Televizyonların gün ortası kuşağında canlı yayınlanan programlar, izleyicilerin önemli bir kısmının ev kadınlarından oluştuğu varsayımıyla, “kadın programları” olarak da anılıyor. Bu kuşakta yer alan, Müge Anlı ile Tatlı Sert, Balçiçek İlter ile Olay Yeri, Serap Paköz’ün sunduğu Gerçeğin Peşinde gibi reality şovların ise hatırı sayılır bir izleyici kitlesi var. Söz konusu programların içeriği, polisiye bir vakanın ve ona bağlı olarak özel hayatların teşhirine dayanıyor: Faili meçhul kalmış bir cinayet, kayıplara karışan bir yetişkin ya da ergen, dolandırıcılık olayları, faili belli ama adaletin kayıtsız kaldığı taciz ve tecavüzler vb. Tahmin edebileceğiniz gibi bu olayların mağduru çoğunlukla ya kadınlar ya da çocuklar. Reality şovların arka planını, işin mutfağında görev yapan gazeteci Ayfer Çalıkıran* ile konuştuk.

Kaybolan Çiçekler (Fox TV), Balçiçek İlter ile Olay Yeri (Star TV) programlarında profesyonel olarak çalıştın; bize bu reality şovlarda ne iş yaptığından bahseder misin?

Kaybolan Çiçekler, gün ortası kuşağına hitap eden, 18 yaş altı çocukları konu alan bir programdı. Burada yaklaşık 3-4 ay boyunca çalıştım, istihbarat birimindeydim. Adliye muhabirliği, dosya incelemesi, mağdurlarla ilk görüşme ve raporlama, delil araştırmaları yapıyordum. Mağdurun hikayesi ile eldeki delilleri karşılaştırarak çelişen ya da  doğrulayan verileri saptıyor; buradan bir rapor üreterek program için yol haritası çıkarıyordum. Reytingler çok düştüğü için yapım şirketinin ortaklık yapısı ve program ekibi değişince Balçiçek İlter ile Olay Yeri programına geçtim. Benzer formatta, reytingleri biraz daha iyi düzeyde olan bir programdı. Burada da yine aynı şeyleri yapıyordum.

Yakın bir tarihte Olay Yeri’nden de ayrıldın. Neden?

Mali nedenlerle maaş ödemeleri aksamaya başladı. Daha da önemlisi yaptığım işten dolayı psikolojik yıpranma yaşadım. Görevim gereği, mağdurlarla veya mağdur yakınlarıyla, vakayı baştan sona anlamak için yaklaşık iki saat süren görüşmeler yapıyor, raporlamak üzere notlar alıyordum. Ortada cinayet varsa, cinsel istismar varsa çok karanlık bir şeyin içine giriyorsunuz. Bazı istismarlı cinayet dosyalarındaki fotoğraflara bakmak bile çok ağırdır. O karanlığın içinden ruhsal deformasyona uğramadan, az da olsa zarar görmeden çıkmak kolay olmuyor. Bu nedenle, kalmam için ısrar etmelerine rağmen devam etmek istemedim ve kendi isteğimle ayrıldım.

Genelde vakaya erişiminiz mağdurların ya da mağdur yakınlarının size başvurmasıyla mı başlıyordu?  

Oradaki sistemi anlatacak olursam; bir kere televizyondan verilen telefon numaralarının arandığı ihbar hatları var. Çağrı merkezi ekibinin baktığı bu hatlara, hem televizyonda işlenen konuyla hem de yeni hikâyelerle ilgili başvuru ve ihbarlar geliyor. Örneğin, biri arayarak “on yıl önce çocuğum öldürüldü, faili hâlâ bulunmadı; ne olur siz bulun” veya “kızım bir haftadır kayıp” diyerek yardım talep ediyor. Biz bunların içinden dosya olarak işleyeceğimiz vakaları seçiyoruz.

Bunun dışında her gün rutin olarak yazılı basın takip ediliyor, gazeteler taranıyor. Oradan “taze cinayetler”, “taze kayıplar” tespit edilerek hızlıca bunlara ulaşma yoluna gidiliyor.

Ne tür hikâyeleri tercih ediyordunuz?

Reality şovlar taze olaylara öncelik veriyorlar. Çünkü bunların kısa sürede sonuçlanma ihtimali var; bu da programa reyting getiriyor. Bir örnek verecek olursam; kayıp Ecem haberini birkaç kanalla “kapışarak” aldık. Ecem kaybolduktan kısa bir süre sonra annesi Esra denize atlayarak intihar etmişti. [Ardından araziye gömülen Ecem’in de cesedine ulaşıldı.] Henüz kolluk gücü bu vaka üzerinde çalışıyorken biz de ekranda günbegün işledik. Yakın tarihte işlenmiş bir cinayetin Emniyet ve Savcılık tarafından aydınlatılması, kanalın başarısı olarak addediliyor. Ayrıca her gün yeni bir tanığa ya da ipucuna ulaşma; olayla ilgili yeni bir gelişmenin yaşanma ihtimali de yüksek. Emniyet ile aramızdaki en büyük gerginlik de buradan çıkıyordu. Bir ipucundan yola çıkarak cinayeti çözmeye çalıştıkları sırada, bu gelişmenin ekrandan duyurulması, reality şova malzeme edilmesi Emniyet’in alanını daraltıyor veya kurduğu oyunu bozabiliyordu.

O yüzden mi kimi dosyalarda yayın yasakları geliyor?

Evet. Bu anlattığım özellikle taze cinayet vakaları için geçerli… Evden kaçma ve kaçırılma vakalarında program hattına gelen ihbarlar çok işe yarıyor ve Emniyet’in de işine geliyor. İzleyiciler ihbarda bulunmaya, tanık oldukları bir şey varsa canlı yayına bağlanarak anlatmaya ya da en azından duygularını paylaşmaya meyilliler. O yüzden yayın süresi boyunca çok ciddi bir yoğunlukta çalışıyor bu ihbarları alan servis.

Reytingi hangi faktörler etkiliyor?

Konular beş gün-on gün işlendikten sonra çöp oluyor; sonra seyircinin ilgisini çekecek daha güçlü bir tema bulunması gerekiyor. Orada da şöyle bir problem var:  Özellikle cinayet mevzubahis olduğunda, ki en çok ilgi gören onlar, izleyici olayı hemen kavrayamıyor; olayın içerisine girmesi vakit alıyor. En güçlü temaların bile izlenme oranlarının artması için belli bir süre geçmesi lazım.

Anlık reyting diye bir şey de var. Halk bu vakayı satın alıyor mu almıyor mu; dakika dakika takip edebiliyoruz bunu..Reytingleri hava koşulları bile etkiliyor; güneşli günlerde izlenme oranları düşüyor.  Başlangıçta pek izlenmeyen bir dosyanın, konu oturduğunda programı sürüklediği de oluyor. Neredeyse bir hafta geçmesi gerekiyor bunun için. Bahsettiğim Ecem dosyasında da böyle oldu. Olayın kendisi çok karmaşıktı; bir genç kız kayıp, işin içinde definecilik var, intihar ettiği söylenen bir anne var. Ecem ile annesi Esra’nın güzel kadınlar olması da reytingler üzerinde etkili oldu. Medyada bir güzellik fetişizmi de var. Gerek televizyonda gerekse yazılı basında güzel insanların başına gelenler her zaman daha çok ilgi topluyor.

Reality şov seyircisi iki reklam arasında bir cinayet izliyor. Öte yandan bu programlara başvuran insanların sahici sorunları, adalet arayışları var. Belli ki olağan yollardan çözemedikleri için buradan medet umuyorlar. Sizin devreye girmeniz bir işe yarıyor mu? 

Cinayetlerde yaramıyor. Dediğim gibi, taze vakalarda zaten yürüyen bir adli soruşturma süreci var. Biz sadece gelen vakayla ilgili bir senaryo ya da dramatik kurgu hazırlıyor, gelen ihbarları paylaşıyorduk. Eski cinayetler için dosyayı inceliyor; vaktiyle ne tür incelemeler yapılmış, soruşturmada herhangi bir eksiklik var mı, ona bakıyorduk. Diyelim ki on yıl önce bir cinayet işlenmiş, faili meçhul kalmış. Bugün savcılıktan, adli emanette saklanan delillerin yeni teknolojik yöntemlerle yeniden incelenmesi istenebilir. Mağdur yakınlarına ücretsiz hukuki destek sağlanıyor elbette… Fakat açıkçası bu tarz bir olay için Savcılık’a talepte bulunma, Savcılık’ın bunu onaylaması, Emniyet’in bu delilleri tekrar Adli Tıp’a göndermesi, oradan bir sonuç gelmesi… bütün bunlar en az altı ay sürüyor ve bu, televizyon için çok uzun bir süre. O nedenle, çok sayıda başvuru olmasına rağmen genelde eski vakaları almamaya çalışıyorduk. Ancak işlediğimiz konular artık çöp haline geldiğinde… elimizde başka bir vaka kalmamışsa… Çünkü sonuca ulaşmayan işlerde seyircinin güveni azalır. Bu bağlamda cinayet temalı eski vakalar (özellikle faili bulunmamış, soruşturması devam edenler) söz konusu olduğunda, bizim konuyu televizyonda ele alarak “devreye” girmemizin bir karşılığı olduğu söylenemez. Ancak şüphelileri belli olup dava süreci devam eden vakalarda ya da taze cinayetlerdeki fail araştırmalarında “devreye” girmemiz kamuoyu baskısı yaratma açısından işe yarayabiliyor.

Diğer taraftan mağdurların bu programlardan medet ummasının sebebi, adli sürecin yetersiz, çalışmaların eksik yapıldığı kanısından kaynaklanıyor. Bu da aslında halkın emniyete ve yargıya olan güveniyle doğru orantılı…

Reality şovları izlerken dikkatimi en çok çeken şey, eski kayıp vakalarının sıklıkla görülmesiydi. En çok da kadınlar ve çocuklar kayıp. Aradan o kadar uzun bir zaman geçmiş ki artık çoktan ölmüş (ya da öldürülmüş) ve bir yere gömülmüş olabileceklerini düşündüm. Katilleri de ortalıkta dolaşıyor çünkü ceset yoksa cinayet soruşturması da yapılmıyor.. Belki kadın cinayetlerine, şüpheli intiharlara, bu kayıp vakalarını da eklemeliyiz. Yalnız bir programda -belki de Olay Yeri’nde- şöyle bir şey söylendi: Mahkeme ilk kez, maktulün cesedi bulunamadığı halde eldeki delillerden bunun bir cinayet olduğuna hükmetmiş.

Mahkeme kararı, kayıp bir avukatla ilgiliydi. Kendi vakalarımız adına biz de çok heyecanlanmıştık. İzlemiş olabilirsin, bizim de buna benzer bir kayıp Melike vakası vardı elimizde… Melike, altı yıl kadar önce, 12 yaşındayken kaybolmuş. Annesi daha önce de başka programlara katılarak kızını aramış ama ne dirisine ne de ölüsüne ulaşamamış. Kaybolduktan beş gün sonra, Flash TV’deki annesine telefon ederek “evden kendi isteğimle ayrıldım; beni aramayın” demiş; oysa yakın bir adreste, ailenin de şüphelendiği kişiler tarafından alıkonulduğu anlaşılmış. Emniyet zamanında telefon sinyali araştırması yapmadığı için o tarihte yeri tespit edilememiş. Polisler bu ciddi ihmalden dolayı yargılanmış fakat beraat etmişler.

Melike’yi alıkoyma ve istismar suçundan dört [erkek] sanık uzun bir süredir yargılanıyor. [Hiçbiri tutuklu değil.] Alıkonulduğu evde bazı delillere ulaşıldı; tanıklar da var. Fakat öldüğüne ya da öldürüldüğüne dair hiçbir ipucu yok. En son izlediğim duruşmada hâkim, “Ben de bu heriflerin bu kızı ortadan kaldırdığını düşünüyorum ama cinayetten mahkum olmaları için ortada ne bir itiraf ne de somut bir delil var”, dedi. Yasadaki somut delil şartı kanaatin önündedir, bu da hakimlere ender de olsa bu cümleleri kurdurur.

İşlenen cinayet vakaları her gün televizyonlarda “bugün ne işleyeceğiz?” diye sündürülen konulardır. Aslında polisiyecilik oynuyoruz. Sonuca ulaşma ihtimalinin yok denecek kadar düşük olduğunu bile bile en küçük ihbarların bile peşinden koşarız. Çünkü hem ertesi güne işlememiz gereken bir tema lazım hem de insan olarak bir sorumluluğumuz var. Bir taraftan reytingi ve kendi ekmeğimizi kazanma derdindeyiz; öbür taraftan da bir vicdan ağırlığı var. Olmayacağını bile bile üzerine gittiğimiz, polise haber verdiğimiz, deştiğimiz konular olmuştur. Bu, genel olarak gazetecilik için de böyle…

Son olarak, programlarda kullanılan sansasyonel üslup hakkında ne söyleyeceksin? Zaman zaman ekranda gördüğümüz taraflar arasındaki gerilimin ne kadarı gerçek, ne kadarı provoke ediliyor?

Ele aldığımız vakalar zaten gergin. Reality şovda, evlilik programlarında yapıldığı gibi yapay kışkırtmalara, program gerisinde planlanan sözde atışmalara hiç gerek yok. Hiçbir şey yapmadan dahi, birlikte kaçan kızla erkeğin aileleri stüdyoda tartışıyor örneğin. Tam tersine, çoğu zaman sakinleştirmeye; RTÜK ceza keseceği için karşılıklı küfürleşme gibi şeylerin önüne geçmeye çalışıyorduk. Bu nedenle işi sadece “biplemek” olan kişiler çalıştırılır. Seyirciyi ekrana bağlamak için genelde, “az sonra!!” gibi anonslar ya da VTR’ler ile heyecan dozunu yükseltme, beklentiyi şişirme yoluna gidiliyor.

 

* Ayfer Çalıkıran gazeteciliğe 2012’de Taraf gazetesinde başladı. Yaklaşık üç buçuk yıl çevre muhabirliği, politika muhabirliği ve toplum-yaşam (3. sayfa) editörlüğü yaptı. Daha sonra yeni açılan Karar gazetesine adliye muhabiri olarak geçti. Adliye muhabirliği süresince özel haberler üzerinde yoğunlaştı. Karar gazetesinin mali sıkıntıya girmesiyle işten çıkartıldı. Bir dönem Mukavemet dergide gönüllü editörlük yaptıktan sonra, 18 yaş altı çocukları konu alan Kaybolan Çiçekler (Fox TV) adlı reality şovun istihbarat biriminde görev aldı. Program 2017 sonunda yayından kaldırıldı. Ayfer Çalıkıran en son çalıştığı Balçiçek İlter ile Olay Yeri (Star TV) programından kendi isteğiyle ayrılıp yeniden iş aramaya başladı.

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.