2009 yılında Sosyalist Feminist Kolektif içinde ortaya çıkan ritim grubu fikri, bugün birçok feminist ve bağımsız kadının bir araya gelmesiyle feminist mücadeleye ses vermeye, ritimle mücadele etmeye devam ediyor. 8 Mart’larımızın incisi Ritim Kolektif ile dokuz yıldır neler olduğunu ve bundan sonra neler olacağını konuştuk.

Merhabalar, öncelikle bizi kabul ettiğiniz için çok teşekkürler. Bir biçimde sizleri tanıyoruz ama ilk sormak istediğim Ritim Kolektif nasıl bir araya geldi?

Gökşen: Ritim Kolektif bir iç atölye olarak 2009’da SFK’da, Selda ile başladı. Önce bir yıl kapalı yapalım, önümüzü görelim ve ne olacak bakalım diyerek başladık. Başta dışarıya kapalı olsun gibi bir kararımız yoktu. İlk sahnemizi 2010’da Feminist Gece Yürüyüşü sonrası, gece eğlencesinde aldık. Kadınlar coşkuyla karşıladılar. Üç parçayla iki bis yaptık. O günlerden bugünlere geleceğimizi de tahayyül etmiyorduk. Selda’nın devam etme iradesi belirleyici oldu tabii atölyenin devamı etmesinde. İkinci sene açtık tüm kadınlara, feminist mail gruplarından duyuru yaptık. O gün bugündür her sene yeni kadınlarla çoğalıp devam ediyoruz. O zamanlar ismimiz Ritim Kolektif değil SFK Ritim grubuydu, süreçle birlikte, üç yıldır da Ritim Kolektif olarak devam ediyoruz.

Buradaki herkes için geçerli değil belki ama özellikle kadın hareketinden insanlar geliyor değil mi?

Gökşen: İkinci sene dışarıya açılalım dediğimizde feminist mail gruplarına çağrı yaptık, evet buranın feminist bir damarı var ama feminist olsun gibi bir şartımız olmadı. Feminist mail gruplarının dışında arkadaş çevrelerinde de paylaşıldı ve duyuldu.

Selda: Kadınlar olarak bir şeyler yapma derdi olan, örgütlü kadınların hayata geçirdiği bir çalışmaydı ritim atölyesi. Gökşen’in de dediği gibi süreçle birlikte daha bağımsız bir yapıya evrildi, Ritim Kolektif adını aldı. Tabii ki biz feminist olma şartı aramadık ve kendine feminist demeyen kadınlar da katıldılar. Bunca yılı düşündüğümüzde bir çalışma bölgesi olarak Ritim Kolektif’in kendi içinde bir örgütlenme deneyimi yaşadığını ve feminist öncüllerle hareket ettiğimizi söyleyebiliriz.

Birsen: Mesela ben de feminist hareket içindeydim ama SFK içinde değildim, bunu duyduğum zaman acayip mutlu oldum, kadınlarla birlikte bir şey yapacağız diye dahil oldum.

Yudum : Biraz da ağ biçiminde, arkadaşların söylediği gibi. Ben de arkadaşımdan duymuştum.

Neredeyse 10 yıldır Ritim Kolektif var, biz sahneye çıkan o müzisyenleri duyuyoruz, belki de bizim için arada duymak bilmek dışında kayboluyorlar. Ama buralarda kimler var, tek tek sizleri tanıyamayız belki ama ne yapıyor bu kadınlar gündelik hayatta?

Selda: Bu sene yaklaşık olarak kırk kadın sahneye çıkacak. Öğrenci, akademisyen, psikolog, avukat, eğitmen, serbest meslek gibi farklı meslek gruplarından kadınlar var. Ben müzisyenim, mesleğim bu.

Öğretmen (Yudum), esnaf (Gözde), ben de öğretmenim (Hikmet), öğrenciyim ( Dilan), serbest meslek erbabıyım, zanaatkar (Gökşen), tarihçiyim ama öğretmenlik yapıyorum (Serpil), kendimi meslekle tanımlamak istemem ben aktivistim ama mesleki olarak da arabulucu ve avukatım (Birsen), ben psikoloğum; öğretmenlik yapıyordum çıkartıldım (Esra)…

Hep alternatif eylem biçimlerini ve yaşama devam etmeyi konuşuruz. Ritim Kolektif böyle bir yere denk düşüyor bende. Bütün dünyayı dışarıda bırakıp buraya geliyorsunuz; dans, müzik, ritim gibi tutkulu, kopartan şeylerle bir araya geliyorsunuz. Dışarıdaki hayatlarınız, nelerle mücadele ettiğiniz, neleri bırakıp geldiğiniz bana kıymetli geliyor. Neden ve nasıl burada olduğunuza dair.

Serpil: Aslında şöyle ilginç bir şey var; birkaç çalışma öncesi, ben de bilmiyorum ve sordum ‘ya aslında siz kimsiniz?’ diye. Genelde müzikle konuşuyoruz.

Gökşen: Bir arada olmaktan mutluyuz. Dışarıda bir dünya bırakırken, birlikte yarattığımız ve zemini feminist olan dünyada ritim tutuyoruz. Birlikte var edip, birlikte örgütlüyoruz. Bazen aynı ritmi tutmak, bazen aynı anda farklı ritimler tutmak… İyi gelen, geliştiren, keyif veren bir dünya… Bir zorluğumuz varsa o da çok kalabalık oluşumuz, 30-40 kadının birbiriyle ilişkilenmesi.

Birsen: Aslında 30 kadının bir araya gelmesi çok olanaklı değil ama yine de küçük gruplar şeklinde bir araya gelmeye çalışıyoruz.

Biz hep 8 Mart’tan 8 Mart’a sizi görüyoruz. Özellikle sahne odaklı çalışmaya başladığınızı ve 8 Mart üzerinden bir araya geldiğinizi, programınızı ona göre yaptığınızı söylediniz. Rutininiz nasıl mesela, ne kadar bir araya geliyorsunuz, tüm yıl sürüyor mu ya da kaç saat sürüyor?

Birsen: Provalarımız iki saat kadar sürüyor, uzadığı da oluyor. Haftada bir, bir araya geliyoruz. Gösteri öncesinde provalar artıyor, çalışma süreleri artıyoor (Gülüşmeler). Yürüyüşten sonra sahneye çıkıyoruz ama onun dışında da bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

Esra: 8 Mart’a az kalınca tutuşuyoruz 🙂

Gökşen: Eylül Ekim gibi biraz Selda’nın da programına bağlı olarak başlıyoruz. 8 Mart sonrası bitmiyor, Mayıs’ın sonuna kadar devam ediyoruz, yaz gelince ara veriyoruz.

Selda: Evet sonbahar ile birlikte teknik çalışmalara başlıyoruz. Aralık sonu ve Ocak ayından itibaren ise repertuvar ağırlıklı devam ediyoruz. Ritim dışında vokalist ve enstrümanist olarak katılan kadınlar bu dönemden itibaren bize katılıyorlar. Her sene 8 Mart gecesi için özel bir gösteri çıkarma hedefimiz olduğundan, özellikle Şubat ayımız çok yoğun geçiyor. Herkesin fedakarlıklarla katıldığı, emek verdiği bir süreç oluyor.

Bu arada 8 Mart gecesi için bir gösteri hazırlamak elbette ki çok kıymetli ama hazırladığımız gösteriyi sunma olanaklarımızı artırmamız da gerekiyor, bir tane gösteri ile kalmamasını istiyoruz. Keşke başka illerdeki kadınlarla da yine 8 Mart haftasında veya başka etkinliklerde buluşabilsek. Son iki senedir farklı etkinliklere de katıldık aslında, yavaş yavaş artıyor sanırım. Siyad gecesine katıldık geçen sene mesela. Neler vardı başka?

Yudum: Abbasağa’da Kazım İsyandır’a, Sodid’in gecesine, Siyad’ın ödül gecesine katıldık.

Gözde: Bir süre seçim öncesi kampanyalarda sokaklarda, eylem alanlarında çaldık.

Gökşen: BİKG’in dayanışma gecesine, Kadıköy Khalkedon meydanındaki Hocama Dokunma nöbetine, ortak dayanışma kermesine katıldık.

Biraz da şöyle aslında; 8 Mart’a kadar odağımız 8 Mart oluyor, hepimiz çalışıyoruz ve hepimizin başka başka koşturmaları olduğu için her an hazır bir grup olamıyoruz. Ama 8 Mart’tan sonra heep hazır bir grup oluyoruz (Gülüşmeler). Tekliflere açık ve hazırız. Mesela 8 Şubat’ta Kadıköy Sahne’de Morfest Kadın partisine katıldık.

Birsen: Biz katılmak istiyoruz 8 Mart’ın dışında da etkinliklere. Fakat Gökşen’in söylediği gibi çalışma koşullarından ötürü bir araya gelmemiz kolay olmuyor, gitmek isteyip gidemiyoruz. Şehir dışından bahsetti Selda. Çalışma koşulları ve maddi koşullar yüzünden gidemiyoruz, yoksa uçar gideriz 🙂

Selda: Mesela iki sene önce Almanya’dan bir kadın grubu heyet olarak gelmişti, burada kadın kurumlarını gezdiler. Bizi de ziyaret ettiler, bir çalışmamıza katıldılar, birbirimize şarkılar, ritimler öğrettik, gayet güzeldi. Sadece yurt içi değil yurt dışından kadınlarla da ortak bir şeyler yapmayı, ilişkilenmeyi isteriz.

Buranın aslında aktivist kadınlardan oluştuğu söylenebilir. Herkes çok önem veriyor bu kimliğe, o yüzden de koşullar el verdiğince etkinliklere katılmak önemseniyor. Ancak örneğin bir şarkıyı 30 kişi çalışmışsak ve etkinliğe beş kişi gelebiliyorsa, o zaman o şarkıyı bu beş kişiye uyarlamak gerekir icra edebilmek için. Bu da ekstradan bir mesai demek oluyor. Bu tarz adaptasyonları kadro yapısından dolayı hemen ve kolayca kotaramayabiliyoruz.

Bunları aşmak için aramızda konuşuyoruz, içimizden müziğe daha çok vakit ayırabilecek kadınlar çıksa, bir kadın müzik grubu oluşsa ne güzel olur diye. Gelişmeler de var, Gökşen bas gitara başladı, Ayşegül kanuna başladı, Besey ve Aslı bağlamaya başladı. Ayrıca vokal yapan arkadaşlar vokal eğitimine başladılar. Sonuçta bir amacımız var ve müzik yapıyoruz, bu müziğinde belli bir seviyede olmasını önemsiyoruz.

O zaman şöyle anlıyorum; ilk kez sizi dinleyen biri olarak 8 Mart odaklı ilerleyen ve başka başka işler de yapmak isteyen bir kadın orkestrası var karşımda. Teknik olarak da kendini iyileştiren ve artık tüm sahne ve etkinliklere açık?

Selda: Potansiyel var 🙂

Birsen: Zaman zaman birçok şeyi konuşuyoruz, hepimizin başka veya benzer hayalleri var. Ben sokakta kadınlara çalmayı çok isterim mesela. Biraz daha çalışmaya ihtiyacımız var. Teknik koşullar çalışma koşulları vs. bunları iyileştirmeye… Buradan sokakta çalanlar, yurt dışı atölyeler gibi, 30 kadının içinden hem hep beraber hem küçük gruplarla bir sürü şey çıkabilir.

Ritmin bir büyüme, genişleme hayali var. İlk başta üç şarkımız var demiştiniz. Repertuvarı nasıl oluşturuyorsunuz, ne kadar sürüyor?

Gökşen: Repertuvara birlikte karar veriyoruz ve yıldan yıla genişliyor. Çok dilli olmasına özen gösteriyoruz. Her sene yeni parçalar çalışmakla birlikte eskileri de söylüyoruz. Bir de erkek ağzıyla söylenmiş sözleri ufak müdahalelerle çeviriyoruz, değiştiriyoruz.

Selda: Repertuvarın hepsi öyle olamıyor ama kadının sözü olan ve kadını anlatan şarkıların olmasını önemsiyoruz. Çok söyledik bunu söylemeyelim de diyoruz. İlk konserde Burçak Tarlası ve Leyla’yı çalmıştık. Ez keç im, Hür Doğdum Hür Yaşarım’ı söyledik. Ben Annemi İsterim ve Olur Olmaz yine feminist şarkılarımızdan. Bu sene Fosforlu Cevriye ve Arapça Meryem Te var ayrıca. Hikayesini sen anlat istersen Serpil.

Serpil: Bir sürü hikayesi var ama Meryem Arap bir kadın ve sevdiği ile evlenmek istiyor ama Osmanlı askeri onu kaçırıyor.

Selda: Sonrasında Asi Nehri’ni geçerken kendini nehre atıyor, intihar ediyor kadın. Onun ardından söylüyorlar hikayesini bu şarkıda.

Son üç-dört senedir Tuğçe sözlerini kendisinin yazdığı rap bölümü ile konsere katılıyor ve mesajımızı paylaştığımız bölüm oluyor burası. Bir de aslında eğlenceli bir ortam olduğu için 8 Mart gecesi, ona da dikkat ediyoruz, ritmik şarkılardan seçiyoruz daha çok repertuvarı. Çok ağır şarkı koymuyoruz 🙂

Ritim dans ayağından bahsettiniz, sahnede bizi çok heyecanlandıran kısımlardan bu. Dans fikri nasıl ortaya çıktı?

İdil: Biz direkt oryantal ile girdik 🙂 Bayağı tartışma yarattı. Aslında oryantalin güçlendirici bir tarafı var ama Türkiye’de yansıma şekli farklı. Daha da çok tartışmaya açık bir konu; beden olduğu için, yarattığı tartışmalar etrafında bence hoştu. Sadece o tartışmaları eritemediğimiz için devam edemedik. Sonra Fosforlu Cevriye’ye bir mizansen yaptık.

Bu arada gruptan dans etmek isteyen, Ritim’de çalan arkadaşlar oldu ve önce üç, sonra beş kişi, başlamış olduk. Enteresan olan bu arkadaşlar daha önce sahneye çıkmamış, dans geçmişi olmayan arkadaşlar. Ben de böyle bir yerden gelmiyorum. Haftada bir gün, Şubat’ta iki-üç kere bir araya gelip alanı tanımaya çalışıyoruz. Bu sene biraz Afrika’ya kaydık, iyi mi yaptık bilemiyorum 🙂

Çünkü pek çalışılmış bir alan değil Türkiye’de. Orada yaşamış, öğrenmiş veya ders almış insanlar yapıyor bu dansı. Ben hayatımda dört-beş kere Afrika derslerine girdim, arkadaşlar hiç girmemiş olarak araştırıyoruz, bakalım ne çıkacak. Afrika aksamlı, güçlü, kas kolu da güçlü bir dans, uğraşıyoruz bu kompozisyona.

Selda: Her sene gösteriyi hazırlarken illaki yeni bir şey eklemeyi hedefledik, bir sene rap yaptık, bir sene dansı kattık. Bu sene yenilerimiz Afrika ritimleri ve beden perküsyonu.

Birsen: Bizim için de bir keşif; Afrika, beden perküsyonu… Hem keşif, hem gösteriyi güzelleştirecek şeyler.

Bir de müzik aletlerini soracaktım. Çok fazla müzik aleti var ama bilmiyoruz onları sanki?

Bu sene sahnede olacak enstrümanlarımız vurmalı olarak darbuka, bendir, erbane, asma davul, djembe ve guiro, shaker, agogo, tef, repenik gibi çeşitli efektif aletler ile yan flüt, çello, akordeon, kemane, bağlama, bas gitar, kanun ve keman.

Özellikle provalar veya sahnede akılda kalmış ilginç bir an var mıydı? Mesela sokakta çaldığınızda neyle karşılaştınız ya da sahnede yeni bir şey denediğinizde nasıl oldu, insanlar nasıl tepki verdi?

Gökşen: İnsanlar dediğimiz kadınlar, arkadaşlarımız 🙂 Sokakta da, sahnede de çok destekleniyoruz. Coşkuları her daim bizimle. İlgileri çok motive ediyor. 8 Mart’larda heyecanlanıyoruz, stres yapıyoruz ama kadınlara çalıyor olmak çok da rahatlatan bir şey.

En son sokakta çaldığımızda çok tatsız bir gündü. Bir nöbet eylemine destek olmak için gitmiştik. Arkadaşlar gözaltına alınmıştı, biz çalmaya devam ettik, alanı boş bırakmadık.  Kadınlar çok güçlendiriciydi. Kadınların olması bambaşka bir güven veriyor. Sen ne sormuştun 🙂

Birsen: Yaşadığımız ilginç şeylerden biri; bizi hem şaşırtan hem zorlayan bir sahne deneyimi. Dans performansı olan bir gün sahneye bir kadın fırladı. İki dansçımız var her şeyi ona göre ayarlamışız, bir anda bir dansçımız daha çıktı. Bir yandan devam ediyorum, bir yandan ne yapacağım, nasıl devam edeceğim diye düşünüyorum. Git de diyemiyoruz kal da diyemiyoruz, uyum da sağlayamıyoruz hepimiz bir dalgalanmıştık. Bizim için beklemediğimiz bir şeydi. Alışkın olmadığımız, şaşırtan, düşündüren bir şeydi.

Selda: Değerlendirme toplantısında yeni katılan bazı arkadaşlar dediler ki, o dansçıyı ekipten biri sanmıştık 🙂

İdil : Eylemlerdeki kırmızılı kadındı o 🙂 Gonca. Aslında performatik şeylerle ortaya çıkıyor, polisler, tomalar olunca da. Orada da bir müdahale yaptı ama işlemedi 🙂

Provalar nasıl geçiyor?

Birsen: Komikli, eğlenceli.

Çağla: Yalaan çok gerginiz. Son bir ay bayağı gergin oluyor.

Grubun yaramaz çocuğu Çağla imiş meğer 🙂

Çağla: “Yapamadık”, “Ya of nasıl başlıyordu?” bir heyecan oluyor sürekli. Tabii eğlenceli bence de ama daha stresli, her zamanki şen kahkahalarla ilerlemiyor.

Serpil: İlk günümü hatırlıyorum, ben erbaneyle katıldım ilk. Üç hafta geldim gittim derken… Hep kadın müzisyenler, bir yandan çok heyecanlıyım, bir yandan rezil olacağım yapamayacağım, ne yapacağım diye düşünürken bunu söyleyeyim dedim, belki sakinleşirim. “Kusura bakmayın ben hiç müzikten anlamıyorum ama buraya geldim” dediğimde, cevap “Biz de bir şey bilmiyoruz” oldu (Kahkahalar). Burada böyle bir rahatlık var, hata yapınca kabullenilen, öğretici ve dayanışmacı bir tavır var.

Birsen: Tabii Selda’nın toleransı çok yüksek. Çağla’nın dediği gibi zaman zaman gerilip zaman zaman eğleniyoruz. Selda sağ olsun bize tahammül ediyor. Ama eninde sonunda sahnede de yapıyoruz bunu. Çok beğendiklerini, mutlu olduklarını söylüyorlar.

Çağla: Sarhoşlar çünkü o an 🙂 (Kahkahalar)

Esra: Bir de sadece kadınlara çaldığımızda daha rahat oluyoruz. İlk çıktığımızda gergin oluyoruz ama rahatlıyoruz. Karma bir yere çıkınca biraz daha kaygılı oluyor.

Siyad mesela, karma idi. Oradaki deneyim nasıldı?

Esra : Ay evet, oturmalı düzende.

Birsen: Mesela biz oturup dinlenecek bir grup değiliz, öyle bir halet-i ruhiyemiz yok. Bir de biz kendimize müzisyen demiyoruz, böyle bir iddiamız yok ki, sahne, müzisyenlik, o tür bir motivasyonla ilerlemiyoruz. Daha çok kadın dayanışması, oradan çıktığı için yaygın beklenti diye rahatlıyoruz.

Burcu: Sahnedeki beden dilimiz de önemli. Her sahne performansından sonra bunu da konuşuyoruz. Siyad videolarını seyrettiğimizde çok içimize kapalı olduğumuzu fark ettik. Epey utangaçtık, izleyiciyle hiç göz göze gelmemişiz neredeyse. 8 Mart izleyicisiyle ise çok çok daha rahatız. Farklı sahnelere çıkmak bu utangaçlığı kırmak açısından da önemli.

Ritmin bundan sonraki hedefi, hayali, planladığı yol nedir? 

Gökşen: Kendi içinden küçük gruplarını, kendi eğitimcilerini çıkartabilir. Böyle bir potansiyeli var. Bunu konuşuyoruz bilginin aktarımı anlamında. Ekiplerimiz var, bir sürü şey öğreniyoruz; sahneye, çalmaya, çalışmaya  dair. Selda’nın birçok aktarımı var, perküsyon eğitiminin yanı sıra teknik olarak da. Her bir işimizi biz kendimiz örgütlüyoruz. Ritim Kolektif umarım uzun yıllar devam eder ama Ritim Kolektif olarak devam etmese bile yarattığı şeyin ben devam edeceğini düşünüyorum. Gerçekten aslında feminist harekete bir müzik grubu kazandırmış olduk. Bunu da kolektif emekle yaptık.

Çağla: Hep konuştuğumuz planlar var temas kurmak ile ilgili, geçen hafta araştırmaya başladık. Daha çok Amerika ve Kanada’da var böyle gruplar. Eyleme geçip örgütleyebileceğimiz, burada veya oraya giderek bir organizasyon gerçekleştirebilmek için.

Birsen: Dünyadaki ritimci kadınlarla bir araya gelmeyi istiyoruz.

Harika! Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Selda: Çalışma mekanlarımızı bize sağlayan destekçilerimize özel olarak teşekkür edelim. Hem çalışma yapabilmek hem de devam edebilmemiz için mekanımızın olması çok önemli. Sodid’e ve Zazader’e teşekkür ediyoruz.

Gökşen: Önce 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nde, sonra da gece eğlencesinde buluşalım.

Ben de sizlere çok teşekkür ediyorum, hem bu röportaj hem de mücadelemizin ritmi olduğunuz için 🙂

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.