, Avrupa’nın güneyinde bir ülkede edebiyat festivaline gidiyor. Burada tanıştığı insanların hikayeleri sanat ve edebiyat tartışmalarının yanı sıra özellikle kadınlar açısından aile, evlilik, özgürlük, adalet, erkeklerin daralttığı alanlar ve hayatlar gibi konuları içeriyor. Tek bir anlatıcının sesi ve bakış açısı yerine, karşılaştığı kişilerin hikayelerini aktaran bir anlatıcı kullanımını tercih eden Cusk, kadınların deneyimleri ve sıkışmışlıklarını odağına alarak çok sesli bir patriyarka resmi ortaya koyuyor. Rachel Cusk’ın diğer kitapları neden henüz çevrilmedi diye merak ediyoruz.

Ülker Abla – Seray Şahiner

Erkek şiddetinden kaçıyor olsaydınız nereye giderdiniz? Ne baba evinin ne de karakolun yeterince güvenli olmadığını düşünen Ülker can havliyle bir hastaneye sığınıyor. Gelenin bir an önce çıkmak istediği hastaneleri sevdiğini söylüyor çünkü yıllarca koca evinde aldığı bütün yaralar orada sarılmış. Hastanede kalabilmek için refakatçi gibi davranan Ülker, zamanla bunu iş ediniyor kendine… Boğaz tokluğuna bakımını üstlendiği kimsesiz ve çoğu yoksul hastalara şefkat duyduğu söylenemez ama hayatta kalabilmek için verdiği çetin mücadele göz önündeyken onu kim suçlayabilir ki? Becerikli, açık sözlü, mizah duygusu güçlü bir kadın Ülker. Ağlayanın bir, gülenin bin derdi olduğu bu dünyada gülmeyi nefsi müdafaa olarak benimsemiş. Yer yer grotesk özellikler taşıyan, acı acı gülümseten bir anlatı.

Sovyetler Birliği’nde Komünist Kadın Hareketi (1919-1930) – Burcu Özdemir

Sovyet arşivlerine de uzanan kitap, Jenotdel konusunda Türkiye’de yayınlanan ilk bağımsız ve geniş kapsamlı çalışma olma özelliğini taşıyor. Komünist Partisi’nin işçi ve köylü kadınlar arasındaki çalışmalarını örgütlemek üzere faaliyet gösteren Jenotdel, Ekim Devrimi’nden sonra kurulmuş ancak uzun ömürlü olamamıştı. Öncelikli hedefi, kadınların toplumun eşit birer üyesi haline getirilmesi ve politik açıdan eğitilmesiydi. Bunun için komünal tesisler (kreşler, yemekhaneler) açtı; okuma yazma kursları, mitingler, konferanslar düzenledi; dergiler çıkardı. Yanı sıra, ekonomik açıdan zor durumdaki yalnız, evsiz ve küçük çocuklu kadınlara verilen toplumsal desteği güçlendirdi. Burcu Özdemir’in tarihçesi, bağımsız bir kadın örgütlenmesinin yokluğunda toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama çabalarının neden ve nasıl sonuçsuz kaldığına dair pek çok önemli ipucu sunuyor.

Bakım Manifestosu – Bakım Kolektifi

Çevirisini Gülnur Acar Savran’ın yaptığı Bakım Manifestosu, Andreas Chatzidakis, Jamie Hakim, Jo Littler, Catherine Rottenberg ve Lynne Segal’dan oluşan kolektif tarafından kaleme alındı. Bu çarpıcı metin, ‘evrensel bakım’a dayalı, queer – feminist – ırkçılık karşıtı – eko-sosyalist bir politik tahayyül sunuyor. Naomi Klein’ın sözleriyle; “bakımın bir meta olmadığının bilincinde olan yazarlar onu, üzerinde yeni bir politikanın inşa edilebileceği bir uygulama, başat bir değer, düzenleyici bir ilke olarak görmekteler”.

Neoliberalizmin dehşetini açığa çıkaran Covid-19 salgınından sonra yazılmış olması Manifesto’yu daha da güncel ve yaşamsal kılıyor. Sonuçta biz kadınlara yapılmış bir çağrı var: Küresel umursamazlığın hüküm sürdüğü bir dünyada ilerici değişim birdenbire olmayacak, ancak bizlerin çeşitli bağlamlarda büyük kalabalıklar halinde değişimi zorlamamızla gerçekleşebilecek.

Sürücü Koltuğu – Muriel Spark

İskoçyalı yazar Muriel Spark’ın novellası Sürücü Koltuğu’nda sonunu baştan bildiğimiz bir hikayede baş karakter Lise o sona doğru ilerlerken hiç bitmeyen bir heyecan, korku ve endişeyle (ve hatta belki de daha farklı bir sona evrilir diye içimizde tuttuğumuz küçük bir umut da olabilir) olayların seyrini takip ediyoruz. 1970 yılında yayınlanmış olan bu kitapta karşımızda hiçbir açıdan “mağdur” kategorisine koyamayacağımız bir ana kadın karakter olarak Lise var. Lise, tek yön aldığı biletle çıktığı seyahat boyunca içine girdiği yeni durumlar esnasında bize küçük ipuçları bırakarak okudukça yolumuzu aydınlatıyor. Lise’i sevmesi, anlaması ve özdeşlik kurması pek kolay olmayabilir; ama bulunduğu her koşulda ortaya koyduğu gücü ve iradesi gözümüzü ondan ayıramamamıza neden oluyor.

Yeryüzünde Bir An İçin Muhteşemiz – Ocean Vuong

Ocean Vuong’un Yeryüzünde Bir An İçin Muhteşemiz romanını en kısa şekilde anlatacak olursak bir büyüme hikayesi, kim olduğunu arama, kimliğini bulma ve ona sahip çıkma hikayesi diyebiliriz.

Vietnamlı Amerikalı yazar Ocean Vuong bu ilk romanında Amerika’da göçmen olmanın, ırkçılık, ayrımcılık ve şiddet karşısında yine de kendini var edebilmenin mücadelesini anlatıyor. Okuma yazma bilmeyen annesine bir mektupla başlıyor roman. Yazarın köklerini aradığı bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu yolculukta Vietnam Savaşı’nın yıkıcı dehşetine inanılmaz bir sadelikte tanık olurken, Vuong’un eşcinsel kimliğini keşfetmesine de şahit oluyoruz. Böylesi sarsıcı bir hikayeyi mümkün olan en şiirsel haliyle anlatabilmesi oldukça etkileyici.

Deniz Koç’un harika çevirisiyle 2021 Vedat Türkali Edebiyat Ödülleri Çeviri Kurmaca Ödülü’ne de layık görülen bu roman tekrar tekrar okunası.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

one + 11 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.