Şubat başında Almanya meclisinde 219a maddesiyle ilgili değişiklik yapılması teklifi oylanarak kabul edildi. Değişiklik kürtajın reklamını yapmayı hala yasadışı olarak tanımlıyor. Sadece artık klinikler ve hastaneler kürtaj yaptıkları bilgisini kamusal olarak duyurabilecekler.

Berlin’in ilk açık lezbiyen senato üyesi feminist avukat Anne Klein’ın adıyla Heinrich Böll Stiftung tarafından her sene verilen Anne Klein Kadın ödülü 1 Mart’ta üç kadın jinekoloğa verildi. Kristina Hänel, Natascha Nicklaus ve Nora Szász’ın ödüle layık görülmelerinin altında Almanya’da kadınların kürtajla ilgili bilgi alma hakkını savunmaları yatıyor.

Uzun yıllardır kürtajla ilgili devam eden tartışmanın yeniden alevlenmesine sebep olan ve geçen hafta itibariyle yasada değişiklik yapılmasına giden süreç 2017 yılında Kristina Hänel’e verilen ceza ile başladı. Alman ceza kanununun 219a sayılı maddesine göre “kürtaj reklamı” yapmak yasak. Kristina Hänel internet sitesinde kürtaj yaptığını yazdığı ve konuyla ilgili detaylı bilgi almak isteyenlere maille yardımcı olunacağını söylediği için kürtaj reklamı yaptığı ve yasaya aykırı davrandığı suçlamasıyla hakkında açılan dava sonucunda para cezasına çarptırıldı. Hänel hukuk mücadelesini sürdürürken, aslında yıllardır devam eden kürtaj mücadelesi de tekrar alevlenmiş oldu. Ödüle layık görülen diğer iki kadın doktor Natascha Nicklaus ve Nora Szász da Hänel’in yolundan giderek kürtajla ilgili kadınların bilgi alma ve kendi kararını verme hakkını savunmak için ve doktorların kriminalize edilmesine karşı oldukları için internet sitelerinde kürtaj yaptıkları bilgisini paylaşıyor ve ısrarla kaldırmıyorlar, bu nedenle de yargılanıyorlar.

Feministler elbette asıl sorunun ceza kanunuyla düzenlenen kürtaj olduğu konusunda hemfikir. Alman ceza kanununun 218. maddesi kürtajı cezai işlem gerektiren bir suç olarak tanımlarken, 218a maddesinde de kürtajın cezadan muaf tutulacağı durumlar sıralanıyor. Bu maddeye göre kadınların cezadan muaf olmaları için hamileliğin 12. haftayı geçmemiş olması, kendi istekleriyle kürtaj olmaya karar vermiş olmaları ve devlet tarafından tanınan uzman bir merkeze giderek danışmanlık almaları gerekiyor. Kadınlar ancak üç günlük bir düşünme süresi sonrasında kürtaj olabiliyorlar. Yasa koyucular danışmanlık hizmetinin sınırlarını “doğmamış çocuğun” haklarını korumak üzere çiziyor. Kadınlara çocuğun hamileliğin her aşamasında yaşam hakkı olduğunun iyice anlatılması şart, ancak bu durum hamile kadın için “kesinlikle baş edilemeyecek kadar ağır bir yükse” kürtaj kabul edilebilir bir seçenek haline geliyor.

Tartışmaya katılanlardan bazıları danışmanlık seçeneğinin aslında kötü bir seçenek olmadığını söylüyor. Pek çok kadın bu kararı alırken yakınlarından destek göremediği için uzman desteğine ihtiyaç duyabilir diyenler var. Ancak yasadışı bir eylemi temelde engellemek için zorunlu tutulan bu danışmanlık merkezinde kadınların kürtaj kararlarıyla ilgili destek görmeleri pek olası görünmüyor.

Danışmanlık hizmeti alma zorunluluğunun, kadınların karar verme kapasitesine yönelik bakış açısını gösterdiğini iddia edenler de var. Almanya’da kadınlar koca izni olmadan çalışma hakkını 1977’de kazanmışken, bedenlerine dair bir kararı hala veremeyecek olduklarının düşünülmesi “normal” bu görüşe göre. Yasanın olduğu gibi kalması gerektiğini savunanların argümanlarından biri de gerçekten bu kadar önemli bir kararı, kadınların tek başlarına almamaları gerektiği yönünde.

Almanya’da kürtaj 1871 (!) yılında ceza kanunu kapsamına alınarak suç olarak tanımlanıyor. 1927 yılında tıbbi nedenlerle yapılan kürtaj cezai yaptırım dışına çıkarılırken bugünkü tartışmanın odağındaki 219a maddesi 1933 yılında eklenerek kürtajın “reklamını” yapmak yasaklanıyor. Amaç elbette Nazi döneminin nüfus politikasıyla da uyumlu bir şekilde kadınları zaten oldukça kısıtlı uygulanan kürtajdan caydırmak. 1970’lere kadar yasa olduğu gibi duruyor. 1971 yılında, aralarında pek çok ünlünün de bulunduğu 374 kadın Batı Almanya’da yayınlanan Stern dergisi aracılığıyla yapılan kampanyayla kürtaj olduklarını açıklayarak Madde 218’in tamamen kaldırılmasını istiyorlar ancak Batı Almanya’da bununla ilgili herhangi bir adım atılmıyor. Aynı dönemde, 1972 yılında Doğu Almanya’da ise Hamileliğin Sonlandırılmasına dair Yasa ile o dönem dünyadaki en ilerici yasalardan biri çıkarılıyor. Çoğu yasaya dair oybirliğiyle karar alınan bir sistemde, bu yasa Doğu Almanya tarihinde muhalefetle karşılanan nadir yasalardan biri olsa da destekçileri yasayı çıkarmayı başarıyor. Duvar yıkıldıktan sonra kurulan yeni sistemin gerektirdiği düzenlemeler vesilesiyle konu tekrar gündeme geliyor ve 1995 yılında yasa bugün uygulanan halini alıyor: Kürtaj yasa dışı ancak hamileliğin ilk on iki haftası içinde ve uygun bir danışmanlık hizmeti sağlanarak uygulandığı durumlarda kürtaj yaptırana cezai yaptırım uygulanmıyor.

Yasa yapıcıların gündemindeki tartışma ceza kanununun 219a maddesi etrafında yoğunlaşmış durumda. Şubat başında Almanya meclisinde 219a maddesiyle ilgili değişiklik yapılması teklifi oylanarak kabul edildi. Değişiklik kürtajın reklamını yapmayı hala yasadışı olarak tanımlıyor. Sadece artık klinikler ve hastaneler kürtaj yaptıkları bilgisini kamusal olarak duyurabilecekler. Ancak hala kürtaj için hangi yöntemlerin kullanıldığı, o klinik ya da hastanede hangisinin uygulandığı bilgisi ve bunun nedenleri paylaşılamayacak. Bu bilgiler Tabipler Birliği gibi merkezi belli yapılardan edinilebilecek. Değişiklikle birlikte, Alman Tabipler Birliği kürtaj yapan doktorların ve hastanelerin listesini de yayınlayabilecek. Çünkü şu anki durumda tek tek doktorların bu konuda bilgi vermesi yasak olduğu gibi kadınların kürtaj yaptırabilecekleri doktor/klinik/hastane listesine ulaşmaları da mümkün değil. Kürtaj yapan doktorlarla ilgili en kapsamlı listenin ünlü bir kürtaj karşıtı aktivistin sitesinde olması konunun trajikomik yanı.

219a’da yapılan düzenleme tabii ki feministleri ikna edebilecek bir düzenleme değil. Çünkü sorunun temeline yani kürtajın yasadışı sayılmasına dokunulmuyor. Yani aslında Almanya’da kürtaj olan her kadın yasadışı bir eylem gerçekleştirmiş oluyor, sadece 12 haftanın içinde kürtaj oldukları ve kürtaj olmadan önce danışmanlık aldıkları için cezalandırılmıyorlar.

Tüm bu yasa değişikliğinin yeterli olmasa da olumlu tarafı Almanya’da kürtaj üzerine konuşmayı tekrar başlatmış olması. Yasal düzenleme tartışılırken muhafazakar partinin aslında gayet minimumda gerçekleşen bu değişiklik karşısında talep ettiği ve üzerinde anlaşmaya varılan konulardan biri de uygulanmak istenen bir araştırma. 2020-2023 yılları arasında 5 milyon Euro ayrılarak gerçekleştirilmesi kararlaştırılan çalışmayla kürtajın kadınlar üzerindeki psikolojik etkilerinin araştırılması planlanıyor. Muhalefet partileri bunun yersiz olduğu konusunda hemfikir. Ayrıca 8 Mart’ın hemen öncesinde Sağlık Bakanlığı önünde bu konuda bir eylem yapıldı. Ülkenin önde gelen internet haber portalı Zeit Online da kadınları kürtaj hikayelerini paylaşmaya davet eden bir kampanya başlatmış durumda. Kürtaj deneyimi her kadın üzerinde farklı etki yaratabilir, bir kadının hayatının farklı zamanlarında bu deneyimin etkisi başka başka olabilir, cinsiyet kimliğinin kürtaj deneyimi üzerindeki etkisi ise henüz sorulmayan sorulardan. Yasa öyle dese de kadınların kendilerini “suçlu” hissetmemeleri tüm bu farklı deneyimleri birbirimizle sesimizi alçaltmadan paylaşmamızla da mümkün. Ve belli ki bu mücadele Almanya’da da bir süre daha devam edecek.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.