Kimi zaman “Acaba kendi kendime mi konuşuyorum?” hissiyatıyla yaptığım yayında sesimi duyan oldu ve Meline Çilingir, “Şanlıurfa’da iki haftadır yeniden yayın yapmanı bekliyorum” dedi. Tabii ben şok.

“Günler külkedisi, akşamları kömür yakıyoruz.

Hikâyeme bir hayat yazmak istiyorum

Pek inandırıcı olmayan

Ruhuma ıhlamur yollamak istiyorum yün eldivenler

Hikâyeme bir ölüm yazmak istiyorum

Beni masalların ortasında bırakıp giden ruhuma

Romantik radyo dinleyen o eski arkadaşıma

Son bir kere daha limon ağaçlarından bahsetmek istiyorum”

Didem Madak, Çalıkuşu’nun Z Raporu

Kasım 2015’ten bu yana Salı akşamları Nor Radyo’da feminist söylemin ve gündemin programı olma iddiasıyla yayınlanan Çalıkuşu’nun Z Raporu, 11 Mart 2017’de Feminist Mekan’da düzenleyeceği bir forumda yayın hayatını değerlendirerek kolektifleşme gündemiyle dinleyicileriyle toplanacak. Bugüne kadar feminist yayınları, kadınların gündemini, feminist sanatı, kadınların hayatlarını ve feminizmin tarihini konu alan radyo programı Çalıkuşu’nun Z Raporu, bu forumla çoğalmanın imkanlarına odaklanacak.

Bir buçuk senedir feminist politikanın nabzını tutmak değil de (ki bu iddianın çapı altında ezilmemek mümkün değil) aslında geriye bir arşiv bırakmak için yapılan program, bugüne kadar konuklarıyla birlikte ya da sunum şeklinde üçü özel, toplam 37 bölüm yayın yaptı. Neler konuşuldu derseniz, gündelik hayat ve kadınlar arası dayanışmanın kadın yorumculardan oluşan müzik listeleriyle harmanlandığı haber, duyuru ve yorum yayınlarıyla beraber, konuşulan konular arasında birbiri ile etkileşimli başlıklar halinde şunları sayabiliriz: Feminist yayıncılık (Deli Kadın Dergi, 5Harfliler, Kirpiğiniz Yere Düşmesin Kitabı, Yol Açan ve İz Bırakan Kadınlar Radyo Programı), kadın biyografileri (Ulrike Meinhof, Zabel Yesayan), feminist tarih (Osmanlı’dan 2000’li yıllara Türkiye’de Kadın Hareketi,  Fransız Devrimi’nden günümüze kadın ve direniş), feminist gündem (kadına karşı şiddetle hukuki mücadele, psikolojik şiddet, cinsel istismar yasası, KHK’lara karşı kadın direnişleri, yaşamak için öldürmek zorunda kalan kadınlarla dayanışma, Kadınlar Birlikte Güçlü Kampanyası), feminist sinema, feminist tiyatro ve tiyatroda eşcinsel görünürlüğü, diziler, kadın kadına ve trans edebiyat, kadın müziği… Ve şimdi de içerden bir kayıt düşmek istiyoruz tarihe. Feminist politikanın pek çok uğraşlarından birinin görünmeyen emeği görünür kılmak, bir diğerinin kadınların kendi tarihini yazması olduğu düşünüldüğünde bu cüretkar girişimi anlayışla karşılarsınız dilerim.

İnsan eksik, hikayesine bir hayat yazmak istiyor. Biraz hevesimden biraz inadımdan koyarak sürçü lisan etmiş, edep erkan bilmemişsem affola.

Ben diliyle yazılmış bir radyo anlatısı

Elif Benan Tüfekçi ile tanıştığımız günden bu yana birlikte üretmenin hayalini kuruyorduk. Benim tiyatro aşkım ile hayatta kalmanın zorunlulukları tuhaf bir biçimde yollarımızı kesiştirmiş, cahil hocalığın şaşkın yollarında kısa bir süre beraber yol almıştık. Birbirimizden haber alamadığımız uzun aralıkta kapı arasında, pencere pervazında yine de birlikte yol alacağımız günü bekledik. Sonra bir gün, Benan beni bir çınlama sesinde “tatlış bir radyo”da (evet aynen böyle dedi) feminist bir program yapmaya davet etti. Bir araya geldiğimizde son derece heyecanla feminist söze sarıldık, kültür sanat ve politikanın feminist yorumunu ve kendimize dair “özel olan”ın politikasını da sahiplendiğimiz bir program yapmaya karar verdik. Biyolojik annelerimizden fikir annelerimize, biyolojik kızkardeşlerimizden politik kızkardeşlerimize, zorunlu yakınlıklardan uzaklaşarak seçilmiş yakınlıklara uzanan bir çizgide feminizmin dokunduğu her alana kendi penceremizden bakmayı hedefledik. İsmi ne olsun diye düşünürken, adı, Benan’ın önerisiyle bakmayı akıl ettiğimiz Didem Madak şiirlerinden biri olan ve bizi yürekten yakalayan Çalıkuşu’nun Z Raporu oldu.

Benan ile ilk programımız feminist yayıncılığın ilkeleri üzerineydi. Ardından haftalarca çalışarak hazırladığımız Ulrike Meinhof bölümü geldi. Sonraki yayınımız ise Mor Çatı Vakfı’ndan Av. Perihan Meşeli’yi (Böyle yazınca da çok resmi oldu. Bizim Peri ayol! ^^) ağırladığımız 25 Kasım 2015 Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Dayanışma günü özel yayını oldu. Kültür, sanat ve sinema haberleriyle devam ettiğimiz bir sonraki yayından sonra aksilik aksilik üstüne, hastalık hastalık üstüne geldi ve ne olursa olsun programa birlikte çıkma prensibimizden vazgeçmek zorunda kaldık. Programı keyfimiz için yapıyorduk ve esas olan politikamızla birlikte kendi esenliğimizdi de. Kendini güçlendirerek politikayı güçlendirmeyi feminizmden öğrenmiştik. Fakat yalnızca kendini odağa alan bir politikanın olamayacağını da yine bize feminizm öğretmişti. Deli Kadın Dergisi’nden Eda Ağca ve Melike Ölker ile olan program, Benan’ın türlerin kardeşliğine ayırması gereken bir mesai nedeniyle beraber hazırladığımız ama sunumuna benim tek katıldığım bir program oldu. O günden sonra da bir süre programa hastalıklar ve okullar nedeniyle ara verdik.

Henüz başlarken biten yayın hayatımız, Nor Radyo’dan Diren Cevahir Şen’in “Radyo olarak biz bu program devam etsin istiyoruz” demesiyle yeni bir şekil aldı. Benan’ın olur vermesi ve Diren’in dayanışmacı desteği ile programın sunumuna benim devam etmem kararını aldık. Aslında program o gün bitebilirdi de ama itiraf ediyorum radyoculuk benim hoşuma gitmişti. İlk gençlik yıllarımda radyo başında beklediğimiz programların anısından mı, tiyatro yıllarından kalma heyecanla canlı yayında olmanın bir performans deneyimi yaratmasından mı, yoksa feminist politika ve söyleme kendi meşrebimce bir katkı sunabilme imkanından mı bilmem, radyoculuğu sevdim.

Bahar dönemi yayınlarını, Diren’in, Yoğurtçu Kadın Forumu’ndaki arkadaşlarımın (özellikle Cupartesi Kadınlarının) ve dostlarımın yakınlık ve desteği ile bir şekilde atlattık. Benan da desteğini hiç bir zaman eksik etmedi, sevgiler derya… Son derece amatör, canlı yayında elini ayağını nereye koyacağını şaşırarak (öyle bir mikrofon var ki bütün alan sesini alıyor), el yordamıyla haftalarca program yaptık. Hülya Osmanağaoğlu, Özlem Kaya, İrem Yılmaz, Kiraz Akın, Rojda Alak ve Erzurum’dan dinleyicimiz Tümay Çetin’in (bir ara programı onunla karşılıklı yapar olmuştuk) desteği ile bir sezon kapandı. Teşekkürler her birine.

İkinci sezon son derece karanlık bir döneme denk geldi. KHK’larla ardı ardına muhalif yayın organları ve kadın yayınları kapatılıyordu. Nor Radyo, kendi sözü ve duruşunu kesintiye uğratmadan, halklara kapısını açarak ve moralsizliğe teslim olmadan, elimizden geleni yapmanın görev bilinciyle politik saldırı kendisine uzanana kadar yayına devam etme kararındaydı. Yalnız böyle bir dönemde benim bir şikayetim vardı, o da yalnız program yapmanın son derece keyifsiz olduğuydu. Tesadüf ki o ara programın duyurularına denk gelen Cansu Karatepe, “Bir gün radyo yaparken beni de çağırsana yanına, öğrenmek istiyorum” diye mesaj attı. Önce radyonun toplantısına, sonrasında Çalıkuşu’nun Z Raporu‘na katılan Cansu ile bir süre beraber program yaptık. O dönem programımıza katılan Dila Keleş, Buket Türkmen, Ayşe Panuş ve Özge Genlik umarım keyif almışlardır.

Yedi bölüm kadar süren ortaklıktan sonra, Cansu ile yollarımız maalesef keyifsiz ayrıldı. Kolektif iş yapmanın zorlukları ile yüzleştirerek, yan yana yürümenin koşullarını tekrar düşündürerek, emek deneyim politika dengelerinin hassaslığı konusunu hatırlatarak yaşandı. Bu keyifsiz ayrılık beni haftalarca “feminist bir radyo programı nasıl yapılır” sorusunu düşünmeye yöneltti. Bu süreçte Elif Benan Tüfekçi, Pelin Boga, Evrim Hikmet Öğüt ve Nacide Berber konukluklarıyla programa renk kattılar ve programın sürekliliğini sağladık beraber. Programı tek yapmak ve kolektivizme açmak konularını yayın sonrası sohbetlerimizde beraberce konuştuk. Radyo bir yaratım faaliyetiyse her yaratıcı sürecin kolektivizme açılması gerekmediğini ancak radyo bir politik faaliyetse feminist politikanın ancak deneyim aktararak, zaman ayırarak, çoğalarak, sorumluluk alarak, sınırları zorlayarak gönüllülükle yürümesi gerektiğini konuştuk. En nihayetinde karar yine de bana kalıyordu, ben de kararımı verdim. Aslı’nın yakınlıklarına, meraklarına, feminist yorumuna (ki bu pek çok feminist yaklaşımdan yalnızca sınırlı bir kesit) doymuştur dinleyenler diye düşünüyorum. En nihayetinde Aslı da yorulan, kırılan, OHAL’den hayat dersleri çıkaran bir bünye. Tek başına olmuyor, kadınlar birlikte güçlü.

İki haftalık bir aradan sonra yayında bu durumu dile getirdim. Kimi zaman “Acaba kendi kendime mi konuşuyorum?” hissiyatıyla yaptığım yayında sesimi duyan oldu ve Meline Çilingir, “Şanlıurfa’da iki haftadır yeniden yayın yapmanı bekliyorum” dedi. Tabii ben şok. Erzurum’dan Tümay’ımızı İstanbul’a taşındırdığımız için uzaklardan dinleyen yoktur sanıyordum meğer Meline varmış. Sesli düşünerek yürüttüğüm kolektifleşme tartışmasına da “Neden olmasın?” diyor. Peki o zaman neden olmasın?

Bu karardan beridir yayınımız kendi halinde sürmeye devam ediyor. O günden bu yana Selcan Özgür, Naciye Ertaş, Betül Celep, Selda Erdoğan, Hasbiye Günaçtı, Özengül Ergün ve Özgül Saki programa katkı sundu. Teşekkürler her birine. Geçtiğimiz günlerde Tebessüm Yılmaz’ın Almanya’dan her hafta dinlediğini öğrendiğimde büyük sevinç yaşadığımı itiraf etmeliyim. Kendisiyle imzacılıktan kader ortaklığımız var. Selam sana yoldaşım! Adını bir radyoda ilk defa duyarak heyecan yaşayan Çimen Bayram, seni de özledik.

Bitirirken

Radyo, eski şaşalı zamanlarını önce televizyona sonra da internete bırakalı çok oldu. Yine de internet radyoculuğunun sürprizli bir yanı olduğunu teslim etmek gerek. Pek çok açıdan bize hala imkânlar sunduğunu söyleyebiliriz. Bugün İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Trabzon, Diyarbakır ve Van gibi merkezlerde toplanan feminist politikanın gündem ve söyleminin radyo aracılığıyla iletilmesinin belki harekete ivme kazandırmak için değil ama içinden geçiyor olduğumuz karanlık günlerde Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerine savrulmuş feminist kadınları, politik kızkardeşlerimizi gönül birliğinde tutmak için önemli bir araç olduğunu düşünüyorum. Birbirinden farklı feminist söylemlerin yine radyo aracılığıyla kamusal bir paylaşım ortamında belki aynı anda, belki farklı zamanlarda yarışan değil çatışan özelliğini kaybetmeden (ki tam da bu çatışma tarihin tekerleğini döndüren) buluşması, sözün arşiv yaratacak şekilde birikmesine olanak sağlayabilir. Bunun yanında kadınları eve döndürme politikalarına meydan okumak için gündemin baskısına nanik yaparcasına içeriden dışarıya bir köprü kurabilir. Radyo yayınının dinamik ve müzikli olmasıyla, soğuk mesafeli bir halden çok, içten ve eşzamanlı sunduğu duygu aktarımı aklın soğuk iklimini bir nebze ılıklaştıracak, seslerimizin renginde bizleri kucaklaştıracaktır. Feminist politikanın bir parçası olan kadınların her birinin kendi özgün ilgileri, bilgileri ve meraklarıyla yayına dahil olabilecekleri, kendilerini önemli ve değerli hissedebilecekleri bir imkan radyo. Ve pek çok daha fazla şey.

11 Mart’ta Feminist Mekan’da buluşmak, çoğalmak ve kolektifleşmek dileğiyle…

01.03.2017, Kadıköy

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here