Sende kötülük görmekten korktum, acımasızlığında gizli saklı, büyülü, bir bakışta anlaşılmayacak bir şeyler aradım hep. Sıradan insanlar seni anlamıyordu bana göre, ben özel biriydim ve seni anlayacaktım; böyle sanıyordum.

Erna Metzger

Baba,

Anlaşılmamak hep en büyük korkum oldu yaşamım boyunca; seni anlayabilmek de en büyük arzum. Tüm duygu dünyamı varlığın ve yokluğun şekillendirdi; bu yüzden ne zaman hayati bir şeylerden bahsedecek olsam sana varıyorum. Artık seni anlamaya çalışmıyorum, seni anlatıyorum. Merhaba baba.

Senin varlığında varoluşuma saldıran bir şeyler vardı; ben bunu hep hissettim, biliyor musun? Sanıyorum ki; ben senin değersiz ve görünmez uzantından başka bir şey olamadım. Bir penis sızıntısıydım senin için; yapışkan, pis ve ayıp ne varsa öyle tanımlanan, temizlenmesi gereken bir şey. Aynı evde uyandığımız her gün ne kadar aşağılık olduğumu bana büyük harflerle haykırdığını hissederdim. Sadece susarak ve bir bakış atarak dahi yapabilirdin bunu. Sen yenilmez bir erkektin, dünya önündeydi ve korkuyordu herkes senden; bense küçük, zavallı bir kız çocuğuydum.

Çoğu zaman senin sebepsizce haykıran ve her şeye hükmetmek isteyen erkekliğinin karşısında ikinci ve öteki cins olarak ezildiğimi hissederdim, bunun için her zaman dev cüssenle daha yeni yeni büyümekte olan bedenimin üzerine öfkeyle yürümene, o kaba, büyük parmaklarını suratıma doğru sallamana gerek yoktu; bakışların yeterdi, bakıp görmeyişlerin, susuşların veya bir şey yapmamı emreden tedirgin edici komutların. Gözlerim dolardı, kırılırdım, çıtımı çıkarmaz, emirlerine uyardım. Senin devasa erkek vücudunun yanında cılız bir kız çocuğu olarak bedenimden ve cinsiyetimden utanır ve erkek bir çocuk olsaydım hayatımda nelerin farklı olabileceğini düşünürdüm. Bilemezdim.

Hayat işte, annem iki kız çocuğu doğurmuştu yalnızca. Senin gibi yüce bir erkeğin iki küçük değersiz parçası, senin vücudundan çıkan iki lanetli irin. Annemi ezdiğin, aşağıladığın ve bizi yok saydığın her gün, dünyada yeri olmayan birer döl parçası olduğumuzu yüzüme vuruyordun. Senin annemle olan ilişkinde benim varoluşuma dair bir saldırı vardı, bu saldırıyı da varoluşumun bir parçası görerek büyüdüm. Öfkeliydin; yaşama öfkeliydin, kendine öfkeliydin, anneme ve rahminden çıkan iki küçük bite, bize öfkeliydin.

Bizi yoksullukla sınardın. Yoksulluk sınıfsal değildi bizim için, senin elinde hiç durmadan bize sallayıp durduğun bir sopaydı. Çok iyi para kazanırdın ama biz hep başkalarının eskilerini giyerdik. Her sabah ahırdan bozma bir eve bizi terk ederken pahalı ve janti gömleklerini giyerek dışarı çıkardın. Değersiz olduğumuzu haykırmadığın tek bir an bile olmadı.

Bazen evden çıkmadan küfür kıyamet kopardı, senin söylenip öfkeyle bağırdığın ve annemin sessizce sakinleşmeni beklediği zamanlar. Sen gittikten sonra bir köşeye siner ve senin öfkenin içimizdeki yankısını dinlerdik.

Akşamları eve gelirdin ve sessizlik terörü başlardı. Bahçe kapısını açtığını duyduğumuz anda bir telaş hali başlardı. Adımların kapıya yaklaştıkça hizaya geçen askerler gibiydik. Kaderimiz senin ruh haline bağlıydı ve o gün nasıl hissettiğini bilemezdik. En iyi ihtimalle; gelir, bizimle asla konuşmadan koltuğa yayılır ve televizyon kumandasını eline alıp sana hizmet etmemizi beklerdin. Sanki bir toplama kampındaydık ve sen görevini layıkıyla yerine getiren faşist bir komutandın.

Evin asi, öfkeli, cesur çocuğu ise bendim; senin hakaretlerine boyun eğmeyen, bazen cevap verme cüretinde bulunabilen, cevap veremese de en azından jest ve mimikleriyle aykırı davranan küçük, ergen kızın. Bunun bedeli, beni karşına oturtup dakikalarca hakaretler savurduğun ve bu esnada hareket etmemi, ağlamamı yasakladığın o korkunç anlarda ödetildi. Senin karşında yalnızca nefes alan bir nesneydim, fazlasını düşünmek lükstü.

Hep böyle değildi elbette, bazı günler, keyfinin yerinde olduğu bazı anlar bana takılır, şakalaşmaya çalışırdın. Hem de evde bir tek bana karşı yapardın bunu; senin otoritene ufacık da olsa karşı çıkabilmem bunda etkiliydi belki de. Bu dönemlerde benden “tam bir cadı” diye söz ederdin. Elbette içten içe hoşuma gidiyordu ama aramızdaki bu şey, birbirinden çekinen iki yabancının etkileşiminden fazlası olamıyordu yine de. Keza ben sana bu zamanlarda dahi “baba” diyemiyordum ve ruh halimdeki tedirginlik geçmiyordu.

Hatırladığım bir anımız var. Okula başlamamışım henüz, dört-beş yaşlarında olmalıyım. Sen, ben, annem Kars’a gideceğiz. Otogardayız sanırım, görüntüler hafızamda kopuk kopuk. Sen bana “Aç mısın?” diye soruyorsun. Aslında aç olduğumu biliyorsun. Utanıp “cık” diye bir ses çıkarıyorum, dilimi damağıma vurarak. Aç olduğumu şu an dahi çok net hatırlıyorum oysa. Sonra sen bir şey demeden gidiyorsun ve bir şeyler getiriyorsun yiyelim diye. İçimden sana hayranlık duyuyorum. Bu hep böyle oldu.

İyi ve kötü kavramlarının ötesindeydi senin varlığın benim için. Çocuk kitaplarında anlatıldığı gibi değildi dünya, anlıyordum, seni gözlemlemek bana bunu öğretmişti; iyiler çok iyi, kötüler çok kötü değildi, dünya ikiye bölünmüyordu, kötüler de kötü olarak inmiyordu yukarıdan dünyaya. Koşulları vardı dünyanın, iyiyi kötü yapan koşulları, bir bebekten seni yaratan koşulları. Yine de tanıdığım herkesi kafamın içinde bir sınıflandırmaya tabi tutsam da seni, senin varlığını herkesten ayrık bir köşede, özel olarak saklamaya gayret ediyordum. Ancak sen öyle zor ve karmaşık bir soruydun ki dünyayı algılamak isteyen çocuk beynim için, seni bilmek, seni çözmek ve gözlemlemek öyle büyüleyiciydi ki benim için, bilemezsin baba; sıradanlaşacaksın diye ödüm kopardı.

Sana yakın olmak, içimi öyle bir coşkuyla, öyle bir neşeyle doldururdu ki, yeni bir oyuncağım olmuş gibi veya bayram sabahları avuçlarım ve ceplerim, çikolata ve parayla dolmuş gibi olurdum. Sen koltuğun bir köşesinde otururken diğer köşesine gelir kıvrılırdım misal, seninle aynı koltukta oturmanın sevinci ve coşkusuyla. Kalabalık yer sofralarında senin yanına oturmaya cüret ederdim mesela bazı zamanlar, heybetli vücudunun yanında küçücük bedenimle oturmak ve sofradaki diğer kişilere güvende olduğumu, bana hiçbir şey yapamayacaklarını hissettirmek isterdim, senin kızın olmakla gururlanırdı çocuk yüreğim. Senin kızın olduğumu herkese haykırmak isterdim. Birilerinin yanında beni sevmeni ve sahiplenmeni öyle isterken sen ya görmezden gelir ya da bağırır ve hor görürdün.

Sende kötülük görmekten korktum, acımasızlığında gizli saklı, büyülü, bir bakışta anlaşılmayacak bir şeyler aradım hep. Sıradan insanlar seni anlamıyordu bana göre, ben özel biriydim ve seni anlayacaktım; böyle sanıyordum. Her olumsuz davranışına bahaneler sıralar, senin sorgusuz sualsiz avukatlığına soyunurdum. Kötü bir çocukluk geçirdiğine, bu sebeple yaşamın seni böyle davranmaya ittiğine, oysa özünde çok iyi ve mükemmel bir insan olduğuna inanırdım. Yanaklarımdaki tokat izi soğumamışken dahi, sana öfke duymaya cüret edemez, senin beni çok sevdiğini sayıklardım sersemce. Beni “uzaktan”, içinden, sessizce sevdiğini düşünüyordum; oysa köpeğinin bile başını okşardın. Artık gerçeği biliyorum baba; ben senin en kusurlu tarafındım, dışlanması gereken bir ötekiydim senin için ve sen iyi bir baba olmaktan öte, her zaman çok iyi bir “erkek” oldun.

Şimdi düşünüyorum da bazen sana acımaktan başka bir şey yapamıyorum. Ben çocuktum ve içimi ısıtan hayallerim vardı, renkli kalemlerim, defterlerim, okuyup bağlandığım kitaplarım, parlak bir geleceğim, hep yanımda duracak bir annem… Seninse kısacık ömrün boyunca erkekliğinden başka bir şeyin olmadı. Üstelik başka türlüsünü hayal bile edemezdin. Erkekliğine sarılır uyur ve her sabah tastamam bir erkek olarak uyanırdın. Bazen yumuşayıp da onu bir anlık terk edecek gibi olsan; sanki içinden bir şey seni çimdiklerdi, hemen o korkunç öfkeli yüz ifadeni yeniden takınırdın. Bunu düşündükçe kalbim ağrıyor. O zalim erkekliğini bir görev gibi sırtında taşıdın kırk yıl boyunca. Onun gerçek sen olduğuna hiç inanmak istemedim. Seni her şeye rağmen seviyorum; benim de suçum bu olsun baba, belki de seni severek bir faili aklıyorum.

Tüm bunları neden anlatıyorum? Uslanmaz bir cadı veya kötü bir evlat olduğum için mi? Kim bilir.

Dünya seni de beni de yargılasın. Ben seni mahkûm ediyorum.

Öfke ve özlemle,

Kızın; Meryem!

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.