Ülker Sokak’ta yaşananların cezasız kalması, vicdanları yaralamanın dışında Eryaman ve Esat’ta yaşanan saldırıların önünü açtı. Esat ve Eryaman’da yaşanan cezasızlık da bugün Bayram Sokak’ta yaşanan saldırıların önünü açıyor.

Herkese merhabalar, yazıma 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü gelip geçiyorken aramızdan koparılan tüm transları ve natrans kadınları anarak başlamak istiyorum.

Tadınızın kaçmasına hazır olun. Bu yazıyı sizler için hazırlarken benim çok tadım kaçtı. Son kontrol amaçlı okudum bir daha tadım kaçtı. Bazen birbirimizin ve/veya kendimizin tadını kaçırmaktan çekinmemeliyiz diye düşünüyorum. Tatlar kaçacak, rahatlar bozulacak ki harekete geçilecek. İstiyorum ki hep beraber tadımız kaçsın ve sonra ne olacak üzerine beraber konuşalım.

Bu yazı bir makale veya haber metni değildir. Karşımda sizler varmışsınızcasına akan bir sohbet üslubuyla yazdığım, tek solukta okuyabilmenizi umduğum bu yazıda sizlere üç farklı olay üzerinden Türkiye’de transların kısaca dününü ve bugününü, trans cinayetlerinin neden politik olduğunu, transfobinin kimlere ve nelere fayda sağladığını anlatmaya çalışacağım: 90’lar Türkiye’si ve Ülker Sokak, 2000’ler başı Esat ve Eryaman, günümüz ve Bayram Sokak.

90’lar Türkiye’si ve Ülker Sokak

Avrupa Birliği’ne girme umutlarıyla milenyumun yaklaştığı, neoliberal ekonomi politikalarının hız kazandığı 90’larda Türkiye, bir konferansa hazırlanıyordu: UN-HABITAT. UN-HABITAT, sürdürülebilir insan yerleşimleri oluşturulması ve herkes için yeterli konut sağlanması yönünde oluşturulmuş bir Birleşmiş Milletler programı. 20 yılda bir farklı bir coğrafyada olmak üzere düzenlenen konferansın ikincisi 26 Mayıs 1996 tarihinde İstanbul’da düzenlendi. Düzenlenme amacı “herkes için konut” olan konferans, maalesef Türkiye’de ranta ve transfobiye kılıf olarak kullanıldı.

Bugün olduğu gibi 90’larda da inşaat sektörü, sıcak para akışına bağlı Türkiye ekonomisinin en büyük sektörlerinden birisiydi. Yetkililer sürdürülebilir insan yerleşimleri oluşturma fikrini, soylulaştırma ve inşaat sektörü üzerinden zenginleşme için bir fırsat olarak gördü ve konferans öncesi harekete geçti.

Ülker Sokak, seks işçisi transların bir arada yaşadıkları, çalıştıkları, kendileri için dışarının tehlikelerinden daha güvenli olan bir sokaktı. Mevcut güç ilişkilerine göre tarihsel ve güncel dezavantajlı olan translar soylulaştırılacak Cihangir’in en kolay, en hesapsız yerinden edilebilir sakinleri olarak görüldü.

İlk olarak, artan emlak gelirlerinden “mahallede translar yaşadığı” için Cihangir’dekilerin yararlanamayacakları fısıltı gazetesi ile yayıldı. Sokağa düzenli olarak polis tarafından saldırılar düzenlenmeye başladı. Evleri basılıp gözaltına alınan trans kadınlara karakollarda sistematik olarak işkence yapılıyordu. Karakollardaki işkenceler sonrası polisler transları çırılçıplak şekilde İstanbul dışına ve ormanlara bırakıp orada ölmelerini bekliyorlardı. Mahalledeki tüm esnaflar translarla alışveriş yaparlarsa dükkanlarının yağmalanacağı ve yakılacağı yönünde Ülker Sokak’ın başına masalar kuran Ülkü Ocakları tarafından tehdit edildi. Sokağı ve mahalleyi terk etmek zorunda kalan transların 13’ü ilk bir yıl dolmadan öldürüldü. Birkaç yıl içerisinde ise sokakta yaşayan ve kaçmak zorunda kalan 100 kadar transın neredeyse yarısı hayatını kaybetti ve Cihangir şu anki simasını aldı.

Yaşanan işkenceler, şiddet ve cinayetlerin karşılığında birkaç soruşturma açıldı ve kısa süre içerisinde bu soruşturmalar kapatıldı. Ceza alan kimse olmadı.

Erken 2000’ler, Esat ve Eryaman

2000’lere geldiğimizde aynı plan Türkiye’nin farklı köşelerinde uygulanmaya başladı. 2000’ler Ankara’da transların evlerinin çeteler tarafından düzenli olarak basıldığı, transların gasp edildiği, tecavüze uğradığı, haraca bağlandığı, polisin tüm bunlara sessiz kaldığı, bu şiddeti teşvik ettiği ve yer yer bu şiddete eşlik ettiği zamanlardı. Ankara şehir merkezinde yaşadıkları saldırılardan sonra çaresiz kalan birkaç trans kadın henüz pek fazla yerleşim yerinin olmadığı boş arazilerden oluşan Ankara’nın ilçelerinden biri olan Eryaman’a kaçıp yerleşti.

Kısa süre içerisinde şehir merkezinden çok uzak olması sebebiyle şehir merkezine kıyasla görece daha güvenli olan Eryaman’daki yaşama ve çalışma ortamını fark eden transların ilçedeki sayıları hızla arttı. 2006 yılına gelindiğinde ise inşaat sektörü, rant ve transfobi tekrar bir arada kendini gösterdi. Boş arsalara KC inşaat şirketi tarafından lüks binalar dikildi. O binalar orada yokken orada olan translar binaların değerini düşüren görüntü kirliliği olarak görüldü. KC inşaat şirketi tarafından para verilen çeteler, polislerin gözetiminde yüzlerce kişilik toplu saldırılar gerçekleştirdi. Transları sokaklarda kurşunladılar, kezzap attılar, öldüresiye dövdüler. Can havliyle her şeylerini bırakıp kaçan transların evlerini yağmaladılar ve yaktılar. Zaten neredeyse tamamı hayatta kalabilmek için doğup büyüdükleri topraklardan kaçıp Ankara’ya gelmiş olan transların gidebileceği bir yer yoktu. Bir kısmı bambaşka yerlere savruldu ve tıpkı Ülker Sokak’ta olduğu gibi yalnız başlarına bambaşka yerlere savrulduktan sonra hayatlarını kaybettiler. Bir kısmı ise Ankara şehir merkezine döndü.

Onların şehir merkezine dönmeleri ile beraber transfobik saldırıların ne kadar kârlı bir iş olduğunu ve bir cezasının olmadığını gören çeteler, saldırılarına Esat’ta devam etti. Müşterilerinin büyük kısmını transların ve seks işçilerinin oluşturduğu kuaförü basıp yağmaladılar. Esat’taki saldırılar hakkındaki açılan davanın bir numaralı sanıklarından, şu an halihazırda işlediği başka bir suçtan dolayı hapiste olan Şemmus Taşdemir, Sabah Gazetesi’ne “Ben Eryaman’ı bunlardan temizledim,” başlığı ile itiraf niteliğinde bir röportaj verdi ve tüm bu itiraflardan sonra yargılanması ve cezalandırılması gerekirken, kahramanlaştırıldı ve hâlâ translara yönelik gerçekleştirdiği sistemli ve örgütlü suçlardan dolayı bir ceza almadı. Tüm bu süreçte birçok insan hakları örgütünün bile kendileriyle beraber anılmak istemediğini ve tek çarelerinin bir arada mücadele olduğunu, örgütlenmek olduğunu fark eden translar Pembe Hayat’ı kurdular.

Eryaman’da yaşanan saldırılar hakkında savcılığa onlarca şikâyet dilekçesi verildi. Sonradan öğrendik ki savcı şikâyet dilekçelerini kayıtlara geçirmemiş bile, imha etmiş. Faillerden hiçbiri ceza almadı.

Çeteler saldırdı; devlet üstünü örttü, teşvik etti, ödüllendirdi. Adalet arayışını dirençle sürdüren Dilek İnce arabasında vurularak öldürüldü. Onlarca kameranın önünde öldürülmesine rağmen, şikâyetler, ifade tutanakları olmasına rağmen failler devlet tarafından bulunamadı ve kayıtlara Dilek İnce cinayeti faili meçhul olarak geçti. Bir kez daha kimse bir ceza almadı.

Esat’taki saldırıların peşini bırakmayan trans aktivistler, saldırıları yargıya taşıdılar. Dava o günden bugüne hâlâ devam ediyor. Yaralama ile ilgili olan tüm suçlar zaman aşımına uğradı. Şu anda saldırganların çete suçundan ve yağmacılıktan hak ettikleri cezaları alabilmeleri için kamuoyu yaratmaya ve çabalamaya devam ediyoruz. Bir sonraki duruşma 14 Aralık tarihinde saat 15.15’te Ankara Sıhhiye Adliyesi’nde görülecek. 2023 yılında failler tüm suçlardan beraat edecek. Failleri tanıyoruz. Zamana bırakmıyoruz. Adaletin sağlanmasını istiyoruz. Bunun için herkesi davanın takipçisi olmaya çağırıyoruz.

Ülker Sokak’ta yaşananların cezasız kalması, vicdanları yaralamanın dışında Eryaman ve Esat’ta yaşanan saldırıların önünü açtı. Esat ve Eryaman’da yaşanan cezasızlık da bugün yaşanan saldırıların önünü açıyor.

Bugün ve Bayram Sokak

10 Kasım 2021, geçtiğimiz günlerde İstanbul Beyoğlu’nda tıpkı Ülker Sokak ve Eryaman’daki gibi transların bir arada yaşadıkları, çalıştıkları Bayram Sokak’taki evler bir kez daha devlet tarafından mühürlendi. Birçok trans sokağa atıldı. İçlerinde çalışamayacak durumda olan, Bayram Sokak’ta dayanışma ile hayatını sürdüren, tek başına hayatta kalamayacak olan yaşlı translar da var. Yakın zamanda devlet yetkililerinin yapmış oldukları birçok nefret söylemi ile beraber sokaklarda saldırılar arttı. Yakın zamanda kezzaplı saldırıya uğrayan, bıçaklanan, öldürülen maalesef ki birçok trans oldu. Bu koşullar altında, Bayram Sokak’ta daha önce defalarca kez sırf trans oldukları için gözaltına alınan, evleri basılan, şimdi ise devlet tarafından barınma hakları ellerinden alınan translar ev bulabilecek mi bilmiyoruz.

Bu okuduklarınız distopik bir filmin senaryosu değil. Bir korku masalı değil. Bazılarımızın farkında olmadığı, bazılarımızın yeni fark ettiği, bazılarımızın çoktan fark etmiş olduğu ama görmek bilmek istemediği, bazılarımızınsa her gün yaşamaya devam ettiği gerçeklik. Devlet, çete, cis-heteronormatif patriyarkal düzenin nasıl el ele transları katlettiği, trans cinayetlerinin neden politik olduğu, transların hayatlarını nasıl kuşattığına dair gerçeklik. Ayy içim şişti dediğinizi duyar gibiyim.

O zaman söylemeliyim ki umutsuz değilim. Sizler de olmayın. Her geçen gün trans hareket güçlenerek büyümeye devam ediyor. Kimsesiz değiliz. Birbirimize sahibiz. Daha güçlüyüz. Sesimiz daha gür çıkıyor. Artık kendi hayatlarımız hakkında kendimiz söz üretiyoruz. Kim olduğumuzu, kim olmadığımızı neye ihtiyacımız olduğunu bizim adımıza başkalarının söylemesine müsaade etmiyoruz. Fakat maalesef ki bunlar her zaman duyduğumuz destek ve dayanışma ihtiyacını azaltmıyor.

Sistematik insan hakları ihlalleri devam ediyor. Tüm bu şiddet sarmalında sayılı güvencelerimizden biri olan İstanbul Sözleşmesi yürürlükten kaldırıldı. Bunun için LGBTİ+’lar bir kez daha hedef gösteriliyor. Bunlar sadece sizlere tek bir yazının kısıtlılığında iletebildiklerim. Mülteci transların yaşadıklarını anlatabilmek için başlı başına bir yazıya daha ihtiyacımız var. Yaşlı transların durumunu anlatabilmek için başlı başına bir yazıya daha ihtiyacımız var. Trans çocukları anlatabilmek için başlı başına bir yazıya daha ihtiyacımız var ve daha niceleri.

Tüm bunları insanlar translara üzülsün diye anlatmıyoruz. Merhamet beklemiyoruz. Onaylanmayı beklemiyoruz. Adalet istiyoruz. Adalet mücadelemiz devam ediyor. Kararlıyız, umutluyuz ve başka şansımız olmadığını biliyoruz.

Bazılarımızın tüm bu bilgilerle ben ne yapabilirim o zaman diye kendine sorduklarını şimdiden duyar gibiyim J Hepimiz için en önemli adım kendimizi tanımak, kendimizle yüzleşmek diyebilirim. Ne demek kendimizi tanımak? Salt neyi sevdiğini, neyi isteyip istemediğini bilmek gibi bir şey değil. Sahip olduğumuz dezavantajların farkına varmak, bu sebeple yaşananların bizim kabahatimiz olmadığını bilmek, yalnız olmadığımızı, bunun kader olmadığını bilmek. Ayrıcalıklarımızla da yüzleşmek aynı zamanda, ayrıcalıklı olduğumuz konularda dezavantajlı olanlara yol açmak, ayrıcalıklarımızdan vazgeçmek, bunun yollarını aramak, sorumluluk almak. En önemlisi de ortak düşmanı görmek; hegemonik, patriyarkal erkek egemen düzen. Her zaman yapabileceğiniz bir şeyler var. Temas kanallarını güçlendirmek, artırmak, birbirimize ve kendimize karşı olan sorumluluklarımızı unutmamak… Geri kalan şeyleri biliyorsunuz zaten, feminist örgütlerde, LGBTİ+ örgütlerinde örgütlenmek, birbirimizin sesi olmak derken liste böyle uzar gider.

Umutluyum doğru insanlarla, doğru tarafta olduğumu biliyorum. Kendime güveniyorum, size güveniyorum, Türkiye feminist hareketine, LGBTİ+ hareketine, trans hareketine canı gönülden güveniyorum. Umarım tüm bu tarih anlatılarından sonra çok sıkıcı biri olduğumu düşünmüyorsunuzdur. Siz bir de beni partilerken görün.

Sohbetime eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 + seventeen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.