Kadınların kamusal alanda karşı karşıya oldukları tehlikenin tanımı yapılmadan, sınırları çizilmeden, kötü adam cezalandırıldı. Şimdi güvenle toplu taşımayı kullanabilir miyiz?

Geçtiğimiz haftalarda, Ankara’da belediye otobüsünde meydana gelen cinsel saldırı nedeni ile yakalanan fail hakkında 35 yıla kadar hapis cezası verildi. Uzun zamandır ertelediğim bu yazıyı bu vesile ile tamamlamak istedim.

Bu davanın da –“vicdanları rahatlatacak derecede” ağır bir ceza ile– kapanmasıyla, bir toplu taşımada, kamusal alanda cinsel saldırı davası daha, sadece suçluya odaklanan, suç tipi ve belediye gibi kamusal aktörlerin sorumluluğuna dair toplumsal tartışma açılmaksızın yaygın bir tehlikenin münferitleştirilmesine hizmet etti. Kadınların kamusal alanda karşı karşıya oldukları tehlikenin tanımı yapılmadan, sınırları çizilmeden, kötü adam cezalandırıldı. Şimdi güvenle toplu taşımayı kullanabilir miyiz?

Toplu taşımada tecavüz ve kamusal sorumluluk hakkında ilk yazımda bu kamusal sorumluluğun ne olduğunu açıklama çabasına girişmiştim. Toplu taşımada tecavüz/taciz konusunda kamusal muhatabın, hiç üzerlerine alınmasalar da belediyeler olduğunu söyledikten sonra, etkili bir eylem planının oluşturulması için sorunların doğru tespitine, örneklerin ve vakaların incelenmesine, alanda çalışan kadın örgütlerinin, sivil toplumun katılımına ihtiyaç var.

Meksika’da, bu alanda çalışan Women’s Institute of Mexico da koordinasyonun altını çiziyor. “Kadınların kamusal alanda güvenliği konusunda karar alım süreçlerinde planlama ve politika geliştirmek için koordinasyon zorunludur. Koordinasyon olmaksızın atılacak adımlar, ya birbirini boşa çıkarma ihtimaline ya da gereksiz enerji harcanmasına sebep olur. Polis, kamusal güvenlik güçleri, hukuki mekanizmalar, kamusal ulaşım kurumları, kadın örgütleri, şehir planlama birimleri ve toplum örgütleri bu koordinasyonun olmazsa olmaz aktörleridir.”[i]

Duyduğumuz her toplu taşımada cinsel suç haberinde, ilgili kurumlara başvuruda bulunarak, eylem planı oluşturulmasını isteyebilir ve bu haberlerin skandaldan, biz yapmadık özel şirket yaptı açıklamalarından, “ahlaksızlık” tespitlerinden bir adım öteye taşınarak tartışılmasını ve politika geliştirilmesini talep edebiliriz. Çünkü her gün, günün değişik saatlerinde bindiğiniz otobüs, bir önceki gün suç mahalli olmuş olabilir.

Tabii konumuz, toplu taşımada, kamusal alanda kadınların tacize uğraması olunca, meselenin şehircilik ve kentleşme boyutunun da altını çizmeden olmaz. Gezi direnişinde feministlerin “Tacizsiz hava sahası” sloganı, Taksim yayalaştırma projesine karşı kadınların kent üzerindeki haklarının talebiydi.

Toplu taşımanın planlanması ve uygulanmasında da toplumsal cinsiyet temelli ilkeleri gözetmek, savunmasızlık ve ağırlıklı olarak kadınlara karşı işlenen suçlar gibi faktörleri değerlendirmek eşit bir ekonomik ve sosyal kalkınma/planlamanın gereği/yükümlülüğüdür.

Türkiye’nin de taraf olduğu ve kabul ettiği CEDAW’ın (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi) 19 No’lu Tavsiye Kararında kadına yönelik şiddet, kadınların sadece kadın oldukları için maruz kaldığı, kadınları orantısız bir şekilde etkileyen, sözlü, psikolojik, fiziksel ve cinsel zarar, acı çektirme, tehdit ve özgürlüğünden alıkoyulma olarak tanımlanmış; bu eylemlerin sadece özel alanda değil kamusal alanda gerçekleşmiş olması halinde de kadına yönelik şiddet olduğu ve bu alandaki politikaya içkin olduğu tespit edilmiştir.

Uluslararası alanda da devletlerin kadınlar için güvenli toplu taşıma hizmeti sağlayamaması, kadınların temel haklarına erişiminin ihlali olarak tanımlanıyor. Birçok ülkede toplu taşımada taciz ve tecavüz, birçok kampanyaya konu olmuş ve çeşitli mekanizmalar/uygulamalar devreye sokulmaya çalışılmış.

Dünyadaki kamu politikaları

Toplu taşımada çalışan sayılarının arttırılması, istihdam politikası açısından özellikle kadın istihdamının ağırlıklı olması, durakların olduğu yerlerin aydınlatmalarının tam olması ve durakların merkezi yerlerde konumlandırılması, duraklarda da istihdam olanaklarının değerlendirilmesi gibi politikalar farklı ülkelerde tartışılan, eylem planlarında yer alan önlemlerden/seçeneklerden bazıları. İstihdamın arttırılması bu politikaların en önemlisi olarak görülüyor, elbette bu tedbir alınırken personel için de güvenli bir ortam sağlanmalı.

Toplu taşımada taciz konusunda faili caydırıcı ve maruz kalan kadını şikayet etmek, karşı gelmek konusunda cesaretlendirici fonksiyonu olan bir diğer araç ise farkındalık kampanyaları. Web sitesinde bu konuya ilişkin tek bir uyarı, bilgilendirme, açıklama yer almayan belediyelerin toplu ulaşım merkezlerinden bunu beklemek zor ancak bunun için kaynak ve bütçe ayrılması zorunlu. Tüm toplu ulaşım araçlarında, televizyonlarda, yaygın medyada geniş kapsamlı bir farkındalık kampanyası başlatılmalı. Suça maruz kalan kadınların başvuracağı merkezlerin kurulması, suç ve suçun cezasını ve olaya tanık olanların bildirimlerini de içeren bu türden kampanyalar yapılması tüm toplumu bilgilendirici, failleri caydırıcı ve kadınları cesaretlendirici rol oynayabilir.

Toplu taşımada, kadınlar bir tehlike ile karşı karşıya kaldıklarında kullanabilecekleri, şoför tarafından inaktive edilemeyen acil durum düğmeleri olan teknik donanım sağlanmalı. Sadece otobüslerde değil aynı zamanda toplu taşıma trafiğinden sorumlu olan belediye, sarı dolmuş, dolmuş gibi araçlarda da belirli bir güvenlik standardizasyonunu sağlamalı.

Bunlar dışında, İngiltere’nin bu meseleye yaklaşımı, kamusal alanda görüntünün kaydedilmesine ilişkin hak ve özgürlükler açısından başka bir tartışmanın konusu: Binlerce CCTV ile kuşatılan toplu taşıma araçları. CCTV (Close Circuit Television), kapalı devre televizyon olan bu teknoloji ile, kamera yerleştirilen bölgelerde alınan video görüntülerinin sinyalleri başka bir merkeze iletiliyor. Londra metrosuna bindiğinizde, dört bir yanınızda “Şu an Londra metrosu tarafından CCTV ile control edilen alandasınız” uyarı levhalarıyla kendinize garip hissettiren bir izlenme duygusu ile kuşatıldığınızı düşünebilirsiniz. Londra metrosu idari yönetimi, CCTV’nin gerekçesini/gerekliliğini şu şekilde açıklıyor:

  • Çalışanların ve kamunun güvenliğini ve sağlığını korumak,
  • Suç ve antisosyal davranışı engellemek ve tespit etmek,
  • Gerçek zamanlı trafik izlemesi,
  • Trafik kurallarının ve yönetmeliklerinin uygulanmasını sağlamak,
  • Toplu taşıma operasyonunun verimliliğinin ve etkinliğini desteklemek.

CCTV’ler ya da benzer kamera sistemleri, özellikle kayda alınmak, görüntü alınması, o görüntünün bir süre belirli yerlerde kayıtlı tutulması konularında idari birimlerin tek taraflı yetkili olmasının kişilerin hak ve özgürlüklerine karşı bir ihlal olduğu yönünde tartışmaların konusu. Kamusal otoritelerin sorumluluğunu, bu otoritelerin tek taraflı bir irade ile kişi hak ve özgürlüğüne de müdahale anlamına gelen, tedbir almaya, başkalarının hak ve özgürlüğüne ihlal ile başlatmak doğru bir politika olmayacaktır. Bununla birlikte, İngiltere’de adeta paranoyaklık derecesinde her yerde olan CCTV’lerin suçların önlenmesinde ne kadar etkili olduğuna dair etkinlik, etkililik tartışması da mevcut.

CCTV’ler gibi başka bir teknoloji tartışması ise, yine teknolojinin sağladığı “kolaylık”, “imkan” dolayısı ile, “takip edilme”, “izlenme”nin mümkün kılınarak suçlara engel olunacağı düşüncesi. Telekomünikasyon teknolojisinin gelişmesiyle gündelik hayatı neredeyse app’lere bağımlı kılan hayat tarzı, bazı harita aplikasyonları ile de kişinin nerede olduğunun başkası tarafından takip edilmesi gibi uygulamalar geliştirildi. Fakat bu uygulamaların da yine kocaların, ağabeylerin, erkeklerin kadınları yakın takibe alarak aynı erkek egemen kontrole tabii tutmayacağının garantisin kim verebilir?

Kuşkusuz, kamu otoriteleri tarafından kadınları toplumsal hayatta ayrı alanlara mecbur bırakan uygulamalar, Türkiye’de uygulandığı haliyle kamusal alanın sahibinin erkekler olmasının “haklılığını” yeniden üreten “pembe otobüsler, pembe taksiler” de kadınlardan yana bir çözüm değil.

Bu uzun tartışmayı, aşağıda dünyada farklı ülkelerdeki kampanyalardan/eylem planlarından bir derleme ile burada kapatıyorum.

  1. TÜRKİYE

Mor İğne

Feminist hareketin 90’larda taciz kampanyası Mor İğne’ye değinmeden olmaz. 1989’un Şubat ayında, feminist bir haftasonu etkinliğinde, kadınların sarkıntılık, cinsel taciz, tecavüz kavramlarını sorgulması, tartışması sonrasında alınan kampanya kararı ile, Türkiye feminist hareketinde cinsel tacize karşı ilk kampanya olan Mor İğne sonraki yıllarda da ve hala cinsel tacize karşı direnişin bir sembolü. Daha fazla bilgi için şu yazıya göz atabilirsiniz.

Bacağını Topla

İstanbul Feminist Kolektif’in, erkeklerin toplu taşıma ve/veya herhangi bir alanı kendi alanları bellemesine tepki olarak ortaya çıkardığı “Bacağını topla” görseli sosyal medyada viral etkisi yaratmıştı. Umuyoruz gündelik hayatlarında buna maruz kalan kadınların tepki göstermelerine cesaretlendirici etkisi de olmuştur.

  1. HİNDİSTAN

Hindistan’da gerçekleştirilen bir projede, sokakların daha güvenli olması için aydınlatılması konusunda güneş enerjisi yatırımı yapılarak, hem yenilenebilir enerji hem de güvenli sokaklar çalışması gerçekleştirilmiş.

Proje sadece, kadınlar ve çocuklar için güvenli olmayan kamusal alanlara dikkat çekmiyor aynı zamanda, devletin kontrolünün olmadığı, bireyi güçlendiren güneşe dayalı enerji politikasının da önemine dikkat çekiyor.

  1. FRANSA

Fransa’da 2012 yılında kamusal alanda tacize ilişkin hukuk mekanizmalarının yeniden gözden geçirilmesi ve yenilenmesi süreciyle birlikte farkındalık kampanyaları da başlamıştı.

Geçtiğimiz aylarda Fransa metrosunda, toplu taşımada yaşanan taciz olaylarını örnekleyen bir çalışma yapılıyor ve metroya aşağıdaki içeriklerin olduğu posterler asılıyor.

  • “Hello Mademoiselle” (Merhaba madam)
  • “You’re lovely” (Ne kadar tatlısınız)
  • “Let’s get to know each other” (Hadi birbirimizi daha iyi tanıyalım)
  • “Is that short skirt for me” (Bu kısa etek benim için mi?)

Posterlerdeki ifadeler giderek agresif bir dile dönüşüyor:

  • “You’re hot, you’re turning me on” (Çok seksisin, beni azdırıyorsun)
  • “Answer me, dirty bitch” (Cevap ver bana kaltak)

Son olarak ise poster, “Stop-that’s enough” (Dur, bu kadarı yeter) içeriği ile bitiyor.

Kampanyanın videosuna, buradan ulaşabilirsiniz.

  1. MEKSİKA: WE WOMEN TRAVEL SAFE (Vlajemos Seguras en el Transporte Publico de la Cuidad)

Meksika’da 2007 yılında, Meksika şehir metrosu ile Kamu Güvenliği ve Adaleti için Yurttaş Konseyi çabaları ile kurulmuş olan “Kadınlar Güvenle Yolculuk Yapıyor” programı, kadınların toplu taşımadan eşit bir şekilde faydalanmaları için temel ilkelerin belirlenmesi, ilgili aktörler arası koordinasyonun sağlanması ve uygulanması için yürürlüğe konulan bir program. Programın amacı, kadınların güvenle, eşit bir şekilde, şiddetten ve korkudan uzak toplu taşıma araçlarını kullanabilmesi.

  1. İSPANYA: Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Bölgesel Ulaşım Planı

İspanya’da eşitlik kapsamında yürütülen eylem planı uyarınca, Pamplona ve Camorca’da  uygulanan kentleşme projelerinde toplumsal cinsiyet perspektifine uygun politikalar yürürlüğe kondu. Kadınların kamusal alanda, toplu taşıma kullanırken ihtiyaçlarına dair yapılan araştırmalar sonrasında, şehir planları geliştirilmesi aşamasında, bölgesel bağlantılar, otobüs duraklarının dizaynı, transit hatlar, rotalar, ödeme sistemleri, organizasyonel düzenlemelerin tamamı yeniden gözden geçirilmek için masaya kondu. Bu aşamalarda, tüm farklı yaşama standartları, bölgelerdeki ekonomik, kültürel, sınıfsal farklılıklar ve çalışma koşulları gözetilerek, kadınların bilgilendirilmesi ve karar verme aşamalarına katılımı sağlandı.

  1. NEW YORK – Müdahillik Kampanyası Örneği: “New Yorkers Keep New York Safe”

New York metrosu, şehirde en çok kullanılan toplu taşıma aracı. 7/24 açık hatları ile sadece taciz değil birçok suçun da gerçekleştiği bir mekan oluyor. Milyonlarca insanın yaşadığı, bunun yanında milyonlarca insanın turist olarak ziyaret ettiği şehirde, cinsel suçların yanı sıra, bombalama, terör eylemi gibi suçlar da büyük bir korku yaratıyor. Spesifik olarak cinsel saldırı suçlarına ilişkin dizayn edilmiş bir kampanya olmasa da, “şehri güvenli tutmak için yurttaşların sorumluluğunu, müdahil olmasının önemini” göstermesi açısından çok önemli bir kampanya “New York’lular New York’u Güvenli Tutar” kampanyası.

New York belediyesi, yurttaşlık bilinci üzerinden, kişilerin tanık oldukları suçlara müdahil olmaları ve ilgili güvenlik güçlerine ihbarda bulunmaları için oluşturulan bir teşvik kampanyası başlattı. Bu teşvik kampanyasında dikkat çeken konu ise New Yorklu olmak üzerinden bir yurttaşlık kimliği, sorumluluğunun inşa edilmiş olması.

“Gerçek New Yorklular New York’u güvenli tutar”, “Şüpheli bir şey gördüyseniz, söyleyin, ihbar edin” sloganları, bu şehirde yaşayan insanları, yaşadıkları şehrin güvenli olması için çaba göstermeye, sorumluluk üstlenmeye bir çağrı.

Kampanyayı açıklayıcı bir videoya buradan ulaşılabilir.

Güvenli Olmayan Toplu Taşımaya Alternatif Girişimler: RightRides

Güvenli olmayan toplu taşıma düşüncesi, alternatif girişimleri de beraberinde getiriyor. 2004 yılında New York merkezli olarak kurulmuş olan, kar amacı gütmeyen RightRides adlı yerel bir kuruluş bu alternatif düşüncenin bir ürünü.

RightRides adlı kolektif misyonunu şöyle açıklıyor: “Kadınlara, LGBTQ bireylere karşı toplumsal cinsiyet temelli taciz ve saldırıları sona erdirmek ve güvenli bir toplum inşasına katkıda bulunmak.”

RightRides, politik faaliyet olarak tanımlayabileceğimiz dayanışması kapsamında, New York’ta kadınlara ve LGBTQ bireylere, gece 24.00 ile sabah 03.00 arasında ücretsiz, güvenli araç temin ediyor. Bazen yürüyüşlerinde onlara eşlik ediliyor.

Gönüllüler faaliyetleri için bu programa bağış olarak verilmiş araçları kullanıyorlar ve aynı zamanda bilgilendirme ile kadın ve LGBTQ bireylere karşı işlenen suçlara karşı savunuculuk faaliyeti gerçekleştiriyorlar.

  1. BOSTON: Kampanya Kadınların Tacizi Rapor Etmesini Arttırdı

Yine Amerika’da Boston eyaletinde, toplu taşımadan sorumlu kamu idaresi, kadınları şikayet etmeye, ses çıkarmaya, taciz edeni teşhir etmeye, onları güçlendirici aktif olarak karşı çıkmaya teşvik edici bir görsel kampanya başlatıyor. 2009 yılında tutulan istatistiksel veriye göre kampanya sonrasında şehirde toplu taşımada meydana gelen taciz şikayetlerinde %74 oranında bir artış oluyor.

 

[i]            Instituto Nacional de las Mujeres México; Inmujeres DF (Women’s Institute of Mexico City, 2008).

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here