AKP liderliğinde Türkiye kapitalizmi, kadınların emeğine el koyma biçimi açısından bir tercih yapıyor. Kadınları ücretsiz, görünür olmayan yeniden üretim alanında tutmayı tercih ediyor.

Dönemin başbakanı Erdoğan 2008 yılında ilk kez “en az üç çocuk” çağrısını[1] yaptığından beri Türkiye’nin nüfus politikaları açısından doğum yanlısı (pronatalist) bir döneme girdiğini söyleyebiliriz. 2008 yılından bu yana başta Erdoğan olmak üzere AKP politikacıları değişen yoğunluklarda “en az üç çocuk” propagandası yaptılar. Bu yazıda en az üç çocuk talebinin toplumda nasıl anlaşıldığı ve nasıl tepki bulduğunu, doğurganlık tercihlerine etkisi olup olmadığını tartışacağım.

Konusu kadınların işgücüne katılımı olan doktora tezimin alan çalışması kısmını planlarken (2013) üç çocuk söylemine toplum uzunca bir süredir maruz kalmıştı. Doğurganlığın kadınların işgücüne katılımını olumsuz etkilediği bilinen bir gerçek olduğu için birkaç soruyla kadınların bu söyleme nasıl tepki verdiklerini araştırmaya dahil ettim. Bu yazıda konu ile ilgili bulgularımı üç ana çerçevede özetleyeceğim.[2] Birincisi, Türkiye’de hükümetin doğurganlığı teşvik ederken diğer ülkelerden farklı olarak politika değil yalnızca retoriğe yaslanması ve bu retoriğin kimi özgünlükleri. İkincisi, nicel araştırmanın bulguları çerçevesinde kadınların bu talebi nasıl anlamlandırdığı ve nasıl tepki verdikleri. Üçüncüsü de Hacettepe Nüfus Etütleri Enstitüsü verileri ışığında 2008 ve 2013 yılları arasında kadınların doğurganlık tercihlerinde anlamlı bir değişme yaşanıp yaşanmadığı.

Nüfus politikasının söylemsel yönetişimi

İlk olarak bütün dünyada doğum yanlısı politikaların daha fazla uygulanır olduğunu hatırlatmakta fayda var. Ülkeler nüfus yaşlanması ile yaklaşan sorunları hafifletebilmek için doğum oranlarını artıracak politika ve teşviklere yöneliyorlar. Bu süreç Avrupa’da uzun bir süredir yaşanıyor. Fakat, Polonya ve Macaristan gibi Doğu Avrupa ülkelerinde de doğum teşvikleri arttı. Aile politikaları diye de nitelenen bu teşviklerin büyüklüğü, hedefleri ve ne kadar başarılı oldukları ülkeden ülkeye değişiyor. Diğer araştırmalar gösteriyor ki kadınların iş yaşamındaki varlığını koruyan ve toplumsal cinsiyet eşitliği hedefiyle tasarlanmış teşvikler doğum oranlarını artırmakta daha başarılı.[3] Türkiye’nin bütün bu diğer ülkelerden temel farkı ise doğum yanlısı politikanın sadece söylemde kalması, ailelere parasal ya da kurumsal hiçbir anlamlı desteğin sunulmaması.[4]

Bu Türkiye’ye özgü durumu Korkut ve Eslen-Ziya (2016) nüfus politikasının “söylemsel yönetişimi” (discursive governance) şeklinde kavramsallaştırmıştı. Burada AKP hükümetinin yapmaya çalıştığı aile destek politikalarının finansmanından kaçındıkları için bir çeşit toplumsal mühendislikle doğum oranlarını artırmaya çalışmak. Politikanın söylemsel inşasının ilk adımı doğum oranlarındaki düşüşü ekonomik gelişme ve kalkınmanın beklenen bir sonucu değil de ahlaki bir çöküşmüş gibi yansıtma. Sonraki adım ise politikacının seslendiği kesimi onların duygularına hitap ederek, çöküşü geriye çevirmede sorumluluk almaya çağırması. Bunun çok çeşitli örneklerini gördük; Erdoğan’ın “anneliği reddeden kadın eksiktir, yarımdır; anneliği reddetmek insanlıktan vazgeçmektir” demeci gibi, “bir ulusun gerçek zenginliği çocuklarıdır” açıklaması gibi. Bir yanda da Erdoğan toplumu herhangi bir politikaya ikna ederken kullandığı biz-onlar kutuplaşmasını üç çocuk meselesinde de fazlasıyla kullandı ve konuşmalarında “biz” diye kendini de dahil ettiği gruba seslendi. “Onlar” örneğin, feministlerdi, çocuk büyütmeyi ekonomik yük olarak gören insanlardı, dindar olmayan kadınlar ve diğer marjinal kimliklerdi. Biz grubunun doğal üyeleri partili kadınlardı ya da bu ulus için çocuk büyütmeyi görev sayacak kadınlardı (“Ben bu davaya gönül vermiş hanım kardeşlerime, gelin en az üç çocuğu bu vatana hibe edin, diyorum”). “Onlar” şeklinde öteki bir grubun varlığı “bizi” konsolide etmeye ve söyleme ikna etmeye yardımcı oluyordu. Erdoğan ve AKP politikacılarının ve hatta Diyanet başkanının konuyla ilgili söylemlerini analiz ettiğimizde başka teknikler de kullandıklarını görebiliyoruz. Peki kadınlar bu söylemi nasıl anlamlandırdı?

Kadınların “en az üç çocuk” söylemine tepkileri

Benim alan çalışmam 2013 yaz aylarında gerçekleşti. Ankara, Sincan’da bir grup ev kadını ve bir grup Sincan Organize Sanayi’de ücretli çalışan kadınla derinlemesine görüşmeler yaptım (18 ücretli çalışan, 16 ev kadını, toplam 34 görüşme). Temalardan biri de Erdoğan’ın üç çocuk isteğiydi. Kadınların söyleme verdikleri en yaygın tepki üç çocuk talebinin gerçekçi olmadığı ve ekonomik koşullar göz önünde bulundurulunca adil de olmadığı idi. Kimi asgari ücretin düşüklüğünden, iş bulmanın zorluğundan, genç işsizliğinden şikâyet etti: “Ya sağ olsun açık söyleyeyim başbakanımız çok güzel yönetiyor (kinayeli), kendilerine günlük güneşlik, alt kademeyi sildi. Kalmasın yaşamasın kimse diyor”. Kimisi kreş eksikliğinden, ücretlerin kreşi karşılamaya yetmediğinden bahsetti: “Yani Tayyip acaba nasıl düşünüyor insanları? 8-10 milyar maaş alıp da bakıcılara baktırdığını falan mı düşünüyor. Yani düşünsene şurada ortalama 1000-1500 lira alan bir insan çocuğu annesine baktırıyor, biraz annesine biraz kayınvalidesine baktırıyor ki bu insanlar yaşlı insanlar bir çocuğa zor bakıyor”. Görüşmeciler en çok bu talebin herhangi bir destek sunulmadan yapılmış olmasına şaşırıyordu: “Mantıksız, çünkü yani tek bir çocuğa verilen aylık bir gelir yok. O çocuğun bir güvencesi yok. Hani bir çocukların bursu olsa bir eğitim katkı payı olsa maddi olarak mantıklı gelir ama bu çok mantıksız yani üç çocuk”. Bir diğer grup ise bu talebi özel hayata müdahale olduğu için kabul edilemez buldu: “…diyor ki nüfusumuzun sayısı azalmasın, onu düşünüyor. Ama onunla ilgili planlamalar yapıp halkı yönlendirmek yerine kendisi direktif vererek, yanlış yerden, önlem almadan direktifle halletmeye çalışıyor, böyle bir şey olamaz yani”. Bir diğer görüşmeci bunun kendi kararı olması gerektiğinin altını çizdi: “Çok saçma… Ayriyeten üç tane de doğururum beş tane de onu da çok ilgilendiren bir şey değil.”

Sizce Erdoğan neden böyle bir şey istiyor diye sorduğumda görüşmecilerin çoğu isteği mantıklı bulmadığı için spekülasyon yaptı: “Yani herhalde onları çalıştıracak mı, oylar AKP’ye gelsin diye mi? yani işsizlik zaten ortada, işsizlik var yani bilemedim, sence neden?” Bir diğer görüşmeci “belki teröristlere karşı Türk nüfusu artsın diyedir” şeklinde görüş bildirdi. Bu hükümetin kadınların çalışmasına karşı olduğunu, “dinci oldukları için” kadınları eve kapatma hedefiyle doğurganlığı teşvik ettikleri görüşünü dile getiren oldu. Genel olarak görüşmecilerin çoğu bu talebi anlamlandıramıyordu. Fakat söyleme oldukça olumlu yaklaşan bir üçüncü grup daha var. Bu gruptaki kadınların bir kısmı bu söylemden, kendi siyasi duruşlarından ya da Erdoğan’a duydukları sempatiden bağımsız, çok çocuk ve kalabalık aile tercihlerine sahip kadınlardı. Bu tercihi “bu hayatta kardeş gibisi yok”, “kardeşler birbirini destekler”, “çocukları gerçekten çok seviyorum” gibi çeşitli şekillerde ifade ettiler. Bu sebeple “en az üç çocuk” talebini anlıyor ya da belli bir seviyede onaylıyorlardı. Fakat tek çekinceleri kendi ekonomik koşullarında üç çocuğun mümkün olmamasıydı. Bir yandan da başta bahsettiğim biz-onlar kutuplaşmasındaki mesajın alıcısı, söylemi bu noktadan onaylayan, “bizim gibi düşünen insanların sayısı artmalı” diyen görüşmeciler vardı: “(üç çocuk) mantıklı. Niye? çünkü ha tamam ne olacağı belli değil, yani gittikçe ortalık karışıyor ama bir yönden de bizimkiler çok olacak ki ortalık düzelecek diye düşünüyorum ben yani.” Onlar için Erdoğan’ın neden böyle bir şey istediğini sorgulamak gerekli de değildi, “başbakan ne yaptığını biliyor” olmalıydı: “Valla bilmiyorum belki de ileriyi o daha iyi biliyor. Yani biz başbakanımızı çok seviyoruz. Allah ondan bir değil bin kere razı olsun, her zaman.”

Kısaca özetlemek gerekirse Sincan gibi gerici politikalara açık, AKP’nin oy oranlarının çok yüksek olduğu bir bölgede bile söylem genel kabul görmemişti. Fakat ideolojik olarak AKP’ye yakın kadınlardan farklı sebeplerle söylemi destekleyenler olmuştu. Bu küçük kesitten bir genelleme yapmak ebetteki mümkün değil ama benim anlamaya çalıştığım şuydu: Söylemin alıcısı olabilecek insanlar ikna oldular mı? Üç çocuk isteğini makul bulsalar da bunu hayata geçirme niyetleri/ekonomik koşulları var mı? Yani en azından bu kesimin doğurganlık tercihlerinin değişme olasılığı var mı?

İdeal çocuk sayısı neden artıyor?

Öte yandan Hacettepe Nüfus Etütleri Enstitüsünün beş yıllık nüfus araştırmalarıyla ülke genelindeki rakamlara bakarsak, ilginç bir eğilim göze çarpıyor. Toplam doğurganlık hızındaki (TDH) uzun yıllardır süren azalma eğiliminin 2008 ve 2013 yılları arasında geriye çevrilip küçük bir artma gösterdiğini, ideal çocuk sayısının[5] ise daha önceki yıllarda 2,5 oranında sabit seyrederken 2013 ve 2018 yıllarında 3’e yaklaştığını görüyoruz. Bu da akıllara şu soruyu getiriyor: ideal çocuk sayısındaki 2008’den sonra görülen artışta “en az üç çocuk” söyleminin payı var mı?

Kaynak: Hacettepe Nüfus Araştırması 2018 Ana Raporu

Notlar: TDH: Toplam doğurganlık hızı (doğurganlık yaşındaki kadın başına ortalama doğum sayısı). İdeal çocuk sayısı: evli kadınlar arasında ortalama ideal çocuk sayısı

Bu soruyu 2008 ve 2013 verilerini kıyaslayarak ekonometrik tekniklerle inceledim. Çalıştığım modeller söylemle ideal çocuk sayısındaki artış arasında “nedensel” bir ilişkiyi kanıtlamak için yeterli değil (bu konuda başka çalışmaların yapılacağını umuyorum) fakat bu artışın kaynağıyla ilgili bazı bulgular ortaya koyuyor. Bu bulguları kısaca özetlersem, betimsel veriler gösteriyor ki:

  • 2013 yılında bütün yaş gruplarındaki doğurgan kadınların ideal çocuk sayısı arttı
  • Hali hazırda iki çocuk sahibi kadınlar arasında üçüncüyü isteyenlerin oranı %16’dan (2008) %25’e (2013) arttı.
  • İki çocuklu kadınlar arasında üçüncüyü isteme olasılığı en fazla görece genç (25-34), eğitimsiz, fakir hanelerde yaşayan ve sosyal güvencesiz çalışanlar arasında arttı.

Bu söylemin potansiyel AKP seçmeninde ve seküler kesimden ziyade dindar kesimde daha kolay kabul göreceği varsayımıyla dindarlık ile üçüncü çocuğu isteme olasılığı arasındaki ilişkiye baktım. En az üç çocuk talebinin sıkça dini referanslarla tekrarlanması[6] ve Diyanet tarafından da propagandasının yapılması[7] insanların dini duygularına seslenildiği fikrimi güçlendirdi. Yani dindarlık benim modelimde kadınların söyleme ne kadar açık olduklarını ölçen bir proxy değişken.[8] Sonuçlara göre, 2008 yılında iki çocuklu kadınlar arasında üçüncü çocuğu isteme olasılığı dindarlıkla beraber artış göstermiyor. 2013 yılına baktığımızda ise, oruç, namaz ve başörtüsü kullanma davranışlarının sıklığıyla ölçtüğüm dindarlık endeksi arttıkça üçüncü çocuğu isteme olasılığı artıyor. Elbette dindarlığın doğurganlık üzerinde bu söylemden bağımsız olumlu bir etkisi olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. İslam da bütün diğer dinler gibi “çoğalın” çağrısı yapan bir din. Yani dindarlık doğurganlık tercihlerini “en az üç çocuk” söyleminden bağımsız başka kanallarla da etkileyebilir. Kadının içinde büyüdüğü ailenin muhafazakârlığı ve kaç kardeşi olduğu gibi (çok çocuk tercihi çocukluk çağı sosyalizasyonu ile alakalı olabileceği için) başka değişkenleri modele dahil ettikten sonra bile dindarlık 2013 yılındaki doğurganlık tercihlerinin anlamlı bir belirleyeniydi. Modele bu diğer kanallar için yeterince kontrol değişkeni dahil edemesek bile elimizde hâlâ 2008 ve 2013 yılları arasındaki fark var. 2013’te üçüncü çocuğu isteme olasılığı anlamlı bir şekilde arttı ve 2008’de dindarlık bu olasılığı etkilemiyorken 2013’te olumlu olarak etkilemeye başladı. Yani evet belki de bazı aileler bu söylemden etkilendiler. Tabii ki tercihler ile doğurganlık davranışı arasında da önemli farklar var, doğurganlığın son zamanlardaki artma eğilimini sürdürüp sürdürmeyeceğini önümüzdeki yıllarda göreceğiz.

Sonuç yerine

“En az üç çocuk” söyleminin nasıl inşa edildiğini, kadınlar tarafından nasıl algılandığını ve doğurganlık tercihlerini etkileyip etkilemediğini tartıştıktan sonra belki de en başta bahsetmem gereken bir noktaya, söylemin nereden çıktığına dönmek istiyorum. AKP liderliğinde Türkiye kapitalizmi, kadınların emeğine el koyma biçimi açısından bir tercih yapıyor. Kadınları ücretsiz, görünür olmayan yeniden üretim alanında tutmayı tercih ediyor. Bunun yerine ucuz işgücü olarak tekstil gibi hafif sanayi kollarında kadın istihdamını teşvik edebilirlerdi ve böyle bir hedef aslında kalkınma planlarında ve istihdam politikası belgelerinde tartışılıyordu. Öyle görünüyor ki, kadınların evdeki yeniden üretim emeği daha kullanışlı. Fakat söylemin arkasında bir de son derece güçlü bir partiyarkal gerekçe var. Hangi sebeplerle doğurganlığı artırmak istiyorlar? Bir, nüfus yaşlanmasını önlemek, bunun getireceği ekonomik sorunları ertelemek. İki, ucuz işgücü havuzunu geniş tutup düşük ücrete dayalı rekabet modelini sürdürmek (bu kadın emeğiyle de yapılabilirdi ama tercih etmiyorlar). Üç, söylemin alıcısının muhafazakâr nüfus olacağı düşünülerek gelecekteki oy potansiyelini yüksek tutmak. Dördüncü ve bence en önemli sebep de kadınların güçlenmesini ve bu şekilde gerçekleşebilecek bir toplumsal dönüşümü engellemek. Çünkü demografik dönüşüm (ekonomik gelişmeyle doğurganlığın azalması) toplumsal cinsiyet dinamiklerini genellikle patriyarkal yapıları zayıflatacak şekilde değiştiriyor ve bunu geri çevirmeye çalışıyorlar. Yani bu perspektiften, en az üç çocuk söylemi ve politikası kadınların güçlenmesini engellemeye yönelik bir girişim olarak da okunabilir.

Kaynaklar

Dildar, Yasemin. 2022. The effect of pronatalist rhetoric on women’s fertility preferences in Turkey, Population and Development Review 48(1): 1-34. https://doi.org/10.1111/padr.12466

Dildar, Yasemin. 2015. Structural transformation, culture, and women’s labor force participation in Turkey (Basılmamış doktora tezi). Amherst: University of Massachusetts Amherst.

Korkut, Umut, ve Hande Eslen-Ziya. 2016. “The discursive governance of population politics: The evolution of a pro-birth regime in Turkey,” Social Politics: International Studies in Gender, State and Society 23 (4): 555–575.

Luci-Greulich, Angela ve Olivier Thévenon. 2014. “Does economic advancement ‘cause’ a re-increase in fertility? An empirical analysis for OECD countries (1960–2007),” European Journal of Population 30: 187–221.

[1] Hürriyet, “Erdoğan: En az üç çocuk doğurun,” https://www.hurriyet.com.tr/gundem/erdogan-en-az-uc-cocuk-dogurun-8401981, 7 Mart 2008.

[2] Daha ayrıntılı bir inceleme için Dildar (2022) ve Dildar (2015) içinde dördüncü bölüme bakılabilir.

[3] Örneğin kadınların işgücünden ayrılmadığı ya da çalışma saatlerini azaltmak zorunda kalmadığı, doğumun hemen ertesinde cömert parasal destek, sonrası için devlet destekli kreş hizmeti sunan Finlandiya, Norveç gibi Kuzey Avrupa ülkeleri doğum oranlarını artırmakta, kadınları yarı zamanlı işlere iten ve çocuk bakımını piyasaya bırakan İngiltere, ABD gibi Anglosakson ülkelerden daha başarılı (Luci-Greulich and Thévenon 2014).

[4] 2015 yılında Ailenin ve Nüfusun Dinamik Yapısının Korunması Paketi kapsamında kadınlara canlı doğan birinci bebeği için 300, ikincisi için 400, üçüncü ve sonrakiler için de 600 lira ödeme gerçekleştirileceği planlanmıştır. Türkiye’deki parasal doğum yardımı bundan ibarettir. Bir defaya mahsus olan bu ödemelerin diğer ülkelerdeki doğum yardımlarına kıyasla son derece yetersiz olduğu ortada.

[5] Bu veri evli kadınlara yöneltilen şu sorunun cevabından elde ediliyor: “Hiç çocuğunuz olmadığı günlere dönebilseydiniz ve tam istediğiniz sayıda çocuk sahibi olmanız mümkün olsaydı, hayatınız boyunca kaç çocuk sahibi olmak isterdiniz?”

[6] “Rabbim, peygamberimiz ne diyorlar. Emir çok açık, net. Nikahlanın. Evlenin. Çoğalın.” https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/11/12/her-yer-kurt-oldu-1-en-az-15-cocuk.

[7] https://artigercek.com/haberler/diyanet-isleri-baskani-ndan-cocuk-sayisi-aciklamasi-mutlaka-ikinin-uzerinde-uc-dort-gibi.

[8] Bunu ölçmenin daha farklı yolları olabilirdi fakat veri setinin kısıtları ile benim en makul bulduğum yöntem bu. Çünkü kullandığım anketlerde oy verme davranışı ile ilgili bilgi olmadığı için, bütün diğer olası proxy değişkenler, örneğin bölgesel AKP oyları, kişisel düzeyde olmayacaktı.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

two + 11 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.