Kartal’daki Anadolu Adliyesi’nde savcı olarak çalışan Muhammed Çağatay Kılıçarslan, 13 Ocak’ta İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinde görevli olan hakim Aslı Kahraman’ı silahla yaraladı. Kahraman’ın daha önce hakkında ısrarlı takip nedeniyle şikayetçi olduğu Kılıçarslan’ın, kısa süre öncesine kadar kadına yönelik şiddetle mücadele bürosunda görevli olduğu basına yansıdı. Bir erkek savcının bir kadın hakimi adliye odasında silahıyla vurduğu bu olaya ilişkin İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi’nin 14 Ocak’ta Çağlayan Adliyesi önünde yaptığı basın açıklaması metnini paylaşıyoruz.
Bugün İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak, kadınlar için güvenli bir başvuru merci olması gereken adliyelerin içindeki erkek şiddetine karşı Çağlayan Adliyesi önündeyiz. Dün İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinde görevli hakim Aslı Kahraman silahlı saldırıda yaralanmıştır. Bu silah İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görev yapan savcı Muhammed Çağatay Kılıçarslan tarafından ateşlenmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından konuya ilişkin resen soruşturma başlatıldığı ve şüphelinin 24 saat süreyle gözaltına alındığı, bugün saat 10.00 itibariyle ifade işlemleri için mevcutlu olarak hazır edileceği açıklanmıştır.
Basına failin 2022-2024 yılları arasında kadına yönelik şiddetle mücadele bürosunda görevli bir savcı olduğu yönünde bilgiler yansımış ve bu doğrultuda haberler yapılmıştır. Bu bilgi başlı başına skandal niteliğindedir ve yargının kadınlar için bir güvence olmaktan çıkıp bir tehdit alanına dönüştüğünü açıkça göstermektedir. Kadınlar adliyeye yalnızca hak aramak için değil, hayatta kalabilmek için de gelmektedir. Bir kadın hakimin, görev yaptığı kurumda, devletin en korunaklı olması gereken binalardan birinde silahlı saldırıya uğraması; devletin kadınlara yönelik şiddeti önleme ve koruma yükümlülüğünü fiilen askıya aldığının en ağır kanıtıdır. İşyerimiz olan adliye binalarında avukatların önüne x-ray cihazı dikenler savcının fail olduğu bu saldırıyı önleyememiştir.
Erkek egemen sistemin içinde yaşayan kadınlar olarak kendi mücadele deneyimlerimizden ve şiddete maruz kalıp hukuki destek için baro adli yardım birimlerine başvuran binlerce kadının deneyimlerinden biliyoruz ki adliyenin orta yerinde gerçekleşen bu saldırı “münferit” değildir. Şiddetin kaynağı; eğitim, meslek, statü ya da ekonomik koşullar değil; erkek egemen sistemdir. Failin yargı mensubu olması, şiddetin bir “istisna” değil; güç ve hiyerarşi ilişkileriyle iç içe geçmiş yapısal bir sorun olduğunu daha da görünür kılmaktadır. Devletin kadınları korumayan, şiddeti önlemeyen, aksine erkek failleri kollayan politikalarıyla ve kadınların taleplerini sistematik biçimde değersizleştiren cinsiyetçi yargı kararlarıyla erkek egemen sistem kurumsallaşmıştır. Dün adliye binasının içinde, yargı mensubu bir erkek tarafından bir kadın hakimin ateşli silahla hedef alınabilmesi, bu kurumsallaşmanın geldiği aşamayı gösteren son derece tehlikeli bir noktadır.
Buradan açıkça ifade ediyoruz: Bu saldırı, kadına yönelik şiddetle mücadelede bilinçli olarak geri çekilme politikalarının doğrudan sonucudur. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararıyla kadınların yaşam hakkını koruyan bütüncül mekanizmalar zayıflatılmış; şiddetle mücadele devletin öncelikleri arasından çıkarılmıştır. 6284 sayılı Kanun, yıllardır ya uygulanmamakta ya da etkisizleştirilmektedir. Bu politika faillere açık bir mesaj vermektedir: Şiddet cezasızdır. Erkeklik korunmaktadır. Kadınların yaşamı ise tali görülmektedir. Yıllardır kadınlar; adliyelerde, kollukta ve yargı süreçlerinde şiddete karşı yalnız bırakılmaktadır. Şiddet faili erkekler tutuksuz yargılanmakta; “iyi hâl”, “haksız tahrik” ve “pişmanlık” gerekçeleriyle sistematik biçimde ödüllendirilmektedir. Kadınların beyanları her koşulda şüpheyle sorgulanırken ve hayatları tatışmaya açılırken erkek şiddeti olağanlaştırılmaktadır.
Buradan Adalet Bakanlığı’na sesleniyoruz: Adliyelerde güvenliği sağlamak sizin sorumluluğunuzdadır. Kadınların görevlerini ifa etmek için ya da adalet aramak için geldikleri adliye binalarında yaşam haklarının korunamaması, açık bir idari ihmaldir. Silah bulundurma rejimi derhal gözden geçirilmeli, yargı mensupları ve diğer kamu görevlileri dahil olmak üzere hiçbir fail erkek denetim dışı bırakılmamalıdır. Kadınların yaşam hakkı devletin asli yükümlülüğüdür. Bu yükümlülük, soyut söylemlerle değil; 6284 sayılı Kanun’un ve hukuken yürürlükte olan İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanmasıyla, önleyici politikaların hayata geçirilmesiyle yerine getirilebilir.
Buradan Hakimler ve Savcılar Kurulu’na sesleniyoruz: Yargı mensubu erkeklerin suçları “mesleki statü” kalkanıyla korunamaz. Bu saldırı karşısında sessizlik, tarafsızlık değil; erkek şiddetinden yana pozisyon almaktır. Etkin, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmeli ve disiplin yaptırımları derhal işletilmelidir. Yargı içindeki erkek şiddeti görmezden gelinemez, normalleştirilemez. Hakim ve savcıların mesleğe kabul süreçlerinde yaşanan özensizlikler, yargı mensuplarının kimi zaman görev ve konumlarını kötüye kullanmalarıyla, dolaylı ya da doğrudan suç ilişkileriyle anılmalarına yol açmakta ve bu durum toplumun adalet duygusunu derinden sarsmaktadır.
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak; kadın hakim meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, dosyanın takipçisi olacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Saldırıyı gerçekleştiren savcı Muhammed Çağatay Kılıçarslan derhal görevden alınmalıdır. Tutuklu yargılanmalı ve üst sınırdan cezalandırılmalıdır. Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireylere değil; adaletin kendisine yönelmiş bir saldırıdır. Erkek şiddetine karşı susmayacağız. Cezasızlığa alışmayacağız. Kadınların yaşam hakkını savunmaktan, yargı içindeki cinsiyetçiliği, şiddeti teşhir etmekten ve erkek adalet değil gerçek adalet talebini yükseltmekten vazgeçmeyeceğiz.
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi








