Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi

Bir şeycik olmadı —Deneyin lütfen—

Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım

Gülten AKIN

Kadınlar yürüdü, itiraz etti, kıyafetlerini özgürleştirdi, sokaklara çıktı, çalıştı ve örgütlendi. Dün uygunsuz ve ahlaksız bulunan kıyafetler sıradanlaştı. “Yapamazsınız” denen meslekler işlerimiz oldu. Bugün de ne giyeceğimize, nasıl görüneceğimize ve nasıl yaşayacağımıza karar vermek isteyenlere itiraz edecek, önlüğün bir denetim aracına dönüşmesine izin vermeyeceğiz.

Winnie van der Rijn

Kıyafet hiçbir zaman yalnızca kıyafet olmadı.

Ne giydiğimiz, nasıl giyindiğimiz, hangi renkleri kullanacağımız, bedenimizin hangi bölümünün görünüp görünmeyeceği; çoğu zaman kim olduğumuzla, hangi toplumsal gruba ait sayıldığımızla, bizden nasıl davranmamız beklendiğiyle ilgili oldu. Bu yüzden tarih boyunca devletler, dini otoriteler, ordular, okullar ve çeşitli iktidar sahipleri insanların kıyafetlerine “ahlak”, “gelenek”, “toplumsal düzen”, “eşitlik”, “mesleğin saygınlığı” gibi gerekçelerle müdahale etti.

Bugün de kıyafet üzerinden kontrol ve denetim kurma girişimleri farklı biçimlerde sürmekte. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni eğitim-öğretim yılında öğretmenler için getirdiği zorunlu önlük uygulaması bu müdahalenin güncel bir örneği ve bu tarihin devamı. Oysa bugün okullarda konuşmamız gereken çok daha ağır sorunlar var. Çocukların okula aç gelmesi, MESEM’lerde işçileştirilmesi, iş cinayetlerinde katledilmesi, okullardaki güvenlik, temizlik ve hijyen sorunları, eğitimden kopuş riski, uyuşturucu kullanımı, çeteleşme, kız çocuklarının eşitliğini ortadan kaldırmaya dönük anlayışların eğitim içeriklerine taşınması bunlardan yalnızca birkaçı. Bu kadar ağır ve gerçek sorunlar varken bakanlığın en acil işi gerçekten öğretmenin önlüğünün boyunu belirlemek midir?

12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olan kılık kıyafet yönetmeliği, 2013 yılında sendikaların özgür/serbest kıyafet kararlarıyla tartışmaya açıldı; öğretmenler kendi belirledikleri kıyafetlerle okullara gelmeye başladı. Öğretmenler kurul toplantılarında okul müdürlerince “bayan” öğretmenlerin öğrencilerin karşısında önlük giymelerinin uygun olacağı yönündeki söylemler devam ederken Millî Eğitim Bakanlığı’nın 21 Ağustos 2023 tarihli genelgesinde “Öğretmenlerin, meslekî temsil ve öğrencilere rol model olma bakımından önlük giymeyi tercih etmeleri teşvik edilecektir.” ifadesiyle karşılaştık. Bakanlık, hazırlattığı önlükleri, giyip giymeme konusunda bir tercih alanı bırakarak isteyen öğretmenlere dağıttı. 2024 yılında ise gerçekte erkeklerin değil kadınların ne giydiğiyle ilgilendiğini açık eden MEB, Enstitü Sosyal Vakfı ile protokol yaparak sadece kadın öğretmenlerin katılacağı “Etkili Öğretmenlik için Dış Görünüm ve Giyim Kodları” başlıklı bir eğitim düzenledi. 2023’te teşvik edilen önlük giyme, 2026-2027 eğitim öğretim yılı genelgesiyle zorunlu hale getirildi. Genelgede bu zorunluluk “Eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanları görevlerini yerine getirirken öğretmenlik mesleğinin saygınlığını, temsil sorumluluğunu ve öğrencilere örnek olma niteliğini gözetecek; kılık ve kıyafetlerinde mesleğin vakarına, kamu hizmetinin ciddiyetine ve toplumsal hassasiyetlere uygun hareket edecek ve önlük giyecek.” ifadesiyle yer aldı. Ayrıca uygulamanın takip edileceği ve “mevzuata aykırı davranışlara izin verilmeyeceği” söylendi. Bakanlığın ayrıca yayımladığı Öğretmen Önlüğü Standartları Kılavuzu yalnızca “beyaz önlük giyin” demiyor. Kumaşın içeriğinden gramajına, cep sayısından kol tipine, yaka biçiminden beden ölçülerine kadar teknik ayrıntılar belirliyor. Öğretmenin hangi boyda önlük giyeceğini santimetreyle tarif eden bakanlık, eğitim emekçilerinin hangi koşullarda çalıştığı, öğrencilerin hangi koşullarda okula gelebildiği meselesinde aynı hassasiyeti göstermiyor.

Bugün öğretmenlere zorunlu önlük getirilmesi iktidarın nasıl bir okul ve toplum arzuladığını da gösterir. Öğretmenin nasıl görünmesi, nasıl davranması ve kamusal alanda nasıl temsil edilmesi gerektiğine ilişkin bir norm oluşturulmaktadır. Önlüğün işlevi yalnızca bedeni örtmek değil, nasıl görünmenin “uygun” olduğunu da belirlemektir. Öğretmenin kıyafetini “mesleğin vakarına” ve “toplumsal hassasiyetlere” göre düzenleyen anlayış, yarın sokakta nasıl giyinileceği ya da nasıl davranılacağı konusunda da “uygunluk” ölçüleri üretmenin zeminini hazırlar. Bu anlayış, 2025 yılında kamuoyuna yansıyan Türk Ceza Kanunu değişiklik taslağında “hayasızca hareketler” suçunun kapsamının “genel ahlaka aykırı tutum ve davranış” gibi muğlak ifadelerle genişletilmesinde de karşımıza çıktı. Bu girişim yasalaşmasa da, “genel ahlak” gerekçesiyle insanların nasıl giyineceğine ve nasıl davranacağına müdahale edilebileceğini gösterdi.

Her ne kadar önlük kadın ve erkek öğretmenler için zorunlu olsa da kadın öğretmenler söz konusu olduğunda bu uygulamayı beden politikalarından bağımsız düşünemeyiz. Patriyarka açısından kadının bedeni; cinselliğin, doğurganlığın, aile yapısının, namusun, toplumsal ahlakın ve emeğin düzenlenmesinde merkezi bir yere sahiptir. Bu nedenle kadınların bedenleri üzerinde kontrol kurmak, aynı zamanda hayatları üzerinde kontrol kurmaktır. İktidar bu denetimi çoğu zaman “ahlak”, “namus”, “iffet” ve “müstehcenlik” gibi söylemler üzerinden kurar. Kadının ne zaman çalışacağı, nerede çalışacağı, ne kadar çalışacağı, ev içindeki işlerin kime ait olduğu, ev içinde ne kadar ücretsiz emek vereceği, çocuk sahibi olup olmayacağı ve bakım yükünün kimin üzerinde olacağı da bu denetimin parçasıdır. Bu nedenle zorunlu önlük uygulamasını Bülent Arınç’ın “Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak, cazibedar olmayacak, iffetli olacak.”, Ömer İnançer’in “Hamile kadınların sokakta gezmesi terbiyesizliktir.” söyleminden, AKP Genel Başkan Yardımcısı olduğu dönemde Hüseyin Çelik’in bir televizyon sunucusunun kıyafetini “aşırı dekolte” olarak nitelemesinin ardından ilgili sunucunun işine son verilmesinden ayrı düşünemeyiz. Yakın zamanda kadın sanatçıların sahne performansları, dansları ve kostümleri; müzik klipleri ve şarkı sözleri üzerinden yürütülen “teşhircilik”, “müstehcenlik” ve “çocukların ve gençlerin ahlaki gelişiminin olumsuz etkilenmesi” tartışmaları da bu denetimin güncel örneklerinden. Yoksulluk nedeniyle çalışmak zorunda bırakılan, iş cinayetlerinde ölen, şiddet ve istismara maruz kalan çocukların korunmasının aynı ciddiyetle gündem olamayışı, bu çelişkinin ne kadar ağır olduğunu gösteriyor. İşyerinde öğretmenin nasıl görünmesi gerektiğini belirleyen önlükten, sokakta ve sahnede kadınların nasıl görünmesi gerektiğine uzanan çizgide ortak olan şey, “uygun” olanı iktidarın belirlemesi.

Ne giyeceğimize karar verildiğinde, nerelerde bulunabileceğimize, nasıl görünmemiz ve davranmamız gerektiğine, ne kadar görünür olabileceğimize, hangi işlerde çalışmamızın uygun olduğuna, nasıl kadınlar olursak “makbul” kabul edileceğimize, neyin “müstehcen”, neyin “ahlaklı” olduğuna da karar verilir.

Her geçen gün özgürlüklerimizin biraz daha tartışmaya açıldığı, bedenlerimiz ve hayatlarımız üzerinde daha fazla söz söylenmeye çalışıldığı bir dönemde, küçük görünen müdahaleleri önemsiz sayamayız. Çünkü özgürlük bir anda kaybolmaz. Neyin “uygun” olduğuna kimin karar verdiğini sorgulamalıyız. Bugün “mesleğin saygınlığı” denilerek zorunlu hale getirilen kıyafet, yarın başka bir gerekçeyle daha da ayrıntılı hale getirilebilir. Bugün önlük, yarın eteğin boyu, yakanın açıklığı, saç, makyaj, sonra… Küçük görünen müdahaleler normalleştiğinde, sınırları genişletmek çok daha kolay hale gelir. Bazen küçük kurallarla, bir kıyafetle, bir yasakla, bir “uygunluk” ölçüsüyle, bir “toplumsal hassasiyet” gerekçesiyle, bir “senin iyiliğin için” cümlesiyle…

Kıyafet üzerinden toplumsal düzen kurma çabası da ne giyeceğimizi söyleyenlere karşı verdiğimiz mücadelenin tarihi de yeni değil. 19. yüzyılda Amelia Bloomer ve arkadaşlarının kadınların hareketlerini kısıtlayan kıyafetlere karşı mücadelesinden, Suffragettelerin kamusal alandaki görünürlüğüne ve İran’da Mahsa Jina Amini’nin ölümünün ardından yükselen “Jin, Jiyan, Azadî” isyanına kadar kadınlar bedenleri ve kıyafetleri üzerindeki denetime karşı direndi, direniyor.

Kadınlar yürüdü, itiraz etti, kıyafetlerini özgürleştirdi, sokaklara çıktı, çalıştı ve örgütlendi. Dün uygunsuz ve ahlaksız bulunan kıyafetler sıradanlaştı. “Yapamazsınız” denen meslekler işlerimiz oldu. Bugün de ne giyeceğimize, nasıl görüneceğimize ve nasıl yaşayacağımıza karar vermek isteyenlere itiraz edecek, önlüğün bir denetim aracına dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Bedenimiz, emeğimiz ve hayatımız bizim; nasıl yaşayacağımıza, nasıl görüneceğimize ve ne giyeceğimize de biz karar vereceğiz.

 

Kaynaklar

Millî Eğitim Bakanlığı’nın 21 Ağustos 2023 tarihli ve 2023/28 sayılı genelgesi

https://www.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2026_09/6a9a8a4bc08b3655074452_%C3%96%C4%9Fretmen_%C3%96nl%C3%BC%C4%9F%C3%BC_Standartlar%C4%B1_K%C4%B1lavuzu.pdf

2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler Konulu Genelge

 

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.